28 Temmuz 2014 Pazartesi

Mancini Hocam

Galatasaray tarihi içerisinde birçok değeri taşır ve bu değerlerden biri de kesinlikle Roberto Mancini olacak. Kaç tane teknik adam Mancini'nin yaptığını yapabilir?

Yaşanan ayrılık son derece temiz bir ayrılıktı, örnek olunacak cinsten ama ayrılığın nedeni de Ünal Aysal'ın Mancini'yle devam etmek istememesiydi. Bu pek dışarıya yansıtılmadı ama hepimizin bildiği bir gerçek. İstenen transferdi, bütçeydi falan hikaye. Lucescu hayali sonrası alınan bir karardı, uygulanan bir operasyondu ve işin rengi değişti, bugün Lucescu değil de Prandelli başımızda.

Mesele de bu değil, geçmiş bitmiş zaten. Alınan kararın doğruluğunu Haziran ayında tartıştık, artık önümüze bakıyoruz. Konuya gelirsek, kaç tane teknik adam bu pozisyondayken Galatasaray'ın maçını izlemeye gelir, futbolcularla selamlaşır, fotoğraflar çekilir, Prandelli ile kucaklaşır. Oğlunu izlemeye gelmiştir kısmı hikaye, bu pozisyonda olan başka teknik adamlar girmezdi bu topa.

Bu anlamda Mancini ezber bozmuştur. Zaten insanlığını, karakterini hep övdük, beğendik ama çok klas bir teknik direkör, hepsinden önemlisi insan olduğunu da farketmiş olmalıyız.

Galatasaray tarihinden böyle bir isim geçti işte. Hangi takıma giderse gitsin, bundan sonrasında Mancini Hocam diyebileceğiz, bu çok değerli..



27 Temmuz 2014 Pazar

Honved 1-2 Galatasaray, Hızlı Oynamaya Çalışan Takım


Bugün oynadığımız Honved'in önemi Mancini'nin oğlundan, Youla'dan ama daha çok Kader Keita'dan gelmekte. Keita için şunu söylüyoruz, Galatasaray taraftarının hala özlem duyduğu isimlerden biri. Kreatif kanat adamlar her dönem tutulur, bugünlerde de Bruma'dan yana bu beklentiler var mesela ama Keita'nın o dönem ayrılığı zamansız oldu. Saha içerisinde oynadığı futbol dışında yaptığı o işler olmasa belki daha iyi bir Galatasaray kariyeri onu bekliyor olabilirdi. Maalesef yarattığı antipatinin de gitmesinde payı büyük. Katar'dan gelen 8 küsür milyon avro'luk peşin bonservis değildi mesele.

Maça gelirsek, 4-2-3-1'i analiz etmek açısından iyi bir maç oynadık. Şu görülüyor, Galatasaray topa sahip olmaktan öte, hızlı oynadığında ve özellikle kontraya çıktığında oldukça etkili. Bunun da nedeni Olcan Adın ve Bruma gibi isimler. Bu oyun tarzının da Burak Yılmaz'a çok yatkın olduğunu düşünüyorum ve  oynanan üç hazırlık maçına da baktığımda forvetini rakip savunma arasına sarkıtmaya çalışan bir Galatasaray vardı.

İçeride oynanan maçlarda, kapanan savunmalar karşısında böyle hızlı ve kontra oyunu oynamak güç. Topa sahip olmak büyük gereklilik ve hücumda kalmak adına da Sneijder'in varlığı önemli olacak ama geçen sezonu kanatsız geçirdiğimizi düşünürsek, bu sezon Bruma ve Olcan Adın gibi isimlerle (hatta kenardan gelen Sinan Gümüş'ün de iyi bir alternatif olduğunu düşünüyorum) daha hızlı, gole daha yakın bir Galatasaray olacaktır. 

Burada tek iş Burak Yılmaz'ın ne kadar bitirici olabileceği. Bugün attığı ilk gole baktığımızda, Olcan Adın'ın çıkışı ve Burak Yılmaz'a attığı ara topu önemli. Bu uyum yükseldiğinde verim de artacak. Burak Yılmaz'ın gol vuruşu da oldukça enfesti.

Umut Gündoğan'ı oynadığı ilk maçtan sonra diğer iki maçta daha fazla görmek isterdim. Şu aşamada Emre Çolak'dan daha iyi bir alternatif olacağını düşünüyorum ve dikine, hızlı oynamaya çalışan bir takımda da çok değerli bir alternatiftir. Yekta Kurtuluş da önemli mesela, Honved karşısında da dikine oyununu beğendim, son 20 dakikada önemli işler yapabilirdi ama maç temposundan koptu herkes.

Sözün özü, 4-2-3-1'i geliştirmeye çalışıyor Galatasaray. Prandelli'nin hazırlık maçlarında çok sık oyuncu değişikliği yapmadığını görüyoruz, ideal 11'ini kurmaya çalışıyor ve bunun üzerine gidiyor. Savunma kısmı haricinde de ideal 11'ini belirlemiş gibi.

Nolan Smith Galatasaray'da


Tam bir kolej çocuğu olan Nolan Smith, Duke gibi bir kolejde, Mike Krzyzewski gibi bir koç ile tam dört yılını geçirdi. Nolan Smith, geçirdiği dört yıl kolej ligi sonrası 2011 yılında Portland tarafından 1.tur 21.sıra'dan draft edildi. Açıkcası benim beklentim NBA'de kalıcı bir oyun kurucu olacağı yönündeydi ancak geçirdiği iki Blazers yılı da şanssızlıkar ve sakatlıklar ile geçti. Öncelikle Felton ve Flynn'in arkasında kalması, diğer yıl Damian Lillard'ın draft edilmesi ile iyice gözden düşen bir oyuncu oldu. 

Smith'in direkt Avrupa kariyerini başlatması onun için bir avantaj oldu diyebiliriz. Çünkü Avrupa'da iş yapabilecek bir oyuncu. Üüksek tempo basketbolu seven, skor üretebilen, hızlı ve çevik bir oyun kurucu olan Nolan az bir D-League tecrübesi sonrası Hırvat ekip Cedevita Zagreb ile anlaştı. Nolan'ın çaylak Avrupa yılı kötü geçti diyemeyiz, Eurocup'ı 16 sayı ortalama ile takımının en skoreri olarak bitirip 4 asist ve 1.13 top çalma ile de yine o alanlarda lider bitirdi sezonu. 

Nolan için artık bambaşka bir takım ve arena olacak Galatasaray ile Euroleague. Benim hiçbir vakit çok aklıma gelen bir isim olmadı, kolej yıllarını izleyip sevdiğim bir oyuncu olsa da. Smith ancak bir arkadaşım bana "Carlos Arroyo'nun yanına Nolan Smith cok iyi olmaz mı be abi?" diye sorsa şiddetle katılırdım herhalde. 

Oyuncuları tanıtmaya ve Galatasaray tarafını anlatmaya çalışırken giden oyuncular ile karşılaştırma yapmayı seven biriyim. Her oyuncu da yaptığım gibi Nolan Smith'i de Jamont Gordon ile karşılaştıracağım. 

İki oyuncu da saf bir oyun kurucu degil, combo diyebileceğimiz tür kısalar. Ancak Gordon'ın Smith'e göre en büyük avantajı çok güçlü fiziği ve ribaunt özelliğiydi. Nolan biraz daha ince ancak ince olması kötü bir savunmacı oldugu anlamına gelmez. Nolan, rakip kısa ya baskı yapmayı başarabilen bir oyuncu. 

Hücum olarak bir özellikleri daha cok benziyor. Gordon özellikle son yıllarında üç sayı yüzdesini yükseltse de iyi sayılmazdı keza Smith'in de üç sayı çizgisinin dısında sıkıntı yaşadığı kesin. Daha çok dribling ve fastbreak üzeri sayı üretmeyi başarabilen oyuncu Smith. Yine eksi bir taraftan bahsedecek olursak Smith'de tıpkı Gordon gibi bazen kafayı tamamen basketboldan uzaklaştırabilen bir kafada. Onun gününde olması ve motive olması çok önemli.. 

Ergin Ataman'ın bu sezon bol bol savunmayı düşüneceğine eminim, Smith 1.88 boyunda ve az önce belirttiğim gibi ince bir kısa rakip fizikli kısalara karşı ezilme korkusunu her maç yaşayacağımız kesin. Özellike Arroyo'nun da ilerlemiş yaşı ve savunma zaafını ele alırsak iyice bir düşünmemiz gerektiği kanısına varabiliriz.. Son olarak kolej çocuğu Nolan Smith transferi diğer kısa transferlerimiz gibi yanlış transfer değil doğru transfer ama iyi bir transfer mi olduğunu sezon başladığında anlayacağız..



25 Temmuz 2014 Cuma

Pietro Aradori Galatasaray'da


Galatasaray için bu yaz sezonunda belki çok kariyerli isimleri tercih etmedik ama çok doğru isimleri tercih ettiğimizi transferler acıkladıgından beri söylüyorum. O doğru transferlerin en başında yer alan isim kesinlikle Pietro Aradori.. 

25 yaşında olan Aradori, kendi ülkesi İtalya'da ki dört köklü takımda da (Milano, Cantu, Siena ve Roma) forma giymiş bir isim. Aradori profesyonel basketbol kariyerinin ilk yurtdışı deneyimini Galatasaray ile yaşayacak. İlk defa yurtdışında forma giyecek olması Aradori için sorun olabilir ama kariyerini göz önüne alarak biraz esnek bakabiliriz. 

Kağıt üzerinde geçen sezon ki kadroya baktığımız zaman  Malik Hairston'ın yerine alınan bir oyuncu diyebiliriz. Tabii Aradori ile Hairston'u  birbiri ile kıyaslamak yanlış olabilir, çünkü baya farklı tip oyuncular. Hairston daha cok dribling ve fizik üzeri oynariken, Aradori ise daha skorer ve şut üzerinden oynayan bir oyuncu. 

Aradori'yi Hairston'dan ayıran bir diğer özellikte asla sorumluluktan kaçmaması ve sürpriz işlere imza atıp korkmadan şut kullanabilen bir oyuncu olmasıdır. Tabii Arroyo gibi bir komutan ile oynamak onun şut seçme olayını dengeleyip daha iyi bir hale getirecektir. 

Aradori gerçekten biraz da kapalı kutu, özellikle istikrar sorunu yaşama potansiyeli fazla. Ülkesinden ilk defa uzaklaştığını da hesaba katarsak bu durum düşündürüyor ama asla kötü transfer diyemeyiz. Çok değerli bir oyuncu ve sadece 25 yaşında. 

Aradori için daha fazla söylenecek pek bir şey yok. Herhalde sezon içerisinde kendisi ile alakalı daha çok fikre sahip olacağız. Umarım ilk olarak beklediğimiz skor katkısını alabiliriz..

Çağatay Aydın


Benim İçin "Didier Drogba" Dediklerinde


1. Galatasaray 3-2 Real Madrid; 9 Nisan 2013

İlk maçın 3-0 kaybedilmesinin ardından ve bu maçın henüz başında gelen Real Madrid golünün ardından sanırım Drogba haricinde kimse tura inanmıyordu. Eboue'nin golüyle başlayan o dalgada Drogba sahneye çıktı ve bu maçın kazanılmasında, daha önemlisi tura inanmamızda çok büyük bir rol oynadı. Topukla attığı gol de ayrı bir efsane zaten.


2. Akhisar Belediyesi 1-2 Galatasaray, 15 Şubat 2013

Afrika Uluslar Kupası'nda Fildişi eğer çeyrek finalde elenmemiş olsaydı, Drogba'nın galasını bu maçta izleyememiş olacaktık. Ayağının tozuyla çıktığı Akhisar Belediyesi deplasmanında 63. dakikada oyuna girdi ve 68. dakikada muhteşem bir kafa golü gelmişti. Oğuz Dağlaroğlu maç öncesinde, Alex De Souza'nın ilk golü bana olmuştu demişti ve Drogba'ya bunu yaşatmayacağını dile getiriyordu ama Drogba'nın attığı o golün şampiyonluk yolunda çok önemli bir viraj olduğunu söylemek lazım.


3. Galatasaray 3-1 Mersin İdman Yurdu, 6 Nisan 2013

Müthiş bir geri dönüş hikayesi. Şampiyonluk meşalesinin yandığı maçtır da diyebiliriz ve bu isyanın başrolünde de Drogba vardı. 1-0 geride olan ve tüm antrenörleri atılmış olan Galatasaray'ı yine Drogba ayağa kaldırdı ve yaptırdığı bir penaltı, attığı iki golle de galibiyeti getirdi. Hatta şöyle diyeyim, Drogba'nın tek başına sürüklediği maçlar arasında bir numaramdır bu karşılaşma.


4. Galatasaray 1-0 Fenerbahçe, 11 Ağustos 2013

Bu maça yönelik hatırladığım en büyük olay, maç boyunca Bruno Alves ve Drogba'nın girmiş olduğu futbol savaşıydı. O savaştan da biri ayakta kalacaktı, o da Drogba oldu. Maç boyunca Drogba'yı iyi marke etmiş Bruno Alves 62. dakikada infilak ettiğini gördük ve o dakikanın ardından da Drogba sahneye çıktı. Yine, klasik şanssız olduğumuz, çok kaçırdığımız Fenerbahçe maçlarından biriydi aslında ama maçın uzatma anlarında Drogba'nın kafası kupayı bize getirmişti.


5. Beşiktaş 1-2 (0-3) Galatasaray, 23 Eylül 2013

Beşiktaş adına mükemmel başlayan sezonu o kadar da mükemmel kılmayan bir maç. Beşiktaş'ın öne geçtiği, iyi de oynadığı bu karşılaşma da bir anda sahneye Drogba çıktı ve attığı iki golle maçı Galatasaray'a getirdi. Devamında da 90+3'de çıkan olaylar neticesinde tatil edilen bu maç, hükmen Galatasaray lehine tescillendi. Maçın önemi ise şuradan gelme, kim derdi ki Fatih Terim'in son maçı olsun bu..

Bu listeyi uzatmakta mümkün. Drogba'nın Emirates Kupası'nda Arsenal karşısında yaptıklarını da ekleyebilirdik. Chelsea formasıyla bıraktığı yerden devam ettiği maç. Ya da içeride oynadığımız ve 3-1 kazandığımız Kopenhag maçı gibi. 

Drogba'nın Galatasaray formasıyla gösterdiği en iyi 5 performansı sıralamak ve böyle bir veda da bulunmak istedim. Sizlerin de bu listeye ekleyeceği maçlar olabilir, beklerim...

Yeni Stoper?


Yeni sezona önceliği iç transfere vererek girdi Galatasaray, bu belli. Takımın iskeleti korunuyor ve maddi anlamda da futbolculara verilen tavizler var. Bu maaş artışlarını tartışabiliriz ama 5+3'ün getirdiği ve dayattığı durumu unutmadan. Eray İşçan haricinde de iç transferde atılan tüm adımları doğru buluyorum.

Hakan Balta'nın da sözleşmesinin uzatılmış olmasına çok sevindim. Sezon sonunda sözleşmesi bitiyordu ve bu işi şimdiden halletmek Hakan Balta'ya verilen değerin göstergesi. Sol bek performansını yıllar yılı tartıştık ama stoper oynamaya başladığı zamandan bu yana gösterdiği bir istikrar var ve Mancini'nin de bu anlamda gözdesiydi, Prandelli'nin de vazgeçemeyeceği isimlerden biri olacaktır.

Biraz da bu yükseliş zaten yeni stoper transferinin istenmemesinin nedeni. Hakan Balta'nın bu formu, Koray Günter'in potansiyeli bu anlamda iyi nedenler. Chedjou'nun durumu biraz şüpheli ama o da biraz daha istikrara yönelik oynayabilirse Galatasaray'ın bence de yeni bir yabancı stoper hamlesine ihtiyacı yok. Yabancı sınırı malum, 5+3'e uygun kadro kurmakta herkes çok zorlanıyor..

Kerem Gönlüm Galatasaray'da


Ve artık daha öncesinden beklediğimiz buluşma gerçekleşti. İyi bir Galatasaray'lı olan, her mikrofon kendisine götürüldüğü vakit ''Galatasaray'da oynamak isterim..'' demekten kaçınmayan Kerem Gönlüm 36 yaşında Galatasaray forması ile mücadele edebilecek.. 

Kerem Gönlüm'ü bazı yönlerden eleştirebiliriz, özellikle her transfer döneminde Galatasaray'ın adından bahsedip, 36 yaşında bu formayı giyecek olması gibi. Hatta bazılarımız Gönlüm için Galatasaray'ı kontrat için kullaniyor bile demişti, iyi hatırlarım.. 

Ancak bunlardan pek bahsetmeden, Kerem Gönlüm'ün bize parke içerisinde verebileceklerinden bahsetmek istiyorum. Kerem Gönlüm her ne kadar ilerlemiş yaşı olmasına rağmen yerli oluşunuda hesaba katarak hala çok değerli bir uzun oldugu konusunda hemfikiriz sanırım. 1998'den bu yana TBL'de, 1999'dan bu yana Euroleague'de oynamış bir oyuncudan bahsediyoruz ve Euroleague olmasa bile TBL'de pek cok kupa kaldırmış bir oyuncu. 

Kerem Gönlüm'ün doping sıkıntısı sonrası parke içi performanslarını da hatırlarsak, düzensiz Anadolu Efes'in tek düzenli sistem içerisinde emek koyabilen nadir oyunculardan biri olduğunu hatırlamak zor olmasa gerek. Özellikle takip edenler için, Kerem Gönlüm şüphesiz büyük tecrübesi ve 36 yaşına rağmen parke içinde bize katacağı çok şey olacaktır. Bu açıdan kimse Kerem Gönlüm için kötü bir transfer diyemez. 

Hala ilerlemiş yaşına rağmen çabuk ayaklara sahip ve hala iyi ribaunt özelliği taşımakta. Bench ya da ilk beş ne olursa olsun kadroda Kerem Gönlüm gibi bir ismi görmek bizi rahatlatan küçük unsurlardan biri olacaktır. 

Furkan Aldemir için de iyi bir öğretici olacağından şüphemiz olmasa gerek. Parke içinden çok parke dışında da yüksek tecrübesi ile en çok Furkan Aldemir olmak üzere takıma katkısı fazla olacaktır. Ayrıca yakından tanıdığı bir koç ile de çalışacaklarını, hatta şu sıralar milli takım sebebi ile beraber olduklarını belirtmek gerek.. 


Kerem Gönlüm gibi istikrar sever iyi bir oyuncuyu daha önce desteklediğim takımda izlemek isterdim ancak bu sezo'a nasip oldu. Umarım onun da gönülden desteklediği takıma iyi bir katkısı olur..

Çağatay Aydın


Martynas Pocius Galatasaray'da


Henüz pivot transferinde ismi duyamadım ama benim kişisel görüşüm, yapılan transferler içerisinde en önemli isim Martynas Pocius. 

Pocius da tıpkı bu sezon takım arkadaşı olacak Nolan Smith gibi Duke mezunu. Nolan kadar ismi duyulmasa da böylesine bir kolejden mezun olmak büyük avantaj. Martynas yaklaşık 5 yıldır Euroleague arenasında mücadele etmekte ve kolej sonrası ülkesine dönüp geçirdiği gayet iyi iki Zalgiris sezonundan sonra kendini bir anda Real Madrid gibi dev bir takımda buldu. Ancak Real'de derin rotasyon içerisinde kendisine pek süre bulamadı ama bulduğu dakikaları da kötü geçirdi diyemeyiz. 

Real Madrid sonrası evine Litvanya'ya yani Zalgris Kaunas'a geri dönüş yaptı. Saras ve Javtokas ile Euroleague'de top 16 ötesini göremeseler de Litvanya'da şampiyon Zalgiris Kaunas oldu. 

Biraz parke içine dönüp Pocius'un neler yapabileceği hakkında düşüncelerimi belirteyim. Pocius için diğer bir transferimiz Micov gibi biraz aynı şeyleri söyleyeceğim. Pocius her vakit kendini rahat hissedip topu elinde buldugu an skorunu üretebilen, pozisyon yaratabilen, değerli bir oyuncuya bürünebiliyor. Ve artık Galatasaray'da o ortam onun için oluşacak. 

Geçen sezon ki Zalgiris'i çok takip edemesem de izlediğim maçlarda bunu hemen görebildim. Kritik şutları atmaktan çekinmeyen, sorumluluk alan ve bunu başarı ile yapan bir Pocius vardı. Zalgiris kadro olarak Euroleague başarısı için kesinlikle vasat bir kadro. Şimdi Pocius daha iyi bir kadroda ve topu Real'e nazaran daha çok elinde göreceği bir ortam'a. Ayrıca Pocius şu an kariyerinin en olgun dönemlerini yaşamakta. 28 yaşında ve iyi bir koç, iyi bir takım ile rolü çok daha iyi olacak. 

Pocius için benim kişisel olarak beklentim şu sezon yapılan bütün transferlerden daha fazla. Yanında kontrol manyağı lider gibi lider Carlos Arroyo olacak ve bu skorer bir oyuncuyu her vakit sahada rahatlatan bir unsurdur. 

Pocius'un biraz kişisel özellilerinden bahsedersek hiç fena bir oyuncu olmadığını anlayabiliriz. Pocius gayet atletik ve ilk adımı çok çabuk olan bir oyuncu. Şutu gayet tehlikeli, saha görüşü bir 2 numara için hiç fena değil. Artık Pocius'un her yıl yaşadığı mental ve kafa olarak oyundan kopma olayını kenara atıp en doğru ortamda oyununu oynaması gerek. Kısa bir özet ile şunu söyleyebiliriz, Martynas Pocius'ın çıkıp kendi basketbolunu oynaması ve iyi bir takımda iyi bir rol alması için her şey uygun. Beklentim büyük kendisinden umarım karşılayacaktır..

Çağatay Aydın


 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger