Sinemaskop {Looking For Eric}  

Yazan Serap Bahar , Etiketler: ,

Bir filmi izledikten sonra yüzünüzde sevimli bir tebessüm yada gözünüzde iki damla yaş oluyorsa o film, gerçek filmdir. Benim kriterim ne oyuncu kadrosu, ne senaryo, ne de yönetmendir. Aslında tek tek hiç biri değil. Bunların tamamı. Looking For Eric bu filmlerden biriydi. Bittiğinde yüzümde o sevimli gülümseme vardı. Filmi izlememe sebep olan kişiye, Ali Ece'ye sonsuz teşekkürler öncelikle. Filmi izlemeden önce zaten az çok beğeneceğimi tahmin ediyordum. Çünkü filmin konusu her ne kadar hayattan vazgeçmiş bir babanın hikâyesi de olsa Manchester United ve Eric Cantona üzerinden anlatılmıştı. Manchester'ı ne kadar sevdiğimi, izleyemesem de Eric Cantona'ya ne kadar saygı duyduğumu her fırsatta dile getiriyordum. Bu filmde de taa içimde hissettim açıkçası Manchester tutkumu. Cantona'nın sahada bir futbol dehası dışarıda ise tam bir filozof olduğunu düşünüyorum artık. Filmi anlatmaya geçmeden önce şunu söyleyebilirim ki; filmin başında ve ortalarında ara ara Cantona'nın attığı gollerden ve verdiği asistlerden görüntüler izlemek inanılmaz keyifliydi. Fenomenlerim arasında bu adam artık. Bu arada merak ediyorum.. Acaba Cantona her zaman filmdeki gibi durup durup felsefik laflar mı ederdi :) bu konuda yaşı tutan, bilgisi olan birisi beni aydınlatırsa sevinirim..

"Her şey Eric Cantona'nın attığı güzel bir pasla başladı" cümlesi ile başlıyor film. Filmin özeti de tamamen bundan ibaret aslında. Eric isimli ve işi postacılık yapmak olan baş karakterin hayatı üzerine kurulu film. 30 sene önce eşini ve henüz 3-4 aylık olan bebeğini bırakıp kaçan bir babanın hikâyesi.. Eric ile eşi Lily bir dans yarışmasında tanışıyorlar ve birbirlerine aşık oluyorlar. Evleniyorlar Sam adında bir kızları oluyor. Daha fazla sorumluluk almak zorunda olduğunun farkına varan Eric erkeklerin çoğu gibi -üstüne alınmak isteyen alınabilir- kaçarak eşini ve kızını terkediyor. Sonraki eşinin olan ve kendinden nefret eden 2 üvey oğluyla yaşarken buluyoruz kendisini filmin başında. Aklını kaçırmaya ramak kalmış bir vaziyette tabii. Postacı olan arkadaşları ile bir gün terapi gibi bir şey yapıyorlar. Terapiyi yöneten arkadaşı "kendine olan güvenine ve karizasına hayran olduğunuz kişiyi hayal edin" diyor ve Eric o andan itibaren sık sık Cantona'nın hayaliyle konuşmaya başlıyor. Cantona ona yapması gereken şeyleri söylüyor, Eric'de uyguluyor. Büyük oğlu Ryan -ki filmin başından sonuna kadar acaba Giggs'den mi alıntıdır diye düşündüm. Hani bizde de Galatasaray'lı babalar çocuklarına Hakan, Metin, Arda gibi isimler koyarlar ya o zihniyet..- bir gangsterin silahını saklıyor. Eric bu silahı bulduktan sonra geri vermeye çalışsa da başarılı olamıyor. En sonunda arkadaşlarıyla Cantona Operasyonu'nu başlatıyor ki filmin patlama noktası kesinlikle burasıdır. Burdan sonrasını anlatmayacağım alın filmi izleyin. Pişman olmayacağınıza söz veriyorum :)



Filmin en müthiş sahnesi ise Eric ile Cantona'nın bir apartmanın balkonunda yaptıkları şu konuşmaydı şüphesiz {şanslıyım ki videosunu da bulabildim} ;
- Pekâlâ. En güzel an? Bir gol olmalı, Eric.
- Hayır. Bir pastı.
- Pas mı?
- Evet.
- Tanrım. Irwin’e Spurs maçında. Evet! Çok güzeldi.
- Ne kadar zeki olduğunu biliyordum. Sol tarafta, sağ ayakla. Birden aklıma geldi. Sol ayağımın dışıyla dibine girdim. Herkesi şaşırttım. Fuleli adımlarla topu aldı ve kalbim yerinden çıktı.
- Tanrı vergisi.
- Evet, Büyük Futbol Tanrısı’na bir hizmet gibiydi.
- Peki ya kaçırsaydı?
- Takım arkadaşlarına güvenmelisin. Her zaman. Eğer güvenmezsen kaybedersin.
Bu andan itibaren film ufak ufak yükselmeye ve nihayetinde Cantona Operasyonu'nda patlamaya kadar gidiyor. Şiddetle tavsiye ediyorum. Liverpool'u seviyor olabilirsiniz, Arsenal'in tüm maçlarını izliyor olabilirsiniz, Chelsea için burdan kalkıp İngiltere'ye gitmek isteyebilirsiniz hatta; City için canınızı bile vermek isteyebilirsiniz ama bu filmi mutlaka izlemelisiniz. İzlemeyen çok şey kaybeder. Filmle ilgili minik bilgiler vermek gerekirse;
IMDB Puanı:7.4/10
Yapım:2009 ~ İngiltere
Tür:Dram, Komedi, Spor
Yönetmen:Ken Loach
Senaryo:Paul Laverty
Oyuncular: Steve Evets, Eric Cantona, Stephanie Bishop
Süre: 116 dk
Ödüller: 1 nomination

Konu: Bir futbol fanatiği olan Eric postacıdır. Orta yaş krizi geçiriyor ve hayatı da her geçen gün daha kötü gidiyordur. Fakat bir gün oğlunun bir hapını içmesiyle efsane Eric Cantona sanrısına kavuşur. Cantona artın onun hayat koçudur. Önümüzdeki aylarda Filma Ltd. dağıtımıyla Filma Ltd. tarafından vizyona çıkarılıyor. Eski futbolcu Eric Cantona’nın hayatından esinlenilerek yapılmıştır.
Son olarak Cantona sevenler için filmin otobüs sahnesindeki tezahürat geliyor;

What a friend we have in Jesus............
he`s a saviour from afar

What a friend we have in Jesus.........
and his name is Cantona....

Ooh Aah Cantona,
Ooh Aah Cantona

Ooh Aah, Ooh Aah,
Ooh Aah Cantona....

Ooh Aah Cantona.......
Devamını Oku
Bookmark and Share

Sezon Finali Londra'da  

Yazan Serap Bahar , Etiketler:

Teniste 2009 sezonu Londra'da düzenlenecek olan ATP turnuvası ile sona erecek. Bayanların sezonu geçtiğimiz hafta Doha ile resmen sona ermişti. Erkeklerde de Barclays ATP Final Turnuvası ile sona erecek. Sezon bitiminde Dünya Klasmanın ilk 8 raketini karşı karşıya getirecek turnuva yarın başlayacak. Bu 8 raket dörderli iki gruba ayrılacak ve grupların ilk iki sırasını alan raketler yarı finalde çapraz olarak eşleşerek karşılaşacaklar. Turnuvanın resmi sitesinden yapılan açıklamaya göre ses, ışık ve ateş gösterileri bizi bekliyormuş. Ayrıca 255.000 biletli seyircinin turnuvayı izleyeceği de gelen haberler arasında. Gerçek bir sezon finali izleyeceğiz Londra'da. 2011'de WTA sezon finali olan Doha İstanbul'da düzenlenecek. Umarım ülkemiz adına tenis camiasına güzel bir tanıtım olur. Bu tarz turnuvaların takipçisi çok oluyor. Gerçi önce bunu yapabileceğiniz bir arena falan olmalı ama neyse.. Herhalde turnuvaya başvuranlar altyapısını da hazırlayacaklardır. ATP sezon sonu için pek ümidim yok ama 2011'de Dünya'nın en iyi 8 raketini İstanbul'da izleyebilecek olmak çok heyecan verici.

Turnuvaya katılacak 8 raket şöyle; Roger Federer, Rafael Nadal, Novak Djokovic, Andy Murray, Juan Martin Del Potro, Nikolay Davydenko, Fernando Verdasco ve Robin Soderling. Aslında klasmandaki sıralamaya göre Andy Roddick'in de bu turnuvada yer alması gerekiyordu. Fakat Roddick sakatlığı nedeniyle turnuvaya katılmayacağını açıklayınca yerine Robin Soderling dahil edildi. Gruplar şu şekilde oluşuyor;

A Grubu: Roger Federer-Andy Murray-Juan Martin Del Potro-Fernando Verdasco
B Grubu: Rafael Nadal-Novak Djokovic-Nikolay Davydenko-Robin Soderling

B grubu güzel grup olmuş fakat A grubu sahiden ölüm grubu gibi olmuş. A grubunda favorim tabii ki Federer. Zaten 2009 onun senesi oldu dersek yeridir. Bu seneki tüm Grand Slam'leri domine eden bir Federer vardı önce. Hepsinde final oynadı. Ayrıca bu seneki kazandığı Grand Slam ile kariyerinin 15. Grand Slam zirvesini yaşayan Federer tarihe geçti. Bir de baba oldu üstüne üstlük. Murray kötü bir sezon geçirse de Londra onun çöplüğü kendi seyircisi önünde, kendi evinde başarılı sonuçlar alabilir. Del Potro, Amerika Açık'ı kazandıktan sonra ülkesinde kahramanlar gibi karşılanmıştı. En son geçen hafta Paris'teki turnuvada sakatlanarak çekilse de grubun en önemli isimlerinden birisi olarak dikkat çekiyor. İspanyol Verdasco ise yıl başında Avustralya Açık’taki harikulade performansı ile dikkat çekmiş ve özellikle sert zemin sezonunda başarılı maçlar çıkarmıştı. Londra'daki kortların da sert olacağını düşünürsek sürpriz yapabilecek isimlerden birisi de Verdasco olabilir. Gelelim B grubuna. Sakatlığı ve ailevi sorunlarından dolayı kötü bir yıl geçiren Nadal’ın, şampiyonluğu halinde turnuva sonunda tekrar klasmanda zirveyee çıkma şansı da bulunuyor. Geçen sene sakatlığı nedeniyle turnuvaya katılamayan ve bu nedenle koruyacak puanı da olmayan İspanyol, eğer turnuvayı kazanır ve Federer gruptan çıkamazsa Nadal, üst üste iki yıl dünya zirvesinde bitirmiş olacak sezonu. Grubun diğer ağır ismi ise Djokovic. Geçtiğimiz haftalarda hem Nadal'ı hem de Fedex'i yenerek müthiş bir güven kazanmış gibi görünüyor. Davydenko'yu kapalı bir kutu, Soderling'i ise zayıf halka olarak değerlendirmek mümkün.

Çok zevkli bir hafta bizi bekliyor. Benim favorim her zaman olduğu gibi Federer. Ama Federer'in doymuşluğu başarısını engelleyebilecek bir ayrıntı. Bekleyip, izleyip göreceğiz.
Devamını Oku
Bookmark and Share

Inter'i Hiç mi Seven Yok?  

Yazan Serap Bahar , Etiketler:

Geçtiğimiz günlerde hatırlarsınız Balotelli "Milan'lıyım" diyerek tüm şimşekleri üzerine çekmişti. Inter'de parlayıp en büyük rakibin, aynı şehrin takımının taraftarı olduğunu söylemek ne kadar etiktir tartışılır. Hatta Burak bu konuda çok güzel bir yazı yazmıştı ki burdan okuyabilirsiniz o yazıyı da. Inter golcülerinden pek gülemiyor. Balotelli'nin bu açıklamasının ardından Eto'o da bir açıklamada bulunmuş. Bir nevi itiraf da diyebiliriz biz buna. Malum hafta içi Avrupa Kupası maçları var. Bu maçlardan biri de Şampiyonlar Ligi'nde oynanacak ve bana göre gecenin maçı olacak Barcelona-Inter maçı. Inter, Nou Camp'a konuk olacak. Mourinho şimdiden taktiğini belirlemeye başladı bile. Barça tarafından ise Pique'nin açıklamaları var. "Inter maçı El Clasico'dan daha önemli" diyor Pique. Öte yandan Messi; "Inter'in hiç şansı yok" diyor. Bu noktada düşünüyor ve merak ediyorum. Acaba Rubin Kazan maçından önce de Rubin'in şansı yok demiş miydi Messi?

Neyse biz konuya dönelim. Eto'o malum, sezon başındaki transfer döneminde Zlatan Ibrahimovic ile zorla takas edilmiş, istemeye istemeye İtalya'ya gönderilmişti. Yaptığı açıklama kan kusarım kızılcık şerbeti içtim derim şeklinde olmuş biraz. Eto'o; "Barcelona'da iyi ve kötü zamanlarım geçti. Oraya mutlu bir şekilde geri gitmek isterim çünkü Inter için ayrıldığımda, Camp Nou'da yeniden oynama şansım olabilir diye düşünmüştüm: Eğer gol atarsam bunu kutlamayacağım. Gol atmak benim işim ama kutlamak değil. Onlara karşı herhangi bir kötü düşüncem yok. Barcelona'dan vicdanım rahat bir şekilde ayrıldım" diyor maç öncesinde. Nou Camp'taki maç ne olur bilinmez ama Barça'lı taraftarların Eto'o'yu çok iyi karşılayacaklarından şüphem yok. Inter taraftarları ise golcülerinden çekmeye devam ediyor. Bir Milito'dan beklemem böyle bir açıklama zaten. Şaka bir yana, gerek golcülüğü ile, gerekse karakteri ile müthiş bir insan Eto'o. Kendisini seviyoruz ailecek. Ama Ibra bir başka yaa :)
Devamını Oku
Bookmark and Share

Galatasaray - Manisaspor {Maça Doğru}  

Yazan Burak Eren , Etiketler: , ,

Genelde Milli Takım dönüşleri Galatasaray açısından her zaman zorlu olmuştur. Çünkü Milli Takım'lara futbolcu verme konusunda çok aktif bir takım olmamız yüzünden Milli Takım dönüşlerinde sıkıntı yaşıyoruz. Ama baraj maçlarında Türkiye'nin olmaması ve hazırlık maçları da oynamadığımız için futbolcularımız çok güzel bir ara geçirdiler. Sadece bazı yabancı futbolcularımız Milli Takım kamplarına katıldılar ve Arda haricinde tam takım Manisaspor maçına çıkmaya hazırız. Galatasaray'ın sisteminin oturması ve sakatların bir an önce takıma dönmesi adına zamana ve takımın mümkün olduğunca fazla bir arada çalışmaya ihtiyacı vardı. Bu açıdan baktığımda br haftalık aranın takıma çok olumlu yansıyacağını düşünüyorum.


Fenerbahçe maçından bu yana toparlandığımızı ve futbol olarak giderek daha iyiye gitmeye başladığımızı söyleyebilirim. Sivasspor, Dinamo Bükreş ve Diyarbakırspor maçlarında futbol olarak olumlu işler yaptığımızı ve kazanmaya yönelik hamlelerimizi görmek mümkündü. Verilen aradan iyi yararlandığımızı düşünerek Manisaspor karşısında mükemmel futbol ve farklı bir galibiyet bekliyorum. Manisaspor bu sezon ligde istedikleri gidişatı yakalayamadılar ve kötü bir futbol oynuyorlar. Gerçi defansif olarak fena oynamasalar bile gol yollarında büyük sıkıntı yaşıyorlar ve Galatasaray gibi müthiş hücumcu bir takıma karşı çabuk çözüleceklerini düşünüyorum. Barış Özbek'in de cezalı olacağını düşünerek geçmiş maçlarda kurduğumuz Mehmet Topal - Mustafa Sarp - Barış Özbek orta sahası bu maçta bozulacak. Orta sahada Brezilya Milli Takım'ında gösterdiği müthiş performansı göz önüne aldığımızda ve Arda'nın da olmayacağını düşündüğümüzde Elano mutlaka oynayacaktır. Hatta Elano'nun artık beklediğimiz patlamayı yapması açısından ideal bir maç gözüyle bakıyorum. Hücum hattında ise Keita takımla az idmana çıkmasına rağmen bu karşılaşmada forma giyecektir. Sol tarafta da Kewell'ın form grafiği çok iyi ve Nonda son maçlarda iyi durumda. Yani Arda Turan dışında pek fazla sıkıntımız yok ve geniş kadronun nimetlerini en iyi şekilde kullanacağımızı düşünüyorum.

Arda mı Elano mu tartışmalarını bu maçta daha dikkatli bir gözle izleyeceğim. Galatasaray'ın kilit noktasının tempo olduğunu söyleyip duruyoruz. Bu temponunda temel anahtarını Keita olarak görüyorum. Solda oynayacak Kewell'da Keita'ya ayak uydurabilecek bir kanat futbolcusu. Daha önemlisi orta sahada Elano gibi basit ve seri oynayan, takımını ileri çıkarmaya çalışan bir futbolcuyla çok olumlu bir futbol oynayacağımızı düşünüyorum. Manisaspor'da dikkat edeceğimiz ve bu maçta çekindiğim bir yönlerini bulamıyorum. Bu yüzden rakip takımı değerlendirmek istemiyorum. Elbette hafife almak doğru olmaz ve maçlara ciddiyetle bakmak lazım ama bu maçta farklı kazanacağız diyorum. Bakalım Total Futbol dediğimiz olguyu bu maçta ne kadar sahaya süreceğiz ve basketbolda yaşanan olaylardan sonra taraftar bu maçta ne gibi tepkiler ortaya koyacak. Asıl merak ettiğim konu budur diyebilirim. Ayrıca Orkun Usak, Mehmet Güven ve Yaser Yıldız gibi eski futbolcularımızı tekrar Ali Sami Yen'de görmek güzel olarak diyebilirim.
Devamını Oku
Bookmark and Share

Neden Tigana ?  

Yazan Burak Eren , Etiketler: , ,

Dünya Kupası baraj maçları bitip, kupaya katılan takımlar belirlendiğine göre bir süredir askıya aldığımız Milli Takım için teknik direktör arayışlarına tekrar başlayabiliriz. Türk teknik adam mı olsun, yabancı teknik adam mı olsun tartışmalarını geride bıraktığımızı düşünüyorum çünkü federasyondan yapılan açıklama teknik adamın yabancı olacağı yönünde. Üstelik Türk teknik adamlara baktığımda bu görev için çok iddialı isimlerimiz malesef yok. Benim Türk teknik adam dendiğinde bu aralar aklıma gelen ilk isimler Ertuğrul Sağlam ve Abdullah Avcı'dır. Böyle bir düşünce olsa Ertuğrul Sağlam'ın şu aşamada Bursaspor'dan ayrılmasına ihtimal vermiyorum, Abdullah Avcı'nın ise ancak yardımcı teknik adam için düşünülen isimler arasında yer alabileceğini düşünüyorum. Aslında Milli Takım'ın işleyişini bilen, daha önce Genç Milli Takım'larda çalışmış bir teknik adam her zaman iş yapabilir. Ama baştan aşağı sistemimizin bozuk olduğunu düşününce alttan gelecek teknik adamlarında neyi nasıl yapacaklarını tahmin etmek gerçekten güç.

Yalnız yabancı teknik adam deyince aklımıza gelen ilk isim Hiddink oluyor. Özellikle Rusya'nın da Dünya Kupası'na gidemeyeceğini düşününce bu haberler daha da artacaktır. Yalnız Hiddink teknik adamlığı bırakacağını söylüyordu ve Türkiye'nin olası teklifini kabul edeceğini hiç düşünmüyorum {gelse müthiş olurdu}. Benim ise aklımda daha farklı bir isim var. Sürekli Milli Takım'ın yapılanmaya gitmesi gerektiğini, istikrar yakalaması gerektiğini ve artık genç futbolcuların daha fazla oynaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Genç Milli Takım'larda büyük başarılar kazanmamıza ve gelecek vaad eden futbolcular bulmamıza rağmen bunları bir üst seviyeye çıkartamıyoruz. Doğal olarak son yıllarda Milli Takım'da hep aynı yüzleri görüyorduk ve günü kurtarmaya oynuyorduk diyebilirim. Fatih Terim'i bu konuda fazla eleştirmek istemiyorum çünkü çok beğendiğim bir teknik direktördü ama son yaşananlar artık bir hava değişimine ihtiyaç duyulduğu yönündeydi.

Benim Milli Takım için teknik direktör adayım Tigana'dır. Kendisinin Milli Takım bazında neler yapabileceğini tam olarak kestiremiyor olmama rağmen tarzına baktığımda tam aradığımız adam diyebilirim. Tigana'nın Beşiktaş kariyerini aklıma getirdiğimde takıma bir çok genç futbolcuyu kazandırmıştı ve eğer uzun vadede düşünen bir yönetim anlayışı olsaydı bugün Beşiktaş'ı çok daha güzel günler bekliyordu. Belki Delgado ve Ricardinho'yu oynattığı mevkiler eleştirildi, hatta futbolunun keyif vermediği söylendi ama Beşiktaş'ın genç futbolcu atağı, yeni isimler, altyapının canlanması çok heyecan vericiydi. Tigana'nın Beşiktaş'tan ayrılırken tazminat bile istemedi diye biliyorum. Yani o kadar da parayla işi olmayan, futbolu düşünen bir isim. Milli Takım açısından değerlendirdiğimizde Türkiye'yi çok iyi tanıması ayrı bir avantaj gibi duruyor. Kariyer olarak değerlendirdiğimde ise elindeki imkanlarla iyi işler yaptığını söyleyebilirim. Tigana'nın yanına verilebilecek genç jenerasyondan iki Türk teknik adamla önemli işler yapabiliriz. Genç Milli Takım'lar canavar gibi oyuncular üretiyor ve bunları korkmadan bir üst seviyeye taşıyacak isimlerin başında Tigana gelmektedir. Haberlerde Milli Takım için hiç adı geçmedi ve belki de geçmeyecek ama Tigana'yı takip etmenin tadı damağımda kaldığı için Milli Takım'da kendisini görmeyi çok isterim.
Devamını Oku
Bookmark and Share

Dolu Dolu Veda  

Yazan Serap Bahar , Etiketler: ,

Ali Samiyen Stadı denildiğinde biraz durup dinlemek istiyorum zihnimi. Aklımdan geçen görüntüleri, duyduğum tezahüratları, maç yapılan takımları, o takımların futbolcularının ve teknik adamlarının söylediği iltifat dolu sözleri.. Sonra konuşmak istiyorum hiç durmadan. Kendi kendime yakınmak istiyorum mesela; hâlâ o statta bir an olsun nefes alamadığım için, tribünden haykırmadığım için.. Samiyen sadece Galatasaray taraftarı için değil stada gelip de maç yapan tüm takımlar için, o takımların taraftarları için özel bir stattır. Kimilerinin kâbusu, kimilerinin ise en büyük hayali, rüyasıdır. Bu durum son senelerde ha yıkıldı, ha yıkılacak olayıyla biraz gölgelense de -kapasite azalmasından falan bahsediyorum- hâlâ Avrupa'nın en iyi ambiyansına sahip olan statlarından birisi olarak gösterilir. NtvSpor yazarlarından Gökhan Karataş bir haber hazırlamış Samiyen ile ilgili. Haberde Samiyen'in son senesinde tıklım tıklım tribünlere karşı oynadığı yazılıyor.

26 bin 750 kişi kapasiteli Ali Sami Yen Stadı, 2006-07 sezonunda maç başına 16 bin 307 (% 60.9) taraftar ağırladı. 2007-08 sezonunda 17 bin 500 taraftar (% 65.4) önünde oynayan sarı-kırmızılılar, geçen sezon maç başına 21 bin 500 (% 80) seyircinin desteğiyle mücadele etti. Aslan'ın mabedi, son 3 yılda yüzde 30 artış göstererek bu sezon maç başı 24 bin 437 (% 91.35) taraftarın tezahüratlarıyla inledi. Galatasaray, bu sezon 6'sı lig, 5'i Avrupa ve bir kupa mücadelesi olmak üzere sahasında 12 maç oynadı. Ali Sami Yen Stadı, bu karşılaşmaların 5'inde yüzde 100 doldu. Trabzonspor, Eskişehirspor, Beşiktaş, Levadia Tallinn ve Dinamo Bükreş maçlarında boş koltuk görülmedi. İşte Galatasaray'ın maçları ve biletli seyirci sayısı;

G.Saray-Sivasspor 20bin %74,8
G.Saray-Trabzonspor 26.75bin %100
G.Saray-Eskişehirspor 26.75bin %100
G.Saray-Beşiktaş 26.75bin %100
G.Saray-Kayserispor 25bin %93,5
G.Saray-Denizlispor 25bin %93,5
G.Saray-Bucaspor 20bin %74,8
G.Saray-L.Tallinn 26.75bin %100
G.Saray-M.Netanya 25.5bin %95,3
G.Saray-Tobol 22bin %82,2
G.Saray-Dinamo Bükreş 26.75bin %100
G.Saray-Sturm Graz 22bin %82,2

Peki biletli seyirci sayısının bir senede %30 oranında artmasının sebebi ne olabilir? Bence bunun 3 belirleyici sebebi var;
  1. Frank Rijkaard; Galatasaray sezon başında Frank Rijkaard'ı teknik direktörlüğe getirdiğinden beri sürekli gelişen ve kabuk değiştiren bir görüntü çiziyor. Bu sadece futbolda değil genel olarak tüm kulüpte olan bir durum hemde. Zaten bir vizyon takımı olan Galatasaray'ın vizyonu gelişiyor diyebiliriz biz bu durum için. Dolayısıyla tıklım tıklım tribünlere oynamanın ilk sebebi Frank Rijkaard'dır.
  2. Kaliteli Kadro; Geçen seneden Milan Baros, Arda Turan, Servet Çetin ve Harry Kewell ile süregelen kaliteli bir kadromuz vardı zaten. Bu sene de kadroyu; Keita, Gökhan Zan, Caner Erkin gibi kendilerini ispat etmiş oyuncularla destekledik. Kadro derinliğinin kaymağını yiyoruz ilk maçtan bu yana. Sakatlıklar oldu ama rotasyon olayı öyle başarılı uygulanmaya başlandı ki kadronun kaliteli olması sayesinde, hiç eksiklik hissetmediğimizi söyleyebiliriz. Kaliteli kadro da Samiyen'e etki eden ikinci sebeptir.
  3. Samiyen'de Son Sezon; Yapılıyordu, yapılacaktı, vazgeçildi, başlandı, yıkılacak derken tarih verildi. 29 Ekim 2010.. Taşınma tarihi bu. Yani şu izlediğimiz maçlar Samiyen'i son görüşlerimiz olacak. Aslantepe'deki stadyum elbette çok güzel olacak bunun için çabalıyor herkes, ama Samiyen'deki başarıları kim unutacak? Kim gözü arkada kalmadan Samiyen'den çıkıp Türk Telekom Arena'ya -ismi bile bizim olmayan bir stada- gönül rahatlığı içinde gidebilecek? İçi sızlamadan.. Canı acımadan.. Samiyen'in son senesi olması bu gişe başarısının şüphesiz en büyük sebebidir.
Özleyeceğiz.. Ben de inşallah taşıma olmadan stadın atmosferini bir kez olsun içime çekebilirim. Umudum yok ama bekliyorum niyeyse.. Dilerim Samiyen'i şampiyonlukla, kupalarla uğurlamak nasip olur. Bu son görevi yapmak herkesin boynunun borcu zira.
Devamını Oku
Bookmark and Share

Günün Fotoğrafı {Campos}  

Yazan Serap Bahar , Etiketler: ,

Campos; Meksika'nın 1.65 boyundaki kalecisi olur kendileri. Bu fotoğrafın iki farklı yorumu var Sportif Cümleler'de.

Burak bu fotoğrafa bakınca; 1.65 boyunda başka kalecilik yapan yoktur sanırım yer yüzünde der.
Serap bu fotoğrafa bakınca; sanırım tarihin en korkunç kaleci forması buymuş der..

Değişik tatları içinde barındıran bir çiftiz :)
Devamını Oku
Bookmark and Share

Beşiktaş-Fenerbahçe {Fark Yaratabilecekler}  

Yazan Burak Eren , Etiketler: , ,

Beşiktaş - Fenerbahçe karşılaşmasında maç öncesinde düşüncelerimi bu yazıda belirtmiştim. Şimdi ise her iki takım adına fark yaratacak veya bu maçta kilit rol üstlenebilecek {benim düşüncelerime göre} futbolcuları yazmak istiyorum. Öncelikle her iki takımın defansif yönünü güçlü gördüğüm ve Fenerbahçe'nin biraz daha kontrollü oynamak isteyeceğini düşününce kısır bir maç bekliyorum. Beşiktaş'ın hücum bölgesinde yaşadığı sıkıntılar bu maçta da devam ederse Fenerbahçe iş bitirebilecek futbolcularının fazla olması sebebiyle galibiyete uzanabilir. Ama sürekli Beşiktaş'ın çok pozisyona girdiğini ve çok gol kaçırdığını söylüyoruz. Onlar için ise bu maç patlama yapmak adına büyük bir fırsat olabilir. Yani genel olarak baktığımda favori Fenerbahçe olarak görsem bile maçın büyük bir maç olması, İnönü atmosferi bu maçın her türlü sonuca gebe olduğunu gösteriyor. Bu maçta fark yaratabileceğini düşündüğüm futbolculara geçersek:

Kazım Kazım: Fenerbahçe eğer bu maçta kazanacaksa forvet olarak oynamasını beklediğim Kazım sayesinde kazanacak diyorum. Çünkü Galatasaray karşısında dayanıklı futbolcular dediğimiz Servet Çetin ve Gökhan Zan karşısında mükemmel bir mücadele örneği göstermişti ve Fenerbahçe'ye galibiyeti getiren anahtar kendisindeydi. Ayrıca Güiza ve Semih Şentürk'e göre daha güçlü ve hareketli oluşu, ayrıca biraz daha teknik futbolu sayesinde bence bu sezon forvette çok etkili oluyor diyebilirim. Beşiktaş savunmasında Ferrari ve Sivok, Galatasaray'ın savunma ikilisine göre daha sağlam görünüyorlar. Özellikle Ferrari'nin akılcı futbolunu çok beğeniyorum. Kazım yine Fenerbahçe'nin attığı uzun toplarla defansı yıpratmaya çalışacak ve Alex, Mehmet Topuz ve Dos Santos gibi futbolculara daha geniş alanlar bırakmaya çalışacaktır. Kazım'ın olası bir formsuz futbolunda ise Fenerbahçe'nin hücum sistemi olduğu gibi çökebilir ve bu Beşiktaş'ın büyük avantajı olacaktır.

Fabian Ernst: Beşiktaş maçlarını konuştuğumuzda aslında fark yaratma potansiyeli en büyük futbolcu kim diye sorsak en azından benim aklıma hemen Ernst gelir. Beşiktaş'ın Mustafa Denizli'nin takıma gelmesinden bu yana oynadığı sistemi hala çözebilmiş değilim {4-2-3-1 diyen oluyor 4-3-3 diyenler var} ama bu sistemin en kilit oyuncusunun Ernst olduğunu biliyorum. Ernst'in olmadığı maçlarda Beşiktaş hücum anlamında da savunma anlamında da büyük sıkıntılar çekiyor. Ernst sadece kendisini değil yanında oynayan futbolcularında performansını otomatik olarak arttıran bir isim olduğu için onun sahada olması çok önemli. Beşiktaş'ın da Fenerbahçe'nin de orta sahalarına baktığımızda dayanıklılık olarak güçlü futbolcular görüyoruz. Ernst'in bu yüzden Fenerbahçe orta sahasına üstünlük kurma adına göstereceği performans çok önemli. Ayrıca takım savunması dediğimiz olayda ve hücum oyuncularına sağlıklı pas trafiği iletilmesi konusunda Ernst çok önemli role sahip.

Diego Lugano: Bu sezon Lugano - Bilica savunma hattının ne kadar güçlü olduğundan bahsediyoruz. Yalnız cezası nedeniyle Bilica bu maçta oynayamayacak ve Lugano'da takımıyla neredeyse hiç idman yapmadan Beşiktaş derbisinde oynayacak. Çünkü Uruguay ile çok önemli maçlara çıktı ve mesafe farkını göz önüne alınca bu maçta nasıl bir performans göstereceği merak konusu. Beşiktaş'ın ne kadar hücum olarak verimsiz olduğunu söylesek bile oynadıkları futbola baktığımızda çok pozisyona girdiklerini ve her an skoru değiştirecek futbolculara sahip olduklarını görebiliriz. Bu yüzden Lugano'nun göstereceği performans özellikle Bilica'nın yokluğunda ve Önder Turacı'nın güven vermeyen futbolunda çok önemli.

Mateo Ferrari: Kazım'ın Fenerbahçe adına bu maçta önemini aslında Beşiktaş'ın savunma futbolcuları belirleyecek. Galatasaray'lı futbolcular derbide mücadele olarak düşmüşlerdi ama Beşiktaş'ın stoperlerinin nasıl bir futbol oynayacağını merak ediyorum. Bu sezon Beşiktaş savunmasının kalbi Ferrari diyebilirim. Geldiğinde hakkında bazı eleştirilerde bulundum ama oynadığı kaliteli futbolla beni oldukça yanılttı. Fenerbahçe'nin savunma gücünün güçlü olmasının yanında hücum hattında oynayan futbolcularıda çok iyi durumda diyebilirim. Kazım'ın hareketli futbolunu, Alex'in teknik oyununu mutlaka durdurmak gerekiyor yoksa ortaya bu maçın seyrini değiştirebilecek hücum kombinasyonları çıkabilir. Bu yüzden orta sahada Ernst'in savunmada ise Ferrari'nin güçlü futbolunun sadece kendileri değil takım açısından büyük önemi bulunuyor.

Mehmet Topuz: Bu karşılaşmada kuşkusuz gözler bu futbolcunun üzerine çevrilecektir. Sezon başında inanılmaz bir transfer olayları yaşandı ve Mehmet Topuz, Fenerbahçe'ye transfer oldu. Kendisine ödenen bonservisin ayarında bir futbolcu olmamasına rağmen kaliteli bir futbolcu olduğundan asla şüphem yok. Bu sezon sürekli ilk 11'de oynayan bir futbolcu olmadı ama oynadığı zamanlarda iyi performans gösterdiğini söyleyebilirim. Mehmet Topuz'un bu maçta iki türlü performans göstermesi mümkün. Baskıyı kaldırabilirse maçın adamı olur, baskıyı kaldıramazsa Fenerbahçe'nin bu maçta en büyük handikapı olur. Onun sağ tarafta etkili futbolu, oyunun iki yönünü oynama çabaları çok önemli.

Beşiktaş'ın Forvetinde Kim Oynarsa: Ben Nobre'nin bu maçta oynayacağını düşünsem bile Mustafa Denizli'nin Bobo veya Nihat Kahveci'yi bu karşılaşmada oynatma oranıda oldukça yüksek. Bu yüzden isimi tam olarak tahmin edemediğim için belirli bir futbolcu üzerine yönelemiyorum. Beşiktaş'ın bu sezon gol yollarında sıkıntı yaşadığı bir gerçek ve bu sıkıntının temel taşları forvette oynayan futbolculardır. Bu yüzden hangisi forvette oynarsa oynasın Beşiktaş'ın kaderini tayin edecektir. Nihat'ın hızlı futbolu, Bobo'nun yönlü oyunu, Nobre'nin ise mücadele gücü daha üst seviyede duruyor. Üçünün bu sezon ortak özelliği bitiricilik konusunda sıkıntılar yaşamalarıdır. Mustafa Denizli hangi futbolcuyu tercih edecek çok merak ediyorum.
Devamını Oku
Bookmark and Share

Kara Bir Bulut Üstümüzde {Sabır Galatasaray}  

Yazan Serap Bahar , Etiketler: , ,

Dün resmi siteden yapılan açıklamada domuz gribinin sadece Arda ile sınırlı kalmadığını öğrenmiş bulunuyoruz maalesef. Açıklamada;
Duyuru

Kulübümüz Futbol Akademisi personeli ve oyuncularından toplam yedi kişide, A/H1N1 enfeksiyonu bulguları tespit edilmiştir. Şu anda ülkemizde salgın halinde bulunan enfeksiyon göz önünde bulundurularak tedbir amacıyla U18, U17, U16, U15 ve U14 takımlarımızın antrenmanları, 24 Kasım Salı gününe dek iptal edilmiştir.

Buna bağlı olarak bu yaş gruplarındaki müsabakalarımızın ertelenmesi için yaptığımız başvuru Türkiye Futbol Federasyonu tarafından uygun görülmüştür.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
diyor. Arda'nın olayını hazmedemeden bir de bu çıktı başımıza. Önlem olarak yapılmış bir durum elbette. Dünya'da tek domuz gribi virüsü taşıyan insanlar Galatasaray'lı futbolcular da değil. Ama insan üzülüyor ister istemez. Tedavileri yapılacak iyileşecekler bundan kimsenin şüphesi, endişesi yok. Dikkat edilecek ve takım bir şekilde toparlanacaktır yeniden. Antrenmanların ertelendiğini zaten biliyorduk. Bir de Federasyon'a başvurulmuş maçların ertelenmesi için. Arda'nın haberi ilk geldiğinde Manisa maçını tatil ettirir bunlar gibi çok seviyesiz yorumlar okumuştuk. Tek bir futbolcu için -bu futbolcu Arda bile olsa- maç tatil ertelenmez. Galatasaray bunu bilecek kadar profesyoneldir. Ama altyapı olayında durum farklı birden fazla futbolcudan şüphe edildiği için Coca Cola Akademi liglerinde oynanacak olan Galatasaray-Pendik U14 - U15, Sakarya - Galatasaray U16, Galatasaray - Sarıyer U18 maçlarının ertelenmesi için Futbol Fedarasyonu'na resmi başvuru yaptılar. Gençlerimize şimdiden geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum.

Öte yandan Arda'nın durumu da hızla iyiye gidiyormuş. Galatasaray Sağlık Kurulu Başkanı Mehmet Kurtoğlu'ndan alınan bilgilere göre, Arda'nın iyileşme sürecine girdiği öğrenilmiş. Kaptanımızın 37 derece ateşinin olduğu, ancak hafif sayılabilecek bir biçimde hastalığı atlamak üzere olduğu belirtilmiş. Bu habere ne kadar sevindiğimi söylememe sanırım gerek yok :) Pazartesi bir gelsin ilk işim Galatasaray.com'u açarak antrenmanı beklemek olacak. İnşallah 10'u yeniden izleyebileceğim. Arda'dan fırsat kalmadı pek ama diğer kaptanımız Işıl'da ameliyat oldu yeniden. TTT Riga maçından sonra çekilen mr sonucunda ameliyatına karar verilmişti. Fcn Blog'un yaptığı habere göre; Işıl, Prof. Dr. Ömer Taşer tarafından Acıbadem Hastahanesi'nde ameliyat oldu. Başarılı oyun kurucumuzun menisküsünün dikilmesinin yanı sıra diz kapakçığını tutan tek bandındaki sorun giderildi. Oyuncumuz gördüğü tıbbi müdahaleler sonrasında en az 4 ay sonra salonlara dönebilecek. Başta da dediğim gibi Arda'dan Işıl'a pek dönememiştik bu vesile ile ona da tüm kalbimizle geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. 10'ları özledik..
Devamını Oku
Bookmark and Share

Hangi Maç Hangi Kanalda? {20-21-22 Kasım}  

Yazan Serap Bahar , Etiketler: ,

Milli maç arasının ardından herkes takımını özlemiştir eminim benim gibi. Gerçi bu haftaki Manisaspor maçı tatsız geçecek. Gözler maçta olsa da akıllar Arda'da olacak ama olsun. Bu durum sadece bana has da olabilir tabii. Derbilerin ve bol heyecanlı maçların olduğu bir haftasonu bizi bekliyor. Bu akşamki Marsilya-PSG maçından Pazar geceki Montpellier-Lille maçına kadar dolu dolu futbol izleyeceğiz. Zaten camia olarak bir süre basketbol görmesek iyi olur diye düşünüyorum. Herkese keyifli ve bol futbollu bir haftasonu diliyorum. İşte maçlar ve maçların yayınlanacağı kanallar;

20 Kasım Cuma

22:00 Marsilya-Paris Saint Germain; Kanal A

21 Kasım Cumartesi

12:00 Rubin Kazan-Zenit; Spormax
13:00 Orduspor-Kocaelispor; D Spor
14:45 Liverpool-Manchester City; Spormax
16:00 Gaziantepspor-Bursaspor; Lig TV
16:30 Friburg-Werder Bremen; TRT 3
17:00 Rangers-Kilmarnock; Euro Futbol
17:00 Chelsea-Wolves; Spormax
19:00 Bologna-Inter; NTV Spor
19:20 İpswich-Sheffield Wed.; Futbol Smart
19:30 Manchester United-Everton; Spormax
20:00 Grenoble-Lyon; Kanal A
20:00 Beşiktaş-Fenerbahçe; Lig TV
21:00 Real Madrid-Santander; NTV
21:45 Twente-Vitesse; Futbol Smart
22:00 Auxerre-Monaco; Kanal A
23:00 At.Bilbao-Barcelona; NTV Spor

22 Kasım Pazar

00:15 Sunderland-Arsenal; Spormax (BANT)
13:30 Konyaspor-Boluspor; D Spor
14:30 Dundee United-Celtic; Euro Futbol
15:30 Bolton-Blackburn; Spormax
15:30 Ajax-Heerenveen; Futbol Smart
16:00 Milan AC-Cagliari; NTV Spor
16:00 Kasımpaşa-Trabzonspor; Lig TV
16:30 Bayern Münih-Leverkusen; TRT 3
18:00 Saint Etienne-Lorient; Kanal A
18:00 Stoke-Portsmouth; Spormax
18:30 Hamburg-Bochum; TRT 3
20:00 Galatasaray-Manisaspor; Lig TV
21:00 Botafogo-Sao Paulo; Spormax
21:45 Juventus-Udinese; NTV Spor
22:00 Montpellier-Lille; Kanal A
Devamını Oku
Bookmark and Share

Thierry Henry: Futbolda Dürüstlük  

Yazan Serap Bahar , Etiketler: , ,

Dünya Kupası Avrupa Elemeleri playoff 2. maçında Çarşamba akşamı Fransa, İrlanda'yı konuk etti. İrlanda'nın favori olmadığını futbolu biraz takip eden herkes görebilirdi sanıyorum. Ama şöyle de bir durum vardı ki futbol eğer asla sadece futbol değilse; İrlanda, onlarca milyon dolarlar eden yıldızla dolu Fransa'ya bir şekilde karşı koymalıydı. Given, O'Shea, St Ledger, Dunne, Kilbane, Lawrence, Whelan, Andrews, Duff, Doyle, Keane. Şuradaki 11 adam -ki benim için en özeli kalın harflerle yazdığım O'Shea'dir- Fransa'ya karşı çatır çatır futbol oynarken, Stade De France'da Fransa'nın hezimetini izlemeyi umuyorduk hepimiz. Robbie Keane'in henüz maçın 3'te birlik kısmı tamamlanırken Fransa ağlarına bıraktığı gol ile başlamıştı İrlanda'nın, Fransa'ya ve aslında futbol endüstrisine olan direnişi. İlk maç 1-0 bitmişti. İrlanda'nın bulacağı bir gol Ribery'nin, Anelka'nın, Gourcuff'un, Evra'nın Dünya Kupası'nda olmayacağı anlamına geliyordu. Bu kadrodan kimsenin olmaması beni pek üzmezdi açıkçası. Hele ki İrlanda, Fransa'yı bu kadar kitleyebiliyorsa..

Maç 1-0'lık sonuç ile sona erdi ve uzatmaya gitti. İlk uzatma evresinin bitimine saniyeler kala Fransa, İrlanda kalesini cepheden gören bir noktadan frikik kullanma şansı kazandı. Kullanılan frikik kale önüne, direk dibine doğru giderken orada bulunan Henry topu eliyle düzeltti ve kale içinde bulunan Gallas'a bir pas çıkardı. Bariz ofsaytta olan Gallas boş kaleye topu bırakınca da Fransa önce 1-1'lik eşitliği, sonra da Dünya Kupası'na gidiş biletini elde ederek geceye damgasını vuran takım oldu. Şimdi bu maçın tekrar edilip edilmeyeceği tartışmaya açılmıştı dün. Açıkçası ben karar çıkmasını daha sonra yazmayı istedim. Playoff maçlarında biraz değinmiştim ama başlı başına yazılması gerektiğini düşünüyor ve Fifa'nın kararını bekliyordum. Beklediğimiz karar ise dün gece geldi. İrlanda devlet televizyonu RTE'nin İngiliz Guardian gazetesine atıfta bulunarak internet sitesinde yer verdiği habere göre, FIFA, hakemi "maçla ilgili kararlarda tek ve tam yetkili" kılan kurallara göre oyunun tekrar oynanma imkanının bulunmadığını bildirdi. O hakemin kararları nasıl tek yetkili kılınır tabii bilemiyoruz. Maç içinde 4 hakemden 6 hakeme çıkarılma olayı keşke sadece Avrupa Ligi maçlarında değilde bu playofflarda da 6 hakem ile çıkılsaydı. Şüphesiz şimdi Rusya'yı eleyerek sürpriz yapan Slovenya ile birlikte Fransa'yı eleyen İrlanda'yı konuşuyor olacaktık. Yada en azından "hakeden" bir Fransa konuşuyor olacaktık. İrlanda'ya gerçekten çok yazık oldu. Kaptan Robert Keane'in bir açıklaması var maçtan sonra. Diyor ki; "Büyük ihtimal Sepp Blatter ile Platini sonuçtan memnun bir halde birbirlerini tebrik edip, bu rezaleti alkışlıyorlardır." Bu cümlenin üstüne konuşmayı kendime yakıştırmıyorum. Kaptan dediyse doğrudur..


Gelelim olayın faili Henry'ye. Dün akşam saatlerinde "im not the refree... but if i hurt some one im sorry" demiş twitter hesabından. "Hakem değilim. Ama birini kırdıysam özür dilerim" demek istemiş yani arkadaş. Henry bizim jenerasyonun izlediği en değerli futbolculardan biriydi. Arsenal'de patlama yaptığı zamanları hangimiz unutabilir? Bir çok futbolseverin de kahramanıydı hatta Arsenal zamanlarıyla. Şimdi ise istenmeyen adam olarak Barcelona'da futbol hayatına devam ediyor. Yaz transfer döneminde Eto'o gönderilmişti takımdan Ocak'taki transfer döneminde de Henry'nin kalemi kırılacak gibi görünüyor. Fransa'da yapılan bir ankette ise Fransızların -sıkı durun- %88'lik bir kısmı evet yanlış okumadınız %88'lik kısmı Fransa'nın hakederek Dünya Kupası'na gitmediğini savunuyor. Henry bu işten paçasını nasıl kurtarır bilinmez ama önemli spor gazetelerinin bir çoğu Henry için başlıklar attılar dün. "Eller Yukarı!!" başlığını atan Marca gazetesi, "Fransa, kural dışı, skandal bir golle Dünya Kupası'na gidiyor. Yakışmayan ve skandal bir olay" değerlendirmesini yaptı. "Fransa Henry'nin açık bir eliyle Dünya Kupası'na gidiyor" diyen As gazetesi de Henry'nin Gallas'a pas vermeden önce iki kez topa elle dokunduğunu ve maçın hakemi Martin Hansson'un UEFA Başkanı Michel Platini'ye "bir iyilik yaptığını" yazdı. Diğer İspanyol gazetelerinden El Pais "Fransa, hile ile kurtuluyor", El Mundo "Tüm eller Henry'i işaret ediyor", Sport "Hakeme göre Henry'nin eli kural dışı değil, Tanrı'nın eli" ifadelerini kullandı. Henry'ye herşeyden önce sabır diliyorum. Tüm Dünya'nın -kendi ülkesi de dahil- kendisine karşı olması zor bir durum olsa gerek..
Devamını Oku
Bookmark and Share

Yiğit Şardan {Galatasaray'ın Geleceği}  

Yazan Burak Eren , Etiketler: , ,

Uzun yıllardır Galatasaray'ı takip ediyorum ve Adnan Polat'ın Alp Yalman döneminde yaptığı başarılar hala aklımda. Kendisi için o yılların Haldun Üstünel'i dersem sanırım gerekli örneği vermiş olurum. Faruk Süren'in başkanlıktan ayrılmasından sonra sürekli Adnan Polat'ı Galatasaray'da başkan görmek istedim ama bu bir türlü gerçekleşmedi. Mehmet Cansun yönetimine girdi seçilemedi, ondan sonra ise Özhan Canaydın'a seçimi kazandıran isim oldu. İki yılda göstermiş olduğu müthiş yöneticilik sayesinde de kendisini bugün Galatasaray'ın başkanı olarak görüyoruz. Adnan Polat'ı bu kadar seviyorum ama en az onun kadar Yiğit Şardan'ı da Galatasaray için çok önemli görüyor ve mükemmel bir yönetici olduğunu düşünüyorum. Özhan Canaydın'a karşı seçim yarışına girdiğinde konuşmaları, hareketleri ve karakteriyle büyük beğeni toplamıştı ama Adnan Polat hamlesina karşı duramadı. Sonuçta kader onları aynı yönetimde buluşturdu ve bugün Yiğit Şardan gibi kaliteli bir yöneticiye sahibiz diyebilirdik.

Basketbol konusunda yaşanan olaylardan sonra Galatasaray'da basketbolda çalışan bir çok idarecinin görevine son verildi. Yönetimde basketbol sorumlusu olan ve bu işlerin temel kaynağı olarak düşündüğüm Ahmet Dedehayır görevden ayrılacak diye düşünürken Yiğit Şardan'ın istifasıyla şok oldum. Yiğit Şardan basketboldan da sorumlu yönetici olmasına rağmen asıl işi kulübün tanıtımında, projelerinde bir numaralı sorumlu olarak yer almaktı. Bu anlamda Adnan Polat'ın en büyük yardımcısı ve Galatasaray'ın geleceğinin oluşturulmasında bir numaralı sorumlu kendisiydi diyebiliriz. Bugün imza attığımız ve büyük alkış toplayan projelerimizde Yiğit Şardan'ın imzası vardır ve kesinlikle kulübün gelecekte baştan adayı diyebilirdim. Basketbolda kendini bilmez bir kaç kişinin kulübün itibarını zedelemesi sonrası Yiğit Şardan müthiş bir karakter ile gurur örneği gösterdi ve istifa etti. Kendisinin açıkladığı gibi bu olaydan son gün haberi olması ve bu konuda bilgi sahibi olmaması aslında onun ne kadar suçsuz olduğunun kanıtıdır. Bazı yerlerde yönetimin bu konudan haberi vardı deniliyor ama bunlar çok saçma iddialar. Ben Yiğit Şardan'ın istifasının kabul edilmeyeceğini ve göreve geri döneceğini düşünüyorum. Zaten doğru olan budur ve inşallah bu olacak. Galatasaray'ın Yiğit Şardan'ı kaybetmesi demek basketbolu geçtim, geleceğini baltalaması demektir. İnşallah yönetim bu konu hakkında gerekli duyarlılığı gösterecektir. Ahmet Dedehayır gibi bir isimin görevinde kalıpta Yiğit Şardan'ın gittiğini görmek çok acı bir durum.
Devamını Oku
Bookmark and Share

Galatasaray'ın Basketbol Trajedisi  

Yazan Burak Eren , Etiketler: , ,

Yaşanan skandal, olan olaylar gerçekten çok acı bir durum ama Okan Çevik'in bu skandal için yaptığı savunma gerçekten çok daha acı bir durumla bizleri karşı karşıya bırakıyor. Okan Çevik gibi kaliteli, tecrübeli, kariyerli bir antrenörün {üstelik Galatasaray köklerinden geldiğini unutmadan} Galatasaray gibi bir takımın başında nasıl böyle bir hataya düştüğünü hala anlayamıyorum. Şimdi o oynanan hazırlık maçını kaybetsek ne olacak yani bu durumun bize geri dönüşü nedir. O maçta 100 sayı fark yesek bile tribünlere gelen Türk taraftarlar Galatasaray'a sırtlarını mı döneceklerdi. O maçta 7-8 kişiyle rotasyon yaptığımız ve Cemal'in de oynamaması durumunda çok daha zorlanacağımız doğrudur ama bu maç Eurolegue finali asla değil. Böyle bir olaya karışmak, sonra bunu saklamak Okan Çevik'e asla yakışmadı. Bu olaylardan sonra Galatasaray'lıların yüzüne nasıl bakacak veya herhangi bir basketbol takımında nasıl coach'lık yapacak merak ediyorum. Okan Çevik'in olayla ilgili yaptığı açıklamaları özetleyecek olursak:

Ceza verildiği tarihte Deutsche Bank Skyliners ve EnBW Ludwigsburg takımlarıyla hazırlık maçları yapmak üzere Almanya'daydık. Yurt dışında yaşayan gurbetçilerimizin yoğun ilgisi ve sevgisi ile karşılandık. Diğer kulüplerin taraftarları olan gurbetçilerimiz dahi üzerlerinde kendi takımlarının formaları ile gelip sevgilerini gösterdiler. Aynı şekilde, orada yaşayan Türklerden olduğu kadar Galatasaray adından dolayı Almanlardan ve diğer yabancılardan da büyük ilgi gördük. Avrupa'da adeta Türk olmanın bir markası haline gelmiş Galatasaray Kulübü'nün takımı olarak hem Türklerden, hem de yabancılardan gördüğümüz yoğun ilgi ve sevgi hepimizi derinden etkiledi. Öyle ki oynayacağımız müsabakalar, aslında sezon öncesi yapılan sıradan hazırlık maçları olmasına rağmen, oyuncularımız ve teknik heyet olarak bizde adeta Avrupa'da oynayacağımız bir kupa maçı, hatta milli maç baskısı oluşturdu. Temel amacı takımın eksiklerini görmek ve tamamlamak olan sezona hazırlık maçlarını, mutlak kazanmamız gereken mücadeleler olarak görmeye başladık. İçine girdiğimiz bu psikoloji ve ruh hali nedeniyle yoğun bir kazanma arzusuna kapıldık ve çok büyük bir hata yaparak, eksik ve sakatımızın fazla olmasından dolayı, takımı güçlendirmek adına, cezalı durumdaki oyuncumuzu sakat olan diğer oyuncumuzun forması ile oynattım.''

Ben hayatımda böyle saçma bir açıklamaya daha şahit olmadım. Okan Çevik'i çok iyi tanımıyor olsamda kariyerine baktığımda ve geçtiğimiz sezon bayan basketbolunda gösterdiği başarıya bakarak iyi bir insan olduğunu söyleyebilirdim. Çünkü konuşmaları çok akılcıydı ve düzgün bir duruş gösteriyordu. Bayan takımıyla bu sezon için yapacaklarını açıklamasına, planlarını yapmasına rağmen bir anda erkek takımının başına getirilmesini falan çok eleştirdik ama takımın bu sezon gösterdiği takım oyunu ve mücadele izlemeye değerdi. Ama bu takımı, mücadeleyi, takım oyununu anlam veremediğim bir skandal yüzünden izleyemeyecek olmam veya izlesem bile eski tadı alamayacak olmam çok acı bir durum. Özellikle Okan Çevik'in cezalı olduğunu bile bile, Milli duygularım kabardığı için Tufan'ın formasıyla oynattım açıklamaları Türk spor tarihine kara bir leke olarak geçecektir. Bunun bir açıklaması olmadığı gibi tarif edecek sözcüklerde bulamıyorum. Son olarak bu açıklamalardan da yönetimin bu olayla ilgisinin olmadığının altını tekrar çizmek istiyorum. Artık cezaları beklemekten başka çaremiz kalmadı.
Devamını Oku
Bookmark and Share

Şenol Güneş & Fatih Tekke {Trabzonspor'un Hedefleri}  

Yazan Burak Eren , Etiketler: , , ,

Sadri Şener yönetimi geçtiğimiz sezonun ardından Şenol Güneş'i teknik direktör olarak takımın başına getirmek istemesine ve Şenol Güneş'in de bu teklife sıcak bakmasına rağmen FC Seul'ün teknik direktörlerini bırakmak istememesi yüzünden bu operasyon başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Ama Şenol Güneş'in Ocak ayında sözleşmesi biteceği için bu süre zarfına kadar Samet Aybaba teknik adam olarak getirilmek istenmiş ve büyük tepkiler yaratılmıştı. Sonrasında yönetim kongre kararı aldı, çok kariyerli ünlü teknik adamlarla görüşüldü. Buna rağmen Hugo Bross gibi beşinci sınıf bir teknik adamla anlaşıldı. Geçtiğimiz sezonla bu sezonki Trabzonspor'u karşılaştırdığımızda Hugo Bross'un ne kadar basiretsiz bir teknik adam olduğunu görüyoruz. Şenol Güneş yaptığı açıklamalarda 1.5 ay sonra Güney Kore defterinin kapanacağını ve Türkiye'ye döneceğini belirtti. Trabzonspor'un bu kötü gidişe rağmen hala teknik adamını değiştirmemesini istikrardan ziyade Şenol Güneş'i beklemek olarak nitelendiririm. Çünkü Hugo Bross'un Belçika basınına son açıklamalarından sonra {ne kadar inkar etsede} durum ortada diyorum. Şenol Güneş'in de Sadri Şener'le birlikte çalışmayı çok isteyeceğini düşünüyorum. Geçmiş yıllara baktığımızda artık Trabzonspor'un imkanları daha fazla ve Şenol Güneş bir teknik adam için bu imkanlar daha da artacaktır. Bu yüzden Ocak ayında Şenol Güneş'in Trabzonspor'la anlaşması benim için beklenen sonuç olacak.

Trabzonspor'da ikinci operasyon ise Fatih Tekke'nin yeniden takıma kazandırılmasıdır. Geçtiğimiz sezon Trabzonspor'un en büyük eksikliğinin takımı derleyip, toparlayacak bir lider oyuncunun olmamasına bağlamıştım. Takım bazı dönemlerde çok savruk hareket etti ve ne yapacağını bilmek görüntüdeydi. Ayrıca forvet oyuncularının geçtiğimiz sezonda dahil olmak üzere bu sezon inanılmaz formsuz olması Fatih Tekke ismini doğal olarak gündeme getirdi. Bu transferle beraber Trabzonspor bir taşta iki kuş vuracaktır. Forvet hattında çok etkili bir bitirici kazanmalarının yanında takım içerisinde bir lider oyuncu kazanacaklar ve daha iyi bir Trabzonspor izleme imkanı bulacağız. Bu sezonun başında da bu transfer için girişimlerde bulunulmuş ama gerçekleşmemişti. Fatih Tekke'nin bedelli askerlik için 6 ay daha Rusya'da kalması gerekiyordu ve sanırım Ocak ayında bu süre dolacak. 32 yaşına gelmiş Fatih Tekke için ise Zenit kulübünün bir sorun çıkacağını sanmıyorum. Ligin devre arası döneminde Trabzonspor oldukça aktif olacaktır ve takımı daha iyi etme yolunda çabalayacaklar. Çünkü Sadri Şener geçmiş başkanlara göre daha vizyon sahibi bir başkan.
Devamını Oku
Bookmark and Share

Beşiktaş - Fenerbahçe {Maça Doğru}  

Yazan Burak Eren , Etiketler: , ,

Geçmiş yıllarda Beşiktaş'ın Fenerbahçe'ye karşı Kadıköy'de kurduğu üstünlükten bahsediyorduk ama son yıllarda genel olarak Fenerbahçe, Beşiktaş karşısında bir üstünlük kurmuş durumda ve İnönü'de oynanan son dört lig maçına baktığımızda Fenerbahçe'nin kazandığını görüyoruz. Ayrıca çoğu maçın 2-1 Fenerbahçe galibiyetiyle bitmesi bazı espirilere yol açıyor. Öncelikle Beşiktaş açısından bu maçın önemi inanılmaz derecede büyük. Çünkü ligde bir toparlanma evresine girdiler ve bu maçtan alacakları olası bir mağlubiyet şampiyonluk yolunda takıma kötü yansıyacaktır. Fenerbahçe ise bu deplasmandan bir puan çıkarsa bile büyük avantaj yakalar diyorum. Bu maçta daha sert, agresif, savunmaların ön plana çıktığı, daha az gol atıldığı ve heyecanın son dakikaya kadar süreceğini düşünüyorum. Ayrıca istatisliklere baktığımızda Beşiktaş'ın genel olarak derbilerde karnesinin hiç iyi olmadığını görüyoruz. Ama bu maçın İnönü'de oynanacak olması, zorluk derecesinin fazla olması istatislikleri yanıltabilir.

Fenerbahçe ve Beşiktaş bu sezon savunma hatlarıyla öne çıkıyorlar. Ligde oynanan 12 maçta Fenerbahçe 7, Beşiktaş ise 6 gol yedi. Yalnız iş hücum konusuna geldiğinde Beşiktaş'ın bu konuda büyük sıkıntı yaşadığını görüyoruz. Fenerbahçe ise hücum hattında oldukça verimli görünüyor. Bu istatisliklerden yola çıktığımızda iki takımında savunmalarından asla ödün vermeyeceklerini ve kontrollü bir futbol beklediğimi söyleyebilirim. Özellikle Beşiktaş, deplasmanda Wolfsburg'a karşı oynadığı ve çok beğenilen futbolunu bu maçta tekrarlamak isteyecektir. Daum ise Galatasaray maçı olduğu gibi Kazım'ı forvet oynatıp Beşiktaş savunmasını zorlama düşüncesine girdiğini düşünüyorum. Galatasaray karşısında Kazım forvette Servet ve Gökhan Zan üzerinde mutlak hakimiyet kurmuştu. Üstelik Servet ve Gökhan Zan'ı hava toplarında hakim ve çok güçlü futbolcular olarak bilirdik ama Kazım bu iki futbolcuya karşı daha dayanıklıydı. Şimdi aynı şekilde Ferrari ve Sivok için bunları söylemek mümkün. Hatta Sivok'un biraz daha yumuşak karın kaldığını söyleyebilirim. Ferrari'nin güçlü ve akılcı futbolu Beşiktaş savunmasında temel etken olacaktır. Ayrıca Beşiktaş kanatlarında güçlü bir futbolcunun olmaması Daum'un bu maçta rahatlıkla Dos Santos'u da oynatmasına yol açacak. Alex'le beraber Dos Santos'un da teknik futbolu Beşiktaş savunmasını zorlayabilir. Belki Daum istatisliklere inanıp Güiza'yı da bu maçta düşünebilir ama bana sorarsanız bu maç Kazım'ın maçı.

Beşiktaş'ı genel olarak bakacak olursak gol yollarında sıkıntı yaşamalarına rağmen çok fazla pozisyona girdiklerini ama son vuruşlarda yetersiz kaldıklarını görüyoruz. Takımda çok etkili ayaklar olmasına rağmen son vuruşlarda istenilen alınamıyor. Mustafa Denizli'nin bu maçta forvet tercihi belirleyici nokta olacak. Eğer Nobre'yi tercih ederse Fenerbahçe'nin katı ve sert savunmasına karşı daha mücadeleci bir forvete sahip olacak ama gol yollarında yaşanan sıkıntı devam edecektir. Bobo oynarsa ise mücadele gücü biraz daha az ama Bobo'nun yapacağı ekstra katkılarla gol yollarının daha aktif olacağını düşünüyorum. Ayrıca Nihat'da ne kadar formsuz gibi görünse bile Fenerbahçe maçı onun için patlayıcı bir güç olacaktır. Sol tarafta Tello ortada ise Tabata'nın oynamasını bekliyorum. Beşiktaş sisteminin ana unsuru ise orta saha olarak duruyor. Ernst'in oynaması özellikle bütün sistemin doğru işlemesi adına çok önemli. Ernst ve Fink orta sahası oyunun iki yönünde aktif olmaya çalışan bir orta saha ve Ernst'in bu takıma getirdiği bir çok ekstra özellik var. Yani Ernst oynadığı maçlarda hücumda daha derli toplu, savunmada kendine daha güvenli diyebilirim. Son olarak yabancı kontenjanına baktığımızda eğer Bobo maçta oynarsa mecburen Fink'in yerine E.Dağ orta sahada oynayacaktır ve sağ beke İbrahim Kaş geçecektir. Nobre'nin oynama durumunda ise ideal kadronun bozulmayacağını düşünüyorum.


Fenerbahçe ise form grafiği açısından bu maçta daha favori taraf gibi duruyor. Gerek istatislikler gerekse oynadıkları futbol Fenerbahçe'yi bir adım daha öne çıkarıyor diyebilirim. Öncelikle Beşiktaş'ın hücum oyuncularının verimsizliğinden bahsettik ve Fenerbahçe'de Lugano'nun ne kadar sert, agresif futbolcular olduğunu biliyoruz. Beşiktaş bu maçta Nobre'yi oynatacağını düşünmeme rağmen bu sert savunma ile öncelikle rakiplerini durduracaklardır. Orta sahada ise Emre Belözoğlu ve Cristian'ın yönlü futbolu Fenerbahçe açısından galibiyetin anahtarı olabilir. Beşiktaş'ın da orta sahası çok güçlü ama Fenerbahçe orta sahası daha agresif ve ısıran futbolculardan oluşuyor. Ernst kilitlendiği an Beşiktaş'ın sistemi çökecektir ama Fenerbahçe'de sihirli ayak dediğim futbolcuların daha fazla olması sebebiyle Beşiktaş'ın güçlü savunmasına rağmen oyuna daha hakim olabilirler. Kazım'ın hareketli futbolu Beşiktaş'ın savunma dengesini sarsabilir ve Alex, Dos Santos ve Mehmet Topuz için geniş alanlar bırakacaktır. Fenerbahçe'nin aslında bir handikapı bu maçta Bilica'nın oynamayacak olmasıdır. Lugano'nun da Milli Takım'ından geç döneceğini ve Fenerbahçe ile daha az idmana çıkacağını düşünürsek Beşiktaş için önemli bir şans var ama hücum futbolcularının verimsizliği yüzünden bunu ne derece kullanabilirler bilmiyorum. Ayrıca Fenerbahçe'nin kanat futbolcuları Beşiktaş'a göre daha hareketli futbolculardan kurulu. Bu yüzden oyunun kanatlara yayılmasıda Fenerbahçe'nin avantajı gibi görünüyor.


Kısacası sert ve agresif geçen, temposu yüksek ama pozisyonu az, yine kısır geçecek bir maç bekliyorum. Mustafa Denizli'nin her derbi öncesinde yaptığı anlam veremediğim değişiklikler Beşiktaş'ın en büyük handikapı olabilir. Fenerbahçe açısından ise Önder Turacı'nın göstereceği performans ve Lugano'nun yorgun olma ihtimali savunma dirençlerini düşürebilir. Bu maç düşük skorlu her türlü sonuna açık bir maçtır. Ayrıca Beşiktaş taraftarı bu maçta yönetim protestolarını bir kenara bırakıp maça daha iyi konsatre olursa takımları için itici güç olacaklardır. Çünkü Beşiktaş'ın bu maçta galibiyete daha çok ihtiyacı var.
Devamını Oku
Bookmark and Share

Günün Fotoğrafı {Wade & Varejao}  

Yazan Burak Eren , Etiketler: , , ,

Bu smacı ben uzun yıllar daha unutmam, unutamam. Wade inanılmaz bir smaç yaptı ayrı konu ama insanların kinini üzerinde toplamış olan Varejao'dan insanlık adına bir intikam aldı. Varejao, Wade'nin suratına tokatıda yapıştırmasına rağmen bu smacı engelleyemedi.
Devamını Oku
Bookmark and Share

Objektif Bakış: Andrei Arshavin  

Yazan Serap Bahar , Etiketler: , ,

Hangi taraftar beğenmez Liverpool tribünlerini? Özellikle de KOP Tribününü. Onlar omuz omuza you'll never walk alone dizelerini ardı ardına sıralamaya başladığında maçı bırakıp, kısa bir an olsa da durup onları dinlemeye başlamak isterim ben izlediğim her Liverpool maçında. Tutkunun, bağlılığın, sadakatin timsali olarak gözümün önüne hep Anfield Road Stadı'nın tribünleri gelir. Bu özellikleri şüphesiz taraflı tarafsız herkesin sevgisini -en azından- saygısını kazandırmaktadır Liverpool taraftarına. Kop tribünü ile ilgili bildiğim en ilgi çekici ayrıntılardan birisinin liman işçileri tarafından kurulmuş bir takımın işçi taraftarlarının oluşturduğu tribün olmasıdır. Araştırarak bulduğum bir diğer bilgi ise tribün ismini; Sione Kop dağında yapılan bir savaştan almış olmasıdır. Kırmızıya tapmanın ne demek olduğunu tüm dünyaya ispat etme çabası var sanki hepsinde.

Kop Tribününü neden daha önce hiç yazmadığım konusunda kendi kendime hayıflandım durdum. Okuduğum haberi görmesem daha yazmazdım da sanırım. Gelelim Kop'un bloga taşınmasına sebep olan olaya. Arshavin, Arsenal'in en önemli gol silahlarının başında geliyor. Rus futbolcu herkes kadar Kop'u beğenen bir profil çiziyor. Her ne kadar en büyük rakiplerden biri olsa da.. Hatırlarsınız, Ocak ayında, Zenit'den 16.5 milyon sterline transfer edilmişti Arshavin. Liverpool'un resmi sitesinde yer alan haberde, "Arsenalliler, taraftarlığın nasıl yapılacağını öğrenmeli. Özellikle Liverpool taraftarını örnek almalı. Anfield'da atmosfer bambaşka oluyori bunu orada oynayanlar" ifadesini kullandı. Bu kendi taraftarlarına bir sitem olarak değerlendirilebilir elbette. Ama bana bir özür gibi de geldi :) Zira Arshavin, Anfield'de oynanan son maçta Liverpool ağlarına -ayıptır söylemesi- 4 gol atmıştı. 4-4 biten maçın ardından espriler yapmıştık hatta Liverpool 4-4 Arshavin diye :) O değilde yukarıdaki fotoğraftan da süper bir günün fotoğrafı olurmuş. Neyse konuyu bağlamak gerekirse seviyorum Arshavin'i, Dünya Kupası'na gidemese de..
Devamını Oku
Bookmark and Share

2010 Dünya Kupası Formaları {Mısır & ABD}  

Yazan Serap Bahar , Etiketler: , , ,

2010 Dünya Kupası formalarını tanıtmaya devam ediyoruz. Bugün için seçtiğim iki takım Amerika Birleşik Devletleri ile Mısır. Yukarıda gördüğünüz ekip 1950 Amerika Birleşik Devletleri Milli Takımı. 1950 Dünya Kupası'nda önce İspanya'ya 3-1 mağlup olmuşlar, sonra da İngiltere'yi 1-0 yenmişler. Bu galibiyet tarihlerinin en önemli galibiyetlerinden biriymiş. İşte Amerika bu tarihden 60 sene sonra yapılacak olan Dünya Kupası'na 1950 ruhunu götürebilmek adına Nike'a bu formalarının aynını dizayn ettirmiş. Sade bir forma olan bu formayı tarihten esinlenerek yapıldığı için beğendiğimi söyleyebilirim. Dünya Kupası elemeleri Kuzey Amerika grubunda 10 maçta topladığı 20 puan ile lider olan Amerika direkt katılma hakkı kazanan ülkeler arasında. Zaten son Konfederasyon Kupası'nda İspanya'yı kupa dışına atmalarıyla da dikkatleri üzerine çekmişlerdi. Amerika, Güney Afrika'da böyle görünecek;



Gelelim Mısır'a. Aslında Mısır Dünya Kupası'na katılmayacağı dün akşam belli oldu. Cezayir ile bir playoff maçları vardı ki çok kötü olaylara sahne olacak gibi duruyordu. İki ülke arasında kriz çıkması ve maçın asla normak bir maç havasında geçmeyeceği garantiydi. Afrika elemeleri C grubunda 13'er puan toplayarak birinciyi kendi aralarında seçemeyen ve yedikleri, attıkları gollere kadar tüm istatistikleri eşit olan Mısır ile Cezayir'in karşılaşması dün akşam oynandı. Her ne kadar Mısır kendine güvenen ekiplerden biri olsa da pek faydasını göremedi ve Cezayir'e elendi. Yine de gelecek seneler için formasını yazalım biz. İlk forma olan kırmızı forma iç saha forması olurken, ikinci altın renginde forma deplasman forması olacak. Puma tarafından dizayn edilen formalardan deplasman forması benim daha çok hoşuma gitti.



Devamını Oku
Bookmark and Share

Dünya Kupası Playoff Maçları #2  

Yazan Serap Bahar , Etiketler:

Son playoff maçlarının ardından Dünya Kupası'nda mücadele edecek takımlar belli oldu. Haftasonu oynanan playoff ilk maçlarının ardından dün geceki maçlar gerçekten müthiş mücadelelere sahne oldu. Gecenin sürprizi Slovenya'dan, rezilliği Fransa'dan gelirken benim en üzüldüğüm takım O'Shea'li İrlanda oldu. Bir de tabii o müthiş Rusya formasını Güney Afrika'da göremeyecek olmak.. Avrupa'daki maçların yanı sıra Amerika elemelerinde Uruguay, Afrika elemelerinde ise Cezayir Güney Afrika biletini ele geçiren son takımlar olarak belirlendiler. Maçlara tek tek göz atmamız gerekirse;

Fransa 1-1 İrlanda {1-0 / Fransa, Dünya Kupası'nda}
Ukrayna 0-1 Yunanistan {0-0 / Yunanistan, Dünya Kupası'nda}

Gecenin en talihsiz maçı şüphesiz Fransa ile İrlanda arasında oynanan maçtı. Fransa ilk maçta Anelka'nın golüyle rakibini deplasmanda 1-0 yenerek büyük avantaj elde etmiş ve içerdeki maçına da bu avantaj ile çıkmıştı. Fakat iyi oynayan taraf benim de desteklediğim İrlanda'ydı. Fransa her ne kadar avantajlı olsa da dirençli rakibi İrlanda karşısında 32. dakikada geriye düştü. Kilbane'in pasıyla Duff'ın soldan ortasını tamamlayan Keane takımını öne geçirdi. Bu gol İrlanda tarihinin en golcü oyuncusu olan Spurs forvetinin 41. milli golü oldu. Bu gol maçın sonucunu da belirleyen goldü. Fakat ilk maç da 1-0 bittiği için uzatmalara gidildi. İlk uzatma devresinin bitimine 2 dakika kala ise tüm geceye damgasını vuran olay yaşandı. Malouda'nın kullandığı frikik ofsaytta olan Henry'nin önüne düştü. Henry topu eliyle önce düzeltti sonra da Gallas'a pas olarak çıkardı. Boş pozisyonda olan Gallas kafa golünü atınca Fransa "bileğinin" hakkıyla Dünya Kupası'na kalmayı başaran taraf oldu. İlk maçta Yunanistan kendi sahasında gol atamadan berabere kalınca herkes Ukrayna'nın şanslı taraf olduğunu ve Güney Afrika'ya gitmek için gerekli skoru elde edeceğini düşünüyordu. Fakat komşu Ukrayna'nın bütün hesaplarını alt üst etti. 32. dakikada Samaras'ın güzel pasını alan Salpingidis, Ukraynalıların ofsayt itirazları arasında kaleci Pyatov ile karşı karşıya kaldı ve düzgün bir vuruşla fileleri havalandırdı. Zaten dün geceki maçlara ofsaytlar itirazlar damgasını vurdu. Neyse Salpingidis'in golünün dışında başka bir pozisyon olmayınca maç 1-0 Yunanistan üstünlüğü ile sona erdi ve Yunanistan, Güney Afrika biletini alan diğer takım oldu.

Slovenya 1-0 Rusya {1-2 / Slovenya, Dünya Kupası'nda}
Bosna Hersek 0-1 Portekiz {0-1 / Portekiz, Dünya Kupası'nda}

İlk maçta Rusya, Moskova'da, Slovenya'yı uzatmalarda yediği gole rağmen 2-1 yendiği zaman ikinci maçın çok çok daha zor olacağını düşünmüştüm. Sırf kırmızı formalarının hatırına da inşallah bir sürpriz olmaz da Rusya elenmez diyordum hatta. Tabii kırmızı formanın yanı sıra Arshavin'in olmayacağı düşüncesi de canımı sıkıyordu -gerçi Arshavin boyundan büyük açıklamalar yapmıştı ama neyse-. Aklıma gelen maalesef başıma geldi. Rusya, deplasmanda Slovenya'ya 1-0 mağlup olunca Dünya Kupası'na gitmekten mahrum kaldı. İlk yarının son anlarında Dedic'in attığı gol ile maçı 1-0 Slovenya kazandı. Oyuna sonradan giren Kerzhakov, kaleci Handanovic'e yaptığı sert müdahale sonrasında atılınca Slovenya daha rahatladı. 90+2'de de Slovenya yedek kulübesine doğru yönelen Zhirkov da doğrudan kırmızı kart gördü ve Rusya 9 kişi kaldı. Velhasıl kelam Ukrayna, Rusya'yı eleyerek Dünya Kupası'na yol alan takım oldu. Avrupa elemelerinin son maçında ise Bosna Hersek, Portekiz'i konuk etti. İlk maçta deplasmanda Portekiz'e 1-0 yenilmekten kurtulamayan Bosna; kendi evinde de aynı skora boyun eğmek zorunda kalınca Portekiz; Dünya Kupasına katılan taraf oldu. Zaten eşleşmeler belli olduğundan beri Bosna'ya pek şans veren olmamıştı. İlk yarısı golsüz geçen maçın ikinci yarısında Nani'nin pasını ceza sahasında alan Meirelles yerden düzgün bir vuruşla fileleri havalandırarak takımını 1-0 öne geçirdi ve Bosna'nın umutlarını adeta hançerledi. Bosna'nın morali, 78. dakikada çift sarı kart görerek oyundan atılmasıyla iyice bozuldu. Ronaldo olmamasına rağmen iki maçı da kazanan Portekiz yoluna Güney Afrika'da devam eden takım olacak.

Cezayir 1-0 Mısır {Cezayir, Dünya Kupası'nda}
Uruguay 1-1 Kosta Rika {1-0 / Uruguay, Dünya Kupası'nda}

Afrika'da müthiş mücadelelere sahne olan ve iki ülke arasında krize neden olmasına ramak kalan maçta Cezayir ile Mısır karşı karşıya geldi. Cumartesi akşamı oynadıkları grup maçında Mısır, Cezayir'i yenerek puanları eşitlemiş ve son bir maç hakkı daha kazanmıştı. Cezayir ise grup liderliğini son maça kadar sürdürmesine rağmen playoff oynamak zorunda kaldı. Maçtan önce taraftarların otobüs taşlaması ve futbolculara zarar vermesi falan gündemi bir hayli meşgul etti. 40. dakikada kaptan Ahmed Hassan'ın gereksiz yere rakibine faul yapmasıyla kazanılan serbest vuruşta, Wolfsburglu Karim Ziani tarafıdan ceza sahasına ortalanan topta savunmadan gol aramak için ileri çıkan Yahia uzak direkte muhteşem bir vole vurdu ve direkten ağlara giden top Cezayir'e bu önemli maçta 1-0 üstünlüğü getirdi. Yakaladığı skor avantajını 2. 45 dakikada da korumayı başaran Cezayir ise grup maçlarında beceremediğini play-off'ta gerçekleştirdi ve 2010 Dünya Kupası'na katılma hakkı kazandı. Amerika elemelerinde ise Lugano'lu Uruguay yoluna devam eden takım oldu. İlk maçı Lugano'nun golüyle deplasmanda 1-0 kazanan Uruguay evinde 1-1 berabere kalarak Güney Afrika'ya giden son takım oldu. İlk yarısı golsüz geçen maçın 70. dakikasında sağ taraftan yapılan ortayı düzgün bir kafa vuruşuyla tamamlayan Abreu, takımını öne geçirdi. Bu golle Uruguay daha da morallenirken, moralmen çökmesi beklenen Kosta Rika'nın cevabı gecikmedi. 74. dakikada savunmada yaşanan anlaşmazlığı iyi değerlendiren Centeno, skoru eşitleyip takımını umutlandırdı. Fakat kalan dakikalarda gol olmayınca Uruguay adını Amerika Kıtası'ndan Dünya Kupası'na yazdıran son takım oldu.

Dünya Kupası'nda mücadele edecek takımlar;

AVRUPA KITASI
Danimarka
Almanya
İspanya
İngiltere
Sırbistan
İtalya
Hollanda
İsviçre
Slovakya
Portekiz
Yunanistan
Fransa
Slovenya

AFRİKA KITASI
Güney Afrika (ev sahibi olarak otomatik katılım)
Gana
Fildişi Sahilleri
Kamerun
Nijerya
Cezayir

ASYA/OKYANUSYA KITALARI
Avustralya
Japonya
Güney Kore
Kuzey Kore
Yeni Zelanda

KUZEY, MERKEZİ AMERİKA, KARAYİPLER KITASI
Amerika Birleşik Devletleri
Meksika
Honduras

GÜNEY AMERİKA KITASI
Brezilya
Paraguay
Şili
Arjantin
Uruguay
Devamını Oku
Bookmark and Share

Galatasaray'ın Basketbol Depremi {Merkez Üssü Ahmet Dedehayır}  

Yazan Burak Eren , Etiketler: , ,

Olayın aslını tam olarak bilmediğim için Oyak Renault ligin ilk maçında Cemal Nalga'nın cezalı olduğu halde oynatıldığı yönünde itiraz etmişti ve kabul edilmemişti. Fenerbahçe'de aynı şekilde itirazını yapınca olayın derinliklerine inildi ve umulmadık gerçeklerle karşılaşıldı. Cemal Nalga oynanan hazırlık maçında rakibine yumruk attığı için 5 maç ceza almıştı. Sonrasında ise federasyon Cemal'in beş hazırlık maçında oynatılmadığı için cezasını doldurdu denmişti. Oysa ki Cemal Nalga'ya Tufan Ersöz forması giydirilerek hazırlık maçında oynadığı belirlendi ve bu şok olay karşısında Galatasaray kendine yakışacak şekilde operasyonunu yaptı ve Mert Uyguç, Okan Çevik, Koray Mincizozlu ve Cengiz Karadağ'ın kulüple ilişkileri kesilmiş oldu. Verilmesi muhtemel cezalara baktığımızda Galatasaray'ın ihracı gündemde ve Cemal Nalga için de önemli cezalar gelecek. Ayrıca bu işin sponsorluk ve Uleb tarafıda var. Yani nereden bakarsak bakalım bu büyük bir skandal olmuştur ve 3-4 kişi yüzünden Galatasaray'ın itibarı zedelenmiştir.

Yıllardır bu işin Ahmet Dedehayır ile olmayacağını söylüyoruz ve görevden ayrılması için yapılmadık kampanya kalmamıştı. Ahmet Dedehayır dediğimiz kişi Özhan Canaydın ve lise kontenjanından ötürü Adnan Polat yönetimine girmiş birisidir. Öncelikle bu olaylardan sonra eğer biraz gururu varsa istifa etmesini bekliyorum. Yarın gurursuz şekilde kendini savunucu açıklamalar yaparsa Galatasaray yönetiminin harekete geçmesini bekliyorum. Bu adam gerek Galatasaray'a gerek basketbola hatta türk sporuna yakışmayan bir isim. Bunca yapılan yanlıştan haberi olmayacağını sanmıyorum. Hadi haberi yoktu arkasından iş çevirildi diyelim, madem haberin yok o makamda ne işin var derler adama. Görevde olduğu günden bu yana gerek erkek gerekse bayan basketbol takımında ilginç işler oluyor. Bayan basketbolu yine bir yerde ayakta kalmayı başardı ama erkek basketbolunda olanlar hiç içime sinmiyor. Her şeyi geçtim geçtiğimiz sezon bayan takımının başında olan Okan Çevik neden erkek takımına kaydırıldı. Sonrasında Murat Özyer, Koray Mincinozlu mevzuları falan bu konu uzar gider.

Mert Uyguç, Okan Çevik, Koray Mincizozlu ve Cengiz Karadağ gibi isimlerde büyük yanlışa düşmüşlerdir. Mert Uyguç takımın menejeri olmasına rağmen bu olaylara nasıl göz yumar anlamıyorum. Koray Mincinozlu ve Cengiz Karadağ gibi kurt isimler nasıl böyle bir oyuna alet olurlar. Okan Çevik nasıl izin verir Cemal Nalga'nın Tufan formasıyla oynamasına. Bu isimlerin hepsi suçludur ve Galatasaray'dan gönderildikleri için çok mutluyum. Bu durumda sadece Cemal Nalga'ya üzülürüm ama o da bu işe alet olmuştur. Cezalı olduğunu bile bile neden oynadı demeyeceğim, Tufan'ın formasını neden giydi. Bu saflığı ona büyük cezalar gelmesine yol açacak. Tam bu sene basketbolunu geliştirdi, çok önemli bir uzun durumuna geldi demişken kensine yazık etti.

Galatasaray'ın bu olaylardan sonra küme düşürülmesini bekliyorum ve doğru olan bu olacaktır. Çünkü açık bir şekilde aldatmaca var ve federasyon buna göz yummamalıdır. Gerçi burada sadece federasyon değil Galatasaray'da aldatılmıştır ve 3-4 kişi yüzünden bu duruma gelmiştir. Federasyonun ardından Uleb'in de vereceği cezalar yüzünden bir süre Avrupa Kupaları'na katılamayabiliriz. Ayrıca sponsorunda basketboldan çekilmesi gündemde olabilir. Gerçi Ülker'in çekilmesini çok isterim ve bu kötü olay bile iyi bir şeye vesile olabilir. Sonuçta Galatasaray camiasında Ülker gitse başkası gelir ama giden itibar adına çok üzülürüm.

Galatasaray kendine yakışır biçimde sorumluları anında cezalandırarak kendi adına yakışanı yapmıştır. Sırada Ahmet Dedehayır'ın istifası ve liseli kanadın artık basketboldan elini ayağını çekmesi vardır. Bu işi basketboldan anlayan birileri yapmalı ve çok iyi bir şekilde yapılanmalıyız. Bu skandal bir bakıma kafamızı yerine getirmeli ve doğru hamlelerde bulunmalıyız.
Devamını Oku
Bookmark and Share

|
Zirve100 Sayac
Live scores