25 Mart 2017 Cumartesi

Lider stoper işte, uzakta mı arıyoruz?


Tudor'a hediye edilen 5 numaralı Galatasaray formasını görünce aklıma geldi, aradığımız lider stoper kendisi değil mi diye. İşin şakası tabii bu, Galatasaray'ın yeni dönemde ihtiyacına yönelik bir vurgu diyelim. 

Herkesin gördüğü bir konu gerçi, Ujfalusi'den bu yana yazdığımız mesele. Popescu sonrası da aynı şeyleri konuşuyorduk, bir dönem Song / Tomas ikilisiyle bir istikrar sağlamış ama aranan lider profili Ujfalusi'yle bulmuştur. Chedjou 4 senedir Galatasaray formasını giyiyor ama bu yönde bir futbolcu değil, profili başka. Ara transfer dönemi de çok yazdık çizdik ama bulamadık o ismi, Chedjou'yu affetmek durumunda kaldık. 

Yeni sezonun transfer gündeminin ise en üst sıralarında "lider stoper" olmalı, Tudor'un da bunu vurguladığını düşünüyorum. 3'lü stoperle devam edecek gibi duruyoruz, bu noktada lider stoper ihtiyacı bir tık daha fazla gerekli. Nedeni şöyle, 3'lü stoperin kanatlarında stoper özellikli isimlerin yanında özellik itibariyle atletik diyebileceğimiz bek oyuncuları da oynayabilir. Cavanda, Carole oynadı işte, yeterlilikleri tartışılır. 

3-4-3 veya 3-4-2-1'in amacı her pozisyonda bir fazla olmak, kenar stoperlerin görevi de hücumda gerektiği yerde kanata destek verebilmek, topla çıkmak. Ortadaki stoper bu noktada lider olmalı ki bu görevi ayarlamalı, yanında oynayan isimleri yönetmeli ve mutlaka pas özelliğini de beraberinde barındırmalı. Chedjou bu düzende iyi göründü, çünkü pas özelliği ve topla çıkabilme durumu var ama lider değil. 

Biz lideri arıyoruz işte. Tudor'a gelince, özellik itibariyle böyle bir futbolcuydu. Bek özelliği de vardı gerçi, sağ bekte de çok izledik ama lider stoperdi. Pas özelliği yüksekti, sertti, topla çıkardı, geriyi organize ederdi. Tudor'umuzu bulmak durumundayız, bu formanın hediye edildiğini görünce yazmak istedim, oynar mı acaba?

24 Mart 2017 Cuma

Selçuk İnan'in son haftalardaki çıkışı mutluluk verici


Bunu yazdığımda tepki göreceğimi biliyorum. Selçuk İnan'ı ne olursa olsun beğenmeyerek bir güruh var, saygı duyacağım. Ya da saha içine bakarak "lig bitti" gibi bir eleştiri gelebilir ama Tudor dönemi ile alakalı aynı şeyi yazmaktan sıkılmayacağım. Bu sezonu mümkün olan en iyi yerde bitirmek ve bugünden gelecek adına çalışmak. Selçuk İnan'ı da bu nokta üzerinden değerlendiriyorum, sadece saha içine bakarak ve yeni döneme yönelik.

Düşüş içinde olduğu doğrudur, Mancini döneminden bu yana gelen. Hamza Hamzaoğlu'yla gelen şampiyonluk sezonunda yeniden ayaklandığı bir zaman olmuştu ama ertesi sezon yine düştü ve kendisini "temposuzluğu" üzerinden değerlendirmeye başladık. İyi değildi o görüntü, geleceği olmayan. İşin içine kazanılan ücretler falan girdiğinde de eleştirinin boyutu daha arttı. Bunlar haklı eleştiriler, ben de yazdım.

Şöyle söyleyeyim, Selçuk İnan'ın öyle bir sözleşmesi var ki kendisinden vazgeçmek o kadar kolay değil. Değişim diyoruz, mutlaka gerçekleşmesi gereken. Yaşlanan bir takım var ve bazı isimlerden maddi bir gelir elde etmenin de mümkün olduğunu düşünüyorum. O isim Selçuk İnan değil ama, talip bulmak, gönderiyorum diyerek göndermek zor. 

Bu bir nokta, ben başka noktadan bakıyorum. Tudor döneminde izlediğim Selçuk İnan daha farklı. Temposunu yükseltmeye başladı, istiyor, isyan etmeyi yeniden hatırladı. Trabzonspor maçında kötü bir mağlubiyet aldık ama Selçuk İnan'ın arzusu aklımda kaldı. Bunu Finlandiya karşısında da devam ettirdi, oynadığı pozisyon itibariyle görevi daha zordu ama iyi başardı. Hem savunma hem de hücum noktasında, bu tempoda görmeyeli uzun zaman olmuştu.

Biraz daha izlemek lazım ama bu çıkışını görmek ilgi çekici. Tudor döneminde biraz daha farklı bir havaya büründüğü kesin, istemesi, temposunu yükseltmesini değerli görüyorum. Tudor'un da Selçuk İnan özelinde pozitif açıklamaları vardı, tuttuğu bir isim gibi görünüyor. Haliyle bu yeni dönemde önemli bir şansı olacak..

Fatih Terim, Galatasaray günlerinde de farklı bir şey söylemiyordu


Uzun zamandır ilk kez hemen hemen herkesin Fatih Terim'le hem fikir olduğunu görüyoruz. Güzel konuştu Fatih Hoca, bunu Galatasaray günlerinde de söylüyordu, Milli Takım'ın başına geçtiğinde de değişmedi. Hatta ilk icraatlarından biri yabancı kuralını esnetmek oldu. Yabancı kuralı ile Milli Takım'ın selametin bir alakası yok, hatta yarar sağlayan noktaları dahi var.

Emre Çolak bunun en yakın örneğidir. Yabancı kuralı devam etmiş olsaydı Galatasaray ondan bu kadar kolay vazgeçmezdi ve bir şekilde iyi bir sözleşme alırdı. Galatasaray'ın bu konuda rahat davranmasının nedeni bu kuraldır ya da Emre Çolak'ın düşüncesini değiştiren diyelim. Burada kalıp, Galatasaray'da yedek oturması onun gelişimine katkı mı sağlayacaktı? Bugün 25 yaşında, Deportivo forması giymekte ve iyi bir sezon geçiriyor. O istikrarı da Milli Takım'a attı işte Emre Çolak'ı, bizim bu örnekleri arttırmamız gerekiyor.

"20-30 tane oyuncumuzu Avrupa'ya göndersek, milli takım zaten belli olur. Onlar da biraz bu yarışmanın içerisine olmalı"

Anlatmak istediğim bu, Türk futbolcusu dışa açılmalı ve sayı artmalı. Çağlar Söyüncü, Enes Ünal, Emre Çolak gibi örnekler var, gelişimleri de ortada. Yabancı sınırının genişliği ve daha rahat hareket etme imkanı bulan büyük kulüpler haliyle bu tarz isimleri eskisi gibi zorlamıyorlar. Böyle olunca da Türk futbolcusu daha rahat Avrupa'yı düşünebiliyor. Bu da Milli Takım noktasında çok büyük bir artı.

Sen yine yabancı oynatma, yerliye yatırım yap. Kimse mani değil ki şans veren veriyor işte. Cengiz Ünder, Yusuf Yazıcı gibi örnekler var, bunu kulüpler düşünecek. Altyapısından yetişmiş herhangi bir isme dakika vermemiş kulüplerimiz var. İyi olan yine oynuyor, Avrupa'yı düşünen çok daha rahat karar verebiliyor ve kulüplerin eli daha rahat. Osmanlıspor'un Avrupa Ligi'nde geldiği nokta gibi, yabancı kuralı bu durumda olmasaydı başarabilirler miydi?

Galatasaray'a dönersek, biz de değişen bir şey yok. Yabancı kuralının bir artısı da yerli isimlerin fiyatını düşürmek ama bizde sözleşme imzalayan her yerli 2 milyon'dan tarifeyi açıyor, 4 milyonlarda gezen bonservisler ödemeye devam ediyoruz. Geçen sezon 7 yabancısı vardı bu takımın, oysa 14 yabancılı bir düzen diyoruz. Biz bu kuralın nimetlerinden faydalanabilmiş değiliz, futbol aklı gerektiren hareketler bunlar..

23 Mart 2017 Perşembe

5li #9; Altyapının "Galatasaray çatısı altında" hayal kırıklıkları

Altyapının kayıp yıldızları gibi bakmayın, Galatasaray özelinde büyük beklenti kurduğumuz ama bu forma çatısı altında hayal kırıklığı olan isimlere bakıyoruz. Bugün 86-87-88 jenerasyonuna biraz değindim ve nostalji teline dokundum aslında. Şimdi de bazı isimleri biraz daha detaylandırmak istedim, Twitter'da sordum ve ismi ağırlıkla çıkan 5 isme bakıyoruz. Şimdilerde U17 Avrupa Futbol Şampiyonası Elit Tur maçlarına bakıyoruz, yine iddialı bir Galatasaray jenerasyonu var. Bu isimlere sonları benzemez diyelim..


Aydın Yılmaz

Uzun bir Galatasaray kariyeri oldu, itiraf edelim ki hak etmediği. Yıllarca bekledik biz bu adamı, yetenekliydi çünkü ama kırılgandı. Hızlı bir adamdı, Galatasaray'ın kanatlarına can verebilirdi ama kısa dönemler haricinde olmadı. O kısa dönem de 2011-2012 şampiyonluğu, özellikle ligin 2. yarısı gösterdiği performans. O dönem iyi bir 12. adamdı ama devamını getiremedi. Kritik golleri var, unutulmaz derecede ve Galatasaray'da geçirdiği uzun kariyer biraz da o yüzden değil mi. Mancini demişti, idmanlarda inanılmaz bir performansı var ama sahaya baktığımızda bunu göremiyoruz. Aydın Yılmaz'ın özetidir bu.


Cafercan Aksu

Benim favori futbolcum, onu konuşmayı seviyorum. Çünkü çok konu adına ışık tutabilecek bir isim, ders alınması gereken bir kariyer. 86-87-88 jenerasyonu dedik ya, en yeteneklisi oydu. Bugün nerede bilmiyorum bile, o derece kaybettim. Forvet özellikli bir 10 numaraydı, müthiş bir sol ayağı vardı ama potansiyelinin %1'ini dahi izleyemedik. Bir Gençlerbirliği maçıdır kırılma noktası, şampiyonluk maçında Hakan Şükür'ün yerine kurtarıcı olarak girmesi ve o baskının altında ezilmesi. Kariyerinin başında olan bir isimdi, o maçla kaybettik kendisini. Sonra da ayağa kalkamadı işte, şans bulmadı da diyemeyiz.


Cem Sultan

Yine büyük bir beklenti, altyapılarda gol rekorları kıran adam. Gümbür gümbür geliyordu tabir-i caizse ama onun adına da kırılma noktaları var. 2010-2011 sezonu, Galatasaray'ın felaket dönemlerinden biri. O da tek tük şans buluyordu ama öyle bir sezonda daha fazla şans bulması gerekirdi. Küstürüldü bir anlamda, ona güven verilmedi. Devamında Servet Çetin ile olan kavgası ve suçlu ilan edilmesi. Sonrasında durmadı işte, sezon bitince yetiştirme bedeli karşılığında Kayserispor'a imza attı. Bu da onun adına diğer bir kırılma noktası, Galatasaray'ın başına Fatih Terim gelmişti ve bir şansı olabilirdi. Sonrası da hayal kırıklığı zaten, bir türlü olamayan futbolculardan.


Özgürcan Özcan

Hakan Şükür'ün "veliahtım" dediği bir isimdi, Yukarıda bahsettiğim jenerasyonun bir numaralı gol ayağıydı kendisi, Galatasaray'ın forvette uzun yıllar sorun yaşamamasını bekliyorduk. Şans buldu, hem de birçok maçta. Özellikle Gerets'in onunla çok ilgilendiğini biliyorum ama olmadı, bir türlü beklenileni veremedi. O da kariyerine daha çok 1. Lig golcüsü olarak devam etti. Süper Lig'den ziyade daha çok 1. Lig'de gördük onu, birçok iddialı takımda forma giydi ki hala orada devam etmekte. Resmen bir Anadolu turu attı, bir çizgi tutturdu ama hayal ettiği çizgi eminim ki o değildi.


Daniel Tözser

Bahsettiğim isimlerin en enteresanı o belki de. Fatih Terim'in 2. döneminde Galatasaray'a gelmiş ve altyapıya katılmıştı. U21 takımında oynadı ama ne oldu bilmiyorum, takımdan ayrıldı. İlk olarak ülkesine döndü, devamında kariyeri şekillendi. Önce Belçika, sonra Yunanistan ve ardından gelen uzun İtalya kariyeri. Önemli takımlarda forma giydi, Genoa, Watford, Parma, QPR gibi. Premier Lig'i de gördü, İtalya'da da istikrarlı şekilde kalmayı başardı. 31 kez de Macaristan Milli Takım formasını giydi, Galatasaray'da da iyi bir kariyeri olabilirdi yani. Fatih Terim kim bilir onun için ne düşünüyordu. Altyapılara pek fazla yabancı alınmaz ama o dönem Tözser ile iyi bir iş yapılmıştı.

Seyreyle maziyi #25; Galatasaray tarihinin parlak jenerasyonu?


5'li için yazacaktım bu konuyu ama iş seyreyle maziye'ye kaydı. Büyük beklenti kurduğumuz ama bir türlü olmayan isimleri sordum, gelen cevapların yüzde 90'ı bu jenerasyona yönelik oldu. Galatasaray'ın meşhur 86-87-88 jenerasyonu, içinde çok büyük potansiyellerin barındığı bir ekip. Altyapı sorumlusu da Abdullah Avcı bu arada, böyle bir jenerasyondu. 

Tabii istediğimizi tam anlamıyla alamadık. İçlerinde şu an önemli noktalarda olan futbolcular var ama Galatasaray ne aldı sorusuna verilebilecek tek cevap Arda Turan. Uğur Uçar / Ferhat Öztorun gibi isimler bugün Başakşehir formasıyla şampiyonluk yarışı veriyor, Mehmet Güven Osmanlıspor'un en önemli isimlerinden biri, Aydın Yılmaz'ın uzun yıllar süren ama hayal kırıklıklarıyla dolu bir Galatasaray kariyeri oldu.

Takımın en yetenekli ismi ise Cafer Can Aksu. Forvet özellikli ama forvetin arkasında oynayan bir isimdi. Müthiş bir sol ayağı vardı ki kendisinin çok önemli yerlere geleceğini düşünüyorduk. Şu an nerede inanın bilmiyorum, belki de yaşanabilecek en büyük hayal kırıklıklarından oldu. Bu hikayeyi daha sonrasında detaylandırırız ama bir Gençlerbirliği maçıdır kırılma noktası, Hakan Şükür'ün yerine kurtarıcı adıyla giren Cafer Can Aksu ve devamında yaşananlar.

Şu kadrodaki potansiyel uzun yıllar Galatasaray'ı taşıyabilir ve yeniden altyapı kültürünü yaratmak mümkün olacaktı. O dönem maddi sorunları da hatırlıyorum, altyapı kurtuluş adına en büyük çareydi ama istikrarsızlık belki de buna engel oldu. Bu gençlerin bir araya gelmesinde Fatih Terim'in payı var ama önce o gitti, sonra Hagi geldi, devamında Gerets, Feldkamp, Skibbe. 

İçlerinde Galatasaray formasıyla şans bulanlar da var, hem de ciddi şanslar. Uğur Uçar, Ferhat Öztorun ve Mehmet Güven'i sıklıkla izledik, Özgürcan Özcan'ı Hakan Şükür "veliahtım" diye nitelendiriyordu ama istikrarı yakalayamadık. Arda Turan iyi bir çıkış yakaladı ve bugün geldiği nokta ortada. Aydın Yılmaz ise yıllarca bu formayı giydi, parladığı kısa dönemler oldu ama kariyeri yüzde 90 hayal kırıklığı şeklinde.

Podolski'nin imzası, kusursuz veda


Bunun adı kusursuz veda, yıllar sonra dahi unutulmayacak. Herkesin hayali böyle bir jübile ve ancak bu kadar mükemmel olabilir. Podolski'nin golüyle kazandı Almanya, bir imza golüyle. Podolski'nin muhteşem sol ayağı deriz, böyle bir imza işte. Geriye dönüp baktığında da ancak bu kadar kusursuz bir Milli Takım kariyeri bırakabilirdi. Podolski unutulmayacak, burası kesin.

Almanya'nın yeni toparlandığı, ayaklanmaya başladığı dönemler, 2000'lerin ortaları. 2002 Dünya Kupası'nda bir final başarısı gelse de bunu beğenmeyen ve yeniden yapılanma başlattıkları. Podolski de o yapılanmanın ilk yıldızlarından, 2004 yılında ilk kez giydi bu formayı, 19 yaşında. 13 yıl boyunca da hiç bırakmadı ve bugün 31 yaşında, 130. kez Almanya formasını giymiş oldu.


130 maçta ise 49 golü var, bu bağlamda Almanya'nın en çok gol atan 4. futbolcusu durumunda. İstatistiğin kusursuzluğunu anlatmak açısından, Podolski henüz 31 yaşında. Lothar Matthäus 40 yaşında futbolu bıraktı ve 150 kez ile Almanya formasını en çok giyen futbolcu. Podolski'nin de son 2-3 yılı yedek olarak geçti, buna rağmen böyle bir rakam. Bu rekoru da kırabilirdi Podolski.

Joachim Löw'ün de Podolski için önemi büyük, Podolski'den hiç vazgeçmedi Löw. En kötü zamanlarında bile bu takımda bir yer edindi Podolski. Löw döneminde 97 kezle en çok Almanya formasını giyen isim olmuş Podolski, Lahm ve Schweinsteiger gibi isimleri de geride bırakarak. Podolski'nin Milli Takım kariyerinde en önemli isim Joachim Löw diyebiliriz. 


Eleştirdim, bundan sonrasını göremediğimi de dile getirdim ama Podolski sevgim / saygım her zaman doruk noktada oldu. Özel bir isimdi, günün birinde mutlaka Galatasaray formasını giyecek derdim, şükür ki giydi. Bu formaya yakışacağını düşünüyordum, öyle de oldu. Şanssızlık şu, yanlış zamanda denk gelmesi. Daha iyi bir Galatasaray'da çok büyük başarılara birlikte yürüyebilirdik, olmadı. Buna rağmen imza işleri vardır, gol bekledik, o beklentiyi de karşıladı. Eleştirdiğimiz noktalar ayrı ama Galatasaray'ı ve Türkiye'yi sahiplendi, bizden biriydi.


Şu yönetimin yaptığı en iddialı işti belki de, Podolski'nin transferi. Onu da Podolski'nin satış tarzıyla yıktılar gerçi, ortada bir iddia da yok. Japonya'ya gidecek, yeni bir macera. Göz önünde olmayı çok seviyor, Japonya'ya gitmesi de onun adına yeni bir kapı. Bundan sonrası futbolla değil, Podolski'nin imajıyla alakalı olacak, o da bunu konuşturacak..

22 Mart 2017 Çarşamba

Chedjou'nun Ocak ayı öyle hareketli geçti ki


Chedjou'nun Ocak ayı öyle hareketli geçti ki. Tuzlaspor maçının ardından kadro dışı bırakıldı, Afrika Uluslar Kupası'na gitmesini bekliyorduk ama kadroya alınmadı, gitmesine kesin gözüyle baktık ama yerine iyi bir isim alınamadı, sonra affedildi, transferin son günü Southampton ve Swansea gibi kulüpler onu ciddi bir şekilde istedi ama Galatasaray bırakmadı. Bunların hepsi Ocak ayı içerisinde gerçekleşti, gözden çıkarılmıştı ama Tudor'un dönüşüyle bir anda 1 numaralı stopere yükseldi yine.

O konuda yanıldığımı ben de kabul etmiştim. Chedjou'ya güvenemiyorum, Galatasaray kariyerine baktığımda da beklentimi karşılayamadı ama 4 sezondur bu takımın formasını giyiyor. Sezon sonu da sözleşmesi bitecek, kalmasını beklemiyorum. Doğru olan da budur, değişim gerekli ki sezon sonunda sözleşmesi bitecek kimse takımda tutulmamalı. Chedjou, Sabri Sarıoğlu, Hakan Balta gibi.

Yanıldığım konu güven meselesi değil, maalesef ki hala bu takımın 1 numaralı stoperi. Değil diyordum ben ama mevcut kadroda olmazsa olmaz olduğunu gördük. Bu da zaten stoper rotasyonu için durumu özetleyen gelişme. Trabzonspor maçında Chedjou'yu aradım mesela, Galatasaray geriden bir kere bile topla çıkamadı (sağlıklı şekilde) ve baskı yediği her topu rakibe verdi. Chedjou'nun lider özelliği sıfır ama özellik itibariyle 3'lü dizilimde yanında oynayan isimleri doğru yönlendirdiğini düşünüyorum.

Chedjou'nun da topla çıkma özelliği var, pas özelliği ise mevcut stoperlerimizin çok üzerinde. O ortada oynadığında yanında oynayan Semih Kaya ve Ahmet Çalık gibi isimler de topla çıkabiliyor, bir bek gibi hücuma destek verebiliyorlardı. Trabzonspor maçında ise Semih Kaya göbekte, Carole ve Cavanda kenarlardaydı. Her ikisi de aslen bek ama bunu yansıtamadılar, topla çıkamadılar, Semih Kaya ise pas aksiyonunu yönetemedi. Cavanda ve Carole'den beklediğimin fazlasını aldım, o ayrı ama bu düzende göbekte oynayan isim önemli, lider / pasör bir futbolcunun gerekliliği büyük. Mevcut yapıda Chedjou'nun olmazsa olmazlığı buradan gelmekte.

Sezon sonunda ayrılacak Chedjou, burası kesin. Yanlış bir bilgi var ama, kendi ülkesinde katıldığı televizyon programında "Galatasaray'ın benimle devam etmek isteyeceğini düşünmüyorum" diyor, oysa kendisi ayrılık kararı almış gibi bahsediliyor. O programda konuşulanları az çok takip ettim, Chedjou'nun Galatasaray ve Türkiye hakkında söylediği çok güzel şeyler var. Galatasaray'la alakalı da doğruları konuştu.

Ocak ayı içinde Chedjou konusunda hatamız var ama. Kadro dışı bırakıyorsun, kamp döneminde takımda yer alamıyor, satamıyorsun, sonra geri döndürüyorsun ve transferin son günü göndermek istemiyorsun. Oraya doğru stoper hamlesi yapılamadı, Ahmet Çalık değildi o isim. Son gün de iyi ki satılmamış, bugün oynatacak stoper bulamayacaktık belki de. Yasin Öztekin konusunda da benzer şeyleri yazmıştım, Galatasaray'ın ne yaptığı konusunda hiçbir fikrim yok..

Bedelsiz ihtimal #9; Haris Seferovic


Genelde yaş yaddi 30'a dayanmış isimleri yazmak durumunda kalıyoruz. Sözleşmesi sezon sonunda bitecek futbolculara baktığımda yaş ortalaması bu yönde çünkü, daha genç olanlar ise Galatasaray'a düşmeyecek seviyede. Şunu yaz, bunu yaz gibi öneriler geliyor ama şartları zorlamama rağmen biraz da gerçekçi bakıyoruz. 

Haris Seferovic 25 yaşında ve sezon sonunda Frankfurt ile sözleşmesi bitiyor. Sözleşmesi sezon sonu bitecek ve bu yaş grubu içinde Galatasaray'a gelebilecek isimlerden biri. Piyasası düştü, o eski potansiyelini yansıtamadı. Bu sezon Bundesliga'da 17 maçta 2 golü var, geçen sezon ise 29 maçta 3 gol 5 asist. Bundesliga günleri iyi geçiyor diyemem ama İsviçre Milli Takım'ı futbolcusu, yeniden ayağa kalkması açısından imkan var.

Özellik anlamında Elmander'e benzetirim. Elmander daha ateşli ve yürekliydi tabii, Seferovic'in gam yükü o kadar yüksek değil ama özellik anlamında benzer tarafları var. Son vuruşlarına iyi diyemem, bir takımın gol yükünü çekmez ama ön alanda mücadele yükünü çeker. Hareketli bir isim, sağa sola koşular yapar, pres özelliği yüksektir, uzun boyludur ama hava toplarına çok hakim değildir. Elmander'de de vardı bu, uzun boyluydu ama çok iyi kafacıydı diyemem. Ya da son vuruşları müthiş değildi ama mücadele noktasında onu kim tartışabilir.

Galatasaray'ın da nasıl oynayacağına bağlı bir durum tabii. Tek forvet olmaz diye düşünüyorum, bu tarz isimler daha çok 4-4-2'ye yatkın. Yanında bitirici ve daha seri bir forvet, yanında da mücadeleci bir isim. Seferovic o ihtiyacı karşılar ama böyle oynayacağımızı sanmıyorum, Tudor'un düzeninde bir pivot, onu da yedekleyecek atletik / hızlı bir isim gerekli. Eren Derdiyok'un varlığında da Seferovic doğru tarz değil. 

Eren Derdiyok pivot özellikli, bitirici noktada da Seferovic'in çok daha önünde. Mücadele gücü ile Seferovic öne çıkar ama tek forvet oynanan bir düzende beklenen katkıyı veremez. Gündeme bir şekilde girer ama, beklentim var. Kanatlarda hatta forvet arkasında oynayabilme özelliği de var ama teknik özellikleri yeterli diyemem, mücadelesiyle ayakta kalabilecek bir futbolcu. Yaşıyla da alakalı yeniden ayağa kalkma imkanı olabilir. İyi bir sistem takımının önemli parçası olabilir ama ona uygun sistemi Galatasaray'da görmek zor diyorum.

Seyreyle maziyi #24; kayıp hikaye "Jersson Gonzalez"


Lucescu sever Güney Amerika piyasasını, Shakhtar'da özellikle Brezilyalılar noktasında gösterdiği başarıyı yıllar içinde izledik. Az parayla da büyük işler başardı, büyük paraların da üzerine çok daha fazlasını koydu. İstikrar önemliydi burada, Lucescu kıymetli bir teknik adam. Bu değeri Galatasaray da kullanamadı, Beşiktaş da. İki takım adına da kırılma noktası diyebilirim, Lucescu gibi bir teknik adamı gözden çıkarmak.

Lucescu'nun Galatasaray'da 2 sezonu var. İlkinde çokça duyduğumuz bir eleştiri, "Fatih Terim'in mirası". Jardel eklemeli bir kadroydu ama Uefa Kupası'nı kazanan kadronun devamı olan bir sezondu. Kaçan şampiyonluk büyük hayal kırıklığı ama Şampiyonlar Ligi'nde gelen çeyrek final ise büyük iş. Lucescu o sezonda da fazlasıyla başarılıydı ama ustalık dönemi 2. sezonunda.

Uefa kadrosu dağıldı, birçok isim takımdan ayrıldı. Yaşanan maddi kriz cabası, iddialı transfer yapmanın zor olduğu bir dönem. Kiralık futbolculara yöneldik, özellikle gelen yabancılar noktasında. Çoğu da ilk kez duyduğumuz isimler ki Güney Amerika ağırlıklı. Bu transferleri kim yaptı bilmem ama Lucescu'nun Güney Amerika üzerinde o dönemden gelen bir etkisi var. 

Jersson Gonzalez'e gelecek konu, 2001-2002 sezonunun Ocak ayı transfer döneminde takıma geldi. Galatasaray'a geldiğinde 27 yaşındaydı ama tanıdığım bir futbolcu değildi. 19 kez Kolombiya Milli Takım formasını giymiş mesela, Avrupa'da tek macerası Galatasaray ama ülkesi açısından önemli bir adam diyelim. Kariyerinin yüzde 90'ı Kolombiya'da geçmiş, 

Sağ bekti diye hatırlıyorum. O pozisyonda Sebastien Perez vardı, kendisinin yarattığı etkiyi hala konuşuruz. Alternatif diyebileceğim Capone'yi de o pozisyona yazarım ama 3. bir sağ bek olarak Jersson Gonzales'in transferi enteresan olmuştu. 53 numaralı formayı giyecekmiş mesela, ama biz bunu göremedik. Abdürrahim Albayrak'ın futbol konusunda ön plana çıktığı sezon, Gustavo Victoria Mendez'in bonservisini aldıklarında da hatırlarım kendisini. 

Hikaye şuradan kaynaklı, süre alamadan gitti. Her maç istisnasız şekilde yedek oturduğunu biliyorum, yedek kulübesinde çok gördük kendisini ama şampiyonluğumuzu garantilediğimiz maçta bile süre vermedi ona Lucescu. Yedek kulübesinden bile ayırmadı, adını okuduk sadece. Rivayetler de var hakkında, iyi frikik attığı gibi. Ya da attığı sert şutlarla kaleci bayıltması, Mehmet Bölükbaşı'nı 1-2 kez bu şekilde sarstığı şeklinde haberleri okumuştum. Hakkında fikir sahibi olmak isterdim ama yok işte, elimizde veri yok.

Galatasaray'da birçok isim var, süre almadan gideler gibisinden. Bu isimleri andığımızda aklıma gelen ilk futbolcu Jersson Gonzales oluyor. Tek bir dakika almadan şampiyonluk yaşadı, kupayla şampiyonluk turu attı. Barusso'yu hatırlarım bir de, şampiyonlukta zerre katkısı olmamıştı ama saha içinde şampiyonluğu da en çok kutlayan oydu..

21 Mart 2017 Salı

Tolgay Arslan & Galatasaray, bitmeyen bir gündem


Beşiktaş'ın Tolgay Arslan'ı transfer ettiği şartlara baktım da, Hamburg'a 450 bin avro, futbolcuya ise yıllık 1.3, 1.4, 1.5 milyon avro şeklinde artan bir ücret verilmiş. 2018-2019 sezonunun sonunda bitiyor sözleşmesi, 26 yaşında bir futbolcu. Demek istediğim şu, böyle futbolcuları ilk etapta bulmak lazım. bugün Tolgay Arslan'ı transfer etmek istediğinde ödeyeceğin bonservisi düşünerek. Beşiktaş'ın doğru kadro planlamasının işaret ettiği isimlerden biri de Tolgay Arslan.

Beşiktaş'a ilk geldiğinde yarattığı etki çok daha büyük olmuştu. Özellikle Bilic'in çok tuttuğu bir isim oldu ki hatırlarsınız, "Tolgay Arslan Xavi, Sosa Iniesta" benzetmesini çok sevmişti. Oğuzhan Özyakup'un yüzüne çok bakmazdı Bilic mesela, aynı durum Cenk Tosun için de geçerli. Şenol Güneş göreve geldikten sonra ise tablo değişti, Oğuzhan Özyakup ve Cenk Tosun gibi isimler daha ön plana çıktı. Ama Tolgay Arslan'ın geçen sezon yaşadığı uzun bir sakatlık var, toparlaması çok uzun süren.

Bu sezon ancak toparlayabildi kendisini ama oturmuş bir iskelete yerleşmek zor. Rotasyonun önemli isimlerinden biri olmasına rağmen 11 istikrarını bir türlü sağlayamadı. Talisca'nın uzun bir sakatlık dönemi oldu, Oğuzhan Özyakup'un formsuz bir dönemi vardı ama Tolgay Arslan o ara ilk 11'de şans bulmasına rağmen o istikrarı getiremedi ki Bilic döneminde gösterdiği etkinin uzağında diye düşünüyorum. 

Mutluluk durumunu bilemem, gelecekle ilgili ne düşünüyor ya da. Hakkında çıkan haberler var, Tolgay Arslan'ın transfer gündemi bitmiyor. Ocak ayı döneminde Trabzonspor'la adı geçiyordu, şimdi de Galatasaray iddiaları var. Mehmet Ekici'yi istedi mesela Şenol Güneş, o pozisyonda elinde Tolgay Arslan olmasına rağmen. Bu nedenle de transfer gündeminin oluşması doğal, Tolgay Arslan'ın da ayrılmak istediğini düşünüyorum.

Beşiktaş'tan bonservisle futbolcu almak zor tabii, bu iş Cenk Gönen transferine benzemez. 2018-2019 sezonunda biten bir sözleşmesi var ve bu işin oluru nasıl olur bilmem. Tolgay Arslan'ı ikna etmekte sorun olmaz. Biliyorsunuz, Galatasaray'da yerli futbolcu tarifesi 2 milyon avro'dan açılıyor, Tolgay Arslan'a da verilir bu para. Doğrudur demiyorum, gerçekleşmesi durumunda olacağı yazıyorum. Ahmet Bulut kaynaklı bazı gelişmeler var, işin içinde o olunca da imkansız diyemem ama nasıl olur inanın bilmem.

İsterim ama, Galatasaray'ın elinde olmayan bir orta saha profili bu. Hareketli, topla dikine çıkabilen, dripling özelliği olan bir orta sahamız yok. 8 numara noktasında faydası büyük olur, bugün Josue'nin oynadığı pozisyonda da önemli iş yapar. Kilit pas, şut gibi özellikleri iyi, temposunu beğenirim ve istikrarı sağlaması durumunda çok katkılı olur. Hem 8 hem 10 numara için kıymetli bir alternatif, Beşiktaş'ın o pozisyonlarda iddialı isimleri var ve Tolgay Arslan'ın bu noktada önü tıkalı. Şenol Güneş'le de yıldızları pek barışmadı sanki.

Zor ama, yine yazıyorum. Çıkan haberler üzerine bu yorumları yapıyoruz, yoksa bir bilgim yok. Oluru nedir onu da bilemiyorum. Zamanında Ayhan Akman transferimiz vardı Beşiktaş'tan, öyle dönemlerde geri kaldı, bonservis olayını bilemiyorum. Gelsin derim ama, böyle bir profil gerekli, Galatasaray'da da iş görür..

Bir futbol aklının yönettiği Galatasaray'ı bir gün görür müyüz?


Twitter'da Nordic_Footy hesabı güzel bir istatistik çıkarmış. Süper Lig kulüplerinin son 5 yılda transfer rakamlarını derlemiş. Galatasaray'a bakacağız tabii biz, rakamlar elbette iç açıcı değil. Zarar ediyoruz, sadece transfer noktasında değil elbette ama bu işin kalbinde ödenen yıllık ücretler ve bonservisler var. Ffp'den cezalı bir kulübüz ama biz hala bu olaya "65 milyon avro'luk maaş bütçesini aşmayalım yeter" gözüyle bakıyoruz. Şu an 61 milyon avro'da olduğumuz söyleniyor ama açıklanacak rekor zarardan bahseden yok. Şu tabloda Beşiktaş'a bakın mesela, son iki sezonda transfer noktasında kar elde ettiler ve durumları ortada. Başarılar tesadüf değil yani, iş doğru plan ve projede bitiyor, Galatasaray'da bunu yapabilir. Geçen sezon 10 milyon avro civarında bir kar var mesela ama plansız, programsız hareketin yaşattığı zarar daha büyük oldu. Burak Yılmaz örneği verebilirim, gittiği tarih ve biten forvet rotasyonu. Bu sezona baktığımızda ise yine 10 milyon avro'luk zarar, e geçen sezon sağlanan kazancın ne anlamı kaldı. Futbolcu satmak, satmak için ise o isimleri doğru pazarlamamız gerekiyor. Podolski'yi sadece 2.8 milyon avro'ya satarak olmuyor o iş, futbol aklı burada yatıyor işte. Futbolcu satamıyoruz, sürekli bonservisli futbolcu alma peşindeyiz ve serbest futbolcu piyasasına bakmıyoruz bile. 2013-2014 sezonunda rakamı görüyorsunuz dimi, 40 milyon avro'luk bir zarar, o meşhur ara transfer dönemi. Bir futbol aklının yönettiği Galatasaray'ı bir gün görür müyüz dersiniz?

20 Mart 2017 Pazartesi

Milli Takım gündeminden o kadar uzak kaldık ki


Gündem o kadar karışık ki Milli Takım konusuna değinemedik bile. Kritik bir dönemeçte Milli Takım, çok kötü başlanan bir eleme grubu var. Saha içinden çok dışını konuştuğumuz bir dönem oldu, Kosova maçıyla birlikte umarım saha içine dönmüşüzdür diye umuyorum. Finlandiya maçı kritik olacak ama içeride oynayacağımız için rahatlıkla kazanmamız gereken bir karşılaşma. Bu tarz maçların bir mesajı olmalı ama Kosova karşısında bile zorlanmıştık. 

Deniz Türüç, Serdar Gürler, Güray Vural gibi isimler ilk kez Milli Takım'a çağrılıyor. Emre Çolak'ın Milli Takım'a döndüğünü görüyoruz ki bence fazlasıyla hak etti. Hakan Çalhanoğlu'nun cezası, Burak Yılmaz'ın ise sakatlığı var. Onun dışında az çok beklenen isimler ama genel manada bir gençleşme var, güzel olan taraf bu.

Anlamadığım şeyler var tabii, Fenerbahçe'nin 11'inde oynayan Hasan Ali Kaldırım değil de İsmail Köybaşı sol bek gibi. Güray Vural o pozisyonda sürpriz tercih mesela ama o da formuyla hak etti. Volkan Şen felaket bir sezon yaşıyor mesela ama kadroda, Yasin Öztekin (çok beğenmesem bile) Volkan Şen'e göre çok daha hak etmesine ve formda olmasına rağmen kadroda yok. Bu tercihleri hatalı olarak nitelendirebilirim.

Babacan
Gönül Çağlar Toprak Köybaşı
Topal Çolak Oğuzhan
Yunus Cenk Arda

Böyle bir 11 görür müyüz mesela, aklıma ilk bu geldi. Alternatifi olan bir kadro, özellikle hücum ve orta saha noktasında. 4-3-3 üzerinden değerlendirdim ama birçok formasyonu da oynayabiliriz, bu konuda Fatih Terim ne düşünür hiç bilmiyorum. Milli Takım gündeminden o kadar uzak kaldık ki bir fikrim yok..

Hepimizin konuştuğu sorunlar bunlar değil mi zaten


Milliyet'te gördüm bu haberi, Tudor'un yönetime sunduğu raporun öne çıkan başlıkları olduğu söyleniyor ama gerçekliği ile ilgili bir bilgim yok. Bunla ilgilenmiyorum gerçi, gerçek ya da değil. Hepimizin konuştuğu sorunlar bunlar değil mi, Tudor öncesi de bunları yazıyorduk, bugüne bakınca da bir şey değişmedi. Tek fark şu, sorunların farkında olan ve üzerine gitmek isteyen bir teknik adam var. Riekerink o dirayeti gösteremedi.

Madde madde konuşalım. İlk madde iletişimin kötü olduğu ve takım içinde gruplaşma üzerine. Bu yıllardır böyle yalnız, Fatih Terim'den bu yana diyelim. Gruplaşma var takım içinde, bazı futbolcular birbiriyle konuşmuyor bile. Saha içine bu yansımıyor deniliyor ama gayet yansıyor. Futbolcuya dayalı düzen diyoruz ya, işte bu. Selçuk İnan takım kaptanlığını kaldıramadı mesela, onunla başlarız, Sabri Sarıoğlu'na gireriz, yabancılardan çıkarız ve gurbetçilerle bitiririz. Bu düzen yıkılmalı, futbolcuya dayalı değil, bir sisteme dayalı takım olmak zorundayız.

İkincisi ise fiziğin kötü olması, takımın yeterli çalışmaması. Riekerink'te değil suç, Prandelli'den bu yana durum bu. Hamza Hamzaoğlu'yla gelen şampiyonlukta sezonun başının kıymeti büyüktü ama çok dillendirilmedi, Prandelli'nin tek artısı varsa o da takıma iyi yükleme yapmasıydı. Geçen sezonu gördük, futbolcular patır patır sakatlanıyordu. Bu sezona bakınca da tablo aynı, sezon öncesi farklı bir kondisyoner, Eylül ayında başka bir kondisyoner derken iyi bir planlama olmadığını da görüyoruz. Tudor gelince de futbolcular dayanamadı işte, kaldıramadılar. Ama doğrusunu yapıyor Tudor, bu takım bir şekilde ayakta kalmayı öğrenmeli. En az 2 senedir iyi çalışmıyor bu takım ve bazı isimlerin de kendine baktığını söyleyemeyiz. Sneijder bir örnek mesela.

Beni okuyanlar bilir, üçüncü maddenin üzerinde çok dururum. Bu takım agresif değil, isyan etmiyor gibi şeyleri çok yazmışımdır. Öyle de zaten, bu takım hiç agresif değil ve ayağa kalkmakta zorlanıyor. Fatih Terim döneminde yaşanan geri dönüşleri hatırlayın ve bunun bizlere yansımasını. İsyan o işte, Galatasaray'a yakışan da budur. Tudor döneminde bu yönde gelişme olduğunu düşünüyorum, Antalyaspor ve Gençlerbirliği karşısında isyan noktasında görüntü iyiydi ama Trabzonspor maçındaki kabullenmişliği kabul edemem. Ateşi ile bildiğimiz Tudor bile oturdu, hareketsiz kaldı. Ama bunun da temel noktası arkadaşlık değil mi, futbolcuların aynı hedef için bir olmasından geçmiyor mu?

Son madde bencillik, o da Bruma merkezli bir konu. Bruma'nın yakaladığı çıkış, bu sezon takıma kattığı değer çok büyük. Hücumun tıkandığını çok gördük, sadece Bruma'nın ayağına baktığımız zamanlar çok oldu. Sağ olsun, o da çoğu noktada takımı ayakta tuttu ama bunun bir yan etkisi var. Bazen öyle bencil oynuyor ki, tamamen kendi istatistiğine yöneliyor ve bu durumun da hücumu baltaladığı noktalar fazlasıyla var. Sistem takımı olmalıyız diyoruz, o sistemi yüceltecek ve ayağa kaldıracak unsurların başında Bruma gelmeli. Ama Bruma işi şahsileştirdiğinde ortaya bir hücum sistemi çıkmayacaktır.

Burası Galatasaray'ın kalbi olan Florya


Galatasaray'ın ne durumda olduğuna yönelik örneklerden biri. Ne alakası var demeyin, burası Florya, yani kulübün kalbi. İdman sahalarının yetersizliğinden söz ediyorduk ya, daha alt yaş gruplarının idman yaptığı ve maçlarını oynadığı sahalara bakınca durum daha vahim. Raporlara baktığımızda "bakımlar eksiksiz yapılmıştır" deniyor ama tablo bu işte. Nasıl olsa Florya'dan çıkacağız denilerek bir boş vermişlik söz konusu, gençler resmen kaderlerine terk edilmiş gibi. Yazık bu gençlere, ne yazık ki bir de beklentiye giriyoruz, şartları hiç düşünmeden. Bu ortamda sağlıklı bir şekilde çalışmak ne kadar mümkün, şartlar her türlü sakatlığa müsait. Kaderine terk edilmiş bu gençler ve burası Galatasaray'ın kalbi dediğimiz yer. Başarısızlıklar tesadüf olmuyor haliyle. Bu örneklerden biriydi, dahası da var, onu da yarın detaylandırırız. Levent Nazifoğlu'nun açıklamalarını dinledik, bu insanlar yönetti / yönetiyor Galatasaray'ı. Tablo da bu. Ayrıca İstanbul'a gelen çoğu Anadolu takımı da idmanlarını burada yapıyor, üzerine akademi maçları derken görüntü böyle oluyor..

19 Mart 2017 Pazar

Cavanda'ya gelene kadar konuşulacak öyle meseleler var ki


Cavanda'nın transferine karşı çıkmayan isimlerden biriydim, nedeni de bu hamlenin "geri dönüşünün" olabilecek olmasıydı. Yaşı, Lazio / Galatasaray kariyerleri ve Belçika Milli Takımı cv'si gibi. Yine aynı düşüncedeyim, Cavanda'yı en kötü ihtimalle 1.5 milyon avro'ya satmak mümkün ki devre arası gidiyordu zaten. Tuzlaspor maçında yaşadığı sakatlık bu ihtimali ortadan kaldırdı.

Şu ana kadar geçen dönem hayal kırıklığı elbette, Cavanda'nın Galatasaray'a herhangi bir artısı olmadı ve başarısız bir transfer. Tudor'la birlikte bir şans yakalayacağını düşünüyordum yine de ama Trabzonspor karşısında 11 başlayacağını kimse tahmin edemezdi. Üstelik 3'lü stoperin sağında oynamasını, Tudor'un bu kadarı fazlasıyla sürpriz ve sorgulanabilir. 

Bu tarz dizilimlerde atletik bek oyuncuları da stoperde oynayabilir, bir stoper orjini olmazsa olmaz değil. Cavanda da atletik bir isim ama oyun sağlığının bunu kaldırabileceğini düşünmem. Bir maçta ölçü değil tabii, biraz daha orta vadede görmek lazım ama Trabzonspor karşısında beklediğimin üzerinde bir görüntüsü vardı. Yeterli mi, asla ama Trabzonspor karşısında en son sorgulanacak isimlerden biri Cavanda.

Tüm savunma hattı diye düzelteyim aslında, Cavanda / Semih Kaya / Carole beklediğim etkinin çok üzerindeydi. Ahmet Çalık oynamalıydı ama sakatlıkla alakalı bir durum olabilir, nedenini ben de bilmiyorum. Tudor bu üçlü ile ne planlıyordu onu da bilmiyorum, en azından stoperle kaynaklı felaket bir görüntü olmadı. 

Tek sorun geriden top çıkaramamak, Cavanda ve Carole'nin topla çıkamaması. Geçmiş maçlarda Chedjou'nun etrafında Semih Kaya ve Ahmet Çalık bunu yapabiliyordu ama onlar yapamadı. Chedjou'nun en kötü hali bile bu düzende oynar, orası kesin ama lider bir stoper ihtiyacı burada ortaya çıkar işte. Bu isimleri öne çıkarabilecek bir isim gereklidir, pas oyununa da çok yatkın olan. 

İşin özü şu, Cavanda'ya kadar konuşulacak tonla mesele var, en son Cavanda'yı konuşursunuz. Sneijder / Podolski'den bahsedelim, daha büyük meseleler olduğunu düşünüyorum. Cavanda, Carole gibi isimler elbette yetersiz, beğeneni mutlaka yok ama Trabzonspor maçı özelinde konuşulacak isimler olduklarını düşünmüyorum. Kağıt üzerinde hatalı tercihlerdi, hepimiz isyan ettik ama beklediğimden daha iyi bir görüntü işte..
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger