27 Nisan 2017 Perşembe

Lucescu dün de gündemdi, bugün de, yarın da


Lucescu'nun başarısızlıklarına alışkın değiliz ama Zenit kariyeri başarısızlıkla sonuçlanmak üzere. Eli kulağındadır, kendisiyle devam edilmeyecek. Lucescu bu ülke futbolunun en önemli gündemlerinden biri, 72 yaşında dahi konuşuyoruz kendisini. Galatasaray'la adı yeniden geçmeye başladı, çıkan haberlere göre 3 farklı seçenekle.

Galatasaray ve Beşiktaş'ın 2000'li yıllardaki kırılma noktasıdır Lucescu. Bu iki kulüp 2000'li yıllarda büyük hanedanlıklar olabilirdi ama onlar Lucescu'yla devam etmemeyi tercih ettiler. Biz Galatasaray açısından bakalım, 2001-2002 şampiyonluğu başlı başına konuşulur mesela. Hagi, Popescu, Jardel, Taffarel, Ümit Davala, Emre Belözoğlu, Okan Buruk, Fatih Akyel gibi çok önemli isimler takımdan ayrılan ve maddi sıkıntı yaşanan bir sezonda Galatasaray'ın marka değerini yukarıda tuttu bu adam. Şampiyonlar Ligi dönemini hatırlayın, bir daha o başarıyı yakalamamız çok uzun yıllar sürdü.

O hanedanlığı Shakhtar kurdu işte, Ukrayna futbolu çağ atladı bir noktada. Lucescu az parayla da büyük işler yaptı, büyük paraları da mükemmel kullandı. Shakhtar'dan birçok isim çıktı, bugün Avrupa'nın en önemli kulüplerinde oynayan. İyi harcadılar, yalan yok ama çok da büyük kazandılar ve Galatasaray'ın veya Beşiktaş'ın da 2000'li yıllarda yapabileceği bir işti bu, fırsat teptiler. Lucescu gibi teknik adamlar kolay bulunmaz, böyle fırsatlar başa gelmezdi. 

Tabii 2000'li yıllar üzerine konuştum, bir gerçek var ki Lucescu bugün 72 yaşında. Bazı heyecanların bitmesi doğal, teknik direktörlük melekeleri de azalabilir. Zenit'de büyük hayal kırıklığı oldu işte, Beklentiyle gittiğine eminim, önemli bir para kazanıyor çünkü. Shakhtar da onu bırakmamak için elinden geleni yapmıştı, Prandelli öncesi Galatasaray'a bu yüzden gelememişti. Mancini'yi bu uğurda gönderdik, Lucescu'yu cepte görerek.

Bugün de Lucescu gündeme gelecek, yüksek ihtimal yarın da konuşulacak. Ta ki bu işlerden elimi ayağımı çekiyorum diyene kadar. Yaz dönemi de mutlaka Lucescu'ya gidilecek, eminim. Lucescu'nun Türkiye'deki ortamdan hoşnut olmadığını biliyorum, sürekli yönetimlerin değişmesinden. İstikrar adamı olduğunu biliyoruz, Shakhtar'da yıllar geçirdi, bıraksak Galatasaray veya Beşiktaş'ta da geçirirdi. Galatasaray ve Beşiktaş'ta yönetim değişti, gitti, hatırlarsınız. Ama yaş 72 oldu, uzun vadeli bir plan yapma ihtimali kalmadı. Ne düşünüyor bilmiyorum, teknik direktörlüğe devam edecek mi emin değilim.

Galatasaray'ın Kalli harekatını hatırlarsınız, yaşla alakalı olmaz demiyorum bu yüzden. Ama Lucescu ile ilgili 2-3 sezon önce şöyle bir proje konuşuluyordu, hatta Trabzonspor'la da bu konuda anlaşmıştı. Kendisi 1 sezon teknik direktörlük yapacak, oğlu Razvan da 1 sezon yardımcılığını yaptıktan sonra teknik direktörlüğe geçecek, Lucescu da onun başına. Yine aynı şey konuşulabilir, Galatasaray özelinde bahsedilen planlar sadece teknik direktörlük için değil. Lucescu'nun ceo veya sportif direktör olması da düşünülüyor, yani futbolu yönetmesi. Bu güzel olabilirdi mesela, Tudor için de büyük avantaj olurdu ama yine oğlunu mu ister mesela? Ya da Hagi gündem olur mu, bilemiyorum. Lucescu bunları kabul eder mi, yine de çok zannetmiyorum..

26 Nisan 2017 Çarşamba

Şu an Tudor'un en büyük sorunu; çelişki


Çelişki sevmiyorum, Tudor'un en kötü yanı bu çelişkiler. Taktikle çok fazla oynamasında değilim, bu taktik esnekliği de beğendiğimi söylemiştim. Taktik noktada esnek bir teknik direktörümüz uzun zamandır olmamıştı, belki de Tudor'u en çok desteklediğim nokta buydu. Çelişki dediğim olay futbolcu seçimlerinden kaynaklı, kullanmak istemediği belli olan bir futbolcuyu en kritik anda sahaya sürebilmesi ve kendi inandığı doğrulardan verdiği ödün.

Riekerink dönemine dönelim, kendi inandığı doğrular üzerine başlamıştı o sezon. Kadro dışı kalan isimler bir yana, Linnes ve Sinan Gümüş bu takımın 11'indeydi. Taraftarın beklenti sahibi olduğu ikili, Riekerink de bu isimlerin üzerine düşerek başladı ama sadece 2 maç sürdü bu. Linnes ve Sinan Gümüş yeterliydi, yetersizdi mevzusu değil anlatmak istediğim, kendi doğrusundan bu kadar çabuk vazgeçmesi. Sezon içinde Yasin Öztekin'in 2 kere kadro dışı kalmadı ve geri dönmesi (bence kadro dışı kalması haksızdı), Chedjou'dan vazgeçmek, sonra kurtarıcı misali ona sarılmak. Çok fazla çelişki var ve bu çelişkileri de Riekerink'in talimatla iş yapmasına bağlamıştım.

En çok eleştirdiğim konu da bu, Galatasaray teknik direktörlüğü uğruna bir insan kendi inandığı doğrulardan bu kadar kolay vazgeçmemeli. Riekerink için kendisinin bile hayal etmeyeceği bir yerdi burası ama bazı kişilerin güdümüne girdi ve geriye kendisinden bir şey kalmadı. Fenerbahçe maçının 11'ine ve saha dizilimine baktığımda da bu kadroyu Tudor kurdu diyemem. Bu adamın konuşmalarını seviyor ve paylaşıyorduk, taktik esneklik / adalet gibi kavramlar da beni heyecanlandırıyordu. Fenerbahçe karşısında ise bu kavramlardan eser yoktu, beklediğimden daha iyi oynamamıza rağmen.

Tudor da eğer bu yola girdiyse işi zor, yeni sezonu zor görür. Bu yola girenlerin kaderi aynıdır çünkü ve Tudor için de şu aşamada zirve noktası Galatasaray. Potansiyeli olan bir teknik direktör, efsane bir futbolculuk kariyeri var, herkesin tanıdığı bir isim, ileride daha önemli noktalara da gelebilir ama şu aşamada bir hayal kırıklığı yaşamak istemez. Kendi inandığı doğrularla devam etmeli, adaletli davranmalı ve burada kalmak uğruna benliğini kaybetmemeli.

Adalet kavramını birçok futbolcuyla örneklendirmek mümkün ama konuşulacak isim Sneijder olacak, tepede o var. 2 senedir yokları oynayan, kendine bakmayan bir Sneijder. Zaten atletik bir futbolcu hiç olmadı, atletik değilseniz çalışmak zorundasınız ama buraya Sneijder'in dünü ve bugünü üzerine fotoğraflar koysam demek istediğimi anlarsınız. Sneijder'i kimse tartışamaz, çok büyük futbolcu ve Galatasaray'a da büyük başarılar kazandırdı ama artık olmadığını da tartışmamak lazım. İyi niyeti ve oynamak istediğinden şüphem yok ama yürümüyor işte, şut dahi atamayacak durumda. Oysa Sneijder dediğimizde en önemli 2-3 özelliğinden biriydi şut, bunu ondan aldığımızda geriye ne kalıyor?

Fenerbahçe maçında da olmadı, önünde 2 haftalık bir hazırlık süresi olmasına rağmen. Tudor'un Sneijder'i kenara alması bu noktada doğruydu ama Fenerbahçe maçında 11 başlatması kendisiyle çelişki. Trabzonspor maçında da olmuştu bu, yine olmamıştı, olacağını da düşünmüyorum. Josue'yi beğenin ya da beğenmeyin ama formayı o pozisyonda hak eden isim oydu, daha hareketli ve daha mücadeleci yapısıyla.

Sneijder'in asist rakamlarını övmüştüm blogda, hatırlarsınız. Alanyaspor ve Akhisar Belediyesi maçlarının olduğu dönemde de Galatasaray'daki en iyi asist etkinliğine ulaşacak diye bekliyordum ama asistlerin içeriğini açmak lazım. Dün de yazdım, Galatasaray'ın Beşiktaş, Başakşehir, Fenerbahçe ve Trabzonspor maçlarındaki etkinliğini. 1 puanımız var sadece, atabildiğimiz de 3 gol. Eskiden Sneijder büyük maçları kazandırırdı, şimdi nerede? 

İşin özü şu, Sneijder üzerinden yeni sezonu kurgulayamazsınız. Bu saatten sonra düzeleceğini pek sanmıyorum. Kendine bakmaması da bunda en büyük etken. Tudor'un da en büyük handikapı oldu bu çelişki, belli ki Sneijder oynayacak ve sahadan çıkmayacak gibi bir talimat alınmış, o da buna uydu. Chedjou konusu da bir çelişkiydi mesela, Başakşehir maçında oynaması. Ya da bazı isimlerin bu hafta 11, ertesi hafta 18'de bile olmaması. Sabri Sarıoğlu Fenerbahçe karşısında iyi bir maç çıkardı mesela ama Tudor'un ona dönmesi de çelişki değil mi?

Vefa kültürü


Dortmund'un futbol kültürü üzerine çok şey yazılır, kusursuz bir kültür bu. Taraftarından, kulübün kendileri için önemli işler yapmış futbolcularına bakış açısına kadar. Vefa kültürü diyelim aslında. Tercihleri futbolculara bırakıyorlar ve o futbolcular ne isterse öyle oluyor. Subotic, Grosskreutz ve Kuba gibi örnekleri gördük, son örneği de Nuri Şahin. Son yıllarda Nuri Şahin'le alakalı konuştuğumuz tek şey sakatlık, geçtiğimiz günlerde yine sakatlandı ve yüksek oranda sezonu kapattı. Tam da geri döndü dediğimiz zamanlar, Baros'da yaşadıklarımızdan yola çıkın. Fazla forma şansı da bulamıyordu, doğal olarak hakkında transfer söylentileri çıktı. Ben de yazdım, Galatasaray'a olur mu, olsa nasıl olur gibisinden ama Bundesliga'da kalması gerektiğini belirtiyordum. Sakatlık sorunu olay ve Nuri Şahin'in duygusallığı. Futbolunu ve karakterini çok beğenirim, böyle bir karakter mutlaka önemli artılar sağlar ama Tolga Ciğerci gamsızlığı ister Türkiye, çok yıpranırdı burada. Tabii bunlara gerek kalmadı, Dortmund Nuri Şahin'in sözleşmesini uzattı. Demek ki takım içinde katkısını sadece saha içi ile sınırlı değil, çok daha büyük bir etkisi var. Altyapısından yetiştiği bir kulüp ve bu takımın kaptanlarından biri. Gelecek sezon Ömer Toprak geliyor, Emre Mor takımda derken Dortmund'u daha yakından takip etmek adına önemli sebepler var. Büyük bir vefa kültürüdür bu ama, Nuri Şahin'le yola devam edileceğini düşünmüyordum ama belli ki futbolu burada bırakacak. Umarım bu sefer sakatlık illetinden kurtulur, müthiş dönmüştü, Monaco maçlarında onu izlemek büyük keyifti..

25 Nisan 2017 Salı

2010-2011 sezonunda 8. olan Galatasaray çok daha karakterli bir takımdı


2010 - 2011 sezonunda 8. olan bir Galatasaray vardı. O takımın günün Galatasaray'ından daha karakterli olduğunu düşünüyorum. TT Arena'da Fenerbahçe'ye 2-1 kaybettiğimiz maçı hatırlayın, derbiyi yaşıyorduk değil mi? Tüm sonuçlardan, o an içinde bulunduğumuz konumdan bağımsız. Peki bugün, 1-0 kaybettiğimiz Fenerbahçe maçını düşünün, maç öncesi ve sonrasını. Kim ne kadar bu maça odaklandı, ne kadar isyan etti, ne kadar şu mağlubiyeti kafasına taktı?

Galatasaray tarihinde eşi benzeri var mı bilmiyorum ama acı tabloya bakar mısınız;

İlk 5 sıradaki takımlara karşı;
Maç: 8
Galibiyet : 0 Beraberlik : 1 Mağlubiyet: 7 
Atılan gol : 3 Yenilen gol: 15

Bu 5 takım da Beiktaş, Başakşehir, Fenerbahçe ve Trabzonspor. Bu 4 takıma da TT Arena'da kaybettik, tek beraberlik ise Beşiktaş deplasmanında. -12 averaj yapmışız şu maçlarda ve hala ligin 4. sırasında yer alabilmek gerçekten büyük iş. Gerçi o da kesin değil, Trabzonspor'un altına düşmek hiç de sürpriz olmayacak.

Diyordum ya tüm finalleri kaybettik diye, bu tablonun üzerineydi. Daha içeride oynadığımız Kayserispor maçı da var, bu sezon galibiyet hedefi koyulan hiçbir maçı kazanamadık. TT Arena'nın iç saha avantajı olduğu günlerin dışına çıktık. Bu tablonun başka bir örneği var mı bilmiyorum ama bu Galatasaray'ın bir karakteri yok. 2 senedir derbi galibiyeti alamadık,

Dursun Özbek yönetimi göreve geldiğinden bu yana Galatasaray'ın içine düştüğü haldir işte bu. Marka değeriyle övünürüz ya, Galatasaray'ın bence paha biçilemez hazinesidir, kendisini diğer Türk takımlarından ayıran. Eriyor işte o değer, sıradanlaşıyor Galatasaray. Elbette bugünler de geçecektir ama bu yönetim göreve devam ettiği sürece acı faturayı tatmaya devam edeceğiz..

Vlogger #4; Selçuk İnan'ın "regista" ihtimali

Vlogger'ın 3.5'uncu bölümü demek lazım, 3. kısımda cevaplayamadığım bazı sorular vardı, şimdi o sorulara bakalım. Yeni soru alımı yapmadım ama dileyen yorum kısmına soru bırakabilir. https://twitter.com/emirclio 'a teşekkür ediyorum, o gün çok ilgi gösterdi ve güzel soruları var. Ben de derbi gündemi içinde o soruları eritmek istemedim, şimdi cevaplıyorum. Gecikme için de kendisinden özür dilerim..


Pirlo futbol ömrünü uzatabilmek için Juventus'ta daha farklı bir mevkiye geçti. Sence bu hamleye ihtiyacı olan bir futbolcu var mı bizde?

Şöyle bir örnek vereyim ben de. Lorik Cana Lazio'ya giderken ön libero oynuyordu, Lazio'da ise daha çok stoper oynamaya başlamıştı ve uzun bir Lazio kariyeri oldu. Bir futbolcu oynadığı pozisyonda temposunu kaybetmeye başladığında böyle bir pozisyon değişimi geçirebilir. Ama o değiştirdiği pozisyonu da oynayabilme gibi bir özelliği olmalı. Melo da keşke stopere geçebilseydi derim ya hep, bugün Avrupa'nın önemli bir takımında hala devam etmekteydi. Hakan Balta sol bekten stopere geçtiğinde kariyerini uzatmıştı. Pirlo örneğin de doğru, daha ofansif bir orta sahaydı ama "regista" diye tabir ettiğimiz pozisyona geçti ve Xabi Alonso rolünde oynamaya başlamıştı. İhtiyacı olan futbolcuyu sormuşsun, Selçuk İnan derim. Hamza Hamzaoğlu zamanı da yazıyordum, 8 numarada temposunu kaybetmeye başladı çünkü. Pirlo misali "regista" olabilse ve 4-3-3 gibi bir düzen içinde en gerideki orta saha olsa bence o da kariyerini uzatacak. Biraz ütopya ama 3'lü savunma diziliminin ortasında oynayabileceğini söyleyen dahi var.

Forvet arkası mevkisinin demode kaldığını söylüyorlar, senin görüşün?

Demode değil aslında, eski tip 10 numaraların çok değeri kalmadı sanki. Oyun aklıyla ayakta kalan, tempodan uzak ama yetenekleri ile fark yaratan 10 numaraları pek göremiyoruz. Tercih genelde daha tempolu futbolcular, daha hareketli. Sneijder'i de bu yüzden eleştiriyorlar, temposu düştü çünkü, hareketsiz ve çok statik kalmaya başladı. Josue ise o pozisyonda daha hareketli, ön alan baskısı dahi yapabiliyor ve Tudor'un tercihi bu yüzdendi. Şu da bir görüş ama, o tarz 10 numaralar günümüzde pek kalmadı ki. Olsa onların üzerine sistemler türetilebilir ama o tarzda futbolcular da pek yok. Bana sorarsan ben de sıkıldım 4-2-3-1 gibi 10 numaraya bağlı dizilimlerden.

Günümüzde Zidane gibi iş bitiren forvet arkası mı makbul yoksa Iniesta gibi oyunun iki yönünü oynayabilen futbolcular mı?

Aslında her ikisi de. Zidane gibi bir futbolcu yok, olsa eğer mutlaka böyle bir futbolcu da makbul olacaktı. Ama tarz olarak o örneği verdiğini biliyorum. Sistemler kişilere göre değişir, oyuncu profili burada önemli nokta. 2. bir Iniesta da yok mesela ya da Barcelona'nın Xavi'nin yerini de doldurabildiğine inanmıyorum, o boşluk duruyor. Nasıl oynadığına göre değişir bu ama her iki futbolcu tarzında isimler de geçerli olur.


Her gelen teknik direktör altyapının yetersiz olduğunu ve yenilenmenin şart olduğunu söyleyip hamleler yapıyor, gerçek sorun nerede?

Gerçek sorun olmayan futbol aklında, o futbol aklı olmadığı için teknik direktörler değişiyor zaten. 2 yılda 5. teknik direktörü gördük, iş altyapıyı düzenlemeye gelmiyor ki. Bir istikrarınız olur, teknik direktörünüz ile uzun yıllar devam edersiniz ve altyapı gibi konulara daha çok odaklanabilirsiniz. Ama Galatasaray'ın üst yapısı öyle sorunlu ki alt taraf kimsenin aklına gelmiyor. Altyapı ayrıca bir kültür işidir, bu kültürü yakalamak lazım ama bu yönde çaba yok. Riekerink işte, altyapı için geldi ve 1 ay içinde kendisini Galatasaray teknik direktörü olarak buldu. Böyle bir ortamda altyapı için nasıl bir hamle bekleyebiliriz ki?

Altyapı hakkında bilginiz varsa şu meşhur 2000 sonrası nesilden bizi heyecanlandıracak bir kaç isim söyleyebilir misiniz?

Bu konu üzerine çok fazla ahkam kesemem maalesef ama şöyle bir öneri sunabilirim. Gökay Akpınar (https://twitter.com/gokayakpinar) 'ı takip etmenizi öneririm, Galatasaray altyapısı ile yaşayan bir isim kendisi ve hak ettiği değeri maalesef alamıyor. Bu sorunun cevabı kendisinde, daha detaylı bir bilgi verir. Ya da rica ederiz ve blogda bir altyapıyla alakalı yazı yazarız..

24 Nisan 2017 Pazartesi

Tolga Ciğerci ön yargısı ya da algısı mı diyelim


Meşhur "günah keçisi" Tolga Ciğerci. Ne olursa olsun, ihale bir şekilde kendisine kalıyor. En azından ilk sıraya onun ismi yazılıyor. Dün oynanan Fenerbahçe maçından sonra bile Tolga Ciğerci aleyhine yorum yapan var, ben anlayamıyorum. İlk akla gelen isim neden Tolga Ciğerci, kazandığı ücretten yola çıkılıyor da Tolga Ciğerci öncesinde konuşulması gereken isimler yok mu? Üstelik Fenerbahçe karşısında da sahanın en iyisiyken, bu çok büyük bir ön yargı.

Kendisiyle alakalı düşüncemi sık sık dile getiriyorum ama yine yazayım. Ne kazandığından bağımsız bu yazacaklarım, çünkü maaş dengesizliği başka bir konu. Sadece Tolga Ciğerci de değil, anlamsız şekilde fazla kazanan birçok futbolcu var ve bunu düzeltmek yerine daha da körüklüyoruz. Bu yaz dönemi hamleleri mesela, Serdar Aziz ve Eren Derdiyok'u da dahil ederek. Fix 2 milyon avro'dan kapılar açıldı, tablo bu. Ama konuşulan isim nedense Tolga Ciğerci, ben en son onun konuşulması gerektiğini düşünüyorum.

Transferini istemiştim, beğendiğim bir futbolcuydu çünkü. Orta sahada tempo sıkıntımız vardı, 6-8 arası oynayacak bir isme ihtiyaç vardı ki Tolga Ciğerci o profilde bir adam. Sezona da iyi başladı, ilk haftalar onu konuşuyorduk. Sonra sakatlık dönemi oldu, dönüşü ise gecikti. Sakatlık konusu demişken, geçmişinde sık yaşadığı bir durum, zaten o sakatlıklar Tolga Ciğerci'nin daha da yükselmesine engel olan olay. Potansiyeli çok daha yüksekti ama sakatlıklardan kaynaklı yaşadığı sorunlar oldu ve Galatasaray'a transferi onun adına zirve noktası.

Sakatlıktan kötü döndüğü doğrudur, kendini bulması zaman aldı ama toparladığını düşünüyorum. Fenerbahçe karşısında sahanın en iyisiydi mesela, orta sahayı tek başına süpürdü. Beklenti ne ki, hücumda inanılmaz işler yapmasını mı bekliyoruz yoksa Selçuk İnan'ın arkasını toplamasını mı? Yine de kaçmıyor, kimsenin almadığı sorumluluğu alıyor hücumda. Yapamadığı noktada da eleştiriliyor ama denemekten kaçınmıyor, ben bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Topla çıkışları olan, şut özelliği iyi bir orta sahaydı ama Galatasaray'da bunu henüz gösteremedi. Özellikle şut ve kilit pas noktasında ama rakip 18'i içinde etkisi var, özellikle ön alan baskısıyla.

Mevcut kadro üzerinden konuşayım, orta sahaya yazılacak ilk isim yine o. Özellikle Tudor'un düzeninde, çünkü başka tempo yapacak, orta sahayı hareketlendirecek bir isim yok. Nigel De Jong olmadı, Selçuk İnan'ı eleştiriyoruz, Josue o pozisyonda büyük maçlarda eziliyor derken alternatif kalmadı, Tolga Ciğerci oynamak zorunda. Başakşehir maçında oynamaması hataydı, Fenerbahçe karşısında gösterdiği etkiyi de görünce. Yeni sezonda çok daha iyisini yapacağını söyleyebilirim, geçirmesi gereken bir kamp dönemi var. Özellikle Tudor kalırsa çok daha iyisi olacak, Tolga Ciğerci tam onun kalemi bir isim..

Lukas Podolski; "Önce istikrar ve huzur olmalı. 2 senede 5 hoca değişince olmuyor"


Sadece düne değil, genele yönelik bir özettir bu. Hamza Hamzaoğlu, Mustafa Denizli, Orhan Atik'li maçlar, Riekerink ve Igor Tudor, Galatasaray'ın son 2 sezonu işte. Neyin istikrarından bahsediyoruz ki, böyle mi düzeni oturtacak Galatasaray. Her biri içinde farklı bir düzeni barındırıyor, iş sadece teknik direktörü değiştirmekle bitmiyor yani. Yeni hoca yeni transfer, farklı oyun tarzları demek, futbolcu grubunun buna ayak uydurmasını bekliyoruz işte. Kötü olan gider, o ayrı nokta ama burada şu sorulur, neden bu teknik direktör tercihleri? Kötü yönetiliyor Galatasaray, olmayan ama var gibi gösterilen bir futbol aklı var ve netice bu. Gün itibariyle de Tudor'un gidebileceğini tartışıyoruz, yüksek ihtimalle yaz dönemi yeni bir teknik adamı konuşmaya başlarız. Kolay değil bu işler, tazminat öde ve hocayı kov, yeni gelen hocayla sözleşme derken fakirleşiyor işte Galatasaray, paralar böyle sokağa dökülüyor. Ben açık yazayım, Tudor'un yeni sezonda da devam etmesi gerektiğini düşünüyorum, bu yönetimin Tudor'dan daha iyisini getirebileceğini düşünmediğim için. Bekleyelim, sabredelim, birçok hatasına rağmen Tudor benim için hala potansiyeli olan bir teknik adam. Kızdığım nokta Riekerink gibi talimatla iş yapması, en azından benim gördüğüm bu. Kendi inandığı düzenden vazgeçti işte, bu durumda Tudor'dan geriye ne kalacak? Podolski haklı, istikrar ve huzur lazım, istikrar ortamı da artık birine inanmaktan ve ona sabretmekten geçiyor. Galatasaray kötü yönetiliyor, bu yönetim devam ettiği sürece de Mourinho gelse başarılı olma ihtimali az, onu da biliyorum. Hal böyle olunca Tudor'la devam edilmesini istiyorum. Takımı tanıdığını farz ediyorum, kendi takımını kursun, yaz dönemi kendi temposunu aşılasın bu takıma ve bir de öyle izleyelim..

23 Nisan 2017 Pazar

Galatasaray 0-1 Fenerbahçe, Riekerink'in yolu değil mi bu


Beklediğimden daha iyi oynadık, en başta bunu yazayım. Elbette yeterli değil bu oyun, yetmediği için Riekerink gitmedi mi? Yüzde 60 - 70 aralığında topa sahip, ligin en çok şut atan, pas yapan takımı olmanın anlamı hücumda yarattığın organizasyon kadar var. Riekerink'in oyunu buydu işte, Tudor da aynı oyun mantığıyla Fenerbahçe karşısına çıktı. Beklediğimden de iyiydi ama yetmedi, hücumda organizasyon sorunluydu. Belki pozisyon vermedin ama Fenerbahçe sonuca gitti işte, sen gidemedin. Hatalı değişikliklerle de Fenerbahçe'yi üzerine çektin, Riekerink dönemi konuştuğumuz şeyler işte. 

Riekerink için talimatla iş yapıyor derdim, şu 11'i görünce Tudor adına da mı aynı yorumu yapayım. Görüntü o ama, belli ki Sneijder ve Podolski oynayacak gibisinden bir şeyler gelmiş. Sabri Sarıoğlu geçen maç 18'de yok ve bugün sahada, geçen hafta Chedjou haftalar sonra sahada ama bugün 18'de yok, Sneijder 11'de, 3-4-2-1 / 4-4-2 derken bugün yeniden 4-2-3-1 ve bu çelişkilerin sayısı artmaya başladı. Riekerink bu yolda gitti, Tudor da maalesef o yola girdi. Ona uygun bir kadro yok, temposuna cevap verebilen ve yeni sezonda kendi kuracağı, yükleme yapacağı takımla da görmek isterdim ama tüm krediyi yedi neredeyse. Tudor adına final diyordum Fenerbahçe maçı, maalesef o finali kaybetti.

Sahte 9 Podolski'li düzeni sevmiyorum, çift forvet oynadığında o oyunu değerli. Rakip ceza sahası içinde topla buluşturacağımız bir isim kalmıyor çünkü. Orta sahada pas isteyen ve sadece şut kovalayan bir Podolski var ki rakip savunma üzerinde bir baskı yaratmıyor bu. Sneijder de formsuz, şut atmaya gücü kalmamış, çok fazla pas hatası yapıyor ve Galatasaray yarı sahasına kadar çok geliyor. Haliyle bu durumda yine bireysel silahlara bakıyorsunuz, geçmiş haftalarda Bruma'dan bir şeyler beklediğimiz gibi. Onu da Şener Özbayraklı iyi durdurdu bugün, Bruma oyundan çıktığında ise hücuma çıkar oldu, golün de asistini yaptı. Bruma iyi değildi ama çıkmaması gerekiyordu, Tudor adına yanlışlardan biri.

Tolga Ciğerci'nin temposu Galatasaray adına değerliydi, tek başına orta sahayı süpürdü. Selçuk İnan'ı da etkin görmedim, yanında Tolga Ciğerci gibi defansif aksiyonu iyi yapan, arkayı süpüren bir isim olmasına rağmen yeterli sorumluluğu almadı. Selçuk İnan, Sneijder ve Podolski ekseninde organize olamadık işte. Eren Derdiyok'u geç düşündük, o sahada yokken kenar ortası denedik ama rakip yarı sahada hiçbir futbolcumuz yok. Eren Derdiyok oyuna girdiğinde ise kenar ortalarını bıraktık, çünkü o ortayı yapacak kanat oyuncumuz kalmadı.

En büyük hata ise 89'da Tolga Ciğerci / Josue değişikliğini yapmak. Ne düşündü Tudor bilmiyorum ama risk almak bu değil, Josue'nin o dakikada hücum noktasında sana verebileceği bir şey yok ki savunmada düştün işte. Josue ile Selçuk İnan veya Sneijder'i değiştirebilirdin, o da daha erken dakikalarda. Biraz daha hareketlilik, tempo anlamına gelirdi bu ama sen Tolga Ciğerci ile değişliği yaparsan Josef De Souza o kafayı vurur işte. Çünkü kimse kendisini kovalamaz, çok rahat girer o pozisyona. Eminim, Tolga Ciğerci sahada olsa bu golü yemezdik.

Beklediğimden iyiydik dememin nedeni ise savunmada çok fazla hata yapmamak. Tek hata son dakikada gol oldu ama sadece 2 isabetli şutu var Fenerbahçe'nin, Çok zorlamadılar, hücumda etkili olamadılar ama Galatasaray savunması beklediğimden sağlam durdu. Fenerbahçe'nin rahat çıkamamasında da Tolga Ciğerci'nin etkisi önemliydi. Çok fazla ondan bahsettim ama bahsedilmesi gerekiyor, çünkü abartılı eleştirildi. Geçen haftalarda da bunu yazdım, yine arkasındayım. Şu düzende orta sahanın ilk alternatifidir.

Nihayetinde kaybettiğimiz bir büyük maç daha. Geçen hafta Şampiyonlar Ligi diyorduk, gün itibariyle 5. Trabzonspor'la fark 2. Maalesef Tudor da benliğinden vazgeçmiş görünüyor ve yeni sezonu da görebileceğinden pek emin değilim. Potansiyeline inansam bile çok fazla kredi yedi, yönetimin düşüncesi mutlaka farklı olacak. Ama bugün kaybetmeyi hak etmedi, orası kesin. Hücumda plansızlık, organize olamamak en büyük meseleydi. Yasin Öztekin'i savunma arkasına sarkıtabilmek tek amaçtı sanki ya da Sneijder ve Podolski'yle şut atmak. Başka bir plan veya alternatif göremedim. Hal böyle olduğunda da bir Fenerbahçe derbi klasiği yaşandı..

22 Nisan 2017 Cumartesi

Porto'da 40 maçta 10 asist, Galatasaray'da 60 maçta 4 asist


Telles'i takip ediyorsunuz değil mi, şu sıralarda Porto'da değerini ikiye katlamakla meşgul. Galatasaray'a imza attığı gün hayal ettiğimiz her şeyi Porto'da gerçekleştiriyor, o bahsedilen potansiyelini nihayetinde göstermeyi başardı. Porto'da bu sezon 40 maça çıktı, 7'si Şampiyonlar Ligi olmak üzere ve 10 asisti var, 2'si Şampiyonlar Ligi'nde. Galatasaray'da ise 1.5 sezonda 60 maç oynadı, 4 asisti var. 

Galatasaray kötü yönetiliyor, bu kötü yönetimin resimlerinden biri de Telles işte. Son gün Inter'e kiralanması gibi, oysa Telles Galatasaray'la devam etmek ve Şampiyonlar Ligi'nde devam etmek isterken. Inter'de iyi bir dönem geçirmemesine rağmen piyasa oluşturdu, Porto'dan teklif aldı ve Galatasaray onunla devam etmek isterken bu sefer Telles kabul etmedi. Inter'e kiralanması hataydı, hele ki son gün olması itibariyle. Porto'ya satış şartları da diğer hata, böyle bir isim için sonraki satıştan pay almak yerine, kâr'ın yüzde 10'una ortak olarak.

Porto beklerinden hücum istiyor, Telles de buna müthiş cevap verdi. Galatasaray'a da hücum beki potansiyeliyle gelmişti ve iyi de başlamıştı ama yayamadı o görüntüyü. Savunma noktasında biraz daha gelişim göstermeye çalıştı, Hamza Hamzaoğlu döneminde Telles, Yasin Öztekin ve Sneijder hattıyla sol tarafı iyi kullandık ama Telles'i tam anlamıyla kullanabilen bir hocamız olmadı. Porto'da ise beklentiye cevap verdi ve Layun gibi bir isme rağmen sol bekte formayı aldı, yükseldi. 

Beklenti haliyle şu, Porto'nun Telles'den önemli bir rakam kazanacağını düşünüyorum. Galatasaray da 6.1'e aldığımız Telles'i 6.5'a sattık der, araya Inter'e kiralama bedelini falan da ekler. Kötü futbolcudan zarar etmiyorsunuz üzerine yazılar da yazmıştım, Telles oraya da örnek, Bruma da aynı şekilde. Olayın özeti budur, Galatasaray'ın ne kadar kötü yönetildiği üzerine bir örnek daha..

Lucas Leiva & Galatasaray, yeni sezon için anlaştığımız söyleniyor


Leiva'yı "bedelsiz ihtimal" konusunda yazmıştım ama bir güncelleme gerekiyor. Riekerink dönemi yazılan bir yazıydı ve bugün çok başka bir ortam var. Tudor'un da geleceği belli değil gerçi, yeni sezon için ne olur bilemiyorum ama Galatasaray'ın sezon sonunda sözleşmesi biten futbolcular üzerine bir planı olduğu açık. Khacheridi de bu yolla gündeme giren bir isim, Leiva da öyle. Sıkıntı şu, 2 senedir bu piyasa resmen bir madendi, kullanılmadı. Bu sezon ise yelpaze o kadar geniş değil ama Galatasaray'ın bu piyasaya girmek yeni aklına geldi. Bunlar hep futbol aklı işte, Galatasaray yıllardır böyle yönetiliyor.

Biz yine Tudor'un yeni sezonda da devam edeceği üzerinden yorum yapalım. Taktiksel esneklik diyoruz ve Tudor'un kafasındaki asıl şablon 3'lü savunma üzerine. Gün itibariyle 3'lü ısrarından vazgeçmiş gibi duruyor (bence büyük hata) ama yeni sezonda 3'lüye döneceğiz diye düşünüyorum. Leiva'yı da defansif orta saha olarak tanıdık, 6-8 arası bir futbolcu. 8 numara oynayacak kadar top tekniği yüksek, 6 oynayacak kadar ise kesici özelliği var. Bir dönemin Premier Lig'de en çok top çalan futbolcusuydu, şimdi o dönemin biraz daha uzağında olsa bile.

3'lü savunma vurgun ise şundan, Leiva'nın stoper oynama ihtimali de doğar böylelikle. Liverpool'da da Klopp onu sık sık stoperde kullanıyor. Bu tarz futbolcuların 30'undan sonra stopere geçmeleri de kariyerlerini uzatmaları anlamını taşıyor zaten. Çünkü tempoları azalıyor, bu açığı da stopere geçerek telafi ediyorlar. Felipe Melo örneğini hep bu yüzden veririm, eğer kafasında stoper oynayabilirim düşüncesi olsa bugün hala Avrupa'da önemli bir takımda kariyerine devam etmekteydi. Ama o kafa Melo'da hiç olmadı, çünkü stoperde kendisini özgür hissetmiyor.

Nigel De Jong'la kıyaslayacağız tabii, onun yerine gelecek çünkü. Nigel De Jong hem temposunu hem de sertliğini kaybetmiş bir isim ki o sertliği kendisinden aldığımızda geriye bir şey kalmıyor. Leiva 30 yaşında, 2-3 sezon daha maksimum noktada fayda verebileceğini düşünüyorum. Leiva daha çok tekniğiyle ayakta kalan bir isim, iyi kesici, aynı zamanda da pasör. Çok atletik bir isim değil belki ama futbol aklı üst noktada. 6, 8 veya stoperde kullanabileceğiniz de bir joker. Lider bir futbolcu ayrıca, diyoruz ya bu takımın saha içinde bir lideri, kaptanı yok diye. Leiva bu sorumluluğu da alabilecek bir futbolcu, Liverpool'da çok uzun yıllari geride bıraktı ve bu özelliğiyle de öne çıktı.

Geçmiş yıllarda sakatlıkla alakalı sorunlar yaşamış bir isim, bu sezon ise biraz daha istikrarlı görünüyor. Liverpool'un ilk tercihi olmaktan uzaklaştı ama Klopp'un da her zaman takımında görmek istediği bir futbolcu. Geçen sezon bırakmadı işte, yoksa çok iyi bir transfer olacaktı. Sezon sonunda sözleşmesi bitiyor, belki yine takımda tutmak isteyecek ama Leiva'nın sürekli oynama gibi bir isteği var. Ayrılmayı kafasına bir süredir koymuştu ama hocaları bir türlü bırakmadı. Galatasaray'ın da yeni sezon için Leiva'yla anlaştığı söyleniyor, bekleyelim bakalım..

Leiva'yla alakalı "bedelsiz ihtimal" konusunda yazdığım yazıyı okumak isteyenler için de linki buraya bırakayım;

5li #11; Galatasaray'ın "geliştirici kulüp" denemeleri

Geliştirici kulüp kavramını biraz daha açalım. Büyük kulüplerde çok fazla şans bulamayan ama potansiyel barındıran futbolcuların çeşitli takımlara kiralanması ve gelişimlerinin sağlanmasına çalışması. Günümüzde Türkiye için en iyi örnek Beşiktaş işte, Talisca ve Aboubakar gibi örneklerle. Bu güveni vermek mühim, cazibe merkezine gelmeniz. Maliyet anlamında sizi öyle rahatlatan bir olay, düşük maliyetlere böyle isimleri kiralamak ve bir noktada kazan / kazan olayının içinde olmak. Beşiktaş'ın bu noktada önü açık, son yıllarda başarılı örnekleri var ve Talisca gibi bir ismi kiralamayı başarıyorlar. 

Galatasaray'a gelirsek, bu konuda geçmiş yıllarda çok fazla bir örneğimiz yok. 5 isim sayabildim, onlar da konseptin konusu oldu zaten. Futbol aklından geçen bir konu bu, Galatasaray'da da böyle bir akıl olmadığı için fazla umutlu olmamak lazım. Doğru yol bu ama, bir şekilde biz de bu konuda çalışma sağlamalıyız. Galatasaray'ın bir adı, önemli bir kimliği var ama günümüzdeki imajı o kadar iyi değil, son yıllarda transfer edip, geliştirebildiğimiz çok fazla futbolcu sayamıyorum. Bu örnekleri sıralayalım ve gerekli çıkarımlar nostalji sosu altında zaten ortaya çıkacak.


Jason Denayer

En son örnek o işte, "geliştirici kulüp" dediğimiz olay adına yaptığımız doğru işlerden biriydi. Manchester City'nin Denayer üzerinde beklentisi büyüktü. Celtic'de bir önceki sezon iyi bir gelişim gösterdi ve ertesi sezonda Avrupa Kupası deneyimi yaşayabilmesi adına Galatasaray'a geldi. Scout ekibi kaynaklı bir hareket ki çok akılcı bir transferdi, maliyeti düşük bir potansiyel işte. Peki biz ne yaptık, stoper Denayer'i sağ bekte kullandık daha çok. Potansiyeli de geriye attı, bu yüzden Denayer'in de çok istemesine rağmen Galatasaray'a gelemedi. Sunderland'e kiralandı ama gelişimi orada da kötüye gitmekte, en son orta saha olarak izliyorduk kendisini.


Emiliano Insúa

Galatasaray'a transfer olduğunda 22 yaşındaydı ve dönemin potansiyel sol beklerinden biriydi. Liverpool'un büyük beklentisi vardı, şans da veriyorlardı ama yeterli gelişimi gösterememişti. Galatasaray'a bu yolla geldi ama Rijkaard sonrasında hiç şans bulamadı desek yeri. Rotasyonda Çağlar Birinci'nin arkasında diyeyim gerisini siz anlayın. Hagi yüzüne bakmadı, Bülent Ünder de 2-3 maç harici pek kullanmadı. Ama oynadığı o 2 maçın ardından Arjantin Milli Takım'a çağrılması sonrası "benim sayemde" demesini hiç unutmayacağım. Oysa o dönem Insua'nın ölüsü bile Arjantin Milli Takım'ına giriyordu. 


Giovani Dos Santos

2009 - 2010 sezonunun Ocak ayı, Jo'yla birlikte transferleri öyle heyecan yaratmıştı ki. Önemli yeteneklerdi ve Galatasaray'a gelmiş olmaları o dönem adına büyük olaydı. Giovani Dos Santos'u ilk olarak Barcelona'da izlemiştik ama Tottenham'a da büyük umutlarla transfer edilmişti. Rijkaard'ın Barcelona'da ortaya çıkardığı bir isim, yeni bir Messi harekatıydı ama nefesi yetmedi. Galatasaray'da tekrar buluştular ama, beklenti çok büyüktü. Oysa Giovani Dos Santos için söylenen şey şu oldu "bal yapamayan arı". Sonuca gidemedi bir bakıma, sonuca giden yolda fazlasıyla iyiydi, opsiyonu da vardı, kullanılmadı. 



CSKA Moskova'da Vagner Love'la müthiş ikililerdi ve Manchester City onu çok önemli bir rakama transfer etmişti. Beklediklerini bulamadılar ama, hayal kırıklığı oldu. Everton'da da kiralık olarak geçirdiği bir dönem var ama olmadı, İngiltere'ye ayak uyduramadığı söylendi. 2009 - 2010 sezonunun Ocak ayında ise Galatasaray'a kiralandı. Sükseli bir işti, herkesin tanıdığı, umut beslediği bir forvetti ve City'nin de hayali Jo'nun Galatasaray'da ayaklanmasıydı. Hayal kırıklığı oldu tabii, geldiğinde şanssız bir sakatlığı oldu, devamında iyi döndü ama biz onu daha çok gamsızlığı ile andık. Sahamızda kaybettiğimiz Fenerbahçe derbisi de bir noktada sonu oldu. 


Mohamed Sarr

Daha eskiye iniyoruz, 2002 - 2003 sezonuna. Fatih Terim'in Ümit Davala'yla birlikte ilk icraatıydı, Milan'la olan iyi ilişkilerini kullanması neticesinde. Dönemin iyi potansiyellerinden biriydi, stoper ve sağ bek gibi oynayabiliyordu ve beklenti duyulan bir isimdi. Olmadı ama, gerçi o dönem hangi futbolcu oldu ki diyebilirsiniz. Sarr da o kaos içinde kayboldu gitti, Yarım sezon sürdü Galatasaray macerası, hayal kırıklıklarından biri daha. Genel tabloya baktığımda da bu 5 isim dışında bu tarzda başka bir isim bulamadım, konsepte uyan..

21 Nisan 2017 Cuma

Galatasaray'ın olmasa bile Tudor'un finalidir bu derbi


Galatasaray için bu sezon final olarak gördüğümüz her maçta istediğimizi alamadık. Şampiyonlar Ligi hedefi kalmadı, lig 3. olmak ve Fenerbahçe'nin bir üst sırasında yer almak bir hedef midir bilmem ama Tudor'un finalidir bu derbi. Geçen haftalarda kredisini ve ona duyulan güveni fazlasıyla zedeledi, bir noktada Galatasaray'la olan geleceğini şekillendireceği karşılaşma. Kredi kazanmak, yeni sezonda devam etmek adına.

Tudor'u övdüğüm noktalar vardı. Taktik esnekliği ilk sırada geldi, 3'lüye dönmek, 4-4-2 oynayabilmek, kısacası işi 4-2-3-1'in dışına taşımak önemliydi. Adaletli olduğunu da düşündüm, genel olarak hak eden oynadı, böyle de olması gerekiyordu. Beşiktaş maçında kaybetmiştik ama o maçın planı doğruydu ya da, maçına göre değişik taktikler görebilirdik, beklentim buydu. Tüm bunlar Başakşehir maçına kadar iyiydi, o maçta çok şey kaybettik, bir noktada dağıldık.

Korkum şuradan gelmekte, Tudor'un da klasik düzene dönmesi. Futbolcuya dayalı düzen olmasın üzerine umut beslerken o düzenin dönüşünü yeniden izleyebiliriz, en azından sezonu tamamlamak adına. Bu da Tudor'un şu ana kadar yaptığı tüm değişiklikleri çöpe atar, o vakit Tudor neden bugün geldi, Riekerink'le de devam edebilirdin, madem bir şey değişmeyecekti. Beklentim şu, Nigel De Jong ve Sabri Sarıoğlu gibi isimleri bence Fenerbahçe maçının 11'inde izleyeceğiz.

4-2-3-1'e dönüş yani. Sol bek Carole, sağ bek Sabri Sarıoğlu, stoperde Semih Kaya / Ahmet Çalık, Selçuk İnan ve Nigel De Jong orta saha, kanatlarda Yasin Öztekin ve Bruma, forvet arkası Sneijder ve ileride Podolski. Podolski'nin Başakşehir maçında yedek oturması hataydı, çünkü formdaydı ve çift forvet düzeninde etkisi artmıştı. Sneijder için aynı şeyi diyemem ama, fizik anlamda da yeterli değil ama Fenerbahçe maçında önemli bu adam. Büyük maç çünkü, o da büyük futbolcu, tek başına Fenerbahçe maçlarını kazandırmışlığı çok. Yeniden ayağa kalktığı maç olabilir ve Tudor'la aralarında bir sorun olduğunu da düşünmüyorum.

Nigel De Jong tercihi hata ama. Beğenin ya da beğenmeyin önemli değil, tempo arıyoruz ve Tolga Ciğerci'nin temposuna ihtiyacımız var. Josue'nin o pozisyonda Başakşehir karşısında ezildiğini gördük ve oynaması gereken isim Tolga Ciğerci ama Nigel De Jong'u 11'de bekliyorum. Hatalı bir karar olacaktır bu da. Diğer hata da Podolski'nin tek forvet oynaması, yani sahte 9. Rakip ceza sahası içini karıştıracak kimse kalmıyor böylelikle, stoperlerle kim uğraşacak, mücadele edecek. Eren Derdiyok'un bu meziyeti yeterli olmasa bile vardı, Podolski'nin tek forvet olarak oynaması bizi yine eskiye götürecek ki bu Riekerink'in oyunu, Tudor'un değil.

Carole sakatlıktan dönüyor, Sabri Sarıoğlu ise uzun zamandır oynamıyor. Tudor aslında Sabri Sarıoğlu'nu gözden çıkarmıştı ama şimdi yeniden kendisine dönecek. Riekerink'i adalet vurgusu üzerinden çok eleştirdik, talimat mı alıyor sorusunu çok sorduk. Tudor'un bunu kabulleneceğini düşünmüyorum ama bu sinmiş hal onu da düzen içinde kaybeder, bu tabloda ne gibi bir farkı olacak ki? Belki sürpriz yapar bilemem ama benim düşüncem bu, çıkan haberleri okuyoruz. Beklediğim 11 şu;

Muslera
Sabri Semih Çalık Carole
Jong Selçuk
Yasin Sneijder Bruma
Podolski

Fenerbahçe de iyi durumda değil, onlar da en az Galatasaray kadar eleştiriliyorlar ve bilinmezlikler var. Aslında 11'leri klasiğe yakın, sadece forvet ve kanat noktasında bazı tercihler çok değişiyor. Van Persie'yi forvette izleriz diye düşünüyorum, Sneijder adına söylediklerim onun adına da geçerli. Kupa maçında Beşiktaş'a karşı izlemiştik, tek başına kazandırdı. Kanatlarda ise Lens ve Alper Potuk olur diye düşünüyorum, Alper Potuk Galatasaray'a sorun çıkaran bir isim ve Lens zaten vazgeçilmezleri. Başka alternatifi de pek yok gibi, Alper Potuk yerine Sow'u kullanmaz. Stoch zaten düşünülmüyor, Volkan Şen'le alakalı da sorun yaşıyorlar. Forvetin arkasında da Aatıf oynar, Ozan Tufan'lı bir 4-3-3 düşünmüyorum.

Diğer isimler ise zaten klasik. Mehmet Topal & Josef göbeği, Kjaer / Skrtel tandemi, sol bekte Hasan Ali Kaldırım, sağ bek Şener Özbayraklı. Galatasaray adına bilinmezlik daha fazla, Advoocat'ın bu maç için özel bir sürprizi olmaz, Tudor değişiklik yapmayı seviyor, ters köşeleri var ama gelen haberlere baktığımızda o da klasiğe dönecek, kendi futbolunun dışına çıkacak. Dediğim gibi, Tudor adına bir final, Galatasaray geleceğini şekillendirmesi anlamında. Fenerbahçe için ise gelecek sezon zaten olacaklar belli, onlar adına da 3. olmak bir hedef ama olmazsa olmazları kupa gibi duruyor.
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger