22 Ekim 2017 Pazar

Zaten böyle oynuyorsun, neden bu yangın?


Bazı yorumlar ezber, kağıt üzerine öyle odaklı ki. Zaten 3'lü savunma oynuyoruz, değişen bir şey yok. Tercihler konuşulur, o ayrı nokta. Maç önü dönen bir 11 var, üzerinden konuşalım;

Muslera
Maicon Serdar Denayer
Mariano Fernando Badou Ciğerci
Feghouli Belhanda
Gomis

Burada şaşırtıcı olan 3'lü savunma değil, Tolga Ciğerci'nin yazıldığı pozisyon. Böyle olmayabilir, belki de Denayer'i sol beke yakın izleriz ama zaten buna yakın dizilimde oynuyoruz. Bu maçta neden 3'lüye dönülüyor gibi bir soru yanlış, yeni bir şey değil ki bu. Maicon / Serdar / Denayer üçlüsünün bir arada olması ya da Tolga Ciğerci'nin pozisyonu, bunları konuşalım.

Ben olsam şunu düşünürdüm;

Muslera
Maicon Fernando Serdar
Mariano Fernando Ciğerci Latovlevici
Feghouli Belhanda
Gomis

Aslında ben olsam olayı da değil, zaten buna yakın bir şey oynuyoruz. Fernando daha çok stoperlerin arasında. Maicon ya da Serdar Aziz / Denayer topla çıkabiliyor, orta sahaya yaklaşıyorlar, Fernando ise arkalarını süpürüyor. Badou Ndiaye 6 numaraya kaydı, orta sahadaki tempo unsuru. Feghouli ve Belhanda ise daha serbest rolde, özellikle Belhanda orta saha çizgisine gelip top alıyor ve kullanıyor. Buna yeni bir şeymiş gibi davrananlar var, anlamadığım bu.

"Sen nasıl Fernando'yu stopere yazarsın" diyor adam. Kağıt üzerine öyle odaklı ve ezberci ki. Maç içinde değişim farklıdır diyor ya da, oysa ağırlıklı olarak böyle oynamıyor musun? Tudor'u özel kılan bu değil mi, taktik esnekliği, maç içinde birçok formasyon planının olması. Futboldan anlamam tamam da bunu da görüyorum, eminim ki izleyen herkes görüyordur. 

Yangın koptu bir anda, anlamadığım bu. Rakibe de önlem almak ayıp değil, bazı tercihler bu anlamda değişir. Isla / Dirar kanadı işliyor, özellikle Isla'yı çok fazla kaçırıyorlar, o da isabet sağlıyor. Onun hızını kesmek anlamında Denayer / Tolga Ciğerci olabilir. Tempo olarak zaten üstünsün, daha iyi bir orta sahan var, oyunun her iki tarafında aktifsin. İsim anlamında Fenerbahçe'nin iyi futbolcuları var ama düzen olarak fazlasıyla eleştiriliyorlar.

Aykut Kocaman'ın bu anlamda yapacakları az çok belli, sahaya süreceği 11'i herkes biliyor. Tudor'un ise hamle şansı var, şaşırtmayı seviyor. Valbuena ve Guiliano'nun hızını kesmek lazım, onun da mutlaka bu yönde bir planı vardır. Fenerbahçe'nin önlem anlamında düşünecek çok daha fazla konusu var, burada kendi oyununu oynaması beklenen taraf Galatasaray. 8 puanlık fark ve kendi sahasında, baskıyı hisseden taraf biz değiliz.

Yangını anlamıyorum işte, neden yaygara koptu. Ligin ilk maçı Kayserispor'du ve 11'i gördüğümüzde söylediklerimizi hatırlayın. Tolga Ciğerci orada olur mu, ne yapıyor bu adam diyorduk. Sonra gördük ki bambaşka bir oyun ve geldiğimiz bu nokta. Geçen haftalarda Tudor'un bazı şeyleri bizlere göstermiş olduğunu düşünüyorum. Bekleyelim, saha içinde ne olacağını bilmiyoruz, mutlaka bir planı var..

21 Ekim 2017 Cumartesi

Arka planda hallediyor işini, oysa vitrinde olması bekleniyor


Derbi öncesi çoğu Galatasaraylının yaptığı özel röportajları takip ettik, ben yine Belhanda üzerinden yürüyeyim. Dikkatimi çeken iki açıklaması var, daha doğrusu benim şu ana kadar yazdıklarımın altını çizen;

"Ben farklı bir 10 numarayım. Beni diğer 10 numaralardan ayıran özellik; defansif olarak çok çalışmam ve çok koşmam."

"Önemli olan gol atmam değil takımın kazanması. Ben takıma odaklı oynarım. Çünkü maçları takım olarak kazanır veya kaybedersiniz."

Durumunu, özelliğini özetlemiş. Sneijder kıyası bu noktada o kadar anlamsız ki. Sneijder'in mevcut durumunu konuşmuyorum, rakip ceza sahasına yakın olduğunda etkili bir 10 numaraydı. Oyun aklıyla yürür, şut özelliğiyle de bitiren bir isim. Belhanda ise farklı, onunla oynanan oyun başka. Tam aksine orta sahaya daha yakın oynar, sahada adım atmadık yer bırakmaz, defansif sorumluluklarını da yerine getirir, koşar ve mücadele eder.

Tudor'un beklentisi de bu, tüm takımın mücadele etmesi ve savunabilmesi. Mücadele ve pres gücümüz yüksek, bunda Belhanda'nın da payı büyük. Mutlaka daha iyisini yapması gerekiyor, özellikle hücum noktasında çok daha sorumluluk almalı, gerektiği yerde tek başına maçı alabilmeli. Bunu geçmişte yapan bir isimdi, yetenek noktasında Lincoln'le birlikte gördüğüm en iyi 10 numaralardan biri. Şu zamana kadar farklı özelikleriyle ön plana çıktı, insanların beklentisi ve Belhanda algısı farklı olunca hayal kırıklığı gibi nitelendirildi.

Asist katkısı var ayrıca, neredeyse atılan her golde Belhanda aksiyonun bir tarafında. Gole takılmamalı, rakip ceza sahasına özelliği itibariyle uzak oynuyor, gol atmak anlamında çok da zorlamıyor. Gol sayısı üzerinden eleştirmem, asist katkısı daha kıymetli olacak. Galatasaray ligin en golcü takımı zaten, güçlü bir hücum hattı var. Ayrıca öyle performanslar izliyoruz ki Belhanda o isimlerin arasında ön plana çıkamamış gibi görünüyor. Arka planda hallediyor işini, oysa vitrinde olması bekleniyor..

20 Ekim 2017 Cuma

Seyreyle maziyi #34; Bruma, Telles ve Dzemaili'nin dönüşü üzerine hayallerim


Nostalji damarına basmayı seviyorum, aklıma her eseni yazıyorum bu anlamda. Bu fotoğrafı görünce de o günü hatırlayalım dedim, umut dolu olduğum zamanlardı. Bruma'nın takımda kalmaya meyilli olması ve hazırlık maçlarında gösterdiği performans, Sinan Gümüş ve Linnes gibi isimlerden beklediğim çıkış, Dzemaili'nin dönüşü. 

2015 - 2016 sezonu felaket geçmişti, ben de yeni sezon adına umutları Bruma, Telles ve Dzemaili gibi isimlerin takıma dönüşü üzerine kuruyordum. Çok sık yazdım olabilecekler hakkında, Riekerink'in de bu tarz isimleri yükseltebilme ihtimali beni heyecanlandırıyordu. 3 ismin de opsiyonu kullanılmadı, dönecekleri belliydi. Bruma ve Telles'in de kiralık dönemleri o kadar iyi geçmemişti ama genç isimler işte, potansiyelleri var.

Bruma bir şey kazanmasa bile öz güvenini törpüledi, döndüğünde ilk andan itibaren büyük etki etti. Riekerink de ısrar etti onun için, takımda tuttu ve bu anlamda hakkı ödenmez. Israrcı olmasa PSV'e 5-6 milyon avro gibi bir rakama satmak üzereydik. Telles de ben gidiyorum diyerek geldi, onu tutamadık. Inter'de kötü bir sezon yaşadı ama sonuçta İtalya gördü, ilgiyi üzerine çekti. Dzemaili ise Euro 2016'da iyi bir performans gösterdi, o sayede onun için iyi bir rakam kazandık.

Maça dönelim, İsveç'te Manchester United karşısındaydık. Ibrahimovic'in Manchester United formalı ilk maçı ve Mourinho'lu, Pogba'lı değişen, eski günleri adına büyük adımlar atan bir rakip. Ibra'nın muhteşem golüyle maça 1-0 yenik başladık ama 2-1 önce bitirdiğimiz bir ilk yarıydı. Bruma ve Sinan Gümüş'ün golleri, o dönem forvet alternatifi konusunda sıkıntı yaşıyor ve Sinan Gümüş'ü deniyorduk. 

6-2 yenildik o gün, 2. yarıda varlık dahi gösteremedik. Selçuk İnan / Dzemaili orta sahası olmadı maalesef, daha doğrusu ısrarcı olmadık ve son gün Nigel De Jong'a uzanan bir süreç izledik. Sinan Gümüş ilgi zehirlenmesi yaşadı ve bugün geldiği noktaya doğru uzanan bir süreç daha. Bruma ise o gün de iyiydi, sezon bittiğinde de. Galatasaray adına o dönemin en heyecanlı ismi, kazanılan rakam da bir hayli yüksek. O da Riekerink'in başarısı, hakkını vermek lazım. 

Transfer ütopyası "2018" #3; Musa Çağıran


Altay dönemi iyi bir potansiyeldi. Galatasaray'a da büyük umutlarla transfer etmiş ama kendisinden çok çabuk vazgeçmiştik. Kaosun içine geldi, kötü sezonun içinde kayboldu gitti. Fatih Terim göreve geldiğinde ise yaşanan değişim halkasında Sercan Yıldırım transferinde takas olarak gönderildi. 19 yaşındaydı o dönem, üzerinde düşünmedik bile.

Bursaspor, devamında Karabükspor günlerinde ise o potansiyeli karşılayabildiğini yine söyleyemem. Büyük bir gelişim gösteremedi, Süper Lig'in sıradan futbolcularından biri mi olacak derken Osmanlıspor'da çehresi değişti. Mustafa Reşit Akçay'ın payı büyük, Osmanlıspor'da birçok değeri ön plana çıkardı ve Musa Çağıran onlardan biri. 

24 yaşında, bahsettiğimiz potansiyeli son 3 sezondur göstermeye başladı. Ligin en önemli orta sahalarından biri olmayı başardı ve bir üst seviyeyi hak ettiğini düşünüyorum. Sözleşmesi bitiyordu, beklemiş olsa onun adına yaz dönemi çok daha büyük yıldız savaşları gerçekleşecekti ama 2020 yılına kadar uzattı. Şu an için onun adına Galatasaray konuşuluyor, orta saha için alternatif yaratılmak isteniyor ve yerli futbolcu ihtiyacı var.

Musa Çağıran'ı 6 - 8 numara gibi kullanabilirsiniz. Temposu yüksek, oyunun iki yönünü oynayan, teknik, pas ve şut özelliğini son dönemde fazlasıyla geliştirdi. Badou Ndiaye'yle iyi bir ikiliydi, Badou 10, Musa Çağıran ise 8 numara gibi oynuyordu ama ön alanda yarattıkları baskı çok büyüktü. Osmanlıspor kan kaybetti, lige de iyi başlamadılar ama Musa Çağıran son haftalarda yeniden kendini hatırladı.

Duran toplara kadar kullanıyor, üstelik şut özelliği oldukça gelişti. Takımının da lideri, Osmanlıspor yeniden toparlamak istiyor ama sezona en olmadık teknik adamla başladılar. Bunun enkazı büyük oldu, şu an İrfan Buz'u zor bir görev beklese bile iyi bir hoca, başarabilir. Onun dönüşüyle birlikte Musa Çağıran ayağa kalkmayı başardı, geçen sezonunu zorluyor. Bir önceki sezon Osmanlıspor'un Avrupa'da yükselişi de kıymetliydi, Musa Çağıran onun da önemli bir parçasıydı.

Galatasaray'a gelirsek, alabileceğimiz daha iyi bir yerli 8 numara yok. Emre Akbaba'yı daha çok 10 gibi düşünelim ama 8'e de evirmek mümkün. Musa Çağıran ise daha 6 - 8 arası, özellikle Badou Ndiaye için olabilecek en iyi alternatif. Yabancı almamız zor, ufukta yeni bir yerli zorlaması olacak ve bu tarz futbolcuların piyasası maalesef artacak. Kaan Ayhan, Emre Akbaba ve Musa Çağıran gibi isimler de yeni düzende Galatasaray için olması gereken alternatifler. 

Musa Çağıran uzun zamandır aramızda, bu yüzden çok daha yaşlı bir futbolcu algısının oluşması doğal. Yaşı henüz 24, potansiyelini karşılamaya başlamış, çok daha iyi olabilecek bir futbolcu. Ben beğenirim, transferini de isterim. Badou Ndiaye transferinin ardından bonservis noktasında bazı soru işaretleri oluşacak ama yerli ihtiyacını, alternatif altına alınması gereken orta sahayı unutmamalı..

Mazeret yok diyorum da Östersunds'un şu görüntüsünün ardından ne diyeyim


Mazeret yok diyorum da Östersunds'un şu görüntüsünün ardından ne denileceğini bilmiyorum. Nasıl bir kayaya denk geldik biz, üstelik en kör zamanda. Östersunds düşüşe geçmedi, aksine büyümeye devam ediyor. Kendi çaplarında sistemleri var, mütevazi ama bir planları. İşliyor o da, büyüyorlar, gelişiyorlar. Galatasaray'ı eleyerek başlattıkları bir peri masalı var, yüksek ihtimalle Avrupa Ligi gruplarından da çıkacaklar. 



Üstelik Hertha Berlin ve Athletic Bilbao'lu grup, fazlasıyla zorlu olmasını bekliyordum. 3 maç sonunda 7 puanları var ve liderler. Lider bitirirler mi bilmiyorum, gruptan çıkmaları ise yüksek ihtimal. Hafife almışız, sıkıntı bu. Rakibe çalışmadığımız İsveç deplasmanında netti, Sinan Gümüş'ün 10 numara oynadığı bir 4-2-3-1, daha fazla ne olabilirdi. Rövanşında ders aldık, bir plan yaratmaya çalıştık ama turu İsveç'te kaybettik, hazır olmayan futbolcular geri dönemedi maalesef. 

Sonrasında büyüdük, geliştik, bu noktaya geldik ama Avrupa olmadan bir taraf eksik. Şu kadro ve oynanan futbolla eminim ki Avrupa'da iyi işler yapabilirdik, üzüntüm bu. Belki de hayırlı olmuştur, lig şampiyonluğu için avantajdır gibi yorumların da hakkı olmasına rağmen Galatasaray'ın vizyonu daima Avrupa olmalı.

Diğer tarafta Vardar ise 3 maçta 14 gol yedi, 0 puanları var. En son Makedonya'da Real Sociedad'a 6-0 yenildiler. Bunu da şundan yazıyorum, Östersunds'a elendiğimiz maçta uyuyup uyanan ve skora şok olanlar vardı, umarım şu tabloyu görüyorlardır. Yine mazeret değil, sonuçta elendik ama sert bir kaya, hafife almamızın kurbanı olduk. Neyse ki ders aldık, toparladık ve o enkaz sürecini atlattık. Şimdi derbiyi konuşalım..

19 Ekim 2017 Perşembe

Transfer tarzı "2018" #3; Amin Younes


Garry Rodrigues'in transfer ihtimalini konuşur olduk. Newcastle United ve West Ham United gibi Premier Lig takımlarıyla anı anılıyor. Yazılan rakam ise 8 - 10 milyon avro civarında ve bu rakamın yüzde 25'i Paok'a gidecek.Yine de müthiş bir rakam, keşke gerçekleşse. Olası bir ffp anlaşmasından söz ediliyor, haliyle kazanç elde edebileceğimiz bonservis o kadar önemli ki.

Garry Rodrigues benim için iyi alternatif, kenardan getirebileceğiniz bir patlayıcı güç. Bu sezon şartlar itibariyle onunla başladık, o da buna iyi cevap verdi. Şu aşamada ise kulübeye gelecek, bahsettiğim role bürünmek durumda. Bu da önemli ama Garry Rodrigues için bahsedilen rakamlara kim hayır diyebilir ki. Yerini doldurabileceğiniz bir isim, üstelik bonservis dahi ödemeden.

Yabancı sınırını bilmiyorum, bunu da düşünmek lazım. Şartlar bizi "yerli" hamle yapmaya itebilir ama yazdığım her isim alınmalı gibi bir durum yok. Transfer tarzı derken "bonservisi olmayan isimleri" hedefledim, hemen hemen yazabildiğim herkesi yazacağım. Garry Rodrigues'in ayrılık ihtimali demişken o pozisyona odaklanmak istedim ve Amin Younes bu noktada keşke diyeceğimiz bir aday.

24 yaşında, son 2 yılı itibariyle çıkışta bir isim. Gladbach döneminde önemli bir potansiyeldi ama bu potansiyeli Ajax günlerinde yansıtmaya başladı. Bu süre zarfında Alman Milli Takım'ına kadar yükseldi ve sezon sonunda sözleşmesinin bitiyor olması itibariyle transferi konuşulacak. Kulüp taraflı 1 yıl opsiyon durumu var gibi bir durum var, o detayı tam olarak bilmiyorum.

Forvet özelliği olan, kat eden bir kanat. Ağırlıklı olarak sol tarafta oynuyor, dripling ve teknik özelliği yüksek bir isim. Özellikle geçtiğimiz sezona dikkat çekmeli, Ajax'la Avrupa Ligi finali gördü. Avrupa Ligi'nde 15 maçta 4 gol 4 asist, Hollanda Ligi'nde ise 29 maçta 3 gol 9 asist. Bu sezon ise Hollanda Ligi'nde 7 maçta 1 gol 1 asisti var. 

Bundesliga'ya dönme noktasında piyasasını parlatıyor ama ikna edilebilecek bir isim olduğunu düşünüyorum. Galatasaray'la bu yaz döneminde adı anılmıştı, listemizde olan isimlerden biriydi ve o dönem 6-7 milyon avro gibi bir bonservisi konuşuyorduk. Listede olan futbolculardandı, eminim ki o ilgi hala devam ediyor ve olası bir ayrılık sonrası hamle yapılacaktır. 

Sadece Garry Rodrigues'in olası transferi diye düşünmeyelim, sözleşmesi bitecek Yasin Öztekin de var. Devam edilir mi bilmem ama sözleşmesinin uzatılması noktasında ısrarla adım atılmıyor. Yerli / yabancı dengesi yeni dönemde ne olur bilinmez, belki o zaman bir adım atılır ama hem gençleşme, hem de kaliteyi yükseltme noktasında adım atılmaması daha doğru sanki. Younes'i ikna edebilsek önemli bir iş olurdu, sağ tarafta Feghouli, solda da onu kullanabilsek.

Haklarında çıkacak, yazılacak her şey "haber" niteliğinde


U17'li gençlerle alakalı geçtiğimiz günlerde yazmıştım, henüz hazır olmadıkları üzerine. Yaz kampına alındılar, hazırlık maçlarında şans buldular, çoğu bu yıl U21 oynuyor ama fizik noktasında sorun var. Üzerine titrenen, önemli bir jenerasyon ve doğru bir plan olduğuna inanmak istiyorum. Taraftar da yakından takip ediyor, bu anlamda vitrindeler. Haklarında çıkacak, yazılacak her şey "haber" niteliğinde.

Bir yanlış var ama, bu çocukların hepsi U21'de oynamıyordu ki. Çoğu U19 ile maçlara çıkıyordu zaten, U21'de gördüğümüz 3-4 isim vardı. Recep Gül, Atalay Babacan ve Yunus Akgün ağırlıklı olmak üzere. Son maçların çoğunda da Atalay Babacan ve Yunus Akgün'ü yedek görmeye başlamıştık, şu an olmaları gereken takım zaten U19. 

Genel performansa bakılıyordur, başarısız geçen U17 Dünya Şampiyonası'yla alakalı olduğunu zannetmiyorum. Recep Gül'ün performansı iyi, U21 performansıyla da o seviyede kalmayı hak ediyor. Bu çocuklar arasında ilk o şans bulmaya başlayacaktır, Türkiye Kupası maçlarında görürüz bence. Diğerlerinin ise biraz daha güçlenmeye, istikrar kazanmaya ihtiyacı var. Performansını yükselten zaten kendisini bir üst seviyede görür.

Ayrıca U17'lilere çok odaklandık, oysa 98 - 99 jenerasyonunda da fena isimler yok. Çoğuyla profesyonel sözleşme imzalandı ama hiç konuşulmuyor, gündem olan sadece 2000 jenerasyonu. Barış Zeren, Gökay Güney, Sefa Özdemir, Celil Yüksel, Ali Ülgen gibi. Bu isimlerden de çok şey bekleniyor ve fizik noktasında U17'lerin üstündeler. U17 özel bir jenerasyon ama 98 - 99'luları da konuşmak gerekiyor.

"Şok" diyebileceğimiz bir durum yok, ilgiyle alakalı biraz da çok fazla göz önüne çıktılar. Böyle bir kararı da doğru bulduğumu söylemem lazım. Zaman gerekiyor, çok aceleciyiz. Bunu en başta ben yaptım, erken havaya girdim ama fark bariz şekilde ortada. İş eğitimde, umarım o eğitimi doğru şekilde veriyoruzdur ve plan vardır..

3-4-2-1 hayat kurtarır oldu, bir anlamda Tudor'un geri dönüşü


Tudor'u Galatasaray'ın başında görmek istememin en temel sebebidir "taktik esneklik". 4-2-3-1'e çakılı kalmış ve başka bir formasyona geçemeyen Galatasaray öyle sıkıntı vermişti ki. Mancini dönemi bu denemeler vardı, o başarıyordu, çünkü Sneijder'i dahil fizik anlamda iyi seviyedeydi. Prandelli de bunları denedi, o başaramadı. Ütopyaydı çünkü denemeleri, futbolcuların yeriyle anormal oynadı ama yine orta sahanın en gerisinde oynamaya dahi iyi cevap veren bir Sneijder vardı.

Israrla Sneijder diyorum, bu konuyu onun üzerinden okumak zorundayız. Yıllar içinde fizik anlamda düştü, bel bir yerden sonra dönmemeye başlamıştı. Sneijder'i kullanmanın tek yolu da 4-2-3-1'di, biz de o formasyona çakıldık kaldık. Sadece o değil, Selçuk İnan'ı da aynı şekilde, ya da uzun zamandır Galatasaray forması giyen diğer isimler. İyi çalışmıyorduk, fizik olarak yetersiz durumdaydık, yeni gelenler dahi bu düzene ayak uyduruyorlardı.

Tudor da bunu değiştirmek istedi, üstelik 2. maçından. O Beşiktaş maçını kaybettik ama oynanmaya, uygulanmaya çalışan görüntü beni öyle heyecanlandırmıştı ki. Mevcut futbolcular ve onların fiziksel yapılarıyla bu düzeni uygulamak imkansızdı ama bir şeyleri değiştirmek istedi. Bir süre daha 3-4-2-1'i zorladı, devamında 4-4-2 de dedi ama sezonu 4-2-3-1'le bitirmek durumunda kaldı.

Bu noktada bizim de hatamız var, Tudor'un da. Bizim hatamız şu, "korktu, geri çekildi, düzene biat etti" zannettik. Oysa öyle olmadığını bugün itibariyle görüyoruz. Yine 4-2-3-1 diziliyoruz belki ama o kadar farklı bir oyun ki bu, taktik esnekliği her noktada görüyoruz. Yenilenen Galatasaray, kalan isimlerin de performanslarını yükselttiği, kiminin farklı pozisyonlarda oynayabildiği. Bir anlamda erken pes eden biz olmuşuz, bunu düşünemedik.

Tudor'un hatası ise Östersunds maçlarından kaynaklı, fatura ona çıkar. Klasik 4-2-3-1 oynadık o maçlarda, 2. maç görüntü, ne yapmaya çalışıldığı biraz daha belliydi ama rakibi hafife almıştık, turu ilk maçta kaybetmiştik. Yeni isimlerin de gün itibariyle hazır olmamasıyla elenmiş olduk. Gün itibariyle Östersunds çok çılgın noktalara geldi, o ayrı konu. Galatasaray'ın turu vermemesi gerekiyordu ama her türlü zorlamaya rağmen dirayetli duran bir Tudor vardı. 

Bugüne gelelim. 4-2-3-1 diziliyor gibi görünüyoruz ama çok farklı bir oyun bu, kendi içinde büyük değişkenlikleri olan. Stoperleri dahi bek gibi oynayabiliyor, bekleri kanat oluyor, kanatları orta saha / 10 numara özelliği gösterebiliyor ama herkes savunuyor ve mücadele ediyor. Taktik esnekliğe uygun futbolcularımız var, yeni düşünülen transferlerin çoğu da buna uygun isimler.

Son dönemde bir fark var, 4-2-3-1'in de dışına çıkar olduk, 3-4-2-1'le hayat kurtarıyoruz. Bursaspor ve Konyaspor deplasmanlarında bunu yaşadık. Bursaspor deplasmanında öyle beklenmeyen bir hareketti ki bu kimse anlamadı. Yasin Öztekin / Mariano değişikliği eleştiriliyordu, Feghouli ön plana çıktı. Konyaspor deplasmanında ise bu düzene çok daha erken döndük. Garry Rodrigues oyundan çıkarken herkes bir kanat bekledi ama Selçuk İnan oyuna girdi, yine ne oluyor diye düşünürken oyun anlamında ipleri eline alan bir Galatasaray vardı.

Haliyle düşünüyor insan, Fenerbahçe karşısında bir sürprizi olabilir mi Tudor'un. Ben klasik 4-2-3-1 bekliyorum, Tolga Ciğerci'nin dönüşüyle ideal kadroyu izleriz. Yine de 3-4-2-1 önemli bir alternatif, maç içinde bunu her an yaşayabiliriz, Tolga Ciğerci'nin 11'de olması, Selçuk İnan'ın ise yükselen performansı bunu öngörüyor. 

18 Ekim 2017 Çarşamba

Şu an iyi gidiyoruz, transferi düşünmek için erken" gibi söylemlere katılmıyorum


Transferi bugünden konuşmak doğru. "Şu an iyi gidiyoruz, transferi düşünmek için erken" gibi söylemlere katılmıyorum, konuşulması gerekiyor. Şampiyonluk hedef olmaktan çıktı, şu noktadan sonra "olmazsa olmaz" diye düşünüyorum. Eksikler belli, sorun yaşadığımız yerler ya da ülke futbolunun yakın zamanda alacağı olası kararlar. Bugünden harekete geçmek ve Ocak ayında çok fazla zorlanmadan bu hamleleri yapmak öyle önemli ki.

11 için iyi bir iskelet kurduk ama tek bir eksik var. Asamoah gelmiş olsa o parça da tamamlanmış olacaktı ama gerçekleşmedi. Bu hedeften vazgeçmemeli, Asamoah çok önemli. Sol bek düşünüyoruz ve şu an 11 için en zayıf karnımız. Linnes / Latovlevici idare etmesine rağmen orayı tamamlamak lazım ve Asamoah'ın joker yapısının yaratacağı etki de sistem üzerinde büyük olacak.

Kulübe sorunlu, yerli futbolcu kontenjanında da ileride çıkabilecek sorunlar olacak. Yerli futbolcu takviyesi geliyor, hatta daha yoğun şekilde buna odaklanmak lazım. Yurt dışında oynayan potansiyel genç yerlileri bulmalı ve onları kadroya katmalıyız. Bunun dışında alınabilecek isimler az çok belli, Emre Akbaba ve Kaan Ayhan gibi isimler ön plana çıkıyor.

Kaan Ayhan'ın öneminin ilerleyen dönemde daha net ortaya çıkacağını söylemiştim. Bir futbolcu ile en az 3 pozisyona alternatif yaratıyorsunuz. Sağ bek, defansif orta saha ya da stoper, rahatlıkla bu pozisyonlarda düşünebilirsiniz. Fernando'nun alternatifi yok ki bu çok büyük bir sorun. Sağ bekte belki Mariano ile tarzları farklı ama orayı da doldurabilecek bir isim. Esas pozisyonu ise stoper, gelmesi durumunda mevcut bazı isimleri elden çıkarmak mümkün olacak.

Emre Akbaba ise ülkenin en önemli 10 numaralarından biri. 8 gibi de oynatabilirsiniz, o tempoyu fazlasıyla karşılar ve aynı alternatifsizlik Belhanda adına da geçerli. O pozisyona alabileceğiniz çok fazla yerli yok ve böyle bir alternatife gerek var. Hücuma yönelik alternatiflerimiz yok, kanatlar için tamam ama 10 numara, hatta forvet için dahi yeterli isimler olduğunu düşünmüyorum.

En az 3 transfer bekliyorum, sayı artabilir bile. Asamoah'ın transferi mutlaka gerçekleşmeli, onun dışında gelecek her isim yerli olacaktır. Bu 3 hamleyle kulübeyi de güçlendirmiş olacağız, yine birçok pozisyonda oynatabileceğimiz futbolcular. Taktik esnekliğe fazlasıyla uygun, en büyük sıkıntı gördüğüm orta saha alternatifsizliğine cevap olabilecek.

Bir de Arda Turan ihtimali doğacak tabii, Ocak ayında bu transferin gerçekleşmesi hiç sürpriz olmaz. Hatta kendimizi yavaştan alıştıralım derim, ufukta olan yabancı kontenjanını da düşünerek. Benim fikrim net bu konuda, yarar getireceğine inanmıyorum, çünkü eski Arda Turan'ı göreceğimize inanamıyorum. Futbol kalitesine asla lafım yok, çok büyük futbolcu ama Arda Turan'ı sadece saha içiyle yorumlamamız imkansız ki o konuda da hiç hazır değil..

Garanti katkıydı, transferi gündemdeyken de yazıyordum


Gomis'le alakalı anlatılacak çok şey var, hangi birini yazayım bilmiyorum. Kariyerindeki en iyi gol ortalamasını Galatasaray'da yakaladı mesela, Östersunds maçlarını da hesaba katarak maç başına 0.9 ile. Marsilya'da 0.61'di bu oran ve formda olduğunu yazıyorduk, çok iyi bir sezon geçirerek geldi. Nasıl devam eder bilinmez, belki bu ortalaması biraz olsun düşebilir ama bu sezonu kariyer rekoru ile bitireceğini düşünüyorum.


Galatasaray'a sadece kendisinin kazandırdığı 7 puan var ve 5.2 milyon tl'lik bir kazanç demek bu. En çok forması satan futbolcu, sadece 1 haftada 20bin tişörtü satılıyor. Galatasaray'da nice yıldızlar izledik, profil anlamında çoğunu Gomis'in üzerine de koyabiliriz de bu da yıldız katkısıdır. Saha dışı ayrı, saha içi ise apayrı. Öyle büyük piyango ki Gomis'in transferi, Galatasaray'ın son yıllarda yaptığı en akılcı işlerden biri.


Gomis'in maliyeti tartışılıyordu, hatırlarsınız. Kimse forvet kıtlığını düşünmedi, Marsilya'nın Gomis'in yerini Mitroglu ile doldururken ödediği rakamları hayal dahi edemedi. Sadece 2.5 milyon avro verdik bonservisine ve bu tablo. Soldado'yu bilmiyorum ama Negredo'nun gündem olduğunu biliyorum. Tudor da Gomis için ısrar etti, bizim de tek hedefimizdi. Bugün Gomis ile Negredo / Soldado gibi isimleri kıyaslamayacağım bile.

Garanti katkı ayrıca bu, transferi gündemdeyken de yazıyordum. Gomis de coşkuyu seven futbolculardan, tribünlerle kuracağı şu katkı öyle belliydi ki. Profesyonel bir isim, bu yaşta böyle bir parayı gördüğünde yatacak futbolculardan değil. Sürekli çalışıyor, sosyal medyada sıkı takipçisiyiz. Bu seviyede kalabilmenin sırrı bu işte, çalışmak..

En beklenmeyen katkı, Galatasaray'ın tahmin edilemez özelliği de bu


Selçuk İnan'ın Konyaspor maçında oynadığı oyun önemli, umarım devam ettirir. Rotasyon diyoruz, özellikle orta saha için elimizin zayıf olduğu doğru bir yorumdu. Selçuk İnan'dan beklenti sahibi değildik, yorumun temeli bu. Hala bazı isimlerin alternatifi yok ama Selçuk İnan eğer bu görüntüyü devam ettirecekse kıymetli bir hamle halini alabilir. Bunu da herkesten çok ben isterim.

Garry Rodrigues'in özverisine de saygım büyük, bu sezonun en büyük çıkış gösteren futbolculardan biri. Mücadelesi ve patlayıcı özelliğiyle şu ana kadar geçen süreçte önemli katkılar yaptı. Mevcut durumumuzda da kıymeti büyük. Ama ona da alternatif gözüyle bakıyorum, Feghouli dönene kadar ki geçen süreci idare etmesiydi beklentim, etti de. Kenardan geldiğinde enerjisi ve patlayıcı özelliğiyle kıymeti daha da artacaktır.

Bu iki isimle başlama nedenim şundan, Tolga Ciğerci'nin dönüşü itibariyle kimin oynayacağı sorusu. Benim cevabım net, bu isimler Tolga Ciğerci'den sonra gelir. Yükseliyor dediğimiz, övdüğümüz sistemin en temel parçalarından çünkü. Tolga Ciğerci sonrası Galatasaray'ın oyununun biraz olsun düştüğüne inanıyorum, kazanıyoruz ama kendisini de arıyoruz. Feenrbahçe maçında sahada olması o kadar önemli ki.

Feghouli de Belhanda gibi daha serbest rolde, onları forvetin arkasında düşünüyorum. Feghouli'yi kağıt üzerinde sağa yazıyoruz ama öyle değil. Tıpkı Tolga Ciğerci'de olduğu gibi. Kağıt üzerinde sol yazıyoruz ama aslında bir orta saha, temel görevi bu. Hücum / orta saha bağlantısının en temel parçası, ön alan baskısının en önemli ismi ve seken / boşta olan topları toplayan bir numaralı isim. Rakip ceza sahasına sürpriz girişlerini ve attığı golleri saymıyorum bile, bir de taşıdığı gol yükü var. 

En beklenmeyen katkı ama yapıyor, Galatasaray'ın en tahmin edilemez özelliği bu. Kimse Tolga Ciğerci'den bunu beklemedi ama Tudor öyle bir rol verdi ki herkes şaşırdı. Bu yönde Tolga Ciğerci'ye önlem alamazsın, hücum anlamında daha önemli kozlar var çünkü, risk almak demek bu. Görmezden gelemiyorsun, hücum katkısı yüksek. O an ne yapacağını kestirmek güç, geçen sezon isabetli şutu yok dediğimiz adam gün itibariyle Gomis'den sonraki en golcü Galatasaraylı.

Tolga Ciğerci gün itibariyle idmanlara katılıyor, görev verilmesi halinde ise Fenerbahçe maçında sahada. Tudor'un 2. bir ihtimal düşüneceğini zannetmiyorum, Tolga Ciğerci'yi 11'e yazacaktır. İhtiyaç var, düzenin kıymetli bir parçası. Badou Ndiaye'yi biraz daha hücuma atabilmek anlamına gelecek bu, Tolga Ciğerci olmadığında risk alamadı ve çok çıkmamaya başladı. Tempomuz, ön alan baskımız çok daha yükselecek..

17 Ekim 2017 Salı

Linnes ve Latovlevici arasında kalite anlamında büyük farklar yok


Şimdi de rotasyonun diğer ayağını konuşalım, Latovlevici / Linnes. Serdar Aziz / Denayer rotasyonu kadar güçlü bir ayak değil ama sıklıkla bu değişimi göreceğiz. Maçına ya da taktiğine göre değişecek, ikisinden birinin istikrarlı şekilde devam edeceğini düşünmüyorum. Asamoah transferine kadar bu değişimi göreceğiz, o yüzden de mevcut özelinde iyi bir rotasyon.

Latovlevici transferini istemiştim, nedeni tamamen Asamoah beklentisi. Uzun vadeli bir adım değil çünkü, zaten o yönde bir sözleşme yapıldı. Süreci telafi etmek gerekiyordu, Ocak ayına kadar idare etmek. Orayı sadece Linnes'e bırakarak sezonu geçiremezdik, bu anlamda iyi transfer. Şu aşamada beklentiyi karşılayamadığına ben de inanıyorum ama ortada felaket bir görüntü yok. Çok yüksek bir beklenti olmaması gerekiyordu.

Linnes ya da Latovlevici arasında kalite anlamında büyük farklar olduğunu düşünmüyorum, ikisinin de birbirinden farklı özellikleri var. Pas oyunu oynadığınızda Linnes daha iyi tercih, ayağı daha temiz ve sağ ayaklı olması itibariyle kat ederek oynuyor. Latovlevici ise takımdaki yegane sol ayaklardan, Linnes'e oranla çok daha fazla bindiriyor, hücumu zorluyor. Şu ana kadar isabet sağlayamadı ama bunu yapması bile bir baskı unsuru, kanat etkisini dengeliyor.

Ortak noktaları ise ikisinin de savunmada zayıf kalması. Linnes ona oranla bu konuda bir adım daha önde ama yetersiz, Latovlevici ise neredeyse hiç varlık gösteremiyor. Bu özelliği hep zayıftı, çok şaşırmıyorum. Bir artısı şu, 3'lü savunmaya döndüğümüzde sol kanadı bütünüyle kullanabilmesi, bunu Linnes'le yapmak zor. 4'lü savunmanın solu tamam ama 3'lü savunmanın solunda etki edeceğini sanmıyorum.

Değişecek yani, maçına ya da taktiğine göre bu ikilinin yeri sürekli değişecek. Linnes daha genç, aslında sağ bek olması itibariyle takımda kalacaktır. Latovlevici ise geçici hamle, Asamoah gelene kadar ki süreci geçirmek anlamında. Asamoah sonrası ise çok daha başka şeyler konuşacağız, sol bek çok daha güçlü bir pozisyon halini alacak. Linnes / Latovlevici bir arada olabilir mi gibi sorular da oluyor, maç içindeki anlara oranla mümkün olabilir. Savunma söz konusu olduğunda Denayer sol beke çekiliyor daha çok ama sol öne bu ikiliden biri de geçebilir..

Transfer ütopyası "2018" #2; Emre Akbaba


Alanyaspor, Süper Lig'e çıktığı gün itibariyle ligin en iyi takımlarından biri. Geçtiğimiz sezon iyi bir havaları vardı, bu sezon da buna devam etmekte. O takım içinde öne çıkan isimler var. Vagner Love o isimler arasında ilk sırada yer alır, onun ardından da Emre Akbaba gelir. 25 yaşında bu adam, belki çok genç değil ama son 2 sezonda gösterdiği performansla bir üst seviyeyi hak ediyor.

27 Mart 2017'de yine yazmıştım, öncelikle o yazıya tekrar bakmak isteyenler için paylaşayım;


O dönem orta saha için revizyon gerektiğini söylemiştim. Revizyonu ilk 11 için gerçekleştirdik ama alternatif noktasında hamle yapmak gerekiyor. Fernando, Badou ve Belhanda'yla yakalanan iyi bir seviye var, bu isimlerin alternatifi noktasında ise hamle şansı yok. Tolga Ciğerci deriz belki, gerçi o da sol tarafta başka bir oyun oynuyor. Kulübeye dönüp baktığımızda Selçuk İnan diyoruz yine, bu tablo da uzun vadede Galatasaray'ı zorlar.

Bir sorun da yabancı sınırı. Donk gittikten sonra 13'e düşecek, belki Carrosso ve Latovlevici'yle de devam edilmez, daha da düşer sayı ama yarını bilmiyoruz. Sınır düşebilir ya da başka şeyler olur. Yerli alternatiflere bir noktada ihtiyaç var, özellikle orta saha noktasında. Gençlere güvenmek benim de ilk tercihim ama onların ağırlığı forvet arkası, kanatlar ya da stoper. Orta saha için şu çok ön plana çıkar diyemiyorum, haliyle transfere yönelme durumu var.

Kaan Ayhan'ın sözleşmesi bitiyor, en büyük gözde o ama piyasası var, bence Bundesliga'da kalacak. Onun dışında kalan isimlere bakınca, hangi 3 ismi istersin deseler cevabım net. Emre Akbaba, Deniz Türüç ve Musa Çağıran derim. Deniz Türüç'ün pozisyonu itibariyle telafisi var ama Emre Akbaba ile Musa Çağıran'ı kaçırmamak gerekiyor. İkisi de 24-25 yaşlarında, önemli gelecekleri var.

Emre Akbaba ligin en yetenekli orta sahalarından biri. 10 veya 8, rahatlıkla kullanabilirsiniz. Tempolu bir orta saha, kat ettiği mesafeler yüksek ve Tudor'un istediği baskı futboluna uyar. Topla dripling özeliği var, teknik özelliği yüksek, gol / asist noktasında katkılı adam. İyi bir alternatif, kenara baktığınızda güvenirsiniz. Böyle bir hücum alternatifi yok maalesef, Emre Akbaba'nın kaçırılmaması gerekiyor.

Milli Takım'a alınmama durumunu yazmıştım, Lucescu'nun ana odağı 4 büyükler, sonra da yabancı sınırı deniliyor işte. Emre Akbaba bu düzen içinde 2 senedir büyük istikrar yakaladı ve başarılı bir takımı sürükleyen isimlerden biri. Vagner Love'yi besleyen en önemli etmen, Alanyaspor denildiğinde Emre Akbaba ismi es geçilemez. Bir üst seviyede kaybolacağına da inanmıyorum, bence buraların futbolcusu..

Igor Tudor; son 12 lig maçı 11 galibiyet, 1 beraberlik


2016 - 2017 sezonunda kendi sahamızda kaybettiğimiz Kasımpaşa maçını hatırlarsınız. Kötü oyun ve 3-1'lik skor. Sneijder'in son dakikada attığı muhteşem golü konuşamadığımız bir maç. Soyunma odasında çıkan kargaşayı hatırlarız, Tudor'un istifası bekleniyordu o gün. Hatta bu yönde haberler de vardı, Dursun Özbek'in soyunma odasına girdiği söylenmişti. Nigel De Jong'un Tudor çıkışı ya da, kötü gidişat varsa teknik direktör gider diyordu. 

O zamandan bu zamana, Tudor yönetiminde ligde oynadığı son 12 maçın 11'ini kazandı, 1'inde ise beraberlik aldı. Kazanma alışkanlığı mı dersiniz, nasıl tanımlarsınız bilmem. Maçların zorluk derecesi gibi yorumlara katılmıyorum, herkes bu takımlarla oynuyor ve kaybedilen puanlar ortada. Galatasaray ligin en çok gol atan takımı olduğu gibi en az gol yiyen takımı da. İşleyen bir düzen var, her geçen zaman büyüyen.

Geçen yıllarda deplasmanlar büyük sorundu, genellikle bu tip deplasmanlarda puan kaybederdik. Antalyaspor deplasmanı bu anlamda korkutmasına rağmen sonrası iyi geldi, deplasmanları da oynamaya başladık. Antalyaspor karşısında 1-0'ı bulduğumuzda topu rakibe vermiş, düşmüştük. Konyaspor deplasmanında ise 1-0'ı bulduktan sonra oyun hakimiyetini daha yükselttik, topu bırakmadık, 2'yi de bulmayı başardık. Bursaspor deplasmanı ya da, 1-0'ın ardından geri dönmek o kadar mühimdi ki.

Fikstürün görece kolay olduğuna inanıyorum, biz de bu süreci en iyi şekilde geçirdik. 8 puanlık bir fark var Beşiktaş'a karşı ve Fenerbahçe derbisini kazanmamız durumunda çok daha başka şeyler konuşmaya başlayabiliriz. Elbette kayıplar olacak, düşüşler yaşanacak ama yakalanan bu avantajı kaybetmemek mühim. O da bu tarz maçları kazanmaktan geçiyor, şu an Galatasaray'ın yakaladığı hava tam olarak bu.

16 Ekim 2017 Pazartesi

Lider özelliği, karakteri ve isyanı


Yeni konseptim "x konu üzerine kurulan 11'ler" üzerine olacak. Bu konsept içinde de "yanlış zamanda Galatasaray forması giyenler" diyerek bir 11 kurulur. Eminim ki Lorik Cana'yı o 11'in içine yazacağız, çok yanlış zamanda geldi. 2010 - 2011 sezonu, Galatasaray'ın en kötü dönemlerinden biri ve şu futbolcu da öne çıktı diyemeyeceğimiz bir zaman.

Plansızlık aslında, meselenin özü bu. 2009 - 2010 sezonunda ismen daha iyi transferler yapılmasına rağmen, Rijkaard'ın düzeni anlamında asla doğru hamlelerin gelmediğini görürüz. 2010 - 2011 sezonunda ise mevcut iyi isimlerin de elden çıkarıldığı, içi boşaltılan bir Galatasaray var. Lorik Cana ise o sezonun en önemli transferiydi ama o yapı içinde başarılı olma gibi bir şansı yoktu.

Lorik Cana denildiğinde benim için konuşulacak 3 konu var. Lider özelliği, karakteri ve isyanı. Belki doğduğu yerden gelir bu özellikleri, bilemiyorum. Marsilya döneminden hatırlarız kendisini, çok genç yaşta takımın kaptanı olmuştu ve taraftarın sevgilisiydi. Sonra Premier Lig dedi, Sunderland'a transfer oldu ve 2-3 ay içinde yine takımın kaptanı yapıldı. Galatasaray'da biraz daha uzun bir kariyeri olsa muhtemelen aynı şey olacaktı, bu adamın yaradılışında var.

Rijkaard çok fazla değerlendirmedi Cana'yı, Hagi döneminde forma giymeye başlamıştı. Bazı maçlar stopere de çektiği oldu ama kötü bir sezon, kimi iyi anlamda değerlendirebiliriz ki. Ertesi sezon Fatih Terim geldiğinde ise Lorik Cana'dan yana ümitliydim, tam onun kalemi bir isim. Yaşı da 28'di, en iyi olması gereken zamanlar. Öyle de oldu aslında, uzun bir Lazio kariyeri geçirdi ve defansif orta saha olarak gittiği yerde stopere evrildiğini gördük. Lazio'da bu kadar uzun zaman kalmasının sırrı, doğru zamanda stopere evrildi.

Fatih Terim'in 4-4-2'sinde Lorik Cana'yı orta saha kullanmak zor, çok hızlı bir isim değildi ve pas aksiyonu zayıftı. Daha çok 4-3-3 gibi formasyonlarda orta sahanın en gerisine yazabileceğiniz isim ama stoper özelliği fazlasıyla vardı. Fizik üstünlüğü, agresifliği, mücadeleci yapısı, hamle özelliği gibi. Kalmış olsa yüksek ihtimal bizde de stoper olarak kariyerini sürdürürdü ama Lazio'nun Cana teklifi, bizim de Muslera isteğimizle böyle bir takas gerçekleşti. Baktığınızda iki taraf da kazançlı, kazan kazan durumu.

Lazio'dan sonra Fransa'ya döndü, bir sezon Nantes forması giydi ama sağlık problemleri nedeniyle birkaç gün önce futbolu bıraktığını açıkladı. Benim izlediğim en mücadeleci ve hırslı isimlerden biriydi, Galatasaray'da daha uzun bir kariyeri olsun isterdim. Tek sezon oynamasına, o sezonun da çok kötü geçmesine rağmen Galatasaray taraftarı da sever Cana'yı, güzel bir adamdı..

SC nostalji köşesinde de yer vermiştik, dileyenler tekrar okuyabilir;

Transfer tarzı "2018" #2; Daley Blind


Sezon sonunda sözleşmesi bitecek futbolcular üzerine ayrı bir yazı dizisi yapacağım. Her sezon yaptığım bir şey ama bu sefer biraz daha erkene alma niyetim var. Uefa ile yeni bir ffp anlaşması planlanıyor ve yaz döneminde daha çok "serbest futbolcular" üzerine yoğunlaşacağız gibi. Biten yaz döneminde bu piyasa o kadar hareketli değildi ama 2018 yazında çok önemli futbolcular boşa çıkıyor.

Daley Blind'i o yazı dizisi içinde yazmayı planlıyordum ama dış basında adı Galatasaray'la anıldığı için konuşalım. Yazı dizisi içinde tekrar bu konuya döneriz, o anın şartlarına bakarak. Asamoah'ın alternatifi olarak düşünülüyor olabilir, joker yapısı itibariyle bu yönde düşünülebilecek bir isim. Gerçi Fellaini hikayesini ona da uyarlamak lazım, Mourinho'nun güvendiği alternatiflerden biri. O kadar kolay vazgeçeceğini düşünmüyorum.

Fellaini için de garanti gibi bir hava yaratılmıştı ama bırakmadı Mourinho, sözleşmesini de bugün yarın uzatırlar. Manchester United taraftarının ne istediği değil, Mourinho'nun düşüncesi önemli olan. Sol bek, stoper ya da orta saha gibi kullanabiliyorsunuz, sol ayağını çok iyi kullanan bir isim. Asamoah tempo ve atletizmiyle biraz daha ön plana çıkar mesela, Blind ise daha teknik ve stoper özelliğiyle. Birbirinin alternatifi diyoruz ama ikisini bir arada düşünmek mümkün.

Blind için Ocak ayında gelecek deniyor, bunun üzerinden düşünelim. Bu sezon sol beki Blind'le geçmek ve yaz döneminde bedava alacağın Asamoah sonrası 3'lüye dönmek mümkün. Asamoah sol kanat, Blind ise sol stoper. Blind'le geriden oyunu müthiş kurarsınız, Maicon'un kısmen yapabildiği ama zorladığı uzun topları müthiş kullanır. Maicon, Serdar, Blind üçlüsü de seni fazlasıyla taşır. Böylelikle Asamoah'ı da en iyi olduğu pozisyonda kullanabilirsiniz.

Böyle bir ihtimal var mı bilmiyorum, varsa eğer birbirlerinin alternatifi olarak bakmıyorum olaya. En azından öyle bakılmaması gerekir, Blind ve Asamoah'ın joker etkisi farklı pozisyonlarda. Kafadan ön yargı oluşturmaya gerek yok, Fellaini için yazılanlar dün gibi aklımda. Şimdi de Asamoah üzerinden bu tarzda yorumlar yapılacak, kıyas yapmamak lazım. Twitter'da gördüm, Blind'in Hollandalı olması bile ön yargı konusu olmuş, yatmaya gelecek deniyor da adamın yaşı 27. Galatasaray'a gelene kadar başka talipleri de çıkar..

Bir yandan Denayer'i de görmeye, kazanmaya çalışıyoruz


İki pozisyonda sık bir rotasyon izleyeceğiz. Latovlevici / Linnes ilki, Serdar Aziz / Denayer ise diğeri. Bugün Serdar Aziz / Denayer rotasyonunu konuşalım, Latovlevici / Linnes rotasyonunu başka bir yazıda daha detaylı konuşuruz.

Denayer'in transferini isterken elbette duygusal etmenler yoğundu. 22 yaşında bu adam, önemli bir potansiyel. Galatasaray'da geçirdiği ilk sezon onun adına hayal kırıklıklarıyla dolu olmasına rağmen buraya gelmek için elinden geleni yaptı. Büyük bir aidiyet bu, gerekirse böyle adamlarla başarısız olalım. Bu yaz dönemi taliplerini hatırlarsınız, Marcelo transferi öncesi Lyon istiyordu mesela. O yine Galatasaray'ı bekledi ve amacına ulaştı.

Duygusal etmenleri es geçmesek bile durumu sadece bununla okuyamazsınız. Denayer önemli bir potansiyeldir, kendine has yetenekleri, özellikleri vardır. Atletizmi ve hızı gibi ya da savunmanın birçok pozisyonunda oynayabilmesi diyelim. Stoper, sağ veya sol bek, defansif orta saha gibi. Stoper kullanıyoruz ama yeri geldiğinde sol beke çekti onu Tudor, 2 maçı öyle tamamladı. Konyaspor deplasmanı Serdar Aziz oyuna girdikten sonra o pozisyona yerleşti ve kapattık orayı.

Benim için Serdar Aziz bir adım önde, bu başka konu. Daha güvenli olduğunu düşünüyorum, lider özelliği, agresifliği, havadan etkisi gibi. Maicon'la iyi bir ikili oldu, bunun katkısını da geçen haftalarda aldık. Sarı kart sınırında olması handikaptı, Fenerbahçe maçında mutlaka sahada olmalı. Diğer handikabı da sakatlığa meyilli olması ki bu anlamda Denayer'i hazır tutmak zorundayız. Her an görev düşebilir ona.

Bu noktada çok iyi alternatif, her an hazır olması gereken. İstikrar önemli, özellikle stoper ikilisi ya da üçlüsü özelinde. Biz de o istikrarı yakaladık ama bir yandan Denayer'i de görmeye, kazanmaya çalışıyoruz. Konyaspor karşısında iyi bir maç çıkardı. Hızlı ve atlet bir oyuncu, Konyaspor'un kontra silahına karşı iyi bir önlemdi. Hamleli de, bana güven verdi, geçmişe oranla daha geliştiğini düşünüyorum. Topla çıkıyor, dripling özelliği var ve Serdar Aziz'in yapamadığı şeyler de bunlar. O farkı Denayer'le yaratıyorsun.

Fenerbahçe karşısında yine Serdar Aziz'le oynarım. İstikrar önemli, Serdar Aziz'in bu aşamada verebileceği daha garanti bir katkı. Denayer ise maç içinde mutlaka kullanılır, gerek stoper gerekse bekler için. Bazı pozisyonlarda alternatif anlamında çok eksiğiz, stoper için ise bu anlamda güçlüyüz diyebilirim..

15 Ekim 2017 Pazar

Yerli / yabancı diye bakmıyorum olaya, sahada olan Galatasaray'ın futbolcusu


Twitter'da @gasstarbeiter 'in verdiği bir detay. Maçı hatırlarsınız, 2007 - 2008 sezonu, Türkiye Kupası çeyrek final ilk maçı. Galatasaray'ın Saraçoğlu lanetini konuşmaya dahi gerek yok, ısrarlı bir şekilde kazanamıyoruz. Geçen yıllar içinde ise kazanamaya yaklaştığımız 3 tane maç var, biri bu. 0-0 berabere bitmişti ve Saraçoğlu deplasmanında en iyi oyunlarımızdan biriydi. Maçın önemi ise başka, o gün 11 yerliyle sahaya çıkmıştı Galatasaray ve bu oyunu oynamış, galibiyete yaklaşmıştı. O gün ise bu durum çok konuşulmadı, geldi geçti.

Konyaspor maçında yaşanan ilk ise şu şekilde, 11 bütünüyle yabancı isimlerden oluştu. Türkiye için bu bir ilk, Galatasaray bunu başarmış oldu. Güzel bir ilk, mutluyum şahsen. Elinde bir imkan var ve en iyi şekilde kullanıyorsun bunu. 11'de 11 tane yabancı ile 9 yabancı arasında pek bir fark yok. Bunu da çoğu takım kullanıyor ama yabancı kontenjanını nedense Galatasaray üzerinden okuyoruz. Bunun adı algı operasyonudur işte, Galatasaray'ın bu hakkını kullanması da asla bir ayıp değil.

Yerli / yabancı diye bakmıyorum olaya, sahada olan Galatasaray'ın futbolcusu. Bugüne kadar yabancı kontenjanları vardı, biz bu 14 yabancılı düzende 7 yabancı da bulundurduk kadromuzda. Ne değişti, ülke futbolu göğe mi yükseldi, çok mu başarılıydık. Selçuk İnan'dan bahsediyorum mesela, ne kadar iyi oynadı değil mi. Bu performansta böyle bir takım içinde oynamasının artısı yok mu sizce?

Ya da Serdar Aziz veya Tolga Ciğerci, yükselişlerini konuşuyoruz değil mi. Yine aynı kapı, böyle bir takımın içinde oynamaları yükselişlerinin anahtarı değil mi. İyi olan oynuyor, lig genelinde yükselen kalitenin en önemli adımı da mevcut yabancı sınırı. Yerliyi mecbur bırakmak oynatmak için oynatmak anlamına gelecek, kimseyi ileri götürmez. Bu bilinen ve yaşanmış bir gerçek ama hala Milli Takım'ı yabancı sınırı üzerinden okuyanlar var.

Kazanmak ve iyi futbol oynamak isteyen doğru futbolcuları tercih ediyor, mesele bu. Kulüplerin birinci önceliği sanmıyorum ki Milli Takım olsun, olmamalı da. Almanya, İngiltere gibi örnekler var, hangi ligin ilk 11'lerinde şu kadar yerli isim oynamalı kuralı var ki. Galatasaray da böyle iyi işte, bu futbolcularıyla. Düzenden son derece memnunum, Tudor da olaya çok doğru bakıyor. Hak var, bunu kullanıyoruz, aynen devam..
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger