28 Haziran 2016 Salı

Galatasaray'ın Sağ Bek Mezarlığı


Riekerink'in birçok övdüğüm noktası var, biri hariç. Nedense Linnes'i bir türlü güvenemedi ve formayı ona emanet edemedi. Koray Günter'i beke çektiğini gördük, Sabri Sarıoğlu oynadı, Semih Kaya için ise sağ bekte ısrar etti. Semih Kaya'yı sağ bekte denemek iyi hareketti ama Linnes gibi bir isim kazanılmalıydı, umarım bu kamp döneminde başarır. Konu o değil gerçi, Linnes'in varlığına rağmen Riekerink'in bir sağ bek isteği var, üstelik 11 için, alternatif düşünmüyor. Serdar Aziz hamlesi sonrası Semih Kaya'yı da daha sık sağ bek izleriz derken aklıma Galatasaray'daki sağ bek çöplüğü geldi. Tehlikenin farkında mısınız bilmem ama Tarık Çamdal hala gitmedi, Salih Dursun ise geri dönüyor. Galatasaray zamanında kimleri almış, kimlere ne para vermiş söylemleri bir yana, güne bakınca sağ bek konusu büyük bir mezarlık. Sabri Sarıoğlu da takımda kalabilir üstelik, tüm yollar ona çıkarken Linnes konusunda daha çok dövüneceğiz gibi..

Sercan Yıldırım & Furkan Özçal, İlk Ayrılanlar En Az Kazananlar


Bilal Kısa'nın ismini görünce takas yoluyla takımdan ayrılan diğer isimlerin üzerine yoğunlaşamadık ama çok da üzerinde durulması gereken isimler değiller zaten. Sercan Yıldırım ve Furkan Özçal'ın takımda kalma ihtimalleri inanın çok azdı ama burada konuşulması gereken politika. Takımdan alakasız paralar kazanan birçok futbolcu var ama ilk gönderilenler kulübün en az kazananları. Bilal Kısa, Emre Çolak diye başlar liste (daha fazla forma şansı buldukları için), Sercan Yıldırım'lara doğru da ilerler.

Şu sorulabilir, takımda 3. forvet olarak Umut Bulut olacağına Sercan Yıldırım olamaz mıydı? Elbette biliyorum, zamanında Balıkesirspor formasıyla Galatasaray maçında yaşananları. O hadise olmasa zaten geçen sezon takımda kalacaktı ama anlatmak istediğim şu, bu nasıl bir politika? En az kazanan isimler ilk gidenler olurken gitmesi gereken asıl isimlerin ısrarla takımda kalması ve onları göndermek adına gösterilmeyen çaba.

Sercan Yıldırım'a dönelim, Hamza Hamzaoğlu kendisinden bir şekilde katkı almasını biliyor. Galatasaray'da da denemişti bunu, Bursaspor'da ise bana göre bu kazanımı yaptı. Sakatlık dönemi olmasaydı Milli Takım adına dahi bir ihtimal belirmişti. Geç de olsa toparladı, özellikle kafa olarak. Dip noktasına doğru ilerliyordu çünkü, Sivasspor ve Şanlıurfaspor maceralarıyla. Balıkesirspor dönemi yeniden uyanması, Bursaspor'la da belki eski potansiyelinden uzaklarda ama iyi bir Süper Lig futbolcusu oldu. Hoca da dilinden anlıyor derken Bursaspor'da kalması onun adına yararlı. 

Yetenekli de, inkar edemeyiz. Teknik, patlayıcı gücü olan bir isim. Atıyor, attırıyor artık, oyun içerisinde de etki ediyor, çok fazla kopukluklar yaşamadan. Deniz Yılmaz misali Hamza Hoca'nın kazanımlarından diyebiliriz. 

Aslında Galatasaray kariyeri de kötü başlamamıştı. Baros & Elmander ikilisinin ardında ilk alternatif oydu ve sonradan oyuna girip gösterdiği olumlu performanslar da vardı. Galatasaray adına ya tutarsa gibisinden bir (yabancı kontenjanı) kaynaklı yatırımdı, ilk etapta iyi gitti ama sonrasında kayboldu. Şike sürecinde adı geçmişti bir ara, forma giyemediği 3-4 hafta var. Sonrası kayıp zaten, Necati Ateş de geldikten sonra 18'e dahi giremedi, sonrasında da Burak Yılmaz'lar derken kiralanma süreci başladı. Geri hikayeyi de biliyorsunuz zaten.


Furkan Özçal transferini ise anlamamıştım. 2012-2013 sezonu yaz döneminin son gün transferiydi. Bonservisi yoktu, çok büyük de bir yetenek değildi. O sezon da şans bulamadı, sonra kiralık günler derken Prandelli kendisini beğeniyordu ama. Aklıma hep o gelir, takımda tutmuştu. Belki çok süre veremedi ama 18'de bulundurduğu bir isimdi. Prandelli sonrasında ise Hamza Hamzaoğlu'nun takımdan ilk gönderdiği isimlerden oldu, biten sezonu da Kayserispor'da kiralık olarak geçirdi. Döndüğünde de takımda kalması imkansız olduğundan gidişi olumsuz değil.

Anlamadığım nokta ise Furkan Özçal'ı Bursaspor'a istemiş olması. Galatasaray'dan göndermişti oysa, şimdi Bursaspor'a hem de Jem Karacan'ın yerine aldırıyor. Furkan Özçal da Süper Lig'in aranan isimlerinden, orta sahada Anadolu takımları açısından iyi bir ilaç, mücadele özelliği, dikine oynamayı düşünmesi ve şut özelliğiyle ama Bursaspor'un onu düşünmesi garip. Kayserispor'da iyiydi, küme düşmemesi mücadelesi verirken de katkısı büyük oldu ama bence ötesi yok. Şu an ötesini başarmış durumda. 

Hakkını Verdiği Sezon İçin Hakkını Helal Etsin, Biz Bilal Kısa'nın Hakkını Veremedik


Biten sezon Galatasaray adına kötü geçti, tarihin en kötü sezonlarından biriydi. O kötü sezon içinde de "iyi" diyebileceğimiz çok az an var ve o iyi anların içerisinde olan isim de Bilal Kısa. Üzüldüğüm bir ayrılık oldu, hak etmiyordu gitmeyi. Maaş, para gibi konuları konuşmak istemiyorum ama en azından bir transferin "takas" malzemesi olacak isimlerin sonlarında olması gerekirken ilk ayrılanlardan oldu.

Ön yargı neticesinde katıldı Galatasaray'a, Hamza Hamzaoğlu'nun politikasından kaynaklı ilk etapta çoğu kesim istemedi ve formayı giymeden ateşi hissetti. Hoca'nın da açıklamaları bunda etmen, iletişim konusunda kurban edeceği bir isim de Bilal Kısa olacaktı ki kendisini kısa zamanda gösterdi, ön yargıların çoğunu kırdı. Üstelik doğru pozisyonda da oynatamadık, Melo'nun yokluğunda Selçuk İnan'la birlikte taşımaya çalıştılar orta sahayı ve yaşına, oyun tarzına göre maç içerisinde kat ettiği mesafelere de bakınca çok önemli iş yaptı.

Bilal Kısa transfer olurken düşüncem şu yöndeydi, 60'dan sonra oyuna girer ve çilingirdir, çok kapı açar diyordum. Tekniği, şut özelliği, kilit pas yeteneği derken Sneijder adına iyi alternatif olacaktı ama Melo'nun yerine izlerken gördük. Bunu da iyi yaptı ama yaranamadı. Mustafa Denizli kendisini kesti, takımın tüm ayarını bozdu. Devamında Riekerink de çok düşünmedi ama yine de kenardan da olsa oyuna sokuyordu, alternatif anlamda değerlendiriyordu. O Emre Çolak'ı kazanmayı tercih etti mesela, Mustafa Denizli ise Chedjou'yu orta saha oynattı ama Bilal Kısa'ya yine bakmadı.

Şöyle bir istatistik var;
Bilal Kısa; 36 maç, 8 gol 5 asist, 2177 dakika
Umut Bulut: 46 maç, 7 gol 2 asist, 2699 dakika

Ama ilk giden Bilal Kısa oluyor işte, Umut Bulut'un kazandığının yarısını kazanmasına rağmen. Sercan Yıldırım, Furkan Özçal gibi isimleri göndererek kurtuluşu arıyorlar, oysa Tarık Çamdal, Olcan Adın diye uzayan bir liste var ki, işin içerisinden çıkılamıyor.

İsterse 45 yaşında olsun, aldığı sürenin hakkını veren bir isimdi, bu sebeple ayrılmasını istemezdim. Kimse üzerinde durmuyor ama boşalan bir orta saha rotasyonu da var, şimdi o pozisyonları yeni transferlerle doldurmayı deneyeceğiz ve bu işten kazanç mı sağlamış olduk. Bilal Kısa'ya Bursaspor'da başarılar, hakkını verdiği sezon için hakkını helal etsin..

27 Haziran 2016 Pazartesi

Jose Rodriguez & Mainz, Doğru Futbolcuyu Transfer Ettiğinizde Zarar Etme Şansınız Yok


Görünen o ki transfer için para kaynakları Telles, Dzemaili, Chedjou, hatta Sneijder gibi isimler. Telles ve Dzemaili'nin kesin olarak ayrılacağını düşünüyorum, Chedjou'nun da gitme ihtimali fazla ama Sneijder'in de satışı sürpriz olmazdı. Tabii tüm bunları mevcut yönetimin düşüncesi anlamında yazıyorum, bu benim görüşüm değil. 

Bu isimlerin yanına da sürpriz takviyeler olabilir, Jose Rodriguez gibi. Konuşmamız lazım, çünkü Mainz'e transferi için 2.5 milyon avro gibi bir bonservis konuşuluyor. Kim beklerdi, değil mi. Geçen sezonun en çok eleştirilen, beğenilmeyen futbolcularından biri. X bir takıma bedava kiralanmış olsa kimse sesini dahi çıkarmazdı, bu anlamda 2.5 milyon avro gibi bir rakam piyango. Ama bugün için, bundan 2-3 sene sonra ne düşünürüz, bu olay ne kadar piyangodur bilinmez.

Kendisini "hiç" ettik, bunu söyleyeyim. Potansiyelli bir futbolcu, inkar edemem. Sezona da iyi girmişti, Selçuk İnan'ın cezalı olduğu bir dönem vardı, Bilal Kısa'yla birlikte taşıdılar orta sahayı. Devamında yine şans buldu ama forma kendisinden kesildiğinde ise bir türlü toparlanamadı. Hamza Hamzaoğlu'nun var böyle hareketleri, önce kazanır ama sonrasında kazandırdığı futbolcuyu da kendisi unutturur. Bruma'da yapmıştı bunu, Jose Rodriguez de aynı örneklerden.

O forma şansı kendisinden uzaklaştığında da toparlanamadı bir daha, Rizespor deplasmanı onun adına da bir kırılma noktası. Sonrasında Mustafa Denizli ile de olmadı Riekerink'le de. Çok fazla hata yaptı, özellikle tehlikeli noktada yaptığı pas hataları bize acı son oldu. Ama sorulması gereken soru şu, biz bu adamı doğru yerde mi oynattık?

Bana sorarsanız Jose Rodriguez bir defansif orta saha değil, hele ki 4-2-3-1 gibi bir düzende orta saha ikilisinden biri hiç değil. Biz onu Melo alternatifi olarak gördük, hata da o noktada. Bence üçlü orta sahanın bir tamamlayıcısı, hatta hücuma daha yakın kullanılmalıydı. Deportivo'da sağ açık oynuyordu, hiç denemedik mesela. Dikine iyi çıkan, top kapma kabiliyeti de yüksek, kilit pas özelliği olan ama şut atmayı bilmeyen bir isim. Hiç şut denemez, bunu geliştiremedi. Kafa olarak çabuk dağıldı, toparlayamadı. Basit pas hataları çok ama potansiyel, bence yetenekli. Üzerine doğru bir teknik adamın gitmesi durumunda farklı şeyler olabilirdi.

Mainz'e transferi gerçekleşirse olur belki de, ilerleyen dönemde görürüz. Şu durumda da böyle bir para önerildiğinde satmama gibi bir lüksümüz olamaz. Bonservisi olmadan gelmişti, satışından da yüzde 70'lik pay Galatasaray'ın. Bu da demek oluyor ki doğru futbolcu, böyle isimleri aldığınızda zarar etme şansınız yok. Grooskreutz da böyleydi, Jose Rodriguez de böyle. Yaşlarından bağımsız..

Galatasaray'ın Forvet Gündemi, Rodallega'nın Yanına Kim?


Galatasaray'ın iki forvet birden alacağını düşünüyorum, Podolski de bu hatta destekleyici 3. isim olur. Soru şu ki bu iki isim kim olacak. Biri Rodallega diyebiliriz, artık herkesin konuştuğu bir durum. Rodallega'yı takviye edecek isim için ise yerli basından ziyade dış basının yazdığı isimler var. Florin Andone, Oumar Niasse, Moussa Dembele ya da Denis Alibec gibi.

Olası forvet rotasyonu üzerine daha önce de yazmıştım ama ekleyeyim, yeni sezonda hangi formasyonu kullanacağımız burada mühim olan. Sneijder'in varlığında 4-2-3-1 kesin, bu yüzden elinizde iki iyi forvetin olması, bu isimleri de ya Emre Güral ya da Podolski destekli üçlemek işimizi görür.  

Geçen sezonu hatırlamak dahi istemeyiz, olmayan bir rotasyonla yola çıkmıştık. Yaz dönemi konuşulmayan forvet kalmadı ama Burak Yılmaz, Umut Bulut ikilisinin "bence" üzerine doğru ismi almamak çok şey kaybettirdi. Mario Gomez'i izledik tüm sezon ya da biraz daha düşeyim, taraftarın isyan ettiği Niasse. Burak Yılmaz'a güvendik, uzun sakatlık derken Umut Bulut'a kaldık, daha kötüsü kulübede forvet alternatifi bile bulamadık. Neyse ki Riekerink'in Podolski'den sahte 9 yapması sezonun sonuna doğru Galatasaray'ı biraz rayına soktu.

Rodallega'yı daha önce yazmıştım, isteyenler tekrar okuyabilir; 

Diğer isimler için ise çok fazla yorum yapamam, daha yakından takip etmek lazım ama bildiğim ve tanıyan arkadaşlarıma sorup öğrendiğim kadarını kısaca yazayım. Niasse'yi tanıyoruz gerçi, hızlı ve bitirici bir futbolcu. Hareketli oyunu sever, mücadele eder. Bu sezon Lokomotiv Moskova ile müthiş bir çıkış yakalayıp inanılmaz bir paraya Everton'a gitti ama yaşattığı hayal kırıklığı da ödenen bonservis dahilinde büyük oldu. Bu yüzden kiralamak mümkün, bir ihtimal.

Moussa Dembele içlerindeki en potansiyelli isim. 20 yaşında, sözleşmesi olmayan ama talibi de bol bir isim. Geleceği büyük ki Liverpool, West Ham gibi takımlar hakkında konuşuluyordu. Zor yani ama imkansız değil, uğraşmak gerekli. 

Florin Andone ise dış basında en çok adı geçen futbolcu. 23 yaşında, geçtiğimiz sezonu İspanya'nın 2. Ligi'nde geçiren ama bu ligi de süpüren bir isim. İyi bir bitirici, mücadele gücü olan, ön alanda hareketli, Rumen ama altyapısını İspanya'da almış bir isim. 1 milyon avro'dan 5 yıllık anlaşıldığı söylense de yüksek bonservisler konuşuluyor, bu anlamda zor olabilir. Geçen sezon 36 maçta 21 gol 7 asisti var. Tam bir kumar hamlesi, Galatasaray'ın böyle bir lüksü var mı bilinmez derdim ama Serdar Aziz hamlesinde gördük ki varmış. Ona bu bonservisi verene kadar Dembele'ye imza parası verilemez mi, elbette verilir. Bu rakamlara yeni Stancu olabilir mi, mümkün. Tutarsa başarı ama tutmazsa zarar büyük.

Denis Alibec ise Konyaspor'la anlaştığı söylenen bir isimdi ama sonrasında olmadı. Menajerinin Becali olması ve son zamanlarda Becali'nin buralarda volta atması ihtimal yaratıyor. Onu da Euro 2016'da izledik, Pivot özellikli, sırtı dönük de oynayabilen, teknik bir isim ama yeterliliği tartışılır. Böyle bir isme ihtiyaç var gerçi, elimizde olmayan bir tarz ama alternatif anlamda düşünülebilir belki de. Geçen sezonu 33 maçta 19 gol 14 asist, Romanya Ligi'nde. Golden ziyade asist rakamları çok etkileyici.

Özlemişiz de Podolski'yi


Podolski de gün itibariyle Euro 2016'da boy göstermiş oldu. Tabii kendisi açısından tarihi bir gün. 2004, 2008, 2012 ve 2016 Avrupa Şampiyona'larında boy göstererek 4 farklı Avrupa Şampiyonasında forma giyen 3. Alman futbolcu oldu. Belki az süre buluyor ama Löw'ün vazgeçilmezdi, daima kadrosunda tuttuğu bir isim. Oyuna girdiğinde de etki etti, gole çok yaklaştığı anlar oldu. Galatasaray kendisine iyi geldi, özlemişiz de Podolski'yi..

26 Haziran 2016 Pazar

Alakasız Rakamlar, Onun Yaratacağı Anlamsız Beklenti


Serdar Aziz için üzüldüğümü daha önce dile getirdim, çünkü öylesine alakasız paraları konuştuk ki ister istemez baskı futbolcunun üzerinde. Olası başarısızlıkta en büyük tepkiyi de o yiyecek, en büyük eleştiriler de ona gelecek. Bu parayı verdiğiniz dakika beklenti çizginizi çok yükseğe koymuş oldunuz. Serdar Aziz'i sever ve beğenirim yoksa, benim için iyi bir futbolcu ama böyle alakasız rakamlara alınacak bir isim değildi.  Düşünülen transfer bütçesinin Serdar Aziz için harcandığı söyleniyor, 4.5 milyon avro'luk bonservis büyük yük ki yabancı kontenjanın ölümüne açık ve sen bir yerli için bu parayı verdin. Sözleşme detaylarına bakıyorum, 2 milyon avro yıllık, hepsinin ötesinde ise maç başı ücretleri düzenliyorum derken Linnes, Donk transferlerinde uyguladığın iyi uygulamayı bozdun. Beraberlik için bile para veriyorsun, koca Galatasaray'ın düştüğü hal yani. Chedjou'yu satsan ve yerini Serdar Aziz ile doldurmak istiyorum desen bu da diğer hata olacak, böyle bir hamle de bekliyorum. Yani, Serdar Aziz daha futbolunu oynamadan konuşulmaya başlandı. Üstelik olumsuzlar üzerine, umarım aksi olur ve Serdar Aziz müthiş işler yapar ama sırtına büyük bir yük yükledik..

Telles, Porto ve Galatasaray, Bu İşin Üç Kazananı Olur


Görünen bir çok şey var. Bruma'nın takımda kalması ve Telles & Dzemaili'nin gitmek istemesi gibi. Ya da Riekerink'le yola devam edilmesi, yardımcılığına Ayhan Akman'ın getirilip, Taffarel'in de kalması. O kadar plansız ve programsız devam ediyoruz ki her an her şey olabiliyor, her saniye farklı bir sürprizle karşılaşmak mümkün ki bu sürprizler de genelde kötü anlamda gerçekleşiyor.

Telles konusu çetrefilli tabii, yönetimin yeni sezon transfer harekatı için bir numaralı para kaynağı gibi görünüyor. Porto'nun da ciddi bir teklifi var, 6 milyon'lara dayanan ama Galatasaray'ın isteği en az 8 milyon avro. İşin ucunda takas ihtimali de var ama Galatasaray buna yanaşmıyor derken pazarlık devam ediyor. Kesin olan ise Telles'in kalmak istememesi ve bu teklifin büyük piyango olduğu. Porto'nun mutlaka Telles haricinde bir b planı vardır, çok da zorlamamak gerekiyor. Böyle bir talip yakalamak çok zor.

Carole şu an benim için çok daha sağlam oyuncu ve onun varlığında Telles'in satışı doğal. Telles kalmış olsa da ortaya müthiş bir sol bek rotasyonu çıkacaktı ama sadece lig derken bu rotasyonun da lüks kaldığı yerler var. Dediğim gibi, Carole şu an için benim gözümde daha sağlam ve garanti isim ama Telles'in potansiyelinin de sınırı yok. Bu anlamda Carole'nin çok önünde ki Porto'nun bu teklifi de çok şeyi açıklıyor. Telles belki de kendisi için en doğru adrese gidecek.

Inter dönemi hayal kırıklığı, orası kesin. Galatasaray döneminde ise iyi ve kötü olduğu, başkalaştığı zamanlar var. Hücum beki olarak geldi, Gremio'da duran toplara kadar kullanan, sol ayağını müthiş kullanan, teknik bir isimdi. İlk maçlarında da bu yönü çok gördük, sonrasını toparlayamadı, uyum dönemini iyi aşamadı. Hamza Hamzaoğlu döneminde ise savunma bekine dönüştü sanki, savunması güçlendi, kademe özelliği çok yükseldi, hücumdan öte savunma performansıyla konuştuk. Inter döneminde savunması eleştirildi ama o lige uyum sağlayamadı. Savunması yok diyen büyük hata yapar.

Şimdi de önünde Porto fırsatı olabilir, yeniden hücum beki olduğunu hatırlar, onlar açısından da büyük yatırım olur. Porto'nun bu paraları kolay harcadığını görmeyiz, peşinde oldukları genç isimlerde mutlaka bir potansiyel, gördükleri ışık vardır. Her iki taraf açısından da hayırlı olur ve Porto'dan da alınabilecek isimler varken, Galatasaray'ın takas konusuna neden bu kadar soğuk olduğunu anlamıyorum.

Tarihin En Büyük Ayıplarından Birini Lincoln'e Etmiş Olabilir Miyiz?


Lincoln'den keyif almayanımız yoktur, onu izlemek çok büyük bir zevkti. Galatasaray'da sadece 2 sezon izlemiş olmak ise bizim kaybımız. Onun için genel algı "hayal kırıklığı" yarattığı üzerinedir ama özellikle 2008-2009 sezonu rakamlarına ve Avrupa gidişatına baktığımızda ortaya koyduğu rakamlar öyle böyle değil. Skibbe'nin gitmemiş, Meira'nın da satılmamış olsaydı bir Uefa şampiyonluğu daha mümkündü. Bunu da son derece inanarak yazıyorum.

Lincoln'ün 2007-2008 sezonu ile başlayalım. Hagi'den bu yana gelen bir 10 numara aşkı vardı, bu kapsamda birçok 10 numara geldi gitti ama en çok heyecanı Lincoln yarattı. Transfer olduğu sezonu herkes hatırlar, ben neredeyse aklımı yitiriyordum. Ama o sezon Lincoln için müthiş geçti diyemem, Kalli ile frekansı çok tutmadı, sakatlık dönemi oldu derken beklentiyi tam karşılayamadı ama ligde şampiyonluk geldi. O beklentiyi karşılayamadığı dönemde bile;

Lig: 19 maç 5 gol 5 asist
Uefa Kupası: 6 maç 2 gol 2 asist
Uefa Kupası ön elemesi: 1 maç 1 asist
Türkiye Kupası: 2 maç 1 asist
Toplamda ise 28 maçta 7 gol 9 asist.

34 haftalık ligin 19'unda oynayabildi mesela, çok fazla maça çıktı diyemem. Ama Lincoln'ün diğer sezonunda da maç sayısı yeterli düzeyde görülmüyor. Bunda da neden o dönemin bazı teknik adamlarıyla tutturamadığı frekansı. Rahat olmak, özgür hareket etmek isteyen bir futbolcuydu. Katı disipline, anlamsız egolara maruz kaldı. Oysa rahat olduğunda, özgür bırakıldığında neler yapabileceğini de 2008-2009 sezonunda Skibbe döneminde gösterdi.

2008-2009 sezonu Skibbe dönemi Lincoln için en parlak dönem. Ligde şampiyonluk yarışı vardı, daha önemlisi Uefa Kupası'nda muhteşem bir gidişat. O sezon finalin de İstanbul'da oynanacak olması ayrı bir motivasyon kaynağıydı ki 2000 yılından sonra Galatasaray'ın bu kupaya en şok yaklaştığı dönem. Maalesef ki ligde beklentinin biraz gerisinde olmak Avrupa hedefini de çöpe attırdı, Haldun Üstünel & Bülent Korkmaz darbesiyle kendi ayağımıza sıktık. İşte o darbe neticesinde de Lincoln'ü kaybettik. 2008-2009 rakamlarına bakmak gerekirse;

Lig: 23 maç 8 gol 15 asist (Lincoln ligde asist kralı oldu, Baros ise gol kralı)
Uefa Kupası: 10 maç 1 gol 6 asist
Türkiye Kupası: 3 maç 1 asist
Şampiyonlar Ligi ön elemesinde ve TFF Süper Kupası'nda ise gol veya asisti yok.
Toplamda ise 39 maçta 9 gol 22 asist

Galatasaray'da bu asist sayısına en son kim yaklaştı diye baktım, Selçuk İnan'ın 2011-2012 sezonu 40 maçta 15 asisti var. Onun dışında da bu rakamın yanına bile yaklaşabilen yok. Hatta ligde son 10 yılın asist krallarına baktığımızda da oynadığı maç sayısına oranla en çok asist yapan isim yine Lincoln. Skibbe ile devam edilseydi 20 asisti de geçermiş.


Sneijder'e bakalım bir de, Galatasaray forması giydiği 141 maçta 40 gol 27 asist. Galatasaray'a emeği çok geçti, genel performansı için de asla kötü demem ama Lincoln'ün 2 sezonda ulaştığı rakama baktığımızda da Lincoln'ün hakkını mı yeterince vermedik, kendisine sahip çıkmadık bilemedim. 

Lincoln'ün Galatasaray genel performansı ise, 67 maçta 16 gol 31 asist. Sneijder 141 maçta 27 asist yaparken Lincoln ise 67 maçta 31 asist yapmış. Tabii bunda Baros ve Nonda gibi forvetlerle oynamanın da etkisi olmuştur ama Sneijder'in de Drogba ve Burak Yılmaz gibi isimlerle geçirdiği dönemler var. Sneijder gol, Lincoln ise asist anlamında ön plana çıkmış.

2008-2009 sezonu denildiğinde hemen hemen herkesin aklına Lincoln, Kewell, Arda ve Baros'lu hücum hattı gelir. Galatasaray hücumundan en büyük keyfi aldığım zamanlar bile olabilir, hücum organizasyonu anlamında bu dörtlünün kendi arasında uyumu, paylaşımları. Lincoln'ün idaresinde, Kewell ve Baros gibi bitiricilere Arda Turan gibi bir yeteneği kattığımızda ortaya büyük bir hücum gücü çıkmıştı. Özellikle Ali Sami Yen'de oynanan maçlar ve Uefa Kupası'nda bu kalitenin keyfine ulaştık. Maalesef ki doğru orta saha rotasyonuyla bu hücum desteklenmediği için yapı sağlam olmadı ama Skibbe dönemi Lincoln'ü de asla unutmayacağım.

Bu rakamlara bakarak Lincoln başarısız oldu kim diyebilir? Belki de son yılların en büyük ayıbını Lincoln'e karşı yapmışızdır. Ortada kötü de bir gidişat yokken bu kötü gidişatı o dönemin yönetimi yaratmıştır ki ihalesi de maalesef Lincoln'e bırakıldı. O dönemin gazıyla bizler de bu duruma belki çok ses çıkarmadık ama bugün sağlıklı kafayla da düşününce Lincoln'ü sadece 2 sezon izleyebildiğim için üzülüyorum. Tarihin en iyi 10 numaralarından biri, çok daha iyisi olabilecekken ve tarihe geçmek o kadar da uzak değilken yapılan darbe ve Lincoln'ün aforoz edilişi..

24 Haziran 2016 Cuma

Galatasaray & Rodallega, Hızlı Ama Daha Önemlisi Güçlü


Eto'o için gelsin derken Rodallega için burun kıvırmak büyük hata olur. Geçen sezon forvetleriyle öne çıkan ligimizin en değerli forvetlerinden biriydi. Akhisar Belediyesi'nin kısır bir takım olduğunu düşünüyorum, hücum anlamında tamamen Rodallega'nın sırtında olan bir düzen vardı ve o da takımı taşıdı. Transferi gerçekleşirse daha detaylı yazarız ama Galatasaray'da başarılı olması yüksek, hatta başarı garantili dediğim bir isim kendisi. Tabii alternatifin de yaratılması durumunda, tek başına Rodallega da belki bir şey ifade etmeyecek. Hızlı, hızından daha önemlisi de güçlü. Yıkılmıyor, sırtına savunmacıyı alıp onu da sürükleyebiliyor. İyi bir bitirici, aynı zamanda mesafe tanımıyor ve şu özelliği yüksek. Tekniği, pas özelliği tartışılır ve Akhisar onun üzerine oynuyordu, Galatasaray'da ise en önemli plan o olmayacak. Bu iyi de olabilir kötü de, görmek lazım. Paylaşım olursa belki daha rahatlayacak ama tek hedef o olmadığında da belki kaybolup gidecek. Mutlaka çok daha farklı oynamak ve mevcut görüntünün de üzerine çıkmak zorunda. Komple forvet diyebileceğimiz bir isim, her özellikten kendisinde mevcut. Daha önemlisi Sneijder'in koşturabileceği, etkileşime rahat geçeceği bir tarzı var. Belki iyi bir duvar olmayacak ama akan oyunda büyük yarar sağlayacak. Benim çok beğendiğim, kaliteli bir isim. Yaşı 30 ama Fenerbahçe'nin Webo'yu kaç yaşında aldığını ve sağladığı katkıyı hatırlayınca Roldallega da buna yakın bir iş. Umarım gerçekleşir..

Her İhtimali Yazdım Ama Bir Tek Riekerink Kalmıştı


Galatasaray'la adı geçen neredeyse her teknik adamla ilgili blogda bir yazı yazdım veya o ismi daha iyi tanıyan arkadaşlarımdan rica ettim. Yazmadığım tek isim ise Riekerink kaldı. Daha doğrusu kendisi hakkında yazdığım yazılar var ama yeni sezon adına Riekerink ihtimali üzerine hiç konuşmadık ki görülen üzere Fatih Terim'in olmaması durumunda yeni sezonda Riekerink'i izleyeceğiz.

Geçen sezonu başarıyla bitirdi, bunu kimse inkar edemez. Kafa olarak enkaz olmuş, hatta neredeyse futbolu unutma noktasına gelmiş bir futbolcu topluluğunun başına en zor zamanda geldi. Sakatlık konusunu da ekleyince o tabloda başarı sağlamak inanın zordu. Takımı, futbolcuları tanımıyorsunuz, altyapı için gelmişsiniz ama 1 ay içinde kendinizi takımın teknik direktörü olarak bulmuşsunuz. Bu görevi kabul etmek ayrı, bu görevi kabul ederken de ekstra taleplerde bulunmamak apayrı.

Ateşten gömlek, olası başarısızlık sonrası taraftarın nefretini kazanmamız mümkün ve altyapıdaki görevinizi dahi tehlikeye atarsınız. Burası Türkiye çünkü, teknik direktör olmayan Taffarel'i dahi 2 maç takımın başında görünce tercihleri anlamında eleştirmeye başlamıştık. Riekerink ise sezonu tamamlamak adına geldi, üstelik Türkiye Kupası'nı kazanıp, Avrupa cezasını da 1 yılda tutma hedefiyle.

Önce takımı tanıdı, denedi, yanıldı, hemen hemen herkese şans verdi. Hataları da oldu bu süreçte ama zamanla taşlar oturdu. Futbol oynamayı hatırlattı, bir hedef doğrultusunda kenetlenmeyi sağladı, Türkiye Kupası'nı kazandı, sezonun sonuna doğru da keyif veren bir Galatasaray izliyorduk. Oyuncu değişiklikleri, daha doğrusu maç içerisinde oyunu okuma konusunda büyük hatalar gösterdi ama işi bu değildi, unutmamalı. Bu adam teknik direktör değil, ömrünü altyapılara adamış bir isim. 

İletişim gücü yüksek, karakterli, çok da güzel bir insan. Futbolcularla nasıl iletişime geçeceğini gerçekten iyi biliyor, buna çok kez tanıklık ettik. Başarısında da en büyük pay belki de bu özelliğinin. Ama koca sezondan bahsediyoruz, hedefler daha büyük olacak ve Riekerink'e diyeceğiz ki "yeni sezonu planla". Bu seviyede daha önce yapmadığı bir iş ve tablo geçen sezona asla benzemez. Korkum o ki olası başarısızlık sonrası Riekerink gibi bir ismi kaybetmek. Bu sevgi ortamı bir anda nefret ortamına dönebilir, bu Riekerink'i 2. kez ateşe atmak ama görev ona gelmesi durumunda da hoca bunu yine kabul edecek.

Bir anlamda da Galatasaray'da plan ve programsızlığın resmi. Altyapı yapılanması anlamında göreve getirdiğiniz antrenörden bir teknik direktör yaratmaya çalışıyorsunuz. Geçen sezon bu kumar tuttu, Riekerink herkesin beklediğinin ötesinde bir iş yaptı ama geçen sezonun havasına çok kapılmamak ve Rieekrink'i asıl işinde tutmak lazım. 

Yönetimin Sus Payı Projesi Olduğunu Düşünüyorum "Felipe Melo"


Çıkan haberlerin gerçeklik payı yüksek diye düşünüyorum. Hamit Altıntop'un yıllık 300 bin avro garanti ücret ve maç başılar üzerine uzatılması düşünülen sözleşmesini düşünerek, Melo'nun da geri döndürülmek istemesi doğal. Olası hamleler değil, daha doğrusu olmaması gereken adımlar ama yeni isimler yerine bizler olduğumuz yerde sekmeyi tercih ettiğimizden ya ligimize bakıyoruz ya da eskilerimize.

Felipe Melo'nun bu takıma emeği, katkısı büyük. Galatasaray'da oynadığı her dönem büyük fark yaratmış, takımın ateşleyici gücü olmuş bir isim. Bunları kimse inkar edemez ve her Galatasaraylı da Melo'ya en azından oyun anlamında saygı duyar. Mevzunun derinini bilmiyorum ama gitmeyi de kendisinin istediğini düşünüyorum. Kampa katılmamakta ısrar etti, katıldı ama ısrarla gitmek istedi, kontrat uzatıldı (sevr anlaşması tadında) buna rağmen gitmek önceliğiydi ve transferin son günü gitti. 

Yerini dolduramamak, ısrarla Melo'yu beklemek ve o boşluğu Bilal Kısa'larla geçiştirmeyi istemek teknik heyet ve yönetimin hatası, o ayrı nokta. Melo'yu da aradık, futbolundan öte ateşleyici gücüyle. Ruhu yoktu Galatasaray'ın, maalesef bu anlamda dibe çöktük. Ama tüm bunlar değil ki Melo geri dönmek zorunda anlamına gelsin. 

2 gün sonra 33 yaşına girecek ve geldiğinde de onu çok düşük ücrete getiremeyeceksiniz. Giderken önemli bir bonservis kazandırmıştı, şimdi bedavaya getirmek de mümkün ama hangi şartlarda. Ben şöyle düşündüm, 1 yıllık sözleşme ve 1.5 milyon avro yıllık ücret. Kabul ediyorsa gelsin, madem dönmeyi kendi istiyor, fedakarlık gerekecek. X oyuncuya şu kadar verildi, Melo için normal denilmesin boşuna. Maaş ortalaması üzerinden gitmiyorum, isim isim konuşuyorum ki bu konuda neler yazdığımı zaten takip edenler bilir.

Bir de teknik boyutu var, Selçuk İnan & Melo orta sahasını sanırım kimse hayal etmiyor. Etmemeli, facia bir görüntü olur, 4-2-3-1 üzerinden yürüyeceksek ki Sneijder'in varlığında bu mecburiyet. Mancini döneminde olduğu gibi sol kanatta Sneijder mantığı yürümez, çünkü Mancini yok. Selçuk İnan'ın artık beli dönmüyor derken Melo'nun düşen temposu es geçilemez. Bu ikiliyi yan yana zor görüyorum ama ancak şöyle olur. Selçuk İnan gider, Melo o pozisyona geçer ve yine bir tempolu 6 numara gerekir. Zor yani, ben saha içerisinde Selçuk İnan, Melo, Sneijder üçlüsüne yer bulamadım. 2012'de değiliz maalesef, 2016-2017 sezonuna giriyoruz ki Melo 33, Selçuk İnan 32 yaşında

Yönetimin bir "sus payı" projesi olduğunu düşünüyorum Melo için. Bence geri de dönecek ama zaman ne gösterir hep birlikte göreceğiz. Ortada plan, program ve teknik adam da olmadığını düşünerek yapılacak her şey mübah, şaşırtıcı değil..

23 Haziran 2016 Perşembe

Biz Bitti Demeden Bitti, Euro 2016 Bizim Adımıza Hayal Kırıklığı


24 takımla düzenlenen Avrupa Şampiyonası'na katılmak olağan bir durum olmalıydı ama imkansız bir noktadan öyle bir imkan yakaladık ki bunu efsanevi bir iş saydık. 24 takımlı şampiyonada da 16 takımın kalifiye olduğu ortamda bir üst tura yükselmek yine olağan bir durum olmalıyken öyle kötü başladık ve Çek maçında yaratılan imkanla bu durumu yine efsanevi bir iş saydık. Ortak nokta kendi göbeğimizi kesememek ama ayağa kalktığımızda da yürümek. Bu sefer olmadı ama, biz bitti demedik ama bitti. Kabul edelim ki başarısız bir turnuvaydı, hayal kırıklığı yarattık.

Avrupa Şampiyonası için çağrılan aday kadroyla başladı mevzu, planlamayı hatalı yaptık. Ömer Toprak gibi bir ismi dışarıda bırakma lüksümüz yoktu ama bıraktık, üstelik Gökhan Töre'yi de götürmediğimiz bir şampiyonada. Mehmet Topal'ı stopere yazdık, Hakan Çalhanoğlu'ndan kanat yaratmaya çalıştık, Arda Turan misali formsuz yıldızlarla uğraştık derken tüm taşlar yıkıldı, ta ki Çek maçına kadar. Hırvatistan maçındaki kötü görüntünün ardından İspanya karşısında da hemen hemen aynı 11'le başlamak hataydı ama Çek maçında 4-2-3-1'i en azından doğru kanat oyuncularıyla oynayınca heyecan yarattık, iyi bir galibiyetti ama kendi bağımızı kesemedik işte.

An itibariyle de İtalya neden rotasyon yaptı diyemem, elbette yapacak. Liderlik cepte, ceza, sakatlık ve yorgunluk gibi ihtimaller var. Turnuva uzun, 2. turlar öncesinde de aradıkları ortam. Kim böyle oynamaz ki? Bizim yapmamız gereken iyi başlamaktı ama bugüne kadar hangi turnuvaya iyi başladık? Yaşanan kaos ve sorunlar daha önce görülmeyen cinstendi, herkes umudu kesmişken ayağa kalkmak başarıydı. 2. turu görmemiz durumunda da yürüyebilirdik, üzüntüm bu yüzden.

Gelecek adına neler olacak, hep birlikte göreceğiz. Elimizde iyi ve genç bir malzeme var, gelecek adına da umutlanmamak için sebep yok. Bu futbolcuların kazanımı önemli, daha da önemlisi şampiyona sırasında çıkan sorunların önünü kesmek, kim hatalıysa cezalandırmak. Bir anlamda kendi kendimizi yedik, Milli forma altında konuşulacak son şey paradır ama biz sürekli bunu okuduk, para anlamında çıkan krizleri. Futbolu Çek maçından sonra konuşacaktık ki bu sefer nefes yetmedi işte, geçmiş olsun..

22 Haziran 2016 Çarşamba

Bunun Adı Fedakarlık Mı Oluyor?


Enteresan işler oluyor, bir ilginç durum da Hamit Altıntop cephesinde yaşandı. Yine çıkan haberler üzerine konuşuyorum ama bir süredir dillendirilen ama ciddiye almadığım bir durumdu. Demek ki doğruymuş, bu konuda haber sayısı arttı. Hamit Altıntop'un Galatasaray yönetimine bir teklif yaptığı söyleniyor, 0 yıllık ücret ve sadece maç başı üzerine Galatasaray'da kalmak istediği. 10. ve 20. maçları sonrasında da bonuslar varmış. Düşündüm de bu fedakarlık mı oluyor şimdi?

Twitter'da da anket açtım bunun üzerine, çıkan sonuç şaşırttı beni. Olaya olumlu ve olumsuz bakanlar hemen hemen eşit gibi ama olumlu bakanlar yarım adım da olsa öndeydi. Böyle bir duruma sıcak bakabiliyor yani taraftar, geçen sezonun ardından.

Kariyeri boyunca sakatlıklarla uğraşması ayrı nokta, Galatasaray bu transferi yaparken o riski (yabancı kontenjanını düşünerek) almak zorundaydı, kaliteli yerli anlamında. Hamit Altıntop'un da 4 yıllık Galatasaray kariyerinde oynadığı 2 sezon var, bence 2'sinde de katkı verdi. Özellikle Hamza Hamzaoğlu döneminde gelen şampiyonlukta ortaya karakter koydu, Melo'nun uzun sakatlığı sonrası bence daha iyi bile katkı verdi ve büyük pay sahiplerindendi. Zaten lider oyuncu, futbol aklı çok yüksek, kimse bunu inkar edemez.

Mesele şu, geçen sezonu 0 dakika ile geçirdi ama taraftar fedakarlık bekliyordu. Yapmayabilir, hakkıdır da ama yapsaydı herkesin gözünde çok büyüyecekti ve bugün böyle bir duruma herkes olumlu bakacaktı. Real Madrid'de yaptı çünkü, Galatasaray'da yapmaması meseleydi. Şimdi böyle bir teklif yapınca bunun adına fedakarlık mı diyor mesela, anlamadım. Ya da istediği teklifleri bulamadı, böyle bir yol mu buldu, inanın bilmiyorum. 

Bu saatten sonra katkı alabilir miyiz bilmiyorum, 33 yaşında ve geçen sezonu yok, sakatlık kurbanı ama lider adam işte, o ağırlığını takım içerisinde hissettirirse ne ala. Ama böyle bir durumdan önce Galatasaray'ın düşünmesi gereken o kadar çok şey var ki..

Serdar Aziz Galatasaray'da


Bonservis rakamını ya da takasta gidecek isimleri bilmiyorum, belki de bu yazıyı yazdıktan sonra açıklanacak. Ama bahsi geçen rakamlar ve gitmesi muhtemel futbolcular üzerinden gidelim, maalesef bu transferde konuşulacak ilk şey de "para" olacak. Serdar Aziz'den bağımsız bir durum ama bu anlamda en büyük tepkiyi de belki Serdar Aziz yiyecek. Hiç suçu yokken, bu durum tamamen bir yönetim hatası.

Beşiktaş bu transferi gerçekleştirir diye bekliyordum, Serdar Aziz'in altın dönemi Şenol Güneş ile. Öyle ki listesinde de ilk sıradaydı, Beşiktaş adına önemli stoperleri konuşmamıza rağmen. Tanıdığı, birlikte başardığı bir futbolcu ama Galatasaray'a transferini Şenol Güneş üzerinden yorumlayamayız. Maalesef ki bu transferi yorumlayacağımız bir Galatasaray teknik direktörü de olmadığı için ne desek bilemiyorum. Akıllara bir isim geliyor, Fatih Terim. Gelir mi bilemiyorum ama şöyle bir çıkarım var, teknik direktörü belli olmayan bir takım böylesine büyük bir yatırımı stoper için yapar mı? Söz konusu Dursun Özbek yönetimiyse her şey mümkün tabii.

Serdar Aziz için ödenildiği söylenen bonservise bakınca sorulacak diğer soru da, neden scout ekibi var üzerine. Bu paraya stoper için daha iddialı, hatta kaliteli isimler almak da mümkün. Ffp diyoruz, yüksek bonservis ödeyemeyiz, yıllık ücretleri ayarlamak lazım gibi konuları konuşuyoruz ama kimsenin beklemediği anda da böyle bir bonservisi bir anda verebiliyoruz. Scout ekibinin en çok sözünün dinlenmesi gereken zamanlar, hem maddi yoklukta hem de teknik ekip yokken ama bu kararlar nasıl alınıyor, kimler böyle kararlar veriyor bilmiyorum. Yukarıda da dediğim gibi, bu sorunun mantıklı cevabı yeni teknik adamın belli olduğu ve o ismin de Fatih Terim olduğu üzerine olmalı.

Para konuşulacak, bu kaçınılmaz son. Sürekli gündeme gelecek, olası performans düşüklüğü ve sakatlıklar sonrasında da daha da ses yükselecek. Bu tabloda Serdar Aziz'in suçu yok ama tepkiyi de yiyecek isim yine o olacak, yönetim politikası hatalıyken. Neyse, olan oldu ve hayırlı olsun diyelim. Biraz daha teknik konulara girelim madem.

Geçen sezon sakatlıklardan çok çektiği doğrudur, kendi ifadesine bakınca da Bursaspor doktorlarının hatası var diyor. Aslında bu da bir hata, sonuçta büyüdüğü, yetiştiği kulüp. İlk mesajında Bursaspor üzerinden negatif yorumlar yapması hoş değil. Belki de Euro 2016'yı kaçırmasının etkisi, Bursaspor açısından da büyük bir kayıp oldu. Fulham'ın 5 milyon avro'luk teklifini kabul etmemişlerdi mesela, Inter ise AB statüsü hakkını doldurduğu için alamamıştı. Euro 2016'da piyasa yapmasını bekledi Bursaspor, bu durum da gerçekleşmeyince iyi bir teklife futbolcuyu satmış oldular.

Beğendiğim bir stoper aslında, ülke şartlarında da en iyilerden biri. Galatasaray'ın geçen sezon en büyük sorunu "gol yemek" üzerineydi, bir türlü çare olamadık bu soruna. Sakatlıklar, formsuzluklar, daha önemlisi kötü kadro planlaması bu duruma yol açanlar. Chedjou, Hakan Balta, Semih Kaya, Denayer, Koray Günter diye baktığımızda isim anlamında bir sıkıntı yoktu belki ama doğruyu bulamadık, orta sahada defansif anlamda bir kara delik bıraktık derken yaşanan sorunlar büyük oldu. Bence öncelik defansif orta saha üzerine olmalıydı ama biz stoper yatırımını büyük yaptık, bu da diğer hata.

25 yaşında ve Bursaspor gibi bir takımın uzun zamandır kaptanı. Lider karakterinin yanında stoper özelliğine de bakınca lider özelliği var. Bu da onu ayıran en önemli özellik belki de. Chedjou eğer kalırsa ona gelecek ismin Serdar Aziz olabileceğini düşünüyorum ama bu yatırımın ardından da Chedjou'nun kalmasına pek ihtimal vermiyorum. Şunu da ekleyelim, Galatasaray stoperlerinin kafa topu kazanma anlamında yaşadığı büyük bir sorun vardı ki Serdar Aziz'in bu konuda ortalaması yüzde 60'ın üzerinde. Yani eksik üzerine gidilmiş bir hamle diyebilirim. En yakın takipçisi Chedjou takım içerisinde, o da yüzde 53. Oyun kurma becerisi bir Hakan Balta veya Chedjou noktasında değil ama pas isabet oranı da yüzde 80, yani abartıldığı kadar kötü değil, ortalamanın üzerinde hatta. 

Ömer Toprak'ı bir kenara bırakmak durumundayım, Milli Takım'da eksikliği en çok hissedilen isim de Serdar Aziz durumunda. Fatih Terim'in planları vardı, şansı zorladı ama tutmadı. Bugün Hakan Balta & Serdar Aziz tandemini Milli Takım'da izliyor olabilirdik. Ya da Hakan Balta, olası 2. tur maçı için cezalı duruma düştü, alternatifler ise Semih Kaya ve Ahmet Çalık kalıyor. Bu arada Milli Takım'a çağrılan 3 Galatasaraylı stoper oldu, bu da ilginç.

Sıkıntısı sakatlıklar olacak, uzun sakatlık dönemleri olabiliyor. Sonrasında para konuşulacak, bu konuda da kendisinin hiç suçu yok. Ödenen rakamları bir kenara bırakıyorum, Serdar Aziz kötü bir isim asla değil, beğendiğim, sevdiğim bir futbolcudur ama bu paralar ödendiğinde ve 14 yabancılı düzen düşünüldüğünde neden ısrarla yerli ve yerli için ödenen bu rakamlar. Bunu da maalesef anlamayacağım. Hayırlı olsun diyelim, umarım tüm olumsuz eleştiriler boşa çıkar ve Serdar Aziz'in uzun bir Galatasaray kariyeri olur..

Mesafeler Uzun Ama Bilal Kısa


Jenerik reyisin bugün doğum günü, 33. yaşına ayak bastı. Kutlu olsun, mesafeler uzun ama Bilal Kısa. Geçen kötü sezonun en güzel anlarına baktığımızda Bilal Kısa'nın ismini sıklıkla görmek mümkün, hakkını yeterince teslim edemedik. Ayrıca başlıktaki espri de sıktı demeyin, Bilal Kısa'ya en çok yakışan söylem..

Ölü Toprağını Üzerimizden Attık, Tam Zamanında


Karakter değişmiyor, bitmiyor yani. Kötü başlayıp, en zor anda tüm taşlar bir anda yerine oturuyor ve kaos anından dahi güçlenerek çıkan bir takım. Fatih Terim'in karakteri çoğunlukla bu, her seferinde ısrarla başarıyor. Galatasaray'da da böyleydi, Milli Takım'da da. 

Şu durumu sadece karaktere bağlayamam, formasyonu doğru futbolcularla oynadığında doğru futbol da devamında geliyor zaten. Galatasaray'ın 4-4-2'sine özel bir durum vardı ama Fatih Hoca nedense orta saha özellikli kanat oyuncuları kullanarak devam etti. Hırvatistan maçında olmadığını gördük, İspanya maçında bunu tekrarlamak büyük hataydı. Çek Cumhuriyeti karşısında ise Emre Mor ve Volkan Şen'e dönüş sonrasında kanatlar doğru kullanıldı, hızlı çıktık ve etki yarattık.

Her iki takıma da beraberliğin yetmiyor olması aslında ortaya keyifli bir futbol çıkardı. Büyük açık alanlar vardı, orta sahaların rahat geçildiği. 1-0'ı da erken yakaladık, Çeklerin aldığı riskler daha da arttı ve 2-0 adına avantajlıydık ama son pasları yapamadık. Emre Mor büyük etki gösterdi, açık alanı da bulduğunda durdurulması neredeyse imkansız bir hale geliyor. Bu çocuğun Dortmund'da geleceği noktayı merakla bekliyorum.

Oğuzhan Özyakup'u aradım ilk yarıda, final pasları anlamında. Şans da yanımızdaydı, rakibin pozisyonları var, bitiremedikleri. İkinci yarıda ise rakibi yavaşlatmayı da başardık aslında, Oğuzhan Özyakup'u da alıp orta sahayı üçleyince top bizde kaldı, ilk yarıya göre direncimiz de yükseldi. Oyuncu değişiklikleri de normal, tutmak adına doğru isimlerdi ama Olcay Şahan'ı kendisi için ters kanat olan sağ tarafta kullanınca oradan yakaladığımız açıkları değerlendiremedik. Acaba Sinan Gümüş olsa nasıl olur dediğim zamanlardı.

İyi oynadık, kötü oynadık bir yana, mücadele ettik bugün, heyecanlandık. Doğru olanı biraz geç bulduk ama kaostan çıktık, ölü toprağını üzerimizden atmış olduk. Maç öncesi daha köklü bir rotasyon beklerken formasyonu o pozisyonun futbolcularıyla oynamayı tercih ederek istediğimizi aldık. İspanya maçıyla tamamen zıt bir görüntüydü, bu sevindirici. 2. tur adına da şansımız yüksek, yarın istediğimizi alırız diye tahmin ediyorum. Tam zamanında ayağa kalktık diyebilirim.
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger