22 Eylül 2017 Cuma

Bir futbolcu Galatasaray'a ancak Kewell kadar yakışabilirdi


Blogu açtığım günler idealimde Harry Kewell ismi vardı, yapmadık. Sporun her yönüne eğiliriz gibi bir plan vardı ve bu doğrultuda isim Sportif Cümleler oldu. Farklı bir kafa vardı o zaman ama benim aklımda Harry Kewell ismi hep kaldı. 

Benim için kıymetli bir adam, ne kadar özel olduğunu tarif dahi edemem. Ne mutlu ki Galatasaray forması altında izledik kendisini. Keşke bir şampiyonluk kazanabilseydi bu forma altında, çok daha iyi bir dönemde Galatasaray forması giysin isterdim. 

Bir futbolcu Galatasaray'a ancak Kewell kadar yakışabilirdi. Sahada oynanan bir yana, karakter ve mücadele. Yeri geldi stoper oynadı, daha ne diyeyim. En zor anda aldı bu sorumluluğu, kaç futbolcu yapar ki böyle bir fedakarlık. 

Galatasaray formasıyla 91 maç, 34 gol ve 17 asist. Kendisini sol kanatta tanıdık, Galatasaray'a geldi sağ tarafta oynadı. Ertesi sezon Nonda sakatlandı forvet oynadı, yeri geldi stoper oldu. Arada yaşanan sakatlık dönemleri de var, o da Kewell'ın kariyerinin şanssızlığı. O sakatlıklar olmasa eminim ki futbolu Liverpool'da bırakırdı ya da bambaşka bir seviye..

Doğum günü kutlu olsun, Galatasaray'la yolunun kesişeceği günü iple çekiyorum. Umarım çok iyi bir futbol adamı ya da teknik direktör olur. O anlamda da gelişimini ve ilerleyen kariyerini ilgiyle takip ediyorum..

Geçtiğimiz yıl bugün SC nostalji köşesinde yazmıştım, tekrar paylaşayım;

21 Eylül 2017 Perşembe

Sınırları zorlamak değil, bu başka bir seviye


Galatasaray'ın hem ocak hem de yaz aylarına yönelik transfer politikasını ayrı olacak yazacağım ama böyle bir habere de kayıtsız kalamadım. Anlamışsınızdır, kaynak Fotomaç bu arada. Üzerine çok fazla konuşmaya gerek yok, "alıştık" gibi bir yorum mümkün ama ütopyanın ütopyası gibi bir durum bu. Sınırları zorlayan, başka bir seviye. Galatasaray'ın sözleşmesi bitecek isimlere yönelecek, orası doğru da o isimler bu tarz futbolcular olmayacak. Asamoah bir örnek, daha takım oyuncusu, mevcut kadroyu yükseltebilecek isimler, plan bu. Alexis Sanchez deniliyor, daha ne diyelim. Manchester City alamadı işte, sözleşmesinin sezon sonu bitecek olmasına rağmen 40-50 milyon avrolara bitiremedi bu transferi. Alexis Sanchez de ayrılmak istiyor, sözleşme yenilemedi ve yaz döneminde olası piyasasını düşünebiliyor musunuz. Aynı şey Balotelli için de geçerli, yeniden yükselişe geçti ve bu doğrultuda Nice'da kaldı. Elinizde Gomis var, böyle bir maliyete daha girilir mi. Mata desek 30 yaşında olacak, pozisyonunun Dünya'da en iyi isimlerinden ve onun piyasasını hayal edin. Transfer haberlerinde yüksekten uçmayı anlarım, bir derece sınırları zorlamayı da anlarım ama böyle bir ütopyayı özel haber olarak vermek. Üstelik sezon sonu da değil, Ocak ayı için, haber öyle diyor..

Bu yorum özellikle Linnes, Garry Rodrigues ve Tolga Ciğerci gibi isimler için geçerli


Bir yorumum vardı, formayı kaptıran bir daha zor bulur gibisinden. Bu yorum özellikle de Linnes, Garry Rodrigues ve Tolga Ciğerci gibi isimler için geçerli. Sezona iyi başladılar, mevcut kadronun en büyük gelişimi gösteren isimleri oldular ve verdikleri katkı sürprizdi. Forma adaleti onlarla devam edilmesini söyledi ama arkada bekleyen iyi isimler var, Linnes formayı kaptırdı mesela.

Sakatlık yaşadı, bir hafta forma giyemedi ve Latovlevici formayı aldı. Bursaspor maçında Latovlevici 11 başlayacak, Ocak ayına kadar da böyle gider. Devamında Asamoah ihtimali doğarsa başka şeyler konuşuruz ama bu süreçte forma Latovlevici'nin. Beklentim de buydu, Asamoah gelene kadar ki süreci idare etmesi.

Linnes'in sol bekte gösterdiği gelişim kıymetliydi, iyi bir alternatife dönüştü. Herkesin ümitlerini tüketmeye başladığı bir isimdi, o süreci atlatmayı başardı. Yine de yetmiyor, Linnes'le oynanan farklı bir oyun var. Ters ayaklı olduğu için kat ederek oynamak zorunda kalıyor, bu da sol tarafta istenen hücum etkisini getirmiyor. Teknik bir oyuncu ama geriden oyunu kurabilecek özellikte değil.

Latovlevici ise özellik itibariyle büyük takım sol beki. Kanadı bütünüyle kullanabilecek, teknik, geriden oyun kurabilen ve sol ayağını iyi kullanan bir isim. Şu an takımda tek sol ayaklı o, bir önemi de buradan kaynaklı. Latovlevici konusunda ısrar daha doğru, Galatasaray'ın bu profilde bir bek oyuncusuna ihtiyacı var.

Kasımpaşa maçında birçok handikabı olmasına rağmen iyi bir görüntü verdiğine inanıyorum. Ortaları isabetsizdi ama boşa atılmış ortalar değildi, bu önemli. Hazır değil, maskeyle oynamak durumunda ve ilk maçı. Sol / sağ dengesini Latovlevici sayesinde sağladık, hücum bindirmeleri ve sık orta denemesi dahi bir baskı doğurdu, bu da Galatasaray'ın işini kolaylaştırdı.

Böyle futbolcuların Galatasaray'ı tercih etmesi çok kıymetli


Thierry Henry, Claude Makelele ve Mikel Arteta'nın teknik direktörlük stajı için Galatasaray antrenmanlarına katılmak için başvurduğu haberi var. Ayrıca kulübün yapısını da inceleyecekler ve bu başvurularına sıcak bakılmış. Bir süre Tudor'un teknik ekibine katılacaklar ve müthiş bir olay bu.

Böyle futbolcuların Galatasaray'ı tercih etmesi ve başvurunun da onlardan gelmesi kıymetli. Galatasaray'ın yeniden marka değerini hatırlamaya başladığını gösterir ki ne olursa olsun bu değer değişmiyor. Henry üzerinden konuşuyoruz ama Makelele ve Arteta da çok büyük futbolcular, böyle isimleri Galatasaray eşofmanlarıyla idmanda görmek güzel olacak.

Herkes için bir şans, özellikle gençler açısından. İdol kabul edecekleri isimler, edinilecek öyle tecrübeler var ki. Galatasaray'ın kadrosunda Fransa kökenli birçok isim de var, Gomis, Feghouli ya da Belhanda gibi. Galatasaray'ı tercih etmelerinde mutlaka bu da bir etken ve önemli bir bilgi / tecrübe aktarımı olacak.

Thierry Henry'i Galatasaray eşofmanlarıyla görmek, çıkacak fotoğrafları hayale diyorum da. Gomis'le aynı dönemde Milli Takım'da oynamışlıkları var, ortaya çok güzel kareler çıkacaktır. Şu bile heyecan veriyor, insanlar bu durumu konuşuyor ve merak ediyor. Sürpriz bir gelişme, kimse beklemiyordu ama güzel oldu, bekliyoruz..

20 Eylül 2017 Çarşamba

SC nostalji #82; Furkan Özçal


Galatasaray'a geldiğinde serbest oyuncu statüsündeydi, yaşı da 22. Transferin son günüydü, kimse de o ana kadar böyle bir transferi beklemiyordu. Neden son güne kaldı, niye x bir takımla imzalamadı gibi sorulara verebileceğim cevabım yok. Kayserispor'da iyi bir dönem geçirmişti ama Galatasaray seviyesinde görmüyordum. Bunlar hep yabancı sınırı işte, bu tarz yerli hamlelere mecbur kalıyorsunuz.

Haliyle o sezon da pek şans bulamadı. Sezon ortasında x bir takıma kiralanır diye bekledim ama o da olmadı, şampiyonluk kutlamalarında falan vardı yani. Şöyle anlatayım, 2012 - 2013 sezonunda forma giydiği sadece bir maç var. Türkiye Kupası'nda fotoğrafını gördüğünüz maçta 27 dakika oynamış, onun dışında aldığı bir süre yok. Hatta gerek lig gerekse Şampiyonlar Ligi'nde herhangi bir maçta 18 kişilik kadroya dahi alınmamış.

Ertesi sezon ise Karabükspor'a kiralandı ve orada gösterdiği bir çıkış var. Kendisini yeniden hatırladığı dönemlerden biri diyebilirim, o performans sonrasında Galatasaray'a geri dönmeyi başardı. En azından hazırlık kampı adına bir şans yakaladı, oysa 2014 - 2015 sezonununda kamp başlangıcında birçok futbolcu kadro dışı bırakılmıştı. Prandelli o şansı Furkan Özçal'a verdi, hatta takımda tuttu, şans verdiği anlar da oldu.

Nedenini bilmiyorum ama Prandelli'nin Galatasaray'da tuttuğu futbolculardan biri olmayı başardı. Bizler de Prandelli'ye inanarak Furkan Özçal'ı bekledik aslında, Hamza Hamzaoğlu göreve gelince "neden kadroda yok" özelinde soruyorduk hatta. O sezonun devre arasında Karabükspor'a geri döndü, ondan sonraki sezon ise Kayserispor'a kiralandı. Sözleşmesi de uzatılarak kiralanmıştı, o da 700 bin avro civarı bir yıllık ücretti. 

Furkan Özçal'ın şöyle bir özelliği var, Anadolu için gerçekten iyi bir alternatif. Oynadığı her takımda bir şekilde iş yaptı, Kayserispor / Karabükspor gibi. Bu sayede daima bir alıcısı çıktı, Galatasaray onu satamasa bile kiralamayı başarıyordu. Serdar Aziz'in transferinde bu daha ön plana çıktı. Hamza Hamzaoğlu'nun Bursaspor'un başında olduğu dönem, Galatasaray'da istemediği Furkan Özçal'ı Bursaspor'a aldırdı.

Furkan Özçal, Bilal Kısa ve Sercan Yıldırım'lı bir takas paketi karşılığı Serdar Aziz'i aldık. İlk etapta bonservis ve yıllık ücret üzerinden eleştiriler yaptık ama giden bu oyunculardan düşülen ücretleri kimse konuşmadı. Furkan Özçal'ın sözleşmesini fesih edecektin, bunu yapmadın ve aynı ücrete Bursaspor gibi bir alıcı buldu. Bursaspor kariyeri kötü bile geçmedi, o ayrı. Geçen sezon çok uzun bir sakatlık yaşadı, bu sezon geri döndüğünde ise aşırı kilosuyla aklımda kaldı. Şu an sakat zaten, Bursaspor elden de çıkaramadı.

Furkan Özçal'ın Galatasaray'da oynayabildiği 3 maç var sadece, 3'ü de aklımda. Prandelli dönemi maç kadrolarında oluyordu bir de, Galatasaray'la alakalı başka bir an yok. İki yönlü orta saha diyelim onun için, kısmi teknik özelliği, kısmı mücadelesi olan bir isim. Anadolu'da iş yapan, iyi bir alternatif ama Galatasaray gibi bir seviyenin yakınından geçmemesi gereken futbolcu. Başta söylediğim gibi, bunlar hep yabancı sınırı..

Herkesin takıldığı konu Carrasso'nun maç kadrosunda yer alabilme ihtimaliydi


Transfer edildiği gün de yazmıştım ama herkesin takıldığı konu Carrasso'nun maç kadrosunda yer alabilme ihtimaliydi. Bunun önünde bir engel yok tabii, bir yedek oyuncu eksik bildirme durumunda kalır ve kulübeye alacağınız yabancılardan birinden vazgeçersiniz. Carrasso ancak bu şekilde maç kadrosunda yer alabilir.

Tudor ise bunu düşünmez, maç kadrosunda Eray İşcan yer alır ama Muslera'nın yokluğunda kale Carrasso'nun. X bir maç içinde kaleci değişikliği ihtimali son derece düşük, bunu düşünerek Carrosso maç kadrosunda yer alırsak en az 2 hamleden vazgeçmek durumunda kalabilirsiniz. Tudor mantıklı olanı yapıyor, bunu da Carrasso transfer edilmeden önce dile getirmiş.

Buna rağmen Carrasso teklifi kabul etmiş, diğer detay da bu. İyi bir kaleci, istemiş olsa talip bulurdu. Projesi olan bir takımda yedek bekleyebileceğini dile getiriyordu ve yaz döneminde ısrarla bekledi. Fransa'nın bilinen, elle tutulabilecek kalecilerinden, bu anlamda çok iyi bir iş yaptık. Yedek kaleci konusunda fikrim sabit, tecrübeli bir isim olmalı. Hele ki kalenizde Muslera varsa.

Muslera'nın uzun yıllar Galatasaray'da devam edeceğini düşünüyorum. Arkasında x bir genç kaleciyi bekletmenin anlamı yok, gelişemez çünkü. Muslera'nın olmadığı anda hangi kaleciye forma versek eli ayağı titredi, başarısız oldu. Sinan Bolat, Cenk Gönen gibi tecrübeli yerliler de dahil buna. Bu yüzden daha tecrübeli, baskı altından kalkabilecek bir kaleci tercihi doğruydu.

Kupa maçlarında izleriz Carrasso'yu. Eğer Avrupa'da devam etsek bu hamle çok daha kıymetli olacaktı. Ne durumda bilmiyorum, umarım kendini hazır tutuyordur. Görünen o ki şartlar ona önceden söylenmiş ve o da bilerek geldi. Sorduğumda ise herkes büyük bir karakteri, lider özelliği olduğundan bahsediyor. Onun için de meraklıyım..

Tudor'un Serdar Aziz övgüsü boşuna değil


Serdar Aziz konusunda övgü okumak hoşuma gidiyor. Transfer olma şartlarını konuşmuyorum, olan oldu. İnandığım, sevdiğim bir futbolcu, geldiği gün de yazmıştım. Sorunu sakatlık, öyle bir zamanda geliyor ki bir daha ayağa kalkması zaman alıyor. Yine de ayağa bir şekilde kalkıyor, bıraktığı yerden devam ediyor. Başardı işte, yine döndü.

Tudor'un hatası Serdar Aziz'i Östersunds maçlarına hazırlamamak olmuştu. Serdar Aziz o gün sahada olsaydı bir şeyler değişirdi belki de, bilemeyiz. Ahmet Çalık'a güvenmek durumunda kaldı ve sonuç ortada. Ahmet Çalık iyi bir alternatif olabilir, ona lafım yok, aldığı yıllık ücrete bakınca olur da ama Serdar Aziz varsa o oynamalı.

Denayer geldikten sonra da durum değişmedi, Serdar Aziz benim için Denayer'in önünde. Denayer'in transferini çok isteyenlerin başındayım, hem joker etkisi, hem stoper için önemli bir alternatif olması itibariyle. Dedim ya, Serdar Aziz'in sakatlık sorunu var ve ne zaman ne olacağını bilmiyorum. Keşke sakatlanmasa, bu istikrarda devam etse. 

Ama herhangi bir aksi durumda Denayer bekliyor, bu anlamda kafam rahat. Serdar Aziz'i de yükseltti bu hamle, burnu kırık ama ısrarla oynamak durumunda. Ameliyat olması durumunda biliyor ki forma Denayer'in ve geri alması zor olacak. İyi de bir gidişatı var, istikrar yakaladı, Maicon'la iyi bir ikili oldu. Şu aşamada bunun bozulmaması değerli.

Tudor'un Serdar Aziz övgüsü boşuna değil. Bursaspor döneminde de yazdım, benim için en iyi Türk stoper. Geçtiğimiz sezona bakınca da en iyi stoperimizdi ama sakatlık kurbanı oldu. Bu sezon ise Maicon'la çok doğru bir ikili oldu, umarım devamını getirir. Serdar Aziz'in şu görüntüsünün hakkını vermeyen de net şekilde ön yargılı ve saplantılıdır. Bu kadar ağır konuşabilirim..

19 Eylül 2017 Salı

PES 2018'i çok beğendim, oynadığım en iyi PES oyunu dahi olabilir


Eskiden oyunlarla aram iyiydi, yıllar geçtikçe bunu azalttım. Dipsiz bir kuyu oldu, işin içine bu denli girersem bir daha çıkamam. Bu yüzden de belli başlı oyunları oynuyorum, en azından kendimi sınırlayarak. FM veya PES buna örnek, her yıl düzenli olarak takip etmeye çalışırım ama onların dahi çok içine giremiyorum.

FM 14'de takıldım mesela, 15 veya 17'i de oynamama rağmen 14'ün verdiği keyfi bir daha alamadım. Tabii bunun da geçmişi var, CM 00-01, 01-02 ya da 4 dönemlerine girmiyorum bile. Neden alışamadığı da bilmiyorum, oyunun arayüzü kaynaklı belki de. 14'den sonra değişti, devamında ben koptum. 17'i satın aldım, birkaç kez denedim ama yapamadım. 18 çıktığında bir daha deneriz, Galatasaray'ın bu kadrosu oyun için heyecanlandırıyor.

PES'e gelirsek, onunla da eski bir mazim var. PES 13 de dahil olmak üzere düzenli şekilde her yıl takip ettiğim ve oynadığım bir oyundu. PES 13'ün de yeri ayrıdır bu arada, çok keyifli bir oyundu. Sonrasında koptum, bunun da nedeni eski bilgisayarım. PES 16'ya kadar verdiğim bir ara var, yeni bilgisayarın ardından PES 16'yı 2 yıl oynadım. Benim için keyifli oyundu, PES 17'i o kadar sevmedim mesela. Galatasaray'ın olmaması da cabası.

Lisans problemlerine alıştım artık, çok takılmıyorum. En azından Real Madrid, Juventus, Bayern Münih gibi takımların lisansı olsaydı diyorum ama Pes bu, yapacak bir şey yok. Bayern Münih 2 yıldır komple yok gerçi, o da ayrı hikaye. En azından Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş üçü bir arada oyunda, bu da bir şey. Türk Milli Takım'ı da lisanslı şekilde oyunda, 2017'de böyle değildi.

Geçenlerde niyet ettim ve PES 18'i satın aldım. Bir hayal kırıklığım oldu, o da bilgisayarım yönünden. Donanıma güveniyordum, oyunu rahat oynarım diye düşündüm ama öyle olmadı. İşlemci tarafından sıkıntı çıktı, biraz düşük kaldı. Onun da özelliğini paylaşayım;


Bu da kasma problemini getirdi, 2 gündür hangi özelliklerle daha iyi oynarım diye arayıştaydım. 30 fps'e çektim, oyunun özelliklerinden kıstım ama fayda etmedi, problem vardı. Bir de oyuna girerken verdiği hata vardı, video kartıyla alakalı. Bugün bir güncelleme geldi neyse ki, o hatadan kurtulduk, fps problemi de aşıldı, en azından o kadar kasmıyor. 30 fps'e çektim oyunu ama yüksek ayarlarda oynuyorum, gayet güzel görünüyor.

Oyun çok iyi bu arada, oynadığım en iyi PES dahi olabilir. Geçmişe oranla biraz daha ağırlaşmış oyun, bu anlamda Fifa'ya yaklaşmak istemişler. Fifa varken neden PES oynuyorsun demeyin, klasik adamım ben, böyle alışmışım. Pes'den keyif alıyorum, her türlü sıkıntısına rağmen. Fifa'yı 99'da bıraktım, onun da keyfi ayrıydı mesela. 

Oyunlarla alakalı bir adam olmadığım için çok fazla yorum yapamıyorum. Şu şöyle, bu böyle gibisinden yorumları yapacak kişi ben değilim. Benim yazdığım bir ön izlenim olur, o da oyunun iyi olduğu. PES'in hızlı, haldır haldır giden bir temposu olurdu, şimdi biraz daha yavaşladı, gerçekliğe yaklaşmışlar. Topu aldığında kaleye doğru koşmadığın, pasa yöneldiğin, düşündüğün bir görüntüsü var. Kaleciler çok gelişmiş, bu da bir detay, pas hassasiyeti güzel ama şut hassasiyeti önceden daha iyiydi sanki.

Akhisarspor hep aynı, Okan Buruk ise bıraktığı yerden devam ediyor


Akhisarspor'a karşı büyük bir sempatim var. Bir ilçe takımı, bu anlamda son derece mütevazi ama o kadar iyi yönetiliyor ki. Süper Lig'e çıkmaları plan dahilindeydi, Süper Lig'de sağladıkları bu istikrar ise çok daha iyi bir planın parçası. Hedefleri nedir bilmiyorum, bunu çok da dillendirmiyorlar ama bir çizgide kalmayı başarıyorlar. O çizgi de Avrupa Kupalarını zorlamaya başladı.

Tolunay Kafkas'ı takımın başına getirdikleri dönem onlar adına büyük bir kayıptı. Şöyle diyeyim, Akhisarspor'un kendi benliğine ilk ve son kez ihanet ettiğini gördüm. Onları özel kılan bazı şeyler var, biri de teknik direktör noktasında. Kendilerine yakışacak, bünyelerinde büyüyecek teknik adamı daima buldular. Hamza Hamzaoğlu'ndan başlar, en son Okan Buruk'a kadar geliriz. Teknik adamlar değişir ama kulübün felsefesi değişmez, teknik adamlar da o doğrultuda seçilir. 

Tolunay Kafkas o anlamda Akhisarspor adına çelişkiydi, Okan Buruk'la yeniden kendi benliklerini yakaladılar. Geçtiğimiz sezon Okan Buruk takımın başına geldiğinde 27 puanla 15. sıradaydılar. Okan Buruk sonrası ise ligi 6. sırada bitirdiler, müthiş bir hücum takımına dönüştüler. O takıma da Okan Buruk herhangi bir transfer yapamadı, altını çizmek lazım. Mevcut takımdan yarattığı bir hücum etkisi, hani Tolunay Kafkas'la 23 maçta sadece 15 gol atabilen takımdan.

Okan Buruk'un çalıştırdığı tüm takımlarda bu potansiyeli yansıttığını düşünüyorum ama bir sıkıntı vardı. 2. sezona girip, kendi transferlerini yapmaya başladığında yaşadığı düşüş gibi. Bu yüzden de geçen sezonun o etkisine rağmen kendi takımını kursun diye beklemeli diyordum. Ligde geçen 5 maç itibariyle bir şeyler yazabiliriz, erken olmasına rağmen. Akhisarspor'da görüntü aynı, sessiz sedasız şekilde 5 maçta 10 puanı topladılar, 6. sıradalar ama 3.'nün de 10 puanı var.

Kulüp felsefelerini çok seviyorum, bonservis ödeyerek transfer ettikleri kimse yok. 8 transferleri var ama bonservis ödemediler. Kulübün çok doğru bir transfer politikası var ve iyi oyuncuları buluyorlar. Haliyle zarar etmeyen bir camia, istikrarlarının en önemli sebebi de bu. Mütevazi yapılarını asla bir kenara atmıyorlar, ortaya büyük hedefler koymuyorlar (en azından dillendirmiyorlar) ve çıtayı asla düşürdüklerini görmedim. Bu anlamda ligin en iyi yönetilen takımı dahi olabilirler. 

Okan Buruk için ise yorumum sabit, Tudor sonrası Galatasaray'ın başına gelecek teknik adamdır. Bu bir kader, mutlaka yaşanacak ve başarılı olacağınına da inanıyorum. Genç bir teknik adam, her geçen zaman daha üzerine koyuyor ve gelişiyor. Galatasaray öncesi hazırlık gözüyle bakıyorum ve gelişimini takip ediyorum. Ligin en önemli yerli teknik adamlarından biri oldu ve oynattığı hücum oyunu da büyük takımlar için fazlasıyla ideal. 

Bu yazıyı yazdığım günle aynı noktadayım;

Manchester United'in mevcut kadro derinliği


Alex Ferguson gittiğinden bu yana transfer için harcanan paralarla gündeme gelen Manchester United. Özellikle Van Gaal döneminde yaratılan bir enkaz, 2 sene içinde öyle isimler geldi gitti ki. Ne yazık ki ortaya çıkan iyi bir kadro olmadı, harcanan paralara rağmen. Manchester United'in benliğini hatırlamasını yıllardır bekliyoruz, kazanan kimliğini hatırlamasını. Geçtiğimiz sezon Mourinho'yla bir temel atıldı, belki Premier Lig istenen noktada bitmedi ama Avrupa Ligi'ni kazanarak yeniden Şampiyonlar Ligi'ne adım attılar. Bu sezon ise Manchester United'ı izlemek çok büyük keyif. Klasik, Mourinho'nun 2. sezonları hedefler doğrultusunda daima iyi geçer. Mourinho'nun da ayağa kalkmaya ihtiyacı vardı, gerek kadro kalitesi, gerekse oynanan futbolla bu mesajı veriyorlar. Fotoğrafta ise Manchester United'in mevcut kadro derinliği var. Yıllarca ne paralar harcandı da enkazdan başka bir şey oluşmadı. Son 2 sezonda ise atılan temel, daha doğru ve kaliteli transferlerle özlenen Manchester United'ı izliyoruz. Geçtiğimiz sezon Pogba'ya o paralar verilir mi deniliyordu, Mourinho ise bu transferi daha sonra çok daha iyi anlayacaksınız demişti. Tablo ortada..

18 Eylül 2017 Pazartesi

Gomis'in çalışkanlığı bir yana, bu görüntünün asıl nedeni "mutlu" olması


Galatasaray'a transfer olurken düşüncesi "geleceği garanti altına almak" olabilir ama iş ahlakı çok yüksek bir futbolcu. Marsilya'da iyi bir sezon geçirerek geldi, oldukça formda. Bu formu da devam ettiriyor, hatta üzerine dahi koydu. Gomis'in çalışkanlığı bir yana, bu görüntünün asıl nedeni "mutlu" olması. Belki de hayatının en huzurlu dönemini dahi yaşıyor olabilir.

Galatasaray'ın son yıllarda simge olmuş bazı yabancıları var, Gomis de şu aşamada o ışığı vermekte. Kulübü sahiplenmesi, taraftarla bütünleşmesi, imza hareketleri ve saha içinde verdiği mücadele. Drogba gibi bir yıldız isme de sahip olduk, Baros gibi bir kaliteye ya da Elmander gibi mücadeleyle tutuşan bir savaşçıya. Gomis'de ise hepsinden birer parça var sanki, bu 3 ismin harman olmuş hali gibi.

Şimdi ailesi de İstanbul'a geliyor, burada yaşayacaklar. Çoğu yabancının ailesi zaten burada ve iyi bir takım olduk, daha doğrusu mutlu bir takım. Gomis de bu mutluluğun en önemli isimlerinden. Maliyeti tartışıldı, böyle bir ücret verilir mi denildi ama o kadar güzel zamanda aldık ki. Avrupa forvet kıtlığı yaşadı resmen, transferin son 1 ayı forvetler için ödenen rakamları gördük, Marsilya'nın Mitroglu'na verdiği bonservis gibi. Eminim ki Gomis'i mumla arıyorlar ve Gomis'i en doğru zamanda aldık.

Gomis daha önce de gündeme geldi tabii, o gün Drogba sonrası gelecek isim olduğu için taraftarın memnuniyetsizliğini hatırladım da. Bonservisi elindeydi ve biz bu işi Mayıs ayında bitirdik. Önce Mancini istemedi, devamında Prandelli. Bizi bekledi, transfer gerçekleşmeyince Swensea yolunu tuttu. Orada başarısız bir dönem, Marsilya'dan yeniden ayağa kalkış ve Galatasaray. O gün gelse böyle olur muydu bilmiyorum, belki de doğru zaman bugündür.

Milli Takım'a da göz kırpıyor, yeniden oynamak için can attığını biliyorum. Bu da bir motivasyon kaynağı ama Fransa'nın elinde müthiş bir havuz var. Gomis düşünülür mü bilmem, Deschamps umarım takip ediyordur. Beşiktaş Mario Gomez'e bu imkanı sağladı, biz de Gomis'e sağlayabilsek bundan sonraki transferler adına da önemli bir mesaj olur. Aynı şey Fernando, Maicon gibi isimler için de geçerli.

49 dakikada 1 gol katkısı var, 5 maçta 7 gol 2 asist. Transfer olduğu dönemde garanti katkı diyordum, 20-25 bandında bir gol sayısı bekliyordum ama onu da geçebilir, sezona müthiş girdi. İstikrarı yüksek, sık sakatlanmaz, çok güçlüdür. Sezon içinde formsuzluklar, düşüşler mutlaka olacaktır, o zaman da Gomis'i desteklemek gerekecek. Belhanda, Feghouli, Badou Ndiaye gibi isimlerin gol noktasında devreye girmesi gerektiği gibi.

Burada soru şu, Badou Ndiaye'yi çok mu defansif kullanıyoruz?


Badou Ndiaye'den daha büyük beklentilerim olduğu doğru. Tabela yapmasını bekliyorum mesela, transfer edildiğinde ilk olarak bunu yazmıştım. Galatasaray orta sahasının en önemli eksiklerinden biriydi, tabela yapan bir ismin olmaması. Topla dikine oynayacak, rakip ceza sahasına sık sık girecek ve en azından 7-8 gol barajını zorlayacak.

Badou Ndiaye'nin pozisyonu çok tartışılıyor. Türkiye'ye gelirken 6-8 numara aralığındaydı ama Osmanlıspor'da ağırlıklı olarak 10 numarada oynadı. Oyunun iki yönünü oynadığı ve aşırı tempolu olduğu için bu pozisyonda büyük fark yarattı, altını çizdiğim tabela noktasında büyük etkisi vardı. Şu da var, Osmanlıspor düzeninin en önemli parçasıydı, biraz da onun üzerinden dönüyordu işler.

Galatasaray'da böyle olmayacaktı tabii. 10 numaradan ziyade 8 numara için düşünüldü ve transfer edildi. Ondan önce Imbula isteniyordu, beklenti ise orta sahada yaratılmak istenen tempo. Imbula olmayınca Badou Ndiaye gündeme girdi, büyük bir beklentiyle transfer edildi. Geçen 5 maça bakınca da beklenti dolayında ilerliyor, en azından neler yapacağını iyi biliyoruz.

4-1-4-1 gibi sezona başladık, Kasımpaşa maçında 4-2-3-1'e döndük. Badou / Belhanda forvet arkasından, Badou / Fernando orta sahasına geçildi. Fernando'nun Galatasaray'ın kalbi olduğunu söylemiştim, geriden oyun kuran, pas aksiyonunu başlatan isim. Tabii rakip bunu gördü ve Fernando üzerinde bir baskı yarattı. Badou Ndiaye ise Fernando'nun yanına çekilerek Fernando'nun rahatlaması sağladı.

Kasımpaşa maçında diğer maçlara göre Fernando çok fazla işin içine girmemiş gibi görüldü ama 10 kez top kazanmış, Galatasaray'da kişisel rekorunu egale etmesi anlamına gelir bu. Stoperlerin arasına giriyor diyorduk ya, bu sefer Badou da bunu yaptı, geriden oyun kuran isimlerden biriydi. Galatasaray presinin en önemli ismi zaten, sahanın her yerinde rakibe bastı, fazlasıyla da iyi oynadı. Burada soru şu oluyor, Badou Ndiaye'yi bu kadar defansif kullanmak doğru mu?

Hücum tarafında da beklenti var çünkü, tabela noktasını yazdım. Topla dripling özelliği çok kıymetli, bu konuda belki de ligin en iyisidir. Delici, şut atan bir futbolcu. Biraz daha iki yönlü bir katkı bekliyorum ama Badou Ndiaye'nin 8'e çekilmesi çok doğru hareketti. İş yine Belhanda'ya geliyor, onun oyun içinde daha istikrarlı ve sorumlu hareket etmesinde. O zaman Badou da daha rahatlar, Fernando'yu rahatlattığı gibi.

Ligin en kötüsüydük, şu an ise en iyilerinden


Yeni dönem Galatasaray'ı anlatan en iyi özelliklerden biri de bu. Takımın agresiflik ve mücadele gücünü gösteren en önemli istatistik. Galatasaray'ın top kapma girişiminin geçen yılla kıyası yapılmış ve tablo net. Bu konuda ligin en kötüsüydük, şu an ise en iyilerden.

Riekerink dönemi Galatasaray'ı pas ve topa sahip olma üzerine kurulu bir takımdı. Mevcut oyuncu yapısıyla başka bir oyunu oynamak imkansızdı ama hiç agresif değildik, mücadele gücümüz düşüktü. Rakibi ısırmanın altını ısrarla çiziyordum, Nigel De Jong gibi isimlerden de bu anlamda beklentim vardı. 

Pas oyunu oynarsınız, topa sahip olmak istersiniz ama müthiş bir hücum organizasyonunuz olur. Bu da yoktu Galatasaray'da, haliyle pas yapmanın bir esprisi yoktu ki. Tudor bunu değiştirmek istedi, önce formasyonla oynadı, sonra daha tempolu oyuncuları kullanmayı denedi ama istediği oyunu oynatması imkansızdı. Josue'yi hatırlayın, 6 numarada denedi onu, kısmen katkı da aldı. Sırf temposu yüzünden.

Değişim bu yüzden gerekliydi, neredeyse tüm 11'i sıfırlamış olduk. Bugüne bakınca daha tempolu, mücadele gücü yüksek, agresif bir takım var. Yine pas yapıyoruz, topa sahip olmak istiyoruz ama birinci öncelik bu değil, tempo birinci öncelik. Bu oyun içinde pas hataları olacak, rakibe açık alanlar da vereceğiz ama geriye hızlı koşuyoruz, kaptırılan top neredeyse 5 saniye içinde geri kazanılıyor.

Haliyle bu oyun da taraftara büyük keyif veriyor. Hücum organizasyonları hala yeterli seviyede değil, hızlı hücum ediyoruz ama çok organize değiliz. Buna rağmen alınan bir keyif var, Tudor bu noktada takımı doğru oynatıyor. Bazı istatistikler var, Belhanda girdiği 12 ikili mücadelenin 7'sini kazanmış, savunma katkısı da malum. Bu adam takımın 10 numarası ve mevcut düzende 10 numaranız dahi hareketli olmak, oyunun iki tarafında katkı vermek zorunda.

Bu değişimi görmek güzel, taşlar yerine oturmaya devam ediyor. Israrla pas yapmanın, amansız şekilde topa sahip olmanın devri bitiyor. Temponuz ve mücadeleniz kadar varsınız, mesele sonuca en hızlı şekilde ulaşmak. Tudor bu oyunu Karabükspor'a da oynatmayı deniyordu ve mevcut kadrosundan en iyi verimi almayı başardı. Onun attığı bu temelle Karabükspor hemen hemen aynı düzeyde devam ediyor. Galatasaray'da ise malzeme çok daha kaliteli, hoca da şu aşamada hakkını vermiş durumda..

17 Eylül 2017 Pazar

Latovlevici'yle baskıyı hissettirdik, bek etkisini dengelemeyi başardık


Latovlevici'nin Ağustos ayında yüzünden yaşadığı bir sakatlık vardı. İzleyenler hatırlar, yüzü dağıldı resmen. Burnu, damağı ve çenesinde kırıklar oluşmuştu, 1 ay da olmayacağı söylendi. Ağustos ayını boş geçti yani, idmanlara başlayacağı dönemde ise Galatasaray'a transferi gerçekleşti. Alışılmıştan farklı olan maskesi bu yüzden, yüzünün birçok bölgesinde büyük kırıklar var. 

1 haftadır takımla çalışıyor, 1 aylık yokluğun ardından. Enteresan bir maskeyle oynuyor üstelik, hiç hazır değil. Galatasaray da artık bir düzen takımı, oynamaya çalıştığı sistemi var. Çok efor gerektiren bir oyun, hazır olmadan bu düzenin içine dahil olmak zor. Feghouli çok uzun süredir takımla çalışıyor ama 11'e dahil olamadı, hazır değil çünkü.

Asamoah'ı transfer etmek istedik, şu aşamada olmadı. O an itibariyle de Latovlevici'nin transfer edilmiş olması son derece mantıklı bir hareketti. Geldiği gün de yazdım, Eylül ayına girdiniz ve Asamoah'ı mutlaka transfer edeceğinizi söylüyorsunuz. O gelene kadar günü kurtarmak gereklilikti, haliyle elinizin altındaki, ne vereceğini bildiğiniz Latovlevici'nin bu maliyetlere transferi çok doğru bir hareketti.

Sol bek transfer edilmesin, Linnes / Denayer orayı götürür, yeri gelir Mariano da solda oynar gibi görüşler vardı, hiç katılmadığım. O görüşlerin boşa çıktığını gördük işte, Linnes sakatlandı ve bu yoklukta kimi oynatmayı planlıyordunuz. Ayrıca Latovlevici de bana göre Linnes'in önünde bir sol bek, en azından o pozisyonun futbolcusu. 

1 haftalık idmana ve hiç hazır olmamasına rağmen o kadar iyi bir maç çıkardı ki. Mariano'yu haftalardır konuşuyoruz mesela, sağ kanatta iyi bir etkimiz vardı. Linnes'in mücadelesi iyiydi ama solda o etkiyi yaşayamadık, sol / sağ dengesi yoktu. Latovlevici'yle birlikte o denge sağlandı, soldan da gelir olduk ve Mariano'yu rahatlattı bu, Mariano da mevcudun daha üzerine koydu.

Latovlevici için yazmıştım, büyük takım sol bekidir. Benim mantığım şu, büyük takım bekleri geriden oyunu iyi kurabilmeli, kilit açabilmeli ve hücum etkileri yüksek olmalı. Gökhan Gönül / Caner Erkin gibi düşünün, Fenerbahçe'nin yıllarca en büyük kozlarından biri buydu. Galatasaray ise Linnes / Carole, Sabri Sarıoğlu ya da bu tarz beklerle yürümeye çalıştı. Oysa Eboue / Riera dönemi yaşatılan etkiyi hatırlayın.

Burada kaliteyi kıyaslamıyorum, tarzı belirtmek istiyorum. Latovlevici sol ayağını iyi kullanan bir bek, geriden oyunu iyi kurar, kilit açar (ortaları ve şutları ile), hücuma çok destek verir. Savunma noktasında sıkıntıları vardır, aşırı da hızlı bir oyuncu değildir ama sol tarafı iyi kullanır. Kasımpaşa maçında ortaları isabetsiz görünebilir ama bu bile yetti, baskıyı hissettirdik, bek etkisini dengelemeyi başardık.

Hazır olmamasına rağmen bu uyumu gösterdi, asıl konuşulması gereken şey. Sırıtmadı, bu düzenin oyuncusu olacağını tek maçtan gösterdi. Özellikle iç sahada Latovlevici'nin etkisinden söz etmeye başlayacağız. Asistleri de gelecek, elbette o ortalar isabet sağlayacak. Şu dönemi atlatmak anlamında olabilecek en iyi transferdi kendisi, bu konuda yanılmamak güzel..

Maicon / Serdar Aziz, yükselen savunma kalitesi


Galatasaray'ın savunma anlayışını konuşarak başlamak lazım. Baskılı bir futbolumuz var, dolayısıyla önde basıyoruz, stoperler neredeyse orta sahaya kadar geliyor, topla çıkıyorlar. Özellikle de Maicon, Mariano hücumu çok zorladığı için sağ bek gibi oynuyor. Fernando ise stoperlerin arasına giriyor ve 3'lü savunmaya dönebiliyoruz. 

Bu savunma anlayışında açık alanda da yakalanacağız, pas hatası da yapacağız. O riski aldık, bu oyunun gerekliliği. Maicon ve Serdar Aziz'i de kağıt üzerinde ağır stoperler olarak nitelendirir çoğu kesim, oysa farklı. Ağır olduklarını düşünüyorum, hamle zamanlamaları oldukça yerinde ve açık alanda yakalanmamıza rağmen oldukça başarılılar.

İyi bir ikili olduklarını düşünüyorum, savunma kalitemizi net şekilde yükselten unsur oldular. Akan oyunda pozisyon vermiyoruz, yediğimiz goller klasikleşmiş duran toplar. 5 maçta 3 gol yedik, mevcut oyun tarzımızda olabilecek bir sayı. Havadan sorunu çözdük, bu anlamda ligin en iyi ikilisi. Geriden oyunu iyi kuruyoruz (Fernando ve bekleri de dahil ettiğimizde), akan oyunda da verdiğimiz pozisyon yok.

Dediğim gibi, açık alanda yakalanacağız, bu oyunun gerekliliği. Kasımpaşa'nın bulduğu pozisyonlar bu şekilde geldi ama çok değil. Ligin en iyi hücum takımlarından biri Kasımpaşa, bu anlamda gayet ölçü olacak bir maç. Serdar Aziz zaten iyi bir stoperdi, sıkıntısı yaşadığı sakatlıklar. Maicon ise büyük takım stoperi, transferi itibariyle eleştirildi ama o gün dediklerimi bugün izliyorum.

Pas özellikleri eleştirilmişti, geriden nasıl oyun kuracağımız sorgulanıyordu. Maicon'un yüzde 95 pas isabet oranı var, 12'de 11 de uzun pas sayısı. Serdar Aziz ise yüzde 97 pas oranı, 57'de 56 kısa pas sayısı. Fernando'nun da geriden kurulan oyunda etkisi büyük ama oyunu da gayet iyi kuruyorlar işte, özellikle Maicon gayet zorluyor, basit oynamıyor. Chedjou'yu överdik bu konuda ama Maicon da bu işi yapıyor işte.

Duran top sorununu da çözebilirsek böyle bir oyuna rağmen çoğu maçta tulum dahi çıkarabiliriz. Hücum ve tempo takımıyız, amansız bir baskı istiyoruz. Stoperler öne çıkıyor, hücumda oyunun içindeler ve tüm bunların ışığında akan oyunda verilen çok fazla pozisyon yok. 

Savunma kalitemiz fazlasıyla yükseldi. Geride bekleyen Denayer gibi bir alternatif var üstelik, Serdar Aziz burnundan ameliyat bile olamıyor bu yüzden. Biliyor ki formayı kaptırdığında bir daha alması zor, Latovlevici'nin 11'e yerleşmesi gibi. Linnes bu sorunu yaşayacak..

16 Eylül 2017 Cumartesi

Galatasaray 2-0 Kasımpaşa, bu coşkunun verdiği keyif büyük


Israrla altını çizdiğim nokta, büyük takımın bekleri geriden oyun kurabilmeli. Mariano'nun ilk günden bu yana belli bir istikrarı var, kalitesini belli ediyor. Bunu dengelemek önemliydi, soldan da gelebilmek. Linnes'le bu kısmen oldu, azminin ve mücadelesinin artısı büyük olsa bile. Latovlevici ise özellik itibariyle tam bir büyük takım sol beki, hazır olmamasına rağmen bu dengeyi kurdu.

Bir değişiklik var, 4-1-4-1'den 4-2-3-1'e dönüş. Badou Ndiaye rakip ceza sahasının daha uzağında, orta saha çizgisinde. Temponun kalbi o, özellikle işin defans tarafında. Biraz daha dengeli oynaması onu daha iyi kılar, sadece savunmaya odaklanmış gibiydi ama Fernando'yla iyi bir ikili oldular. Belhanda da biraz daha rahatladı, takımı sürüklediği anlar var, keşke maç içinde biraz daha istikrar kazansa. Yine de 2 golde attığı imza, hücum / savunma dengesi ile kalitesini gördük.

Belhanda özelinde eleştiriler erken ve panik halindeydi. Gerek olmadığını söyledim, beklemek lazım. Kilidi açan isim işte, farklı bir 10 numara. Sneijder gibi bir etki bekleniyorsa hatalı, çok farklı bir oyun tarzı bu. Hücumda oluşan sıkıntı Garry Rodrigues ve Tolga Ciğerci kaynaklı, o bitirici dokunuşu yapamadılar. Bu anlamda fabrika ayarlarına döndüler dedim, tercihler yanlış. Feghouli'yle o sorun biraz daha çözülecek, Belhanda'nın etkisi bir tık daha artacak.

Asamoah transfer edilmiş olsaydı Tolga Ciğerci yerine oynarmış, orası kesin. Latovlevici'yi sol bekte izlerdik, böylelikle müthiş bir denge yakalamış olurduk. Latovlevici'nin hazır olmamasına rağmen bu görüntüsü kıymetli, özellik itibariyle büyük takım beki. Geriden oyunu kurdu, sürekli bindirdi, tehlikeli ortaları vardı. Maçın adamı belki de Mariano ama Latovlevici'yle oyunu dengelemenin ve soldan gelmenin de Mariano'nun etkisinde önemli olduğunu düşünüyorum.

Böyle bir temponun ardından daha farklı bir skor bekliyoruz, 2-0 yetmiyor. Özellikle ilk yarıda rakibe hiç nefes aldırmadık, ilk yarının golsüz tamamlanması büyük mucize olurdu. İkinci yarıda ise tempo düşmüş göründü, oysa dengelediğimiz bir oyun vardı. Organizasyon noktasında sorun yaşadığımız doğru, bu tempoya hücum organizasyonu eklediğimiz an başka şeyler konuşacağız. Belli ki temel felsefe coşku, bu da keyif veriyor.

Bu coşku oyununda pas hataları olacak, pozisyon da vereceğiz. Maicon ve Serdar Aziz gibi isimler kağıt üzerinde ağır görünebilir ama öyle değil, doğru yerde pozisyon alıyoruz ve hatasız oynadılar. Rakibin kontradan geldiği anlar var ama sürekli bir tehlikeleri yok. Bizim verdiğimiz riskler, pas hataları sonucunda. Kasımpaşa'nın ligin iyi hücum takımlarından biri olduğunu düşünüyorum, bu maçı ölçü alabiliriz.

Gomis formda, durdurulamıyor. Bu etkiyi az çok bekliyordum, gol garantili forvet işte. İlk golü resmen sıfırdan buldu, kendi kaptığı top. Çok fazla pozisyon içinde görünmüyor, 5 tane kaçırıp 2 tane atmıyor, bulduğunu bitiriyor. Ön alandaki gücü, mücadelesi de ayrı. Hücum uyumsuz, organizasyon sorunu yaşayabiliyor ama Gomis'le bitiriyorsun. 5 maçta 7 gol 2 asist, bundan daha iyi bir başlangıç yok.

2-0'da kalmamalı bu skor, böyle bir oyun sonrası. Temiz galibiyet ama, hak edilmiş şekilde. 4-2-3-1'e dönüş biraz daha taşları yerine oturttu, Latovlevici'nin 11'e girmesi, Feghouli'nin de girecek olması hücum kalitesini yükseltecek. Tempoyu iyi yaydık, pas yapmamız gereken zamanda sakinledik, Antalyaspor karşısında bunu yapamamıştık mesela. Zamanla çok daha iyi olacağımıza inanıyorum, bu coşkunun verdiği keyif büyük..

15 Eylül 2017 Cuma

Oluşan bir panik havası var, Belhanda için yine yazma gereği oluştu


Oluşan bir panik havası var, Belhanda için yine yazma gereği oluştu. Östersunds rövanş maçı ve ligde oynanan 4 karşılaşma. Belhanda'yı değerlendirebileceğimiz maçlar bunlar, kısa bir dönem. Olay ise şu, ligde geçen 4 haftada öyle performanslar izledik ki Belhanda onların gerisinde kalmış gibi görünüyor. Performans anlamında istenen noktada olmadığı doğru ama gölgede kalması onu kötü bir transfer olarak nitelendirmemeli.

Konuşmak için erken çünkü, çabuk hüküm veriyoruz. Sneijder konusuna girmiyorum bile, üzerine çok yazdık. Ya da Belhanda'nın bonservisi gibi konular, hep konuşuldu bunlar. Önümüze bakma taraftarıyım, Belhanda'dan ne alabileceğimizi tartışacağız. Benim beklentim yüksek, bunu da karşılayacağına inanıyorum.

Hücum anlamında beklenen istikrarı yakalayamadığı doğru. Oyun içinde çok kopuyor, istenen sorumluluğu da alabilmiş değil. Oyunu sürükleyen, takımını sakin kılan ya da hücumda kaliteyi belirleyen isim olmalı ama henüz o ağırlığa girmedi. Belli anlar var, diyorsunuz ki Belhanda müthiş bir kalite. Kayserispor maçında attığı gol ya da Antalyaspor maçında atılan golün oluşumu gibi. Bunu sürekli yapmasını bekliyorsunuz, o devamlılığı henüz izleyemedik.

Takımın 10 numarası sonuçta, büyük bir transfer. Elbette beklenti olacak, insanların Belhanda konusunda bir heyecanı var. 27 yaşında, Sneijder ise 33. O pozisyonda 6 yaşlık bir gençleşme bu, hareketlilik bekleniyor. Belhanda'nın farklı özellikleri var, dripling özelliği ya da topla kat edebilmesi gibi. Daha hareketli ve tempolu ya da oyunun iki yönü noktasında aktif. İlk 4 maçın istatistiklerine baktığımızda kazanılan top ve ikili mücadele noktasında Belhanda'nın ismi üst sıralarda. Topsuz oyunda da doğru yerde, bunlar önemli.

Beklenti hücum olacak tabii, gol ya da asist noktasında. Hücumu sürükleyen, yönlendiren isim olması bekleniyor, sistemin beyni olmalı, o sorumluluğu almalı. Feghouli'nin sürece dahil olması Belhanda'ya yarayacak mesela, takım biraz daha uyum kazanacak, alışkanlıklar edinilecek. Lige öyle bir girdik ve yeni transferler için öyle performanslar izledik ki Belhanda onların arasında arkada kalmış gibi durdu. Biraz daha sakin olmalı, zaman vermeli.

Bu anlamda da Belhanda'nın takımdan kesilmesine, yedek kalmasına asla katılmam. Oynamalı, süreklilik kazanmalı, ısrar edilmeli. Maç içinde kenara gelir, o ayrı nokta da Belhanda kesilmemeli, takımın beyni o olacak diyorsak. Tanıdığımız, bildiğimiz bir futbolcu, panik halinde değilim. Az çok ne verebileceğini de kestiriyorum, biraz daha zaman gerekecek..

Milan gibi bir takımın 10 numarası olmak büyük iştir


Hakan Çalhanoğlu 20 dakikada 1 gol 2 asist. Attığı golde müthiş bir bitiricilik var, zaten sağ ayağının gücü üzerine çok fazla kelam etmeye gerek yok. Bu noktada olmasının en büyük sırrı belki de, bu anlamda Dünya üzerinde en güvenilecek ayaklardan biri. Çok da severim kendisini, büyük bir karakter olduğunu düşünürüm ama futbolu üzerine hala çözemediğim şeyler var. Futboldan çok anlamadığımdan belki de, bilemiyorum. Milli Takım'da kendisi için hala bir yer bulabilmiş değilim ki öne çıkan performansını henüz izleyemedik. Forvetin arkasından ziyade kanatlarda da sık kullanıldı, belki de bundandır. Ama bu yönlülüğü kıymetli, Leverkusen'de de böyle oynadı, Milan'da da zaman zaman kullanılıyor, onu farklı kılacak özelliklerden. 10 numara değil de düz bir futbolcuymuş hissiyatı uyandırabiliyor, çözemediğim şeyler de bunun üzerinden zaten. Pas aksiyonu, oyun görüşü, çalım özelliği gibi, bu konularda büyük farklılığı yok. Müthiş bir şut gücü var, Dünya'nın en iyi duran top kullanan isimlerinden biri ama sadece iki özelliğiyle de bu noktada değil. Milan gibi bir takımın 10 numarası olmak büyük iştir, Türkiye adına büyük gurur. Şu görüntüsünü Milli Takım'da da izlemeyi umuyorum, ihtiyaç var çünkü. 
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger