25 Temmuz 2014 Cuma

Pietro Aradori Galatasaray'da


Galatasaray için bu yaz sezonunda belki çok kariyerli isimleri tercih etmedik ama çok doğru isimleri tercih ettiğimizi transferler acıkladıgından beri söylüyorum. O doğru transferlerin en başında yer alan isim kesinlikle Pietro Aradori.. 

25 yaşında olan Aradori, kendi ülkesi İtalya'da ki dört köklü takımda da (Milano, Cantu, Siena ve Roma) forma giymiş bir isim. Aradori profesyonel basketbol kariyerinin ilk yurtdışı deneyimini Galatasaray ile yaşayacak. İlk defa yurtdışında forma giyecek olması Aradori için sorun olabilir ama kariyerini göz önüne alarak biraz esnek bakabiliriz. 

Kağıt üzerinde geçen sezon ki kadroya baktığımız zaman  Malik Hairston'ın yerine alınan bir oyuncu diyebiliriz. Tabii Aradori ile Hairston'u  birbiri ile kıyaslamak yanlış olabilir, çünkü baya farklı tip oyuncular. Hairston daha cok dribling ve fizik üzeri oynariken, Aradori ise daha skorer ve şut üzerinden oynayan bir oyuncu. 

Aradori'yi Hairston'dan ayıran bir diğer özellikte asla sorumluluktan kaçmaması ve sürpriz işlere imza atıp korkmadan şut kullanabilen bir oyuncu olmasıdır. Tabii Arroyo gibi bir komutan ile oynamak onun şut seçme olayını dengeleyip daha iyi bir hale getirecektir. 

Aradori gerçekten biraz da kapalı kutu, özellikle istikrar sorunu yaşama potansiyeli fazla. Ülkesinden ilk defa uzaklaştığını da hesaba katarsak bu durum düşündürüyor ama asla kötü transfer diyemeyiz. Çok değerli bir oyuncu ve sadece 25 yaşında. 

Aradori için daha fazla söylenecek pek bir şey yok. Herhalde sezon içerisinde kendisi ile alakalı daha çok fikre sahip olacağız. Umarım ilk olarak beklediğimiz skor katkısını alabiliriz..

Çağatay Aydın


Benim İçin "Didier Drogba" Dediklerinde


1. Galatasaray 3-2 Real Madrid; 9 Nisan 2013

İlk maçın 3-0 kaybedilmesinin ardından ve bu maçın henüz başında gelen Real Madrid golünün ardından sanırım Drogba haricinde kimse tura inanmıyordu. Eboue'nin golüyle başlayan o dalgada Drogba sahneye çıktı ve bu maçın kazanılmasında, daha önemlisi tura inanmamızda çok büyük bir rol oynadı. Topukla attığı gol de ayrı bir efsane zaten.


2. Akhisar Belediyesi 1-2 Galatasaray, 15 Şubat 2013

Afrika Uluslar Kupası'nda Fildişi eğer çeyrek finalde elenmemiş olsaydı, Drogba'nın galasını bu maçta izleyememiş olacaktık. Ayağının tozuyla çıktığı Akhisar Belediyesi deplasmanında 63. dakikada oyuna girdi ve 68. dakikada muhteşem bir kafa golü gelmişti. Oğuz Dağlaroğlu maç öncesinde, Alex De Souza'nın ilk golü bana olmuştu demişti ve Drogba'ya bunu yaşatmayacağını dile getiriyordu ama Drogba'nın attığı o golün şampiyonluk yolunda çok önemli bir viraj olduğunu söylemek lazım.


3. Galatasaray 3-1 Mersin İdman Yurdu, 6 Nisan 2013

Müthiş bir geri dönüş hikayesi. Şampiyonluk meşalesinin yandığı maçtır da diyebiliriz ve bu isyanın başrolünde de Drogba vardı. 1-0 geride olan ve tüm antrenörleri atılmış olan Galatasaray'ı yine Drogba ayağa kaldırdı ve yaptırdığı bir penaltı, attığı iki golle de galibiyeti getirdi. Hatta şöyle diyeyim, Drogba'nın tek başına sürüklediği maçlar arasında bir numaramdır bu karşılaşma.


4. Galatasaray 1-0 Fenerbahçe, 11 Ağustos 2013

Bu maça yönelik hatırladığım en büyük olay, maç boyunca Bruno Alves ve Drogba'nın girmiş olduğu futbol savaşıydı. O savaştan da biri ayakta kalacaktı, o da Drogba oldu. Maç boyunca Drogba'yı iyi marke etmiş Bruno Alves 62. dakikada infilak ettiğini gördük ve o dakikanın ardından da Drogba sahneye çıktı. Yine, klasik şanssız olduğumuz, çok kaçırdığımız Fenerbahçe maçlarından biriydi aslında ama maçın uzatma anlarında Drogba'nın kafası kupayı bize getirmişti.


5. Beşiktaş 1-2 (0-3) Galatasaray, 23 Eylül 2013

Beşiktaş adına mükemmel başlayan sezonu o kadar da mükemmel kılmayan bir maç. Beşiktaş'ın öne geçtiği, iyi de oynadığı bu karşılaşma da bir anda sahneye Drogba çıktı ve attığı iki golle maçı Galatasaray'a getirdi. Devamında da 90+3'de çıkan olaylar neticesinde tatil edilen bu maç, hükmen Galatasaray lehine tescillendi. Maçın önemi ise şuradan gelme, kim derdi ki Fatih Terim'in son maçı olsun bu..

Bu listeyi uzatmakta mümkün. Drogba'nın Emirates Kupası'nda Arsenal karşısında yaptıklarını da ekleyebilirdik. Chelsea formasıyla bıraktığı yerden devam ettiği maç. Ya da içeride oynadığımız ve 3-1 kazandığımız Kopenhag maçı gibi. 

Drogba'nın Galatasaray formasıyla gösterdiği en iyi 5 performansı sıralamak ve böyle bir veda da bulunmak istedim. Sizlerin de bu listeye ekleyeceği maçlar olabilir, beklerim...

Yeni Stoper?


Yeni sezona önceliği iç transfere vererek girdi Galatasaray, bu belli. Takımın iskeleti korunuyor ve maddi anlamda da futbolculara verilen tavizler var. Bu maaş artışlarını tartışabiliriz ama 5+3'ün getirdiği ve dayattığı durumu unutmadan. Eray İşçan haricinde de iç transferde atılan tüm adımları doğru buluyorum.

Hakan Balta'nın da sözleşmesinin uzatılmış olmasına çok sevindim. Sezon sonunda sözleşmesi bitiyordu ve bu işi şimdiden halletmek Hakan Balta'ya verilen değerin göstergesi. Sol bek performansını yıllar yılı tartıştık ama stoper oynamaya başladığı zamandan bu yana gösterdiği bir istikrar var ve Mancini'nin de bu anlamda gözdesiydi, Prandelli'nin de vazgeçemeyeceği isimlerden biri olacaktır.

Biraz da bu yükseliş zaten yeni stoper transferinin istenmemesinin nedeni. Hakan Balta'nın bu formu, Koray Günter'in potansiyeli bu anlamda iyi nedenler. Chedjou'nun durumu biraz şüpheli ama o da biraz daha istikrara yönelik oynayabilirse Galatasaray'ın bence de yeni bir yabancı stoper hamlesine ihtiyacı yok. Yabancı sınırı malum, 5+3'e uygun kadro kurmakta herkes çok zorlanıyor..

Kerem Gönlüm Galatasaray'da


Ve artık daha öncesinden beklediğimiz buluşma gerçekleşti. İyi bir Galatasaray'lı olan, her mikrofon kendisine götürüldüğü vakit ''Galatasaray'da oynamak isterim..'' demekten kaçınmayan Kerem Gönlüm 36 yaşında Galatasaray forması ile mücadele edebilecek.. 

Kerem Gönlüm'ü bazı yönlerden eleştirebiliriz, özellikle her transfer döneminde Galatasaray'ın adından bahsedip, 36 yaşında bu formayı giyecek olması gibi. Hatta bazılarımız Gönlüm için Galatasaray'ı kontrat için kullaniyor bile demişti, iyi hatırlarım.. 

Ancak bunlardan pek bahsetmeden, Kerem Gönlüm'ün bize parke içerisinde verebileceklerinden bahsetmek istiyorum. Kerem Gönlüm her ne kadar ilerlemiş yaşı olmasına rağmen yerli oluşunuda hesaba katarak hala çok değerli bir uzun oldugu konusunda hemfikiriz sanırım. 1998'den bu yana TBL'de, 1999'dan bu yana Euroleague'de oynamış bir oyuncudan bahsediyoruz ve Euroleague olmasa bile TBL'de pek cok kupa kaldırmış bir oyuncu. 

Kerem Gönlüm'ün doping sıkıntısı sonrası parke içi performanslarını da hatırlarsak, düzensiz Anadolu Efes'in tek düzenli sistem içerisinde emek koyabilen nadir oyunculardan biri olduğunu hatırlamak zor olmasa gerek. Özellikle takip edenler için, Kerem Gönlüm şüphesiz büyük tecrübesi ve 36 yaşına rağmen parke içinde bize katacağı çok şey olacaktır. Bu açıdan kimse Kerem Gönlüm için kötü bir transfer diyemez. 

Hala ilerlemiş yaşına rağmen çabuk ayaklara sahip ve hala iyi ribaunt özelliği taşımakta. Bench ya da ilk beş ne olursa olsun kadroda Kerem Gönlüm gibi bir ismi görmek bizi rahatlatan küçük unsurlardan biri olacaktır. 

Furkan Aldemir için de iyi bir öğretici olacağından şüphemiz olmasa gerek. Parke içinden çok parke dışında da yüksek tecrübesi ile en çok Furkan Aldemir olmak üzere takıma katkısı fazla olacaktır. Ayrıca yakından tanıdığı bir koç ile de çalışacaklarını, hatta şu sıralar milli takım sebebi ile beraber olduklarını belirtmek gerek.. 


Kerem Gönlüm gibi istikrar sever iyi bir oyuncuyu daha önce desteklediğim takımda izlemek isterdim ancak bu sezo'a nasip oldu. Umarım onun da gönülden desteklediği takıma iyi bir katkısı olur..

Çağatay Aydın


Martynas Pocius Galatasaray'da


Henüz pivot transferinde ismi duyamadım ama benim kişisel görüşüm, yapılan transferler içerisinde en önemli isim Martynas Pocius. 

Pocius da tıpkı bu sezon takım arkadaşı olacak Nolan Smith gibi Duke mezunu. Nolan kadar ismi duyulmasa da böylesine bir kolejden mezun olmak büyük avantaj. Martynas yaklaşık 5 yıldır Euroleague arenasında mücadele etmekte ve kolej sonrası ülkesine dönüp geçirdiği gayet iyi iki Zalgiris sezonundan sonra kendini bir anda Real Madrid gibi dev bir takımda buldu. Ancak Real'de derin rotasyon içerisinde kendisine pek süre bulamadı ama bulduğu dakikaları da kötü geçirdi diyemeyiz. 

Real Madrid sonrası evine Litvanya'ya yani Zalgris Kaunas'a geri dönüş yaptı. Saras ve Javtokas ile Euroleague'de top 16 ötesini göremeseler de Litvanya'da şampiyon Zalgiris Kaunas oldu. 

Biraz parke içine dönüp Pocius'un neler yapabileceği hakkında düşüncelerimi belirteyim. Pocius için diğer bir transferimiz Micov gibi biraz aynı şeyleri söyleyeceğim. Pocius her vakit kendini rahat hissedip topu elinde buldugu an skorunu üretebilen, pozisyon yaratabilen, değerli bir oyuncuya bürünebiliyor. Ve artık Galatasaray'da o ortam onun için oluşacak. 

Geçen sezon ki Zalgiris'i çok takip edemesem de izlediğim maçlarda bunu hemen görebildim. Kritik şutları atmaktan çekinmeyen, sorumluluk alan ve bunu başarı ile yapan bir Pocius vardı. Zalgiris kadro olarak Euroleague başarısı için kesinlikle vasat bir kadro. Şimdi Pocius daha iyi bir kadroda ve topu Real'e nazaran daha çok elinde göreceği bir ortam'a. Ayrıca Pocius şu an kariyerinin en olgun dönemlerini yaşamakta. 28 yaşında ve iyi bir koç, iyi bir takım ile rolü çok daha iyi olacak. 

Pocius için benim kişisel olarak beklentim şu sezon yapılan bütün transferlerden daha fazla. Yanında kontrol manyağı lider gibi lider Carlos Arroyo olacak ve bu skorer bir oyuncuyu her vakit sahada rahatlatan bir unsurdur. 

Pocius'un biraz kişisel özellilerinden bahsedersek hiç fena bir oyuncu olmadığını anlayabiliriz. Pocius gayet atletik ve ilk adımı çok çabuk olan bir oyuncu. Şutu gayet tehlikeli, saha görüşü bir 2 numara için hiç fena değil. Artık Pocius'un her yıl yaşadığı mental ve kafa olarak oyundan kopma olayını kenara atıp en doğru ortamda oyununu oynaması gerek. Kısa bir özet ile şunu söyleyebiliriz, Martynas Pocius'ın çıkıp kendi basketbolunu oynaması ve iyi bir takımda iyi bir rol alması için her şey uygun. Beklentim büyük kendisinden umarım karşılayacaktır..

Çağatay Aydın


24 Temmuz 2014 Perşembe

Sempatinin Efendisi


Galatasaray kısmıyla başlayalım, Taffarel'in gitmeyecek olmasından ötürü çok mutluyum. Taffarel'in varlığını, Muslera'nın gelişimiyle, kaleci antrenörlüğüyle falan açıklayamazsınız. Taffarel, Galatasaray adına çok önemli bir değer ve renktir, onun teknik ekip içerisinde olması başarı adına olmazsa olmaz unsurlardan biridir.

Vincenzo Di Palma gibi bir isim de Galatasaray'ın teknik ekibinde. Dünya'nın en iyi kaleci hocalarından biri ama Taffarel'i kaybetmenin getireceği olumsuz unsurlar kaleci mevzusunda değil, takımın birliği, bütünlüğü açısından olacaktı.

Brezilya teklif yaparsa gider diye bekliyordum ve gitmesi durumunda da Taffarel için olumsuz bir yorum yapamazdım. Brezilya Milli Takım'ı onun kariyeri anlamında zirve noktasıdır çünkü, herkesin hayal ettiği nokta. Dunga'nın da Taffarel'i hatırlaması çok büyük bir olaydı ama Taffarel'in öncelikli tercihi Galatasaray'ı bırakmamak, devam istemek oldu.

Bu noktada da Milli Takım uğruna Galatasaray'ı harcamayanlara bir selam göndermek isterim ama bunun en büyük örneği bizim adımıza Taffarel olacaktır. Belki de tek örneği..

Hem Galatasaray'ı hem de Milli Takım'ı çalıştırabilmesi Taffarel açısından çok büyük bir adım olacak. Brezilya Milli Takım'ı kariyer zirvesi olacaktır ve bu teklifi kabul etmemeyi de göze almıştır Taffarel. Bu jestine karşılık Ünal Aysal ve Prandelli de bu duruma onay verdi ve Galatasaray'la da yola devam ediyor.

Daha gidilecek yol var, kazanılacak kupalar var. Başarıya giden yolda da Taffarel'in varlığı mühim..

Vladimir Micov Galatasaray'da


Vladimir Micov için  söylenecek çok şey var aslında. Kendisi daha 16 yaşında profesyonel basketbol kariyerine adım atmış ve 29 yaşına geldiği şu zamanlarda Galatasaray ile birlikte giydiği forma sayısı 11.

Oynadığı bütün takımlarda maksimum geçirdiği sezon sayısı sadece iki ve böylesine disiplinli, yetenekleri parkede verecekleri net belli olan bir oyuncunun bu kadar takım değişmesini ben de ilk başta garipsemiştim. Micov'u ilk olarak yarım Partizan kariyerinden bilirim ve sonrasında eski takımı Boduncost'a dönmüştü diye hatırlıyorum. Ancak hiçbir sezonu tam olarak kötü geçti diyemeyiz. 

Micov'un çok fazla takım değiştirmesi akla bu soruyu getirebilir ama tamamen kariyer planlaması ile alakalı bir durum ya da Micov'un biraz maddi sevdası yüzünden.. Hatırlamakta fayda var, geçen yaptığı açıklamada bile bunun kokusunu biraz belli ettiydi. "Real Madrid ve Galatasaray'dan teklif aldığım doğru ancak Galatasaray cok daha imkanlı" diye bahsetmişti. Micov'un kariyeri hep böyle gelişti muhtemelen. 

Biraz parke içine dönersek ben kendi twitter hesabımdan Markoishvili'nin ayrılacagını anladığım an bu adamın yerini dolduracak net ismin Vladimir Micov olduğunu söylemiştim. Daha ismi bile dedikodular arasına girmeden söylemiştim, çünkü bazı ayrıntılar bir yana neredeyse aynı tip oyuncular. Yani demek istediğim, Markoishvili'nin yeri bu kadar net doldurulabilirdi. 

Biraz Markoishvili ile karşılaştırma yaparak Micov'dan bahsetmek istiyorum. Markoishvili özellikle son yılında işin savunma ve hücum tarafında harika bir sezon geçirdi ki o sakatlık dönüşüne rağmen bunu yapmıştı ama Markoishvili'de her sporcu gibi kontrat yılında ekstra bir performans sergilemekten kaçınmadı. Bu onu CSKA gibi Avrupa'nın köklü takımlarından birine götürdü. 

Micov'u Markoishvili'den eksi bir yan olarak ayırabileceğim tek özelliği savunması olabilir. Savunmada Markoishvili kadar fizikli ve çabuk değil ve Micov pozisyon seçerek savunma yapabiliyor. Hücumda ise Micov'un özellikle Cantu yıllarında gördüğümüz ikili oyun yeteneğini CSKA'da göremiyorduk. Çünkü o işi yapacak o kadar usta isim vardı ki Micov daha cok hızlı hücum da koşan ve köşelerde ceza atışı atan oyuncuydu ve bunu özellikle belirtiyorum karar verme konusunda sıkıntı yaşayacağımızı geçen sezon gibi bu sezon için de düşünüyorum. 

Ancak artık Micov için roller değişecek ve daha çok topu elinde bulacak, daha çok şut atma imkanı bulacak. Asıl net patlama yaptığı Cantu yıllarına döneceğini umut ediyorum. Son olarak Markoishvili çok değerli ve disiplini seven bir oyuncuydu, onun ayrılış kararına her Galatasaraylı gibi ben de cok üzüldüm. Ancak onu çok aratmayacak bir oyuncuyu kadroya kattık ve benim kişisel olarakta beğendiğim sevdiğim bir oyuncu. Umarım beklenilen katıkıyı alabiliriz..



Ceyhun Gülselam Hannover 96'da


Hayatının kararını almış diyebilirim Ceyhun Gülselam için. Türkiye'de gelemediği nokta ortada. Büyük potansiyel olarak, çok genç yaşında A Milli Takım'a da adımını attığı o dönemlerde beklenti çok farklı noktalardaydı ama ne Trabzonspor günleri ne de Galatasaray günleri istenilen seviyede olmadı. Sonuç itibariyle de her iki takımın da bu futbolcuyla sözleşmesi bittiğinde ondan rahatlıkla vazgeçtiklerini gördük. Ceyhun Gülselam adına Mancini'nin ona verdiği şans en büyük Türkiye referansı olacak diyebiliriz. Şimdi Tayfun Korkut'un elinde hangi noktaya geleceğini merak ediyorum, bildiği, yetiştiği, potansiyel vaat ettiği topraklara geri dönmüş durumda..

Keşke Sneijder Kadar Galatasaray'ı Yaşayabilseniz

 
Sneijder olmasaydı eğer geçen sezon başımıza neler gelirdi sorusuyla başlayalım mevzuya. Türkiye Kupası'nı kazanamazdık mesela, direkt Şampiyonlar Ligi bileti de gelmezdi. Bunun ötesinde Şampiyonlar Ligi 2. turu da hayaller arasında yerini alırdı. Fenerbahçe karşısında da galibiyet gelmez ve her anlamda kötü bir sezon geçirirdin.

Buradan da şu sonuç çıkar, Sneijder winner oyuncudur, takımın bir numaralı yıldızı durumundadır ve onun yaptıklarını, yapacaklarını asla paraya, şana, şöhrete bağlayamazsın. Mali şartları öne sürüp, ondan vazgeçmen durumunda da yeni sezona yönelik bütün hedeflerini çöpe atmış olursun. Çünkü Sneijder'in yerinin doldurulamayacağını herkes biliyor, bilmesi, düşünmesi lazım.

Sneijder, Galatasaray'ı en çok sahiplenen futbolcuların başında geliyor. Onu da özel kılan bu zaten. Yoksa yıldızlar gelir geçer, Galatasaray tarihi boyunca birçok yıldıza sahip olmuştur ama Hagi'nin ardından benimseyebileceği, ilah ilan edeceği bir 10 numaraya da ilk defa sahip olmuştur.

Anlamadığım nokta, rakip takım taraftarı olursun ve Sneijder'in gitmesini istersin. Bunu anlarım, rakibinin en önemli futbolcusundan kurtulursun ama sen Galatasaraylıyım diyerek kendi futbolcunu, maddi şartları öne sürerek göndermeye çalışırsan, gitmesini istersen bunu anlayamam.

Sneijder'in Galatasaray'a getirdiği katkılar aldığı ücretten öte. Getireceği katkılar ise olası bonservisinden gelecek paradan çok daha öte. Galatasaray bir hedef takımıdır ve hedefi doğrultusunda en çok güvendiği ismi satmaz, buna ihtimal vermiyorum, vermek dahi istemem.

Evet, Galatasaray'ın şu noktada mali şartları iyi olmayabilir ve transferde bu anlamda çok zorlanıyor da olabilir. Ama bu durumu düzeltecek isim ne Sneijder, ne de Muslera gibi isimler. O vakit Melo da gitsin, kim iyi para getirecekse hepsi gitsin. Bu durumda Galatasaray'ın hedefi, planı ne olacak, başarı mı istenecek yoksa kan, ter ve gözyaşı mı vaat edilecek?

İşin özü, Sneijder burada mutlu ve Galatasaray'da kalmak istediğini, sözleşme uzatmak istediğini de her vakit dile getiriyor. Monaco'dan gelen teklifi de reddediyor, kafasında başka plan ve projeler de yaratmıyor. Hajroviç gibiler kaçıp giderken, Sneijder gibi bir isim böyle küçük hesapların peşine düşmüyor, bu da Galatasaray'ı ne kadar yaşadığıyla açıklanabilir.

Keşke Sneijder'den vazgeçmek isteyenler de, Sneijder kadar Galatasaray'ı yaşayabilse...

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Rapid Wien 3-1 Galatasaray, Kalecin Yoksa


Galatasaray'ın henüz 2. maçı, rakip ise sezona başlamış ve ilk haftayı da geride bırakmış. Fizik olarak arada farklar var ve bu açıdan baktığımızda eleştirilerde fazla acımasız olmamak gerekiyor ama yapılan yorumlara baktığımda durum bu değil.

Hazırlık maçları eksikleri görmek için, skor sonradan gelir. 3-1'e çok aldanmamak lazım, yenilen 2 gol bariz Eray İşçan hatası. Eray İşçan'dan da 3. kaleci bile olmayacağını görmüşüzdür. Sinan Bolat tam da bu yüzden alındı, bu yüzden Sinan Bolat'ın aldığı ücret üzerinden yürümenin de mantığı yok.

Ön alanda çok basmadı Galatasaray, işin tempo kısmında yapması gerekenin şu an uzağında. Çünkü hazırlık maçları yeni başladı ve bir anda yüklenmenin mantığı yok. Bu yüzden de Rapid Wien çok rahat hücuma çıktı, özellikle de maçın ilk yarısında Telles'in kanatını tamamen bitirdiler. 

Buna rağmen Galatasaray'ın pozisyonları var. Burak Yılmaz'ın kaçırdıkları, Bruma'nın direkten dönen topu gibi. Hazırlık maçı olmasına rağmen kazanılacak bir maçtı ama son vuruş eksikliği, fazlasıyla da kaleci eksikliğiyle kaybedilen bir hazırlık maçı. 

4-2-3-1'in merkez kısmında Emre Çolak'ı da çok etkisiz gördük aslında. Dikine oynayamadı bugün Galatasaray, oysa ilk hazırlık maçında artısı dikine oynamasından kaynaklıydı. Umut Gündoğan daha iyi bir görüntü çizmişti mesela. Öyle bir sistemde Burak Yılmaz daha etkili olur. Galatasaray eğer hücumda kalmayı, top tutmayı düşünüyorsa, o formasyonun forveti Burak Yılmaz olmayabilir. İlk maç Burak Yılmaz'a daha uygundu ama o maçta oynamadı.

Bruma'yı böyle görmek büyük özlem, gerçekten harika bir maç çıkardı. Hazır olmamasına rağmen güçlendiğini net şekilde belli ediyor, tekniğiyle bu sezon fazlasıyla can yakacak gibi.

Bir de Veysel Sarı'ya bir artı çizmek lazım, belki ilk yarıda değil ama ikinci yarıda takım tamamen düştüğünde düşmeyen tek futbolcu oldu. Sürekli bindirdi, denedi, çabaladı. Hamit Altıntop'a göre daha hareketli, daha sağ bek oynayabilir ama hala asıl isim bulunamadı.

Agresif bir maçtı ayrıca. Rakip ve fazlasıyla hakemden kaynaklı bu da. Sonuç olarak, eksikleri görmek adına güzel bir maç izledik. Galatasaray'da kazanabilirdi ama bahsettiğim noksanlar maçı kaybettirdi, sağlık olsun.


Çare bu adamlar..
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger