28 Nisan 2015 Salı

Semih Kaya'nın Sakatlık Haritası

Nokta Transfer #4; Joel Campbell

 
Sezon başında Prandelli'nin en çok istediği isimlerin başında geliyordu, kiralanması da mümkündü ama devre arasında Villarreal'e kiralık olarak gitmişti. Prandelli'nin Campbell ısrarı sence nedendi?

Hasan Yıldırım: Bence Prandelli (bizim de daha önce defalarca dile getirdiğimiz gibi); Galatasaray'ın skorer kanat oyuncusu eksiğini giderebileceğini düşündüğü için Joel Campbell transferini istedi. Campbell geçen sezon Olympiakos formasıyla çok iyi bir sezon geçirmişti. Sonrasında geçen yaz Dünya Kupası'nda Kosta Rika formasıyla yine çok iyi bir performans ortaya koydu. Arsenal'de forma şansı bulması zor görünüyordu. O yüzden de Prandelli'nin; Campbell gibi hücumda joker olarak kullanılabileceği, Galatasaray'ın skorer kanat oyuncusu ihtiyacını giderebilecek bir ismi istediğini düşünüyorum.
 
2014 Dünya Kupası'nda Kosta Rika'nın çıkışında en önemli pay sahiplerinden biri de Joel Campbell'dı. Harika bir Dünya Kupası geçirdi, piyasasını yükseltmişti ama Arsenal onu takımda tutmaya karar verdi ama çok şans bulamadı, sonrasında da Villarreal'e kiralandı. Villarreal günleri nasıl geçiyor, hala Dünya Kupası seviyesinde mi?
 
Hasan Yıldırım: Arsene Wenger, Dünya Kupası sonrası Joel Campbell'ı kadroda tutmayı tercih etti, ama devre arasında Villarreal'e kiralanana kadar Campbell'ın çok fazla şans bulduğunu söylemek zor. Premier Lig'de sadece 4 maçta forma şansı buldu, bu maçlarda toplam 41 dakika sahada kalabildi. Şampiyonlar Ligi'nde sadece Galatasaray'a karşı 90dk sahada kaldı. 10 maçta Arsenal forması giydi, bu maçlarda 312 dakika sahada kaldı, gol atamadı, asist yapamadı, sonrasında da devre arasında Villarreal'e kiralandı. Villarreal'de de beklentileri karşılayabildiğini düşünmüyorum. Avrupa Ligi'nde 4 maçta da Villarreal forması giymesine rağmen; 1 kez ilk 11'de sahaya çıktı, sadece 143 dakika sahada kalabildi. La Liga'da 12 maçta kadroda yer aldı, 11 kez ilk 11'de sahaya çıktı, 5 kez 90 dakika sahada kalabildi. Kral Kupası'nda 3 maçta kadroda yer aldı, 2 maçta forma giydi, 1 kez ilk 11'de sahaya çıktı, toplam 81 dakika sahada kalabildi. Bu maçların hiçbirinde gol atamadı, asist yapamadı.
 
Genç ve potansiyelli bir isim olmasına karşı Arsenal'de istediği kariyeri bulamayacak gibi, bu anlamda yine kiralanması gündeme gelebilir. Galatasaray'ın bu transferde şansı sence ne olur, makul bir hamle midir?
 
Hasan Yıldırım: Joel Campbell'ın çok yetenekli ve potansiyeli yüksek bir futbolcu olduğunu düşünüyorum. Arsenal'de kalıcı olduğunu düşünmüyorum. Kalırsa da oynaması, kendisini göstermesi zor görünüyor. O yüzden de büyük ihtimalle önümüzdeki yaz Arsenal'den ayrılması gündeme gelecektir. Sözleşmesi 30.06.2016'da sona eriyor. Yani önümüzdeki yaz sözleşmesinin bitmesine 1 sezon kalacak. Bana kalırsa; Arsenal ya sonraki sezon Campbell'ı bonservissiz kaybetmemek için Campbell'la önümüzdeki yaz sözleşme uzatacaktır, ya da Campbell için teklif gelirse Campbell'ı satacaktır. Campbell'ı kadroda tutmayı düşünme ihtimalleri zayıf gibi görünüyor. O yüzden Campbell'la sözleşme uzatma ihtimalleri daha düşük. 
 
Oyuncunun piyasasının 5-6m€'dan fazla olacağını zannetmiyorum. Satın alma kiralama opsiyonu da düşünülebilir diyeceğim, zaten 2016 yazında sözleşmesi biteceği için, sözleşme uzatmadıkları takdirde bu ihtimal dahilinde görünmüyor. Oyuncunun İspanya, Portekiz, Yunanistan, Hollanda gibi liglerden talibi çıkabilir. Üst düzey bir takımın onu nokta atışı transfer olarak düşüneceğini zannetmiyorum. Belki alternatif olarak düşünebilirler. Galatasaray bu açıdan iyi bir tercih olabilir. Campbell kötü bir oyuncu değil ve sarı kırmızı formayla çıkış yapıp, her 2 kanatta da Galatasaray'a faydalı olabilecek bir isim. 2013-2014 sezonunda Olympiakos formasıyla 43 resmi maçta 11 gol atmış, 12 de asist yapmıştı. Daha sonrasında geçen yaz Dünya Kupası'nda santrafor olarak oynamış, 1 gol, 1 asist yapmış, ama istatistiklerini bir kenara bırakırsak, Kosta Rika formasıyla izleyenlerin beğenisini kazanan bir futbol sergilemişti. 
 
Özellikle Fırsat Transferleri içinde yazdığımız Bryan Ruiz'le birlikte Kosta Rika'nın turnuvanın sürpriz takımlarından olmasını sağlamışlardı. Galatasaray eğer elini çabuk tutarsa, Campbell'ı belki uygun şartlarla kadrosuna katabilir diye düşünüyorum. Campbell'ın 92 doğumlu olduğu genç ve yetenekli bir oyuncu olduğu da düşünülürse; sözleşmesi bitecek kaliteli kanat oyuncuları eğer transfer edilemezse, Joel Campbell seçeneği de düşünülmeli. 
 
 
Joel Campbell'ı anlatmanı istesek neler söylersin, hangi özellikleri onu özel kılıyor?
 
Hasan Yıldırım: Joel Campbell; sol ayağı çok daha etkili kullanılabilen bir futbolcu. Etkili mevkisi sağ kanat, ama gerektiğinde sol kanat, santrafor ve yardımcı forvet olarak da oynayabiliyor. 4-3-3'te kanat forvet olarak, veya 4-2-3-1'in kanatlarında etkili olabiliyor. Sol ayağını daha etkili kullanabildiği için; sağ kanatta oynatıldığında, ters ayakla içe kat edip daha fazla tehlike yaratabiliyor. Tekniği iyi, kolay adam eksiltebilen, çalım atabilen, hızlı bir isim. Son vuruşları üst düzey değil, ama bir kanat oyuncusuna göre iyi. Özellikle sol ayağıyla yakaladığında, pozisyonları daha rahat gole çevirebiliyor. Yine sol ayağıyla ceza sahası dışından etkili şutlar çekebilen, frikikleri etkili kullanabilen bir futbolcu. Oyun zekası iyi. Pasları ve ortaları iyi. Takım arkadaşlarını gol pozisyonuna sokabiliyor. Hızı ve iyi tekniği sayesinde rakip ceza sahasında top tutabiliyor.
 
Kanat özellikli forvet arıyoruz aslında, hep yazdık bunu. Campbell de bu anlamda önemli bir opsiyon gibi görünüyor, sen ne düşünüyorsun?
 
Hasan Yıldırım: Sana katılıyorum. Eğer düşünülürse, Joel Campbell'ın Galatasaray için iyi bir transfer olabileceğini düşünüyorum. Bu sezon performansının çok iyi olmaması avantaj. 22 yaşında, potansiyeli yüksek, yetenekli bir futbolcu. Galatasaray'ın kanat forvet ihtiyacını karşılayabilecek bir isim. Tabi öncelik; Evgen Konoplyanka, André Ayew gibi sözleşmesi sezon sonunda sona erecek oyuncularda olacaktır. Ama eğer bu futbolcular transfer edilemezlerse (sözleşmeleri biteceği için talipleri çok olacaktır); bu sefer her iki kanat için yıl sonunda sözleşmesi Balázs Dzsudzsák, veya sözleşmesi devam eden Lukas Podolski, Joel Campbell gibi isimler gündeme gelebilir diye düşünüyorum.

27 Nisan 2015 Pazartesi

Çok Ünlü Değildik Ama Takım Ruhu Harikaydı; Sébastien Pérez

Kendi izlediğim döneme yönelik konuşayım, Galatasaray formasını sadece bir sezon giyip, bu denli iz bırakan çok futbolcu yok. Say deseler, Jardel'i ilk sıraya koyar, sonrasında da Sébastien Pérez, Albul Kader Keita ve Andres Fleurquin gibi isimleri söylerim. Perez'in önemi bir de şuradan gelmekte, o sezon öyle bir performans gösterdi ki, yıllarca sağ bek aradık, Eboue'e kadar da bulamadık ama Pérez'in koyduğu çıta sayesinde kolay kolay sağ bek beğenemedik. Çok isimler geldi gitti ama onun verdiği katkının çok uzağında kaldı. Bu anlamda böyle bir röportajı gerçekleştirmek benim adıma çok büyük bir olay. Çünkü en çok sevdiğim, aradığım, hatırladığım isimlerden biri. Chica'ya da en büyük teşekkürü ediyorum, çeviri için..


Galatasaray formasını sadece bir sezon giymenize rağmen Galatasaray taraftarının unutamadığı isimlerden biri oldunuz. Galatasaray'a transfer oluş sürecinizle başlayalım, transferiniz nasıl gerçekleşti?

Sébastien Pérez: Marsilya'yla sözleşmem vardı ama kendi adıma yeni bir şeyler yapmak istedim. Jardel'ın o dönem Marsilya'ya transferi gündemdeydi ve Galatasaraylı yöneticiler anlaşmaya benim adımı da dahil etmişler. Jardel'in Marsilya'ya transferi gerçekleşmedi ama ben Galatasaray'a geldim. İstanbul’a geldiğime hiç pişman olmadım. Tam tersine, Galatasaray’a gelip oynamayı çok istedim. Beni harika bir şekilde karşıladılar. Yöneticiler de, oyuncular da, taraftar da bana karşı harikaydılar.

Galatasaray'da bulduğunuz ortam nasıldı, transferinize yönelik hiç pişmanlığınız oldu mu?

Sébastien Pérez: Ben Galatasaray’a geldiğimde çoğu insan bunu bir geçiş dönemi olarak gördü. Jardel, Taffarel, Hakan Şükür, Popescu, Ümit Davala, Emre Belözoğlu ve Okan Buruk gibi isimler gittiler ve Mondragon, Fleurquin ve ben geldim. Öyle çok ünlü değildik ama takım ruhu harikaydı. Lucescu çok güçlü bir takım yarattı, sahada kimse pes etmiyordu. Var gücümüzle savaştık. Rakiplerimiz bizi yenerken hep zorlandılar.

O sezon kazanılan şampiyonlukta ve yakalanan Şampiyonlar Ligi başarısında da payınız büyük oldu. Galatasaray günlerinizi anlatmanızı istesek neler söylersiniz, o başarı nasıl kazanıldı, sizin için en büyük pay kimindi?

Sébastien Pérez: Bana göre, başarımızda en büyük rol Lucescu’nundu. Taktikleri ve stratejisi açısından çok iyi bir teknik adam. İnsan olarak da çok çok iyi biri. Takım olarak kendi aramızda ortamımız muhteşemdi. 


Galatasaray, sizin takımdan ayrılmanızın ardından sağ bek konusunda çok büyük sorunlar yaşadı, birçok ismi transfer etti, o pozisyonda kullandı ama Emmanuel Eboue'nin transferine kadar büyük sıkıntılar yaşadı ve Eboue'nin da gözden düşmesi uzun sürmedi. Ben bu durumu sizin zamanında o pozisyonda gösterdiğiniz performansa bağlıyorum, siz ne düşünüyorsunuz?

Sébastien Pérez: Bilmiyorum. Şampiyonluktan sonra bir sürü şey değişti. Lucescu gitti, takımın başı oydu. Başka bir teknik direktör geldi, takımda yeni bir dönem başladı ve yeni bir hava esti. Yine de yıl boyunca kendimi çok iyi hissettim. Kulüp bir aile gibiydi. Her bir üyesi harikaydı ve çok güzel sonuçlar aldık.

Galatasaray'dan ayrılığınız nasıl gerçekleşti? Kiralık olarak forma giyiyordunuz, o dönem forma giyen çoğu yabancı gibi ama üstün de bir performans göstermenize rağmen ayrlık yaşandı. O süreci bizlere anlatır mısınız?

Sébastien Pérez: Marsilya'nın futbolcusuydum ve yeni teknik direktör (Alain Perrin) beni istedi. Lucescu’ya “Siz ne yapmak istersiniz?” diye sordum, çünkü gerçekten kalmak istiyordum. O da bana kulübün benimle yeni bir sözleşme yapacağından emin olmadığını söyledi. Uzun bir süre düşündüm ve Marsilya'ya dönmeye karar verdim. Çünkü Galatasaray’da yeni teknik direktörün beni isteyeceğinden emin değildim.

Galatasaray sonrasında kariyeriniz nasıl şekillendi ve şu sıralar neler yapıyorsunuz?

Sébastien Pérez: Marsilya'ya döndüm ve çok güzel bir sezon geçirdik. Şampiyonlar Ligi’nde oynadık, bir yıl sonra Uefa Kupası finalinde Valencia’yla karşılaştık. Sonrasında Marsilya'dan uzağa gitmek istemedim, çünkü eşim bebek bekliyordu. Lig 1’deki Istres adlı kulüple anlaştım ve 2006’ya kadar orada kaldım. Daha sonra Cantona’yla plaj futbolu oynadık, 3 Dünya Kupası gördük. Şu anda Lig 2’de Dijon’un Sportif Direktörüyüm. 


Galatasaray'ı takip etme şansınız oluyor mu?

Sébastien Pérez: Tabii!!! Galatasaray'ı takip ediyorum ve geçen yıllarda Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde görmekten gurur duydum. Umarım bir kez daha Türkiye Ligi şampiyonu olurlar.

Son olarak şunu sormak isterim, Galatasaray'da en unutamadığınız maçınız, en sevindiğiniz an ve anlatmak istediğiniz özel bir anınız var mı?

Sébastien Pérez: Hiç unutamadığım maç Fenerbahçe maçımız. Onları 2 yıl boyunca yenememiştik ama Ali Sami Yen'de inanılmaz bir atmosferde 2-0 yendik. Kariyerim boyunca  Saint-Etienne - Olympique Lyon, Marsilya – Paris Saint Germain, Bastia - Nice maçlarını gördüm ama Galatasaray - Fenerbahçe maçı en iyisiydi.

En mutlu anım ise Ali Sami Yen’deki son maçımdı. O son günümde 5-1 kazandık ve 2 gol ben attım!!! Son maçımda beni bütün sezon boyunca motive eden Galatasaray taraftarına verebileceğim en güzel hediyeydi bu. Taraftarı ve Galatasaray’ı asla unutamam. Her zaman kalbimde olacak. SONSUZA DEK CIM-BOM!! En iyi dileklerimle..

Hepimiz Yanıldık, Olcan Adın Konusunda da Yasin Öztekin Konusunda da


"Hamza Hamzaoğlu'nun kendi elleriyle kazandığı Yasin Öztekin'i en formda döneminde kulübede oturtmasına açıklama bulamıyorum."

Uğur Meleke'nin bu yorumu yüzde yüz doğru. Ben de her fırsatta bunu yazıyorum. Hamza Hoca'nın en büyük kazanımlarından biri Yasin Öztekin. Kimsenin umut bağlamadığı, devre arasında gönderilir dediği, transfer olurken kötü hamle diye nitelendirdiği bu futbolcunun yükselişi, geldiği şu nokta ders olacak cinsten ve bu başarıda da en büyük pay Hamza Hoca'nın, çünkü o şansı kendisine verdi, Yasin Öztekin de müthiş değerlendirdi.

Galatasaray'ın en iyi kanat oyuncusu durumunda, bu tartışılmaz bir gerçek. Sneijder'le yakaladıkları uyum, sağladıkları hücum gücü bir yana, Sneijder'siz Yasin Öztekin olmaz söylemi de dün itibariyle çürüdü, Yasin Öztekin her şartta bu takımın olmazsa olmaz kanat oyuncusu (bu sezon için). Böyle bir ismi de yedek bırakıp, ısrarla Olcan Adın'ı kıyıdan köşeden bir şekilde takıma monte etmeye çalışmak, hele ki şu ortamda çok büyük bir lüks olsa gerek, lüksten de öte gereksiz, adaletsiz, anlamsız bir çaba.

Olcan Adın'dan olmayacağı açık, maalesef hepimiz yanıldık. Olcan Adın konusunda da Yasin Öztekin konusunda da. Yasin Öztekin bu kadar formdayken Başakşehir maçında oyundan alınması hataydı ve sonucunu gördük, Trabzonspor deplasmanında 45'de oyundan çıkması hataydı, Olcan Adın yine birşey vermedi. Gaziantepspor karşısında da 11 başlaması diğer hata, oyuna girdikten sonra maçın seyrinin nasıl değiştiğini izledik.

Yasin Öztekin de dün itibariyle önemli bir ders verdi. Belki gol atmadı, asist yapmadı ama galibiyetin bir numaralı anahtarı oldu. Kornerden gelen gol onun yarattığı pozisyondan kaynaklandı, rakibin tüm dengesini bozdu, hızlı oyunu takımı hücumda tuttu, hızlı futbola anlam kazandırdı. Gol sonrasında bu pozuyla da olası şampiyonluk almanağında anlamlı bir fotoğraf oldu.

Hamza Hoca'nın dün söylediği, rakibin yorulmasını bekledik yorumu da yanlıştı, hem de büyük hata. Gaziantepspor gibi bir takıma karşı hızlı oynarsınız, tempolu, baskılı başlarsınız ve 10 dakikada yorarsınız, fazla değil. O 10 dakikada da gol gelir, sonrasında farkı açarsınız, hücum oynamaya belki biraz daha düşük tempoyla devam edersiniz. Dün olduğu gibi panik halde hücum etmez, 80. dakikalara kadar ecel terleri dökmezsiniz. Hücumu da formda olan, Yasin Öztekin ve Bruma gibi isimlerle yaparsınız, bu kadar basit.

Hocam, umarım hatasından döner. Eminim ki o da farkında..

Göztepe PTT 1. Lig'de


13 senem İzmir'de geçti, orada büyüdüm, memleket olarak orayı kabul eder, İzmir'e dair en çok da Göztepe'yi severim. Tekrar kutlu olsun, Göztepe PTT 1. Lig'de..

Alt Yapıdan Yetişen Gençler O Formanın Hayaliyle Büyümeli


Juventus, Del Piero'nun 10 numarasını emekli etmek istediğinde bunu kabul etmemişti. Pirlo da bu kararı desteklemiş ve şöyle söylemişti;

“Del Piero’ya tamamen katılıyorum. 10 numaralı forma asla emekliye ayrılmamalı. Alt yapıdan yetişen gençler o formanın hayaliyle büyümeli” 

Son derece doğru bir düşünce. Alt yapılardan yetişen, futbolcu olma hayalleri ile büyüyen futbolcular bir gün o formayı giyebilme hayalleriyle büyümeli. Hepimizin idolleri oldu, o futbolcuların formalarını aldık, giydik. O gençlerin bu anlamda hayalleri ellerinden alınmamalı.

Maldini'nin 3 numarası, Javier Zanetti'nin 4 numarası elbette onlara özel, onlarla hatırlanacak numaralar. Formalar müzeye kaldırılır, stada asılır, her şekilde saygı, vefa gösterilebilir ama forma emekli etme olayı bana hep yanlış gelmiştir.

Inter de Javier Zanetti'nin 4 numaralı formasını emekli etti. Çok büyük bir futbolcuydu, çok da büyük bir kariyer. Zanetti gibi bir profesyonel de kolay olunmuyor, 39 yaşında bile üst düzey şekilde Inter gibi bir takımın formasını giyebilmek. 4 numara denildiğinde de aklıma gelen ilk isim.

Yine de Del Piero gibi düşünmesini isterdim her yıldızın, bu formalar ve numaraları onu özel kılan futbolcular sayesinde bu kadar değerli. Herkesin de hayali birgün o formayı, numarayı giyebilmek ve sonrasında Javier Zanetti'nin, x'in y'nin formasını ben giydim diyebilmek.

Mesela Galatasaray için 10 numara özel, nedeni ise Metin Oktay, Hagi gibi futbolcular. Hagi futbolu bıraktıktan sonra bir sene 10 numarayı kimseye vermedi Galatasaray. Sonrasında bayağı itibar kaybettirildi o formaya ama bugün Sneijder en güzel şekilde o numaranın hakkını veriyor. Aynı şekilde Bülent Korkmaz'ın 3 numarası, Hakan Şükür'ün 9 numarası, hepsi çok değerli, kıymetli. Ama bu formalar emekliye ayrılmamalı, herkesin hayali olmalı..

27 Nisan 2008, Shabani Nonda & Fenerbahçe


2007-2008 sezonunda gelen şampiyonluk unutulmazlar arasındadır. Kalli'nin istifası sonrasında son haftalarda kaos beklenirken o kaos yaşanmamış, son 6 haftada 6 galibiyetle birlikte lig şampiyonluğuna uzanan bir Galatasaray. Önce Cevat Güler'e selam çakmak lazım, çok büyük bir yürekti gerçekten. Şu şampiyonlukta adı çok fazla anılmaz ama katkısı, varlığı çok önemliydi. 

O 6 haftalık fikstürde de en önemli maçlardan ilki Fenerbahçe ile oynanan derbiydi, liderlik geldi bu galibiyetle birlikte, diğeri de Sivasspor deplasmanıydı. 1-0 kazandı bu maçı Galatasaray, Edu & Volkan Demirel işbirliği sonrasında hatayı koklayan ve golü bulan Nonda ile. Nonda'nın da Galatasaray tarihine altın harflerle geçtiği maçtır bu. 

O sezon gelen şampiyonluğun da en önemli isimlerinden biri ayrıca. Galatasaray formasını giydiği 2.5 sezonda da oynadığı her maç formanın hakkını vermiştir, elinden geleni yapmıştır. Bu yüzden de galibiyeti Nonda üzerinden anmak gerekiyor, Nonda'ya da bir selam çakalım..

26 Nisan 2015 Pazar

Hakan Kadir Balta, Galatasaray 1-0 Gaziantepspor

Sol bek olarak başladığı Galatasaray kariyerine stoper olarak devam eden Hakan Balta'nın geçmişe baktığımızda da birçok kader anına imza attığını görürüz. 2011-2012 şampiyonluğunda oynanan bir Gaziantepspor deplasmanı vardır, orada çıkardığı top mesela. Bugün Gaziantepspor karşısında gelen golü de şampiyonluk halinde unutulmayacak bir hikaye olacak. TT Arena'da Galatasaray formasıyla atılan 200. gol de olması bir yana, gerçekten de büyük bir kırılma anı yaşattı bizlere bu gol. Hakan Kadir Balta derken yaşanılan efektti bu gol.

Maça dönelim. Bu sezon daha kötü anlar yaşandı, daha kötü maçlar da yaşandı ama benim bu sezona yönelik en çok sinirlendiğim maç oldu. Son haftalara gelmemizin, yaşanacak kayıpların telafisinin de olmayacağı önemli bir etmen ama Hamza Hamzaoğlu'nun gereksiz ısrarları, kendi yarattığı şampiyonluk ihtimalini ısrarla kaybetmek istemesi, kendi kazandığı futbolcuları ısrarla kenara atması gibi. Hep söylediğim gibi, Yasin Öztekin ve Bruma gibi futbolcuları kazanan da Hamza Hoca'dır ama kaybetmek isteyen de kendisi. Kimsenin ihtimal vermediği isimlerden en büyük katkıyı da alan kendisi, katkı vermeyeceği denenmiş bir gerçek olan isimler üzerinde de ısrar etmesi.

Yazıyı yazmak için bilerek şu saatleri bekledim, acaba Hamza Hoca maç sonrasında ne diyecek diye. Devre arasında bir twit atmıştım, umarım Yasin Öztekin ve Bruma oyuna girer, maç sonu basın toplantısında da Hamza Hoca özür dilemek zorunda kalır diye. Özür dilemedi haliyle, hatasının elbette farkındaydı ama yorumu çok anlamsızdı. 
"Bruma ve Yasin ile başlamayı düşünmedim. Onların etkili koşularından, rakip yorulunca faydalanmayı düşündüm" dedi Hamza Hoca. Cidden anlam veremedim. Şampiyonlar Ligi'nde dev bir rakibe karşı oynamıyoruz, önceliğimiz savunma değil. Kendi sahamızdayız üstelik, açık ve net, hücum yapacaksın, ilk yarıda işi bitireceksin. İşi de Bruma ve Yasin Öztekin gibi hücumcularla bitirirsin, denenmiş başarısız gerçekler olan Olcan Adın ve Umut Bulut'la değil. Bugün 0-0'da kalabilirdi Galatasaray, bu özgüven nereden kaynaklı?

Galatasaray hücum takımı arkadaşlar, mevcut kadro bize bunu anlatıyor. Galatasaray savunarak kazanamaz, bu sezonda da savunmasıyla kazandığı maç yok. Kalecisiyle var ama savunmasıyla yok. Hücum etmek zorundayız, hücum etmek için de hücumda kalmak. Rakip seni savunmak zorunda kaldığında senin savunman da rahat nefes alacaktır, öncelik bu olmalı. Başakşehir maçında 2-0 öndeyken Yasin & Dzemaili değişikliğiyle savunalım dedik ve maç verdik. Trabzonspor maçında önce kontrol dedik, koca ilk yarı boşa oynandı. Yakın tarih bu, savunarak kazanamıyoruz. Hücum etmek için de en iyi hücum oyuncularınla başlamak zorundasın.

Sneijder'in yokluğu handikaptı, bunu herkes söyler. Aklını kaybetmişti Galatasaray, Selçuk İnan orta sahada birçok işi yapmaya çalıştı ama Sneijder'in de boşluğunu dolduramadı. O boşluğu Emre Çolak da zor doldurur, o da dolduramadı aslında ama iyi oynadı, çok formda. Daha doğrusu o pozisyonda da pek oynamadı, Yasin Öztekin ve Bruma oyuna girene kadar kim hangi pozisyondaydı onu da çözemedik aslında. Panik oldu takım, kaos yaşandı.

4-2-3-1 başladık mesela (4-4-2 bu kadroyla en doğru tercih olacaktı). Umut Bulut önde Burak Yılmaz forvet arkası, Emre Çolak sağ kanattı. 10 dakika sonra iş değişti, bir baktım Burak Yılmaz'ı koşturmaya çalışıyor takım, Olcan bir sağda bir solda ama her yerde etkisiz, Emre Çolak dolaşıyor, Umut Bulut sağ kanatta beklenen çaresizlik içerisinde. Kaos olunca orta sahalarda ortadan kayboldu, topu alan hızlı çıktı. Hızlı oynuyorsunuz, tempo var ama tempoda en büyük silahlarınız kulübede. Haliyle de etkili olamıyor, çok pozisyon bulamıyorsunuz.

İkinci yarıda da durum böyleydi, 60'dan sonra gelen değişikliklerle birlikte temponun ibresi Galatasaray'a döndü, kanatları kullanan takımın rakibin tüm dengesini bozduğunu gördük. İşte o vakit Emre Çolak da Selçuk İnan da teknik kapasiteleri ile inanılmaz faydalı oldular, herşey rayına oturdu. Telles'in de hakkını verelim, Galatasaray formasıyla kariyer maçını oynadı, üstelik defansif anlamda verdiği katkıyla da. 

60'dan sonra çılgın bir hücum takımı olduk, Burak Yılmaz o golleri atsa daha da rahat bitirebilirdik ama bir şekilde kazandık. O golün geleceği gerçekten de belliydi, bu hücumun getirisi beraberlik olamaz. Hücum ederken savunmanız da yükseliyor, böyle birşey var, rakibi oynatmıyorsunuz. 1-0 öne geçtik ama hücum etmeye de devam ettik, geriye çekilmedi takım, beklemedi. Gaziantepspor'a bu anlamda hiç imkan tanınmadı ve son dakikada dahi Yasin Öztekin ve Burak Yılmaz'la pozisyonlar geldi.

Kazanılması gereken bir 3 puan, yanlışlarla başlayıp doğrularla devam eden bir süreç. Hamza Hoca umarım görmüştür, ders almıştır diyeceğim ama haftalardır yaşadığımız süreç, taraftar cidden işi daha iyi bilir oldu ve Yasin Öztekin tezahüratları maçı getirdi. Hamza Hocam maalesef izliyor, çok formsuz, kötü durumda ama telafisi olmayan zamanlardayız. Bu durumda da şampiyonluk gelse bile Hamza Hoca kalmalı mı sorusuna vereceğim cevap maalesef "hayır" olma yolunda ilerliyor. Umarım değişir bu düşüncem..

25 Nisan 2015 Cumartesi

İlkay Gündoğan Manchester United'da


Jürgen Klopp gibi bir ismin takımdan ayrılması bir devrin kapanıp yeni bir devrin açılması anlamına gelecekti, nitekim öyle de olacak gibi görünüyor. Borussia Dortmund'un yeniden bir değişim yaşama vakti geldi, zamanında Klopp'la başlayan bu değişim içerisinde yeniden en büyük olmayı başarmışlardı, bakalım Tuchel bu değişimi ne kadar sağlayabilecek?

Borussia Dortmund'un bir tarzı var, Klopp'la birlikte yarattıkları bir felsefe bu. Tuchel ismi de bu felsefenin devamı anlamına geliyor, Almanya'nın en potansiyelli teknik adamlarından biri. Klopp'un izinden gidebilecek ama Klopp'dan da farklı bir teknik adam, bu felsefeyi, çıtayı daha yukarıya da taşıyabilir, bunu bekleyip göreceğiz ama ben umutluyum.

Bu değişim içerisinde futbolcu bazında da ayrılıklar yaşanacaktır, ilk halka da İlkay Gündoğan olmuş gibi görünüyor. 30 milyon avro karşılığında Manchester United ile anlaşma sağlanmış ve bu ayrılıkların da devamı gelir. Büyük değişimler büyük de paralar gerektirir, Dortmund yine az paraya büyük işler başarma çabasında olabilir ama önemli bir kaynak yaratmak istiyorlar gibi görünüyor. Hummels, Aubameyang gibi talibi olan isimlerin de takımdan ayrıldığını görebiliriz.

Reus'la sözleşme uzatılmıştı, onu da takımda tutmak için önemli bir rakam gözden çıkarıldı ama her büyük futbolcu için aynı adımı atması imkansız Dortmund'un. Bu hayal kırıklığı ile geçen sezonun ardından da yeni bir takım kurmak isteyecekler, bu değişim de beraberinde 6-7 tane çok önemli transferi getirecektir. Bu transferlerin kaynağı da İlkay Gündoğan gibi isimlerin satışından gelecek para.

İlkay Gündoğan'ı Nürnberg'den 4-5 milyon avro gibi bir rakama almışlardı diye hatırlıyorum. Nuri Şahin'in Real Madrid'e transfer olduğu sezon. Nuri Şahin sözleşmesindeki madde gereği bana göre az bir miktara gitmişti (o sezon Bundesliga'nın en iyisiydi) ama İlkay Gündoğan'la daha az bir miktara o boşluğu doldurmasını bildiler. Dortmund'un bahsettiğim transfer tarzı bu işte, onlar Bayern Münih gibi hareket etmezler, felsefeleri doğrultusunda daha akılcı, makul hamlelerle yola devam ederler.

Nuri Şahin ve Kagawa gibi isimlerin ardından da Dortmund'da çıta düşmedi, yeniden lig şampiyonu oldular, Şampiyonlar Ligi'nde finale kadar uzandılar. Bu başarılarda da İlkay Gündoğan'ın payı büyük oldu, Dortmund orta sahasının vazgeçilmez isimlerinden biri olmasının yanı sıra, Alman Milli Takım'ına kadar yükselen bir kariyer. Son yıllarda yaşadığı sakatlıklar belki de en büyük handikapı, onun yokluğunda Dortmund zorlandı ama geri dönmesini bildi, bu kötü sezonda dahi kalitesini, piyasasını belli ederek Manchester United yolunu tutacak.

Nuri Şahin, Kagawa gibi isimler başarısız olup geri döndüler, Kagawa da Manchester United'a gitmişti mesela ama İlkay Gündoğan farklı olacaktır, Avrupa'nın en iyi orta sahalarından biri, topu defanstan alıp oyun kurma konusunda da işin en iyilerinden. Manchester United, Van Gaal'in ardından transferi bir yaşam biçimi olarak belirledi, transferi, para harcamayı, futbolcuları da öğütmeyi seviyorlar ama böyle bir fırsat yakaladıktan sonra da kaybedemezsiniz, Nuri Şahin de zamanında Real Madrid'e bu yüzden gitti, aynı şekilde İlkay Gündoğan da bu yüzden gidecek, belki Hummels bile.

Piyasada ne fiyatlar dönüyor, alakasız futbolcuların daha da büyük paralara transfer olabildiğini görebiliyoruz, İlkay Gündoğan'ın fiyatı da 30 milyon avro'dan daha yukarı olabilirdi, ben buna takıldım. Belki de yaşadığı sakatlıklar buna engel oldu, bilinmez..

24 Nisan 2015 Cuma

Nokta Transfer #3; Tom De Sutter


De Sutter gündemi de Club Brugge'nin Beşiktaş ile oynadığı maçlardan sonra oluştu. Az paraya büyük işler başarır diyebileceğimiz, fazlasıyla çalışkan isimlerden biri. Büyük bir isim değil belki ama o da büyük bir karakter, fazlasıyla da iyi bir futbolcu. Sen De Sutter için ne söylemek istersin?

Hasan Yıldırım: Tom de Sutter; Club Brügge altyapısında yetişmiş, bir dönem (Ocak 2009 - Temmuz 2013 arası) Anderlecht forması giymiş, sonrasında 2013 yazında 2m€ bonservis bedeliyle tekrar Club Brügge'e dönmüş bir isim. 85 doğumlu, yani 29 yaşında. Bugüne kadar ülkesi dışına çıkmamış. Aslında Anderlecht'te forma giydiği dönemden bu yana zaman zaman Türk takımlarıyla ismi anılmış bir futbolcu. Bu sezon Beşiktaş maçlarında gösterdiği performans sonrası daha çok dikkat çekti. 'Yıldız' diye tabir edeceğimiz bir futbolcu değil. Ama kaliteli bir oyuncu olduğunu söylemek lazım. Maliyetinin çok yüksek olacağını sanmıyorum. Club Brügge uygun şartlarla Tom de Sutter'i satabilir. Oyuncunun  kazancının da Türkiye şartları düşünüldüğü zaman çok fazla olmayacağını tahmin ediyorum. Önümüzdeki sezon yabancı sınırının rahatlayacağı da düşünülürse, hem ilk 11'de, hem alternatif olarak çok faydalı olabilecek bir futbolcu.

Elmander'i de arıyoruz aslında, Elmander'in tarzı ve bıraktığı etki Galatasaray üzerinde kalıcı bir iz bıraktı. Gol sayısı, asist rakamı anlamında belki çok üst seviyelerde değildi ama takımın o dönem başarısında büyük bir pay sahibiydi. De Sutter'i de izledikçe Elmander'i andırdığını düşünüyorum, bu doğru bir benzetme mi?

Hasan Yıldırım: Galatasaray'ın Elmander'i aradığı konusunda sana katılıyorum. Elmander ne üst düzey bir golcüydü, ne son vuruşları çok iyiydi, ne takımın gol yükünü çeken futbolcuydu. Ama Galatasaray forması giydiği dönemde çok ciddi katkı verdiği de bir gerçek. Bonservisi elinde transfer edildi. Yıllık kazanç olarak da; Türkiye’de kadroda bile yer almaması gereken futbolculara ödenen paralar düşünüldüğü zaman, Elmander'in maliyetinin oldukça düşük olduğu da söylenebilir. Elmander; maç başı ortalama 11km'nin üzerinde koşabilen, 90dk rakibe pres yapan, ikili mücadelelerde güçlü, rakip kaleye sırtı dönük oynayabilen, arkadaşlarına pas dağıtabilen bir futbolcuydu. Yaptığı pres; hem rakip savunmanın çakılı oynamasına neden oluyordu, hem de Galatasaray'ın rakip kalede daha rahat baskı kurmasına imkan tanıyordu. İlk sezonu olan 2011-2012 sezonunda Selçuk - Melo ikili orta sahasını rahatlatan en önemli faktörlerden birisi Elmander'di. Sonraki sezon ise sakatlıklar nedeniyle daha az maçta forma giyebildi. İlk sezonunda 36, ikinci sezonunda ise 25 resmi maçta Galatasaray forması giyerken; ilk sezonunda maçların çoğunluğunda ilk 11'de sahaya çıktı ve yöne çoğunluğunda ya 90dk, ya da 80dk üzerinde sahada kaldı. 2012-2013 sezonunda ise sadece 2 kere 90dk sahada kalabildi. Galatasaray formasını 61 resmi maçta giydi; 17 gol attı, 10 asist yaptı. 

Olası bir Galatasaray transferinde; Tom de Sutter'in Johan Elmander etkisi yaratabileceği konusunda sana katılıyorum. Her ikisi de uzun boylu, cok koşan, rakibe pres yapan, takım arkadaşlarına top indiren, pas dağıtan santraforlar. Her ikisinin de son vuruşlarının üst düzey olduğu söylenemez. Elmander yedek kaldığı zaman bunu dert etmeyen, ne zaman forma şansı bulsa bunu en iyi şekilde değerlendiren ve takımı için elinden gelenin en iyisini yapan, mücadeleci bir oyuncuydu. Tom de Sutter de o tarz bir futbolcu. Ama son vuruşlarının ve istatistiklerinin Elmander'den bir nebze daha iyi olduğunu belirtmekte fayda var. Tabi Tom de Sutter'in tüm kariyeri boyunca Belçika'da forma giymiş olmasının da etkisi illa vardır. Elmander'in kariyerinde İngiltere Premier Lig ve Fransa Ligue 1 gibi farklı ligler var. Johan Elmander kulüp kariyeri boyunca 383 resmi maçta 83 gol attı, 45 asist yaptı. Tom de Sutter ise 295 resmi maçta 97 gol attı, 35 asist yaptı.


29 yaşında olması itibariyle de maliyetinin çok yüksek olmayacağını düşünüyor ve bu hamleyle birlikte az paraya büyük işler başarılabileceğini düşünüyorum. Sence böyle bir transfer ihtimali olabilir mi, benim anlattığım kadar var mı?

Hasan Yıldırım: Tom de Sutter'in sözleşmesi 30.06.2017'de sona eriyor. Senin de belirttiğin gibi 29 yaşında. Kariyeri boyunca ülkesinin dışında bir takımın formasını giymemiş. Zaman zaman Türk basınında Türk takımlarıyla anılmış bir oyuncu. Ama transfer piyasasını takip etmeye çalışan birisi olarak, son 1 yıldır Tom de Sutter isminin transfer dedikodusuna karıştığını görmedim. Club Brügge Sutter'i 2013 yazında 2m€'ya transfer etti. Eğer talip olursak, uygun şartlarla satabileceklerini düşünüyorum. Tabi oyuncuyu ikna etmek de, böyle bir transferin uygun bir maliyetle bitirilmesi için avantaj sağlayabilir. Oyuncunun yıllık kazancının da çok fazla olduğunu düşünmüyorum. Sadece ilk 11'de oynayacak oyunculara değil, Sutter gibi gerektiğinde yedek olarak da alternatif olabilecek isimlere ihtiyaç var. Galatasaray kulübesinin kalitesinin de çok yüksek olmadığı konusunda çoğu Galatasaray taraftarı aynı fikirdedir eminim.

Bu sezon 36 maçta 16 gol 5 asist. Ama onun getirisi attığı gol rakamının üzerinde. Uzun fiziğine göre ağır olmayan, fazlasıyla çalışkan bir futbolcu. Sence hangi özellikleri ile daha ön plana çıkıyor, olası Galatasaray transferinde katacakları ne olurdu?

Hasan Yıldırım: Tom de Sutter; 1.92 boyunda, hava toplarında etkili, senin de belirttiğin gibi çok da yavaş veya ağır diyemeyeceğimiz, çok koşan, çalışkan bir santrafor. Oyun zekası iyi bir futbolcu. Arkadaşlarına hücumda hava topu indiren, pas dağıtan bir isim. Gol noktalarında etkili bir golcüyle yanyana, veya golcü özelliği iyi olan 2 etkili kanat oyuncusu ve arkasında Sneijder gibi bir 10 numarayla birlikte oynatıldığında etkili olabilir.

Futbolcunun piyasası ne ölçüde, bu transfer gerçekleştirilmek istense ne kadar fiyata bu iş bitebilir?

Hasan Yıldırım: Sözleşmesi devam eden oyuncular için net bir değer belirlemek zor. Sadece tahmini rakamlar üzerine konuşabiliyoruz. Tom de Sutter'in piyasasının hareketli olmaması, kısa süre içinde herhangi bir kulübün oyuncuya (basına yansıyan) bir teklif vermiş olmaması da oyuncunun takribi değerini belirlemeyi zorlaştırıyor. Talip olursak Club Brügge'ün Tom de Sutter için ne kadar bonservis talep edeceği tam bir muamma. Ama tahminen 2,5-3.5m€ arası bir bonservis bedeliyle bu transfer biter diye düşünüyorum. Tabi yanılma payı böyle transferlerde her zaman var. Net konuşmak yanlış olur.
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger