25 Ekim 2014 Cumartesi

Yeni ve Geçici Dönem; Başkan Prof.Dr. Duygun Yarsuvat


Yaşadığımız dönemin adı "kriz". İşin ekonomik boyutu ne durumda bilmiyorum, sürekli ekonomik durumun iyi gitmediği söyleniyor, finansal fair-play derdiyle de uğraşıyoruz derken yeni yönetimin önceliği bu ekonomik görüntüye yön vermek olacaktır.

Ünal Aysal'ın devam etmesi yanlısıydım ama devam etmedi, istediği yetkileri alamadı. Bu güvensizlik ortamında da daha fazla başarılı olamayacağını düşündü. Galatasaray'a önemli değerler katan bir başkan olarak hatırlayacağım, kümede kal Galatasaray'dan her sezon Şampiyonlar Ligi oynayan ve orada da iddia yaratabilen bir yapıya büründük. Basketbolda gelen başarılar malum, artı olarak spor kulübü yarattı. Kısacası, Galatasaray'a Galatasaray olduğunu hatırlatan bir başkandı. Son kez kendisine teşekkür etmek istiyorum.

Zamansız bir ayrılık oldu bu, seçim kararı erken alındı, aday olması gereken isimler bu yüzden aday olamadı. Adnan Öztürk, Cemal Özgörkey gibi isimleri sayabiliriz. Bu kriz anında aday olan, camiayı toparlamak için hareket eden ve başkan seçilen Duygun Yarsuvat Hoca'yı tebrik ediyorum, umarım ayağa kalkmasını bilir ve bu kriz dönemini en iyi şekilde atlatırız.

Geçici bir dönem bu. Mayıs ayına kadar devam edecek bir yönetim. Mayıs ayına kadar da aday olmayı düşünen adaylar hazırlıklarını yapıp, Galatasaray'da başkanlık yarışı yapacaklardır. Bu geçen süre ise kısa gibi görünen ama önemli bir dönem. 4. yıldız yarışı devam ediyor, Avrupa hedefi ne olursa olsun mevcut, basketbolda yükseliyoruz, bu yükselişin sekteye uğramaması gerekiyor ve finansal fair-play lanetinden de kurtulmalıyız. Bu anlamda işleri çok zor.

Alp Yalman ismine saygı duymama rağmen, Adnan Polat döneminin devamı olacaktı, bu da Galatasaray için iyi olmayan bir durumdu. Bu anlamda da Duygun Hoca'nın kazanmasına çok sevindim. Yine de beklediğimden fazla oy aldığını da söylemem lazım, daha güçlü bir muhalefet bu seçimden galip ayrılabilirmiş, bunu gördük.

Duygun Hoca'nın yönetiminde ise hem Ünal Aysal döneminden gelen isimler var, hem de yeni isimler. İşleyen bir süreç var ve bunun devam gerektiğinden, bu isimlerin tekrar yönetimde olması güzel. Ali Dürüst ve Abdurrahim Albayrak'ın da dönüyor olması, Galatasaray'da yitirilmeye başlayan yönetici & futbolcu köprüsünün yeniden kurulmasını sağlayabilir, bu önemli.

24 Ekim 2014 Cuma

Sezon 2001-2002, Galatasaray'ın Transfer Fotoğrafı


2001-2002 sezonunda Galatasaray kadrosu büyük bir başkalaşım geçirdi. Lucescu'nun da başarısı buradan kaynaklanmakta. O dönem maddi sorunlarla uğraşan bu takım, toplama takım hüviyeti kazanmıştı. Hagi, Popescu, Okan Buruk, Emre Belözoğlu, Fatih Akyel, o sezonun devre arasında Hakan Ünsal, Ümit Davala gibi Uefa Kadrosu'nun önemli parçaları ayrılmış ve yerine gelen isimler de özellikle yabancılar anlamında kiralık futbolcular, düşük maliyetli isimler oldu ama Galatasaray çıtasını korumuş ve lig şampiyonluğu, Şampiyonlar Ligi'nde de son anda kaçan çeyrek final bileti olarak bizlere dönmüştü. Lucescu'nun kariyerinde efsane sezonlardan biridir..

Fotoğraf ise beni eskilere götürdü. Hatırlıyorum, gazetede bu resmi kesmiş ve duvarıma yapıştırmıştım. O dönemin önemli bir transfer harekatıydı aslında bu.

Berkant Göktan, o dönemin gurbetçi kralıydı. Bugünlerde hep bahsediyoruz, gurbetçi futbolcuların gelişimi, hangi Milli Takım'ı tercih edecekleri gibi konuları. Berkant Göktan da büyük bir yıldız adayıydı, Türkiye Ümit Milli Takım'ının da gelecek adına en büyük kozuydu belki de ve bu ismin o dönem Galatasaray'a imza atması bana göre büyük olaydı. Tabii geçen sezonlar Berkant Göktan adına bitişin resmi oldu, Lucescu'nun Galatasaray'ında kötü işler yaptığını söyleyemem ama Fatih Terim'in Galatasaray'ında hiç iyi izlenim vermedi, sözleşmesi bittiğinde de Beşiktaş'a imza atması kariyeri anlamında sonun resmi oldu.

Ayhan Akman da önemli futbolculardan biriydi. Gaziantepspor'la gösterdiği çıkış, onu rekor ücretle Beşiktaş'a taşıdı ama böyle bir maliyetten sonra oluşan beklentiler Ayhan Akman'ın en büyük engeliydi. Şöyle de birşey var, Ayhan Akman transferi her iki kulübün görüşüp, anlaştığı, bonservis bedeli ve takas karşılığı gerçekleşen bir transferdi. Bu anlamda da günümüzde bile çok örneği yoktur.

O dönem Beşiktaş'a takas olarak gönderilen Ahmet Yıldırım, bir sonraki sezon Beşiktaş'ın 100. yıl kadrosunda önemli kozlardan biri olacaktı, bunu da atlamamak lazım. Lucescu, Ahmet Yıldırım'ı Galatasaray'dan göndermiş ama Beşiktaş'a gittiğinde formayı ona teslim etmişti. Ayhan Akman ise yıllarca Galatasaray'da oynadı, kaptanlığa kadar yükseldi. Ofansif bir oyuncuydu, defansın derinliklerine doğru bir futbol başkalamışımı geçirdi, son dönemlerinde hep eleştirildi ama Galatasaray tarihinde öyle ya da böyle yer aldı, daima anılacak.

Önemli bir jokerdi. Heinz tutmadı mesela, o sezonu sol açık olarak geçirdi. Yeri geldi sağ kanatta oynadı, bir maçta stoper dahi oynadığını hatırlarım. Bu transferden kim kazançlı çıktı dersek, kısa vadede Beşiktaş belki ama uzun vadede Galatasaray'ın kazançlı olduğunu görüyoruz.

Ümit Karan ise döneminin önemli bir forvetiydi. Gençlerbirliği formasıyla Milli Takım'a kadar yükselmiş bir isimdi ve Galatasaray'a transferi o dönem için çok değerliydi. İlhan Mansız'ı da istiyordu aslında Galatasaray ama İlhan Mansız'ın Ümit Karan'a verilen ücreti görmesi neticesinde Beşiktaş'ın yolunu tutması unutulmayan bir andır.

Ümit Karan da yıllarca Galatasaray formasını giydi, goller attı, Gerets'le gelen şampiyonlukta takımın en büyük gol silahıydı, kariyer zirvesi gördü, her zaman önemli bir forvet alternatifi oldu ama forvet sıkıntısı çeken Milli Takım'da önemli bir alternatif olmadı mesela. Ersen Martin'in bile Milli Takım'a çağrıldığı zamanlar vardır ama Ümit Karan bu anlamda çok kullanılmadı, Galatasaray'dan sonra Eskişehirspor'a gitti, futbol oynadı, sportif direktör oldu, sonrasında girdiği işlerle de kendisini bitirdi, Galatasaraylıların gözünden düştü.

Mondragon ise bu isimler arasında en tanınmayanı. O dönem bizler için soru işareti bir kaleciydi, en azından ben tanımıyordum. O dönem gerçi birçok kiralık yabancı gelmişti. Fleurquin gibi, Perez gibi, Victoria gibi. Mondragon da onlardan biriydi, o sezon gelen şampiyonlukta da büyük payı oldu, uzun yıllar Galatasaray formasını giydi. Belki çok üst düzey bir kaleci değildi ama istikrarlı bir isimdi, çok maç kurtardı, efsane performanslar arasına adını yazdıracağı çok maçlar oynadı.

Kiralık olması sezon sonunda büyük sorun oldu aslında. Beşiktaş kendisini çok istedi, kulübüyle de anlaştı, herkes transfer bitti derken Mondragon'un Galatasaray aşkı onu takımda tuttu. Fatih Terim, Lucescu'nun getirdiği birçok ismi silerken, Mondragon'u silmemesi de altı çizilmesi gereken bir durum. Mondragon'u çok istedi ve takımda tuttu. Beşiktaş ise Cordoba'yı aldı, önemli bir kazanım oldu onlar adına ve en büyük gurur kaynakları ise, biz Mondragon'u almadık, Kolombiya'nın birinci kalecisini aldık oldu. Yıllar boyu bunu çok dinledik ama Mondragon'un bıraktığı izlenim, geçirdiği yıllar çok daha büyük oldu bence.

2001-2002 sezonunun transfer resmidir bu. Fotoğrafı görünce yazmak istedim, nostaljiyi zaten seviyorum, bu fotoğrafta beni eskilere götürdü..

23 Ekim 2014 Perşembe

Victor Valdes & Manchester United


Bana sorarsanız hala Dünya'nın en iyi kalecilerinden, özellikle de pas oyununa yatkın sistemlerde iz bırakan isimlerden biri Victor Valdes. Her dönem eleştirildi, beğenilmedi, hakkı fazlasıyla verilmedi ama Barcelona'nın yapısında da çok önemli bir değerdi.

O Victor Valdes'in bugün takım bulamadığını görüyoruz. Ekim 23 oldu ama hala anlaştığı bir takım yok. Monaco'ya gidiyorken, sakatlık durumundan bu anlaşma gerçekleşmedi ve belki de yaratılan o sakatlık algısı bugün Victor Valdes'in önünde en büyük engel oldu. Neredeyse kimse yüzüne bakmıyor, konuşmuyor, Victor Valdes boştaymış demiyor.

Premier Lig takımlarının ilgisi var tabii. Liverpool'a gideceği söyleniyordu ama Manchester United ile idmanlara çıkmaya başlamış. De Gea'dan doğan bir hoşnutsuz durum var onlarda da. De Gea aynı şekilde oynadığı hiçbir dönem çok beğenilmemiş, genç bir yatırım olarak görülen, ısrar edilen ama belki de istenilen seviyeye gelemeyecek bir kaleci. Manchester United de alternatif yaratmak amacıyla Victor Valdes gibi bir tecrübeyle çalışabilir.

Van Gaal ne düşünüyor, ne planlıyor bilinmez..

Inter'in Kapanan Dönemi, Moratti de Bıraktı


Moratti de Inter'i bıraktığına göre, çok önemli bir dönemi kapattık demektir. Javier Zanetti'nin futbolu bırakmasıyla kapanan Inter döneminde Moratti son halka oldu. İyisiyle kötüsüyle iz bırakan bir isimdi, 2000 sonrası İtalya futboluna damgasını vurmuştu.

Juventus'un şike sonrası küme düşürülmesinin ardından, o buhrandan sadece Inter güçlü çıkabildi aslında. Lig şampiyonlukları, harcanan büyük paralar, sonrasında daha büyük paralar derken hedef aslında lig başarısından öte Şampiyonlar Ligi'ydi ama bu Mancini ile olmamıştı. Mourinho ile zirve dönemlerini yaşadılar, sadece 2 sezonda hayal edilen tüm başarılar geldi.

Mourinho sonrası ise enkaz. Mourinho, Inter ile yapabileceği daha büyük birşey kalmayınca ayrıldı, Real Madrid'e gitti ve Inter enkazı da başladı. Yatırımları kısmadılar ilk etapta ama Benitez ile başlayan bu kötü dönem, giderek maddi sorunlara doğru uzandı, şampiyon kadrodan iyi isimler ayrıldı, futbolu bıraktı derken Juventus yine sahne aldı ve İtalya futbolunu onlar yönlendiriyor.

Inter için kalan, Moratti ile yaşanan o başarılar. Eski günler gelir mi bilinmez, şu an için Juventus ve Roma'yı konuşuyoruz. Inter misali Milan da maziyi arayanlardan ama bu dönem onların dönemi değil.

Moratti'yi de Sneijder transferiyle unutmayacağız tabii, Ünal Aysal'la yenen bir öğle yemeği ve akabinde gerçekleşen bu transfer..

Galatasaray'ın "Sol"u


Arda Turan'ın yerine alınan futbolcudan beklenti doğal olarak büyük olur. Oynadığı futbol iyi gitmediğinde, aldığı yıllık ücreti de işin içine katarlar ve eleştiri boyutu yükselir. Riera'nın ilk sezonu da böyle geçti. Eleştirilerle dolu, beklentiden uzak. 

İkinci sezonunda ise takımın sol bek yarasına merhem oldu. Hakan Balta inişli, çıkışlı bir futbolcudur. Her dönem beğenilmez ama ondan da vazgeçemezsiniz. Riera ise hayatında belki de hiç sol bek oynamamışken, bir anda Galatasaray'ın sol beki oldu. Üstelik bu değişimi 29-30'lu yaşlarda yapıyor. Genç futbolcuyu oynadığı pozisyon anlamında daha rahat değiştirirsiniz ama bu yaşlarda olan futbolcuların önemli bir futbol kültüründen gelmesi lazım. 

Riera da bunu gösterdi, sol bek olarak oynamaya başladı, Galatasaray ise Riera'nın sol bek performansıyla Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final bile gördü. Bu adam Cristiano Ronaldo gibi isimler karşısında da sol bek oynadı, sırıtmadı da. İyi, kötü değerlendirirsiniz ama oynadı.

3. sezonunda ise yabancı sınırı daha fazla gün yüzüne çıkmaya başladı, bir anda Hakan Balta yeniden formasına kavuştu. Riera ise o sezon ilk maçına Real Madrid karşısında sol bek olarak çıktı derken Fatih Terim'le yollar ayrıldı, Mancini geldi, bu sefer Riera'yı sadece sol bek olarak izlememeye başladık. Juventus deplasmanında sağ açıktı mesela, o sezonun ilk yarısında da birçok pozisyonda oynadı, iyi de gidiyordu.

Artık Galatasaray'ın özdeş futbolcularından biri olma yolundaydı. İyi para kazanıyordu, bunu atlamak imkansız ama elinden geleni de yapıyordu, karakteri, tecrübesi, Galatasaray'ı yaşaması bizler için değerliydi. 

Önce Telles'in sol bek olarak transfer edilmesi, devamında da Hajroviç transferi derken Riera'nın sözleşmesi fesh edildi, sağolsun bu konuda da Riera'nın zorluk çıkarmadığını görüyoruz. Yanlış bir ayrılıktı bu, Hajroviç kumarı uğruna Riera harcandı ama o vakit bunu düşünmedik, yeni transferlerin heyecanı derken, bugün ne yaptık biz diyebiliyoruz, pişmanlık diz boyu.

Geçen bu sürede, Telles gram gelişme göstermediği gibi, Hajroviç ise kaçıp gitti. Hajroviç'den birşey olmayacak gerçi, bugün Werder Bremen'de de sorgulanan bir futbolcu ama onun kaçması büyük bir yönetim skandalı. Ribery etkisi yapmayacak olmasından ötürü konuşulmayacak belki ama 2.5 - 3 milyon avro gibi bir bonservis uçtu gitti. En önemlisi, kendisinden fayda sağlanamadığı gibi, Riera'nın tecrübesinden de faydanılanamadı. 

Telles ise bugün hala forma buluyor, Şampiyonlar Ligi'nin değişmesi ama aklımda iyi kalan tek anı yok. Maalesef, başta ben olmak üzere Telles'i bu duruma getiren de bizleriz. Çok şişirdik, o gün Allah'ım sol bek diye inlerken bugün Telles'i yerden yere vuruyoruz. Ülkemizde genç oyuncu yetişmiyor, bunu Bruma'da da görüyoruz, Telles'de de. Bugün Riera olsaydı, eminim Telles'den fazlasını verirdi.

Koca kanat sadece Telles'e bırakıldı diyorlar ama dün oynanan düzende Galatasaray çeyrek final gördü, Riera da sol kanatı tek başına kullanıyordu, aynı şekilde Eboue de sağ tarafı. Oluyor yani, oynayabilen oynuyor, oynanır da. 

O Riera ise bugün hala Galatasaray'ı yaşamaya devam ediyor. Paylaşımlarını zevkle takip ediyoruz. Özür borçluyuz kendisine, ben öyle düşünüyorum..

Galatasaray'ın Gücü Tarihinde

 
Lig amaç değil, Avrupa için araçtır. Biz böyle öğrendik, Galatasaray taraftarları olarak bununla büyüdük. Galatasaray'ın kuruluş mottosu, Türk olmayan takımları yenmektir. Bu yüzden de ne kadar kötü durumda olursanız olun, Galatasaray'ın önceliği Avrupa'dır. Bizim önceliğimiz lig diyerek, aslında Galatasaray'a ne kadar yabancı olduğunuzu kanıtlıyorsunuz.

Prandelli güzel bir insan, özel karakter ama bu özel karaktere yakışan bugün istifa etmesiydi, elbette etmeyecek. O, bizim için önemli olan lig diyerek Başakşehir maçına hazırlanabilir. Lig başlamadan, tüm futbolcuları 4. yıldız ayağına kutulara yerleştirip, o mesajı verirsen senin teknik adamın da bu açıklamayı yapar. Galatasaray'ı bilmiyor, tanımıyor. Genoa teknik direktörünün yapacağı açıklamalar bunlar, maalesef Galatasaray ağırlığını kaldıramayan, kaldıramayacak bir teknik direktörümüz var.

Hedefin ligse, lig şampiyonluğunu istiyorsan mevcut yerlilerden biriyle anlaşırdın. Yılmaz Vural veya Hikmet Karaman gibi isimlerle de lig şampiyonluğuna yürürdün. Fenerbahçe'nin amacı 4. yıldız mesela, çünkü Avrupa'da yoklar. Doğal olarak İsmail Kartal tercihi onlar adına kötü adım değil. Saydığım teknik adamlarla da tek hedef olarak gördüğün Fenerbahçe ile mücadele edersin. Lig şampiyonluğu adına Prandelli ile çalışmazsın. 

Bu durum futbolculara da yansımış durumda. Burak Yılmaz da maç sonunda "şimdi asıl hedefimiz olan Başakşehir maçına hazırlanabiliriz" diyor. 4. yıldızı ilk sen taksan ne olacak, 3. yıldızı ilk sen taktın da ne değişti. Ya da 100. yılında şampiyon olamamış tek takım oldun ve ne kaybettin. Galatasaray vizyonuna yakışmayacak hedefler peşindeyiz ve Galatasaray'ı yaşayamayacak, öğrenememiş kim olursa olsun bu takımda yeri olmadığını düşünüyorum.

Mesele vizyon meselesi de değil aslında, lig mücadelesinde de durum değişmiyor. Ligde gümbür gümbür oynayan bir takım değil Galatasaray. Fenerbahçe maçında da söyledik, Prandelli'nin 50 tane yanlışı vardı ama önce Bruno Alves, sonrasında Sneijder günü kurtardı. Bu tabloda bizlerin Sneijder güzellemeleri yapması güzel ama futbolcuların, teknik direktörlerin hala derbi sevincinde kalmış olması, Fenerbahçe maçının sevincini doyasıya yaşayamadık demeleri Galatasaray'a yakışmayan, bağdaşmayan bir durum. 
 
"Başkanım ve Sportif Direktörüm Türk mantalitesine sahip olsaydı, bugünleri göremezdik" diyerek Klopp, Türk futbolunun reçetesini de çizmiş oldu. Ağır ama çok yerinde bir söylem. Bu tip romantizmi hep hayal ederiz, bir teknik adam gelsin önce az parayla büyük işler başarsın, sıfırdan zirveyi görsün, bir ömür onunla çalışalım gibi ama Türk futbolu günübirlik yaşar, Galatasaray'da da olduğu gibi ve istikrardan uzakta mücadele etmeye çalışır. 

Yabancı sınırından dem vuruyoruz ama Dortmund'da oynayan Almanya çıkışlı futbolcuları saydığımızda da Galatasaray'la yabancı sayıları 6'ya 6 eşit çıkıyordu. Bu da diğer reçete. Futbolumuz öldü, can çekişmiyor bile.

Maça dönersek, ben Galatasaray'ın kazanacağına inanıyordum, kazanmasını istiyordum ve hep bu yönde mesajlar yazdım. Ben de biliyordum Dortmund'un favori olduğunu, Dortmund'un oyun tarzının Galatasaray'a ters geldiğini ama bu yönde motive olmak istedim, henüz 4. dakikada tüm hayallerim yıkıldı.

Dortmund'un zayıf noktasına yüklenmek gerekiyordu. Savunma anlamında, kalecileri dahil ölümcül hatalar yapıyorlar. Ağır bir savunma, bu yüzden de arkaya atılacak toplar potansiyel tehlike olabilirdi ama o topları atacak isim Chedjou değil, Selçuk İnan, Sneijder veya Hamit Altıntop gibi isimlerdi. Siz de hızlı oynayarak bu maça etki edebilirdiniz. Bruma veya Olcan Adın, bek Sokratis karşısında daha etkili olabilirdi mesela ama Galatasaray tüm kanatları Tarık Çamdal ve Telles'e emanet ederek zaten kafadan kazanamadı.

Prandelli'nin yanlışlarından biri. Şampiyonlar Ligi'ni hazırlık turnuvası zannettiğinden de olabilir, Olcan Adın'ı lig için sakladım diyebiliyor, Bruma'yı kaç maçtır 18'e dahi almıyor. Dolayısıyla da kurtarıcı Yasin Öztekin oluyor. Kulübeden getirebileceğin kimse olmadığı gibi, maç 3-0 gidiyorken ilk değişiklik için 60. dakikayı bekleyebiliyor. Sistem değişmiyor ama, sistemin kötü gittiği belli ama bu yönde adım yok, maç içi ısrar var. Arsenal'e de böyle kaybedildi, Dortmund'a da.

Dortmund'un iyi yanı, Bayern gibi aç kurtlar gibi saldırmıyor. 3-0'dan sonra bu maç çok rahat 6'lara gelebilirdi. İlk yarıdan sonra bastırmadılar, geriye çekildiler. Taa ki İlkay ve Ramos oyuna girene kadar. Onlar da kendilerini gösterme çabasıyla etkili olmaya çalıştı derken 4. gol de geldi. Bugün rakip Dortmund değil de yine Arsenal olsaydı mesela bu fark çok daha büyürdü, Dortmund istemedi büyük bir farkı.

Hızlı oyuncular Galatasaray savunması karşısında hep etkili. Sercan Yıldırım'ın dahi etki edebildiği bir savunma bu. Düşünün Aubameyang neler yapardı ama attığı iki golde de hızı değil, doğru yerde doğru zamanda oluşu etkiliydi ve hayatının en rahat iki golünü attı. Mkhitaryan, Kagawa ve Reus o kadar rahat hareket ettiler ki, Dortmund istediği her dakika gol attı, pozisyon buldu. Orta sahaları da çakılı bir orta saha üstelik. Kehl veya Bender'in hücumla çok alakası yok, savunma aynı şekilde çakılı, bekler çok hücuma çıkıyor ama hücumda dört futbolcuyla Galatasaray'ın fişini çekiyorlar. Dortmund şu kötü günlerinde inanılmaz rahat bir maç çıkardı diyebiliriz.

Günün tek güzel yanı, maç başında yapılan tribün gösterisi, gücünü tarihten al mesajı ama Galatasaray'ın tarihini bilmeyenler, araştırma zahmetinde bulunmayanlar veya o tarihi bu isimlere anlatamayanlar yüzünden Galatasaray bugün bu noktada. Cidden yazık, Prandelli her açıklamasıyla daha da battı, daha da gözümden düştü.

Galatasaray'a yakışan, Galatasaray'ı hatırlayan, hatırlatacak isimlerin Galatasaray'ı yönetmesi, futbolun başına geçmesi dileğiyle..

21 Ekim 2014 Salı

Yazık, Galatasaray'ın Bu Tip Adamlara Verdiği Emeklere


Engin Baytar ve Yiğit Gökoğlan'ı Galatasaray'a transfer edenlere sözüm aslında. Engin Baytar'ın aldığı o büyük cezanın ardından, sözleşmesinin uzatılarak takımda tutulması ve Yiğit Gökoğlan'ı iyi paralara transfer etmek. Bugün ekonomik sıkıntılardan söz ediyoruz, bu sıkıntıları yaratan etmenlerin de başında bu tip isimler gelmekte.

Videoyu izledim, bu isimlerin aldığı parayı geçtim, aldıkları nefesin haram olduğunu düşünüyorum. Galatasaray'da kadro dışı kalabilirsiniz, haklısınız haksızsınız ayrı nokta ama insanlık çok farklı yerde.

Asıl mesele de, bu adamların Galatasaray'dan aldıkları para değil. Yaptıkları çok büyük bir ayıp, görgüsüzlük boyutunun ucu ucağı yok. Parasızlık yüzünden insanlar açlıktan ölüyor, kimi insanlar çok büyük sıkıntılar yaşıyor bu yüzden. Bu adamlar da iyi ya da kötü takip edilen insanlar. Böyle bir video çekip, akıllarınca gönderme yaptıklarını zannediyorlar ama insanlara hareket ediyorlar. Galatasaraylılara da değil, tüm insanlara.

İstedikleri de aslında sözleşmelerinin fesh edilmesi, dikkat çekmeye çalışıyor. Son vurgunu da oradan yapmak istiyorlar. Bu adamların 1 dakika bile takımda kalmamaları gerekiyor ama daha ilginç, ses getirecek bir ceza verilmeli. Parayla dalga geçen, bana sorarsanız insanlık onurunu aşağılayan bu isimler umarım gelecekte o sıkıntıyı yaşayıp, bugün savurdukları paranın muhtacı olurlar.

Haksızlık yapıldıysa Sabri Sarıoğlu'na yapılmıştır ama gördüğünüz gibi, kendisi işini yapıyor. Eboue'nin bile sesi soluğu çıkmıyor, işlerine bakıyorlar, küçük hesaplar peşinde değiller. Galatasaray camiasına yakışmak vardır, gittiklerinde de iyi hatırlanmak, arkalarından iyi konuşmak. Bazı futbolcular daima kalbimizde olacak ama bazılarının ismini duyduğumuz her dakika burada yazamayacağım farklı kelimeler kullanacağız.

Yazık, Galatasaray'ın bu tip adamlara verdiği emeklere..

O Günden Bu Güne, Borussia Dortmund & Galatasaray


Şampiyonlar Ligi Defterini Artık Açalım


Fenerbahçe maçında iyi oynadığımızı düşünmüyorum. Prandelli'den kaynaklı birçok hatayı saymam mümkün ama kazanılması gereken maç bir şekilde kazanıldı. Galibiyetin de anahtarı, herkesin bildiği şekilde Sneijder'deydi. Büyük futbolcular büyük maçlarda sahneye çıkar derler ama Sneijder'in bu yaptığının tarifi çok daha başka.

Şampiyonlar Ligi'nde Galatasaray açısından işler iyi gitmiyor. Ekim 21 oldu ama hala Prandelli'nin takımı tanımaya ve sistemi oturtmaya çalıştığından bahsediyoruz. Lig için potada kalırsın, orada bir maraton var ama Şampiyonlar Ligi'nde 3. maça çıkmak üzereyiz, ilk iki için şans azaldı, 3.'lük için bile bana sorarsanız Anderlecht bir adım önde. Tüm algıyı dağıtmak açısından da Dortmund karşısında alınacak galibiyet çok değerli.

Yaratılan diğer algı da, Arsenal karşısında Londra'da Galatasaray'a şans veriliyorken, Dortmund karşısında İstanbul'da Galatasaray'a neredeyse hiç şans verilmiyor. İddaa oranından çıkan sonuç da bu, medyanın görüşlerinden de. Dortmund, Bundesliga'da iyi gitmiyor olabilir ama Şampiyonlar Ligi'nde iyi durumdalar, yaşadıkları tüm sakatlık sorunlarına rağmen hala iyi bir kadro, hepsinin ötesinde de Galatasaray'a ters gelen bir futbol yapıları var ama Fenerbahçe maçında inandığım gibi, bu maçı da kazanacağımızı düşünüyorum, inanıyorum.

Galatasaray'ın orta sahayı kaybetmemesi gerekiyor, en büyük gerçek bu. Selçuk İnan ve Dzemaili'nin de birlikte oynadığı her maç orta sahanın kaybı anlamını taşıyor, Fenerbahçe karşısında gerçek buydu. Hamit Altıntop, hatta Emre Çolak dahi bu ikilinin önünde. Özellikle de Hamit Altıntop'un tecrübesinin Dortmund maçında önemli olduğunu düşünüyorum. Büyük bir oyuncu ve Şampiyonlar Ligi'nde de neredeyse kötü maçı yok. Bu yüzden de Dzemaili yerine düşüneceğim isim Hamit Altıntop olurdu.

Bek konusu diğer sıkıntı. Prandelli, Telles'in fizik anlamda güçsüz olduğundan bahsediyor ve bu yüzden Veysel Sarı'yı sağ bekte, Tarık Çamdal'ı sol bekte kullanıyor. Tarık Çamdal transfer oluyorken, daha çok sol bek kullanılabileceğini ben de düşünüyordum ama Veysel Sarı'nın bu kadar kötü durumda olacağını düşünmüyordum. Sabri Sarıoğlu çıkıp gelse, şu an Veysel Sarı'dan daha değerli bir alternatif olur. Ne kadar güçsüz olursa olsun Telles'in bu tip maçlar için iyi alternatif olabileceğini düşünüyorum. Tarık Çamdal sağda, Telles'i solda izleyebiliriz. Dortmund hızlı bir takım, Hakan Balta sol tarafta ağır kalabilir, yoksa benim de öncelikli tercihim Hakan Balta olur ama bu maç Telles'e daha yakın.

Sneijder en büyük koz ama Sneijder'in kullanılacağı yer önemli. Prandelli'nin en büyük yanlışlarından biri, gelen bir galibiyetin ardından galibiyete rağmen kötü olanın üstünde kaybedilene kadar ısrar etmesi. Sivasspor maçının ardından Arsenal karşısında da üçlü savunma oynattı mesela. Sneijder'i uzun süre ön liberoda kullandı (bu tercih o kadar kötü olmamasına rağmen, Sneijder'in verimi düştü). Fenerbahçe karşısında da Sneijder solda başlamıştı, bu maçta da solda devam edebilir ama Sneijder'i orta sahada daha serbest bir rolde kullanmak en doğrusu. Beki kovalaması değil de, rakip ceza sahasının etrafında serbest şekilde daha çok bulunması Galatasaray'a ekstra imkanlar sunuyor.

Fenerbahçe karşısında da Umut Bulut oyuna girene kadar Sneijder etkisinden bahsedemedik ama Umut Bulut oyuna girince merkeze geçti ve bu da Galatasaray'a iki efsanevi gol olarak geri döndü. Rakibin favori olduğunu, Galatasaray'ın da çok iyi durumda olmadığını düşünürsek, elde iyi olan bazı şeyleri kötüye çevirmenin mantığı yok. Sneijder olması gereken yerde, olması gereken zamanda olur. Yeter ki pozisyonu doğru belirlensin.

Dortmund hızlı bir takım, hızlı takımlar karşısında da Galatasaray sorunlar yaşayabiliyor. Anderlecht hızlı oynayarak galibiyeti kaçırdı, Arsenal maçını zaten akıllara getirmeyelim. Dortmund'un da elinde Reus, Immobile, Aubameyang gibi hız konusunda farklı noktada olan isimler var. Mkhitaryan ve Kagawa da seri bir futbolcu, Galatasaray'a her an sorun çıkarabilirler. Bu anlamda hücumda kalmakta tehlikeli, rakibin kontra imkanı bulduğu her dakika Galatasaray adına sıkıntı. Dortmund'un eksikleri önemli eksikler ama çok tehlikeli bir takım.

İlkay Gündoğan döndü ama eksiği çok. Galatasaray'a karşı izleyeceğimizi düşünmüyorum. Nuri Şahin'i ise Galatasaray'a karşı izlemeyi çok isterdim. Çok değer verdiğim, sevdiğim bir isim. Ayrıca Galatasaray taraftarı da, bu anlamda çok güzel olabilirdi. Ayrıca Koray Günter, Yasin Öztekin gibi Dortmund çıkışlı futbolcularımız var, Koray Günter'in ismi Şampiyonlar Ligi listesinde yok ama Yasin Öztekin'in Klopp'a karşı duyguları çok farklı, onun açısından da anlamlı bir maç. Hepsinin ötesinde ise Dortmund özel bir takım, güzel bir camia.

Yine de Arsenal karşısında Galatasaray'a şans verilirken, Dortmund karşısında şans verilmemesi anlamsız. Galatasaray'ın da yaratılan bu algı karşısında yeniden Galatasaray olduğunu hatırlaması, Avrupa kimliğini sahaya yansıtması şart. Bunu yapabilir, kazanılabilecek bir maç. Kazanacağımıza da inanıyorum, Şampiyonlar Ligi defterini artık açalım..

19 Ekim 2014 Pazar

"Ulubatlı" Ruhu


Alaba Tribünü


En ala Galatasaraylıyım diyen Galatasaraylıdan daha Galatasaraylı bir isim David Alaba. Her fırsatta da bu durumu en güzel şekilde bizlere yansıtıyor. Dün Fenerbahçe derbisinde de ateşi yaktı ve kendi tribününü kurmuş..

Edit: Fatih Demireli'ye teşekkürler..

Ne Mutlu Sneijder'i Olanlara


Yine iş dönüp dolaşıp Ünal Aysal'a gelecek ama Sneijder transferini bir öğle yemeğine sıkıştan kulüp başkanından bahsediyoruz. Sneijder ismi büyük markadır, bu markayı da Galatasaray'a kazandıran Ünal Aysal'dır. Ünal Aysal gidiyor ama arkasında bıraktığı değerler, başarılar var. 

Dün kafam Hasan Şaş'ın yorumlarına takıldı, her zaman takılıyor zaten. Sneijder için bizim 4. terchimizdi diyen bir vizyon bu. Mesele Sneijder'i beğenmemek değil, böyle bir ismin ön plana çıkmasından doğan rahatsızlıkları. 

Dün yaptığı yorumda, 6-0'lık maçta daha iyi oynadıklarını, Galatasaray'ın Fenerbahçe karşısında çok kötü olduğunu söylemiş. Mesele oynanan futbol olmaz, insanlar bunu hatırlamaz. Fabio Pinto'nun şutu direği sıyırmasa o maç belki de başka olurdu demez. 6-0 konuşulur ve o skorun da parçalarından biri Hasan Şaş'tı. O maç üzerinden bu maçı yorumlamak büyük bir futbol gafletidir.

Hepsinin ötesinde, Sneijder için 4. tercih deyip, Sneijder üzerinden bugün övgüler düzmenin yüzsüzlük boyutu büyüktür, çok ağırdır, tarifsizdir.

Bu yüzden de böyle düşünen zihniyete rağmen, Sneijder'i Galatasaray'a kazandıran ve ısrar eden Ünal Aysal'a bir teşekkürü daha kendi adıma borç bilirim. 

Sneijder'in ne kadar kudretli bir isim olduğunu dün gördük. Takım iyi oynamayabilir, kötü olabilir ama Sneijder seni kaçıncı kez ipten alıyor. Geçen sezona gidin, Juventus, Fenerbahçe, Türkiye Kupası Finali'nde Eskişehirspor ya da Karabükspor maçları. Bunu hep yapıyor, dün ise bu işin zirve noktasını yaşıdı. 

Kariyeri anlamında unutulmaz bir gündü, bizler açısından da. Son dakikalara tamamen kendi yarattığın, kendi bireysel çabanla getirdiğin iki muhteşem gol. Fenerbahçe'ye atması daha anlamlı, Volkan Demirel'e atması ise çok büyük bir mesajdır. Bu anlamda unutmayacağız bu maçı ve her hatırladığımızda da andığımız isim Sneijder olacak..

"Volkan, hep zaman geçirmeye çalıştı. Ben de son dakikalarda attığım gollerle onu cezalandırdım"

 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger