25 Mayıs 2016 Çarşamba

Puel'in Arkasında Biraktığı Sistem Sayesinde Favre Nice'a Gelmiş Oldu


Teknik direktör adaylarını konuşmaya devam ediyoruz ve Claude Puel ismi de Galatasaray'la anılıyor. Proje teknik adamlarından ve adı geçen teknik adamların içinde de Galatasaray'ın aradığı en önemli isimlerden diyebiliriz. Haliyle de işin ehline gittik ve sevgili Fırat Demirtaş bizleri her zaman olduğu gibi kırmadı, en ince detayına kadar Claude Puel'i anlattı. Sadece Puel analizi gibi de bakmayın olaya, Fransa futbolu da anlatıldı aslında..

Öncelikle şunu sorayım, Galatasaray için olası bir hamle midir ve böyle bir hamle durumunda bizleri nasıl bir gelecek bekler?

Fırat Demirtaş: Mevcut ekonomik durum ortadayken Galatasaray'a futbolcu geliştirecek, alt yapıda olan futbolcuları takıma monte edecek, -çok popüler bir söylem olduğu için- Leicester City'deki Kante'ye talip olan değil de Ligue 2'de Caen'de oynayan Kante'yi transfer eden ve mevcut futbolcuları geliştiren bir hoca profili lazım. Bu üç kriteri bir arada bulunduran belki de tek teknik direktör (adı geçen isimlere bakarak) Claude Puel. Profil olarak kesinlikle doğru bir ismi takımın başına geçirmiş oluruz.

Galatasaray'in hocası Claude Puel oldu diyelim, Alex Telles veya Carole sakatlandığında Hakan Balta'yı sol beke çekmek yerine alt yapıdaki Yavuzhan Keleşoğlu'nu oynatırken göreceğiz. Çünkü mevki devşirmesini neredeyse hiç yapmayıp, doğan boşluğu alt yapıdaki gençler ile kapatmaya çalışan bir yapısı var.

Bir başka özelliği de Cvitanich, Pejcinovic, Eric Bautheac hatta Trabzonspor'un bir zamanlar transfer ettiği ama Türkiye hava sahasına bile girmemiş olan Christian Brüls gibi isimlerden dünyada tek katkı alan teknik adamdır. Bize gelirse hiç kimsenin verim alamadığı bir futbolcuyu takıma monte edip ondan verim alabilir.

Belki de en büyük artısı bizim futbol geleneklerimize uygun olan alan daraltan, pres yapan aklında hep hücum olan, gol yemeyi sorun eden değil de daha fazla gol atmak için ugraşan bir takim yapısı oluşturacaktır.

Puel'in ön plana çıkan özellikleri nelerdir ve yine Galatasaray'ın bugününü düşünerek takıma nasıl bir karakter kazandırır?

Fırat Demirtaş: Claude Puel, Monaco alt yapısında başladığı teknik adamlık kariyerinde 18. yılını bitirdi. Çalıştığı takımlardan sadece Lyon'da çok farklı bir ortam vardı. Lyon'da olduğu dönem 7 senelik hegemonya vardı ve Başkan Aulas'ın en iyiyi al, oynat, iyi paraya sat mantığından vazgeçip alt yapı hareketini başlattığı bir dönemde takımın başına geçmişti. Transferleri Puel değil Baskan Aulas yapıyordu, Juninho gibi bir karakteri de kaybettiği bir dönemdi ve Lyon'u şampiyon yapamadı ama her sene son ana kadar şampiyonluğu kovaladılar. Bu etkenlerden dolayı Lyon kariyerini başka bir yere koymak gerek.

Lyon'da ki nispeten başarısız olduğu yılları kapatmak için bahane üretme maksadı ile yukarıdaki şeyleri yazmadım, bunu belirtmek isterim. Çünkü büyük paralar vererek transfer yapmak hocanın genlerinde yok. Monaco'da Trezeguet, Giuly, Barthez, Sabri Lamouchi, Willy Sagnol, hatta Gallardo gibi isimlerle şampiyon olup Trezeguet, Barthez, Sabri Lamouchi, Willy Sagnol gibi futbolcuları iyi paraya sattıklarında bile Nonda hariç (ona da çok para vermiştiler) para verip futbolcu almak yerine, Lyon'da ki bir amatör takımda oynayan Eric Abidal, Çek Ligin'de bile yeni oynamaya baslayan Plasil, kiralık olarak gezip duran Dado Prso ve Christanval gibi isimleri takıma monte edip günü kurtarmamak adına yine başarısız olmuştu ama Monaco'ya gelecek hazırlamıştı. Temelini attığı Monaco da 2003-04 sezonunda Şampiyonlar Ligi finali oynamıştı.

Puel Galatasaray'a gelir ve bir kaç yıl çalışma şansı olursa, transfer hovardalığı yapmak yerine Eric Abidal, Plasil, Katar'da oynayan Kader Keïta, Michel Bastos, belki çok fazla kisi tanımıyor olsa bile Lille'e iyi para kazandiran Peter Odemwingie gibi isimleri bulurken, Makoun, Debuchy, Cabaye, Kevin Mirallas, Grenier, Ferri, Gonalons .... gibi öz kaynak isimleri takıma kazandırmak için uğraşacaktır.

Özelikle son iki yıldır futbolcularımızın sahadaki görev tanımı tam olarak belli değil. Wesley Sneijder bir maçta 6 numara oynarken, bir sonraki maçta oyun kurucu, bir sonraki maçta sol kanat olarak oynarken görebiliyoruz. Claude Puel takımlarında bu görülen bir şey değil. Hangi futbolcunun nerede oynadığı ve ne görev yapacağı tam olarak bellidir. Galatasaray'ın en üst düzey futbol oynadığı zamanlarda Arif Erdem "Hagi niye koşsun? Biz onun yerine koşuyoruz o da sanatını icra ediyor" demişti. Bu sezon Vincent Koziello da "Benim görevim topu Ben Arfa'ya aktarıp onun ne yapacağını izlemek" demişti. Puel, Koziello'nun sözünde olduğu gibi bütün futbolcularının görev tanımını eksiksiz olarak anlatıp, duracakları yerden tut, nereye koşacaklarını, nereye pas atacaklarını tahtada anlatıp, sahada uygulatan bir teknik adam. Tabi ki bu zaman alan bir şey ama Puel çok çalışarak bunu uygulayan bir takim yaratacaktır.



Nasıl bir teknik direktör, kendisi için sen ne düşünürsün?

Fırat Demirtaş: Malum Ligue 1 çok izlenen bir lig değil ve insanların Ligue 1'e bakış açısı her şeyi belli olan ve kötü futbolcuların oynadığı, kötü bir lig izlenimi var. Tabi bu gerçekte böyle değil. Fransa'da DNCG diye mali polis var ve futbol kulüplerinin mali tablosunu inceliyor. Aynı sene 60 milyonluk futbolcu satışından para kazanan bir Lille, 1.7 milyon bonservis bedeli ile Sébastien Corchia'yı aldığında "sen stadyum yapıyorsun, bu 1.7 milyon seni eksi haneye geçirecek transfer yapamazsın" diyerek transferi engelleyecek kadar katı kuralları olan kurum. DNCG'nin sopasını hisseden kulüplerin üretmek ve üretmekten başka çaresi yoktur. Claude Puel'in de Fransa'daki en iyi yetiştirici teknik adam olduğu su götürmez bir gerçek. Nice'de görev yaptığı süre boyunca benim saydığım kadarıyla 21 tane genç futbolcuyu alt yapıdan alıp forma verdi. Nice alt yapısı çok iyi diye algılanabilir ama Nice alt yapısı Fransa'da ilk 10'a bile giremez. Alexy Bosetti ve Neal Maupay'ın U19 oynadıkları yıl haricinde hiç bir yaş grubunda Fransa'da final bile oynayamadılar. Böyle bir alt yapıdaki 21 futbolcuya görev verdi. Belki 3 tanesi yetenek olarak A takımda oynamayı hak ediyorken eğiterek, öğreterek onlardan katkı alan bir teknik adam.

Diğer bir özeliği ise takimi çok iyi kurgulayan bir yapısı var. Sezon başından kimin kaç maç oynaması gerektiğini bile kurguluyor. Bu sezon Nice'de 4-3-1-2 seklinde sahaya yayılan bir takımı vardı. Örneğin forvet arkasındaki isim için Ben Arfa'yı düşünüyordu. Ben Arfa'nın 30 lig maçı oynayacağını sezon başı düşündüğü için (rakamlara takılmayın) Ben Arfa'dan geriye kalan 8 maçta oynayacak olan ayni mevkinin futbolcusu Eysseric'i gelişmesi için kiralık olarak Saint Etienne'ye yollayıp, Porto'dan Wallyson'u bedava kadrosuna katacak kadar kurgulayan, hesaplayan bir yapısı var.

Bir başka özeliği de kimden ne verim alacağını çok iyi tespit ediyor. Futbolcunun fiziki yapısı, hangi ligde mücadele ettiği, kaç maç oynadığına bakmaksızın bünyesine alıyor ve oynatıyor. Porto'nun gelecek görmeyip sattığı Jean Seri'yi alıyor ve müthiş geliştirip serbest kalma maddesi 41 milyon avro olan bir futbolcuya dönüştürebiliyor. Lyon'un yetersiz bulduğu Alassane Pléa'yı farklı bir pozisyona evirip (kanatken, pivot forvet) Premier League kulüplerinin istediği bir futbolcu yapabiliyor, Mendy ve Koziello gibi 50 kiloluk futbolcuları fiziklerine rağmen acayip bir boyuta taşıyabiliyor.

Sisteme göre takim değil, takıma göre sistem kuran bir teknik adam. Monaco'da 4-4-2, Lille'de 4-3-3, Lyon'da 4-5-1 ve Nice'de 4-3-1-2 oynatan adam bu dört formasyonda da hep alan daraltan, hücüm yapan takımlar oluşturuyor.

Tabii herkesin aklında Nice kariyeri var, özellikle bu sezon müthiş bir iş başardı. Sen de Puel'in Nice'ın başında yaptıklarından sürekli bahsediyorsun. Buradan da bahsedebilir misin, nasıl bir Nice kariyeri geride bıraktı ve bıraktığı en büyük imza neydi?

Fırat Demirtaş: Nice'da futbolcular bir yapbozun parçaları gibi tek başlarına hiç bir şey ifade etmiyordu. Porto'nun verim alamadığı Ricardo Pereira ve Jean Seri, futboldan umudunu kesmiş haliyle sahada top oynayan Ben Arfa, takımlarında istenmeyen Paul Baysse ve Germain, iki küçük bücür Mendy ve Koziello'yu bir bütün yapıp tam anlamıyla bir Puel takimi yarattı. Temelden çatıya kadar 5 milyona avro'ya inşa edilmiş bir takımı Avrupa Ligi'ne götürdü ve konuşulabilir bir takım yaptı. Herhalde bundan daha buyuk basari olamaz.

Nice'de kurduğu bir sistem, harcadığı bir emek vardı ama belki daha fazla para kazanma istediği (aylık 120 bin euro kazanıyordu) belki daha buyuk bütçelerle daha büyük şeyler başarma isteğinden dolayı ayrılmak istedi. Özet olarak, arkasında bir sistem bıraktı ve sistem sayesinde Lucien Favre gibi bir teknik adam Nice'a gelmiş oldu.

Myron Markevych İçin "Kurt Hoca" Deyimini Rahatlıkla Söyleyebiliriz

Teknik direktör arayışları devam ediyor, devam edecek gibi de görünüyor. Neyse ki Lucescu Zenit'e erken imza attı da bekleme gereği kalmadan yeni isimleri konuşabiliyoruz. Adı geçen son isimlerden biri de Dnipro'nun teknik direktörü Myron Markevych. Kendisinin adı Lucescu'nun yerine Shakhtar için geçerken Braga'nın teknik direktörü Paulo Fonseca'ya yöneldi onlar ve Dnipro'nun yaşadığı maddi sıkıntılardan ötürü yaşanan yaprak dökümünün de son halkası o olacaktır ki adı Galatasaray'la anılmaya başladı. Ben de sevgili @azinba_1905 ile kısaca Myron Markevych 'i konuştum..


Yıllar içerisinde Dnipro'nun erimesine şahit oluyoruz, futbolcuları bir bir gitti derken son halka teknik adam Markevych olacak gibi. Metalist ve Dnipro günleri aklımda daha çok, sence nasıl bir kariyer?

Canberk Ardzınba: Metalist’te Dnipro’ya oranla maddi açıdan daha rahat olsa da hem Metalist hem de Dnipro kariyeri maddi zorluklarla geçti. Transferi olursa Galatasaray kariyeri de pek farklı olmayacak gibi. Kısa sayılabilecek (7 ay) milli takım kariyeri mevcut. Ukrayna’nın saygın hocalarından.

Nasıl bir teknik direktör olduğunu düşünüyorsun, onu öne çıkaran özellikleri neler ve kendisine nasıl bir gelecek şekillendirmesini bekliyorsun?

Canberk Ardzınba: Hocayı 2008-2009 senesinde Avrupa ligi 1.turunda Beşiktaş eşleşmesinde tanımıştık, 1-0’ın rövanşında Kharkiv’de 4-1 kazanarak gruplara kalmıştı Metalist, Sami Yen’de de Galatasaray’ı 1-0 yenmişlerdi. Grubu Benfica, Olympiakos, Hertha Berlin ve Galatasaray’ın önünde yenilgisiz lider tamamlayarak büyük sükse yapmışlardı.

Kariyerindeki en büyük patlamayı geçtiğimiz sezon Dnipro’ya Avrupa Ligi finali oynatarak yaptı Markevych. Oyun zekası mükemmel, "kurt hoca" deyiminin rahatlıkla söylenebileceği adamlardan. Güney Amerika oyuncu havuzu da geniş. Şuan Shakhtar’da oynayan Marlos-Taison-Azevedo gibi isimler Avrupa kariyerlerine Markevych’le başladılar.

Geçtiğimiz haftalarda Shakhtar’la görüştüğü de konuşuluyordu, Ahmedov karar değiştirirse ki öyle görünüyor, ülke dışına çıkmaya sıcak bakacaktır.

Galatasaray adına nasıl bir teknik adam olacağını düşünüyorsun, şu şartlarda aranan teknik adam kendisi mi ve böyle bir imkan olabileceğini düşünüyor musun?

Canberk Ardzınba: Uzun süredir Galatasaray’a istiyorum, tam olarak takım olgusu yaratabilecek kompakt futbol oynatabilecek bir hoca. Maddi sıkıntılarla da uzun süre haşır neşir olduğu için Galatasaray’ın içinde bulunduğu duruma yabancılık çekmeyecektir.

Az parayla büyük işler başarabileceği yönünde yorumlar var, başarısını daha çok neye bağlıyorsun?

Canberk Ardzınba: Özellikle Dnipro kariyeri için geçerli bu söylem, Metalist’le ilk yıllarında para da harcadı ama sürekli oyuncu satabilen bir görüntü çizdi.

İsim değil sistem takımı kuruyor Markevych. Avrupa liginde final oynayan kadrodan Kalinic, Boyko, Kankava, Seleznev, Konoplyanka gibi isimleri kaybetmesine rağmen geçtiğimiz sezonki kadar puan toplamayı başardılar. Uzun süre maaşların ödenmediğini de eklemek lazım, bu şartlarda aynı disiplinle maçlara çıkabilmek kolay iş değil.

Ukrayna’da yaşamak bile başlı başına bir olaya dönmüşken konsantre olabilmesi ve edebilmesi de ayrıca önemli bir başarı.

Yaş 70, Bu Saatten Sonra Elbette Sınırsız Transfer Bütçesi ve Rahat Ortam Diyecekti


Geçtiğimiz günlerde Lucescu'nun yolu demiştim, o yol beklenildiği gibi Zenit'e çıktı. Galatasaray'a gelmesini bekleyeniniz yoktu umarım. Hep söylemeye çalıştığım şey, yıl 2000'lerde olduğu gibi değil. O az paraya büyük işler başaran Lucescu artık yoruldu, bu saatten sonra ödeme sorunları, transfer sıkıntısı, takıntılı kulüp başkanları gibi konularla uğraşmaz. Elbette sınırsız transfer bütçesi olan bir takıma gidecekti, daha rahat bir ortam, daha iyi futbolcular, yıllık 5 milyon avro. Yaş 70, bu saatten sonra neden maceraya atılsın. İyi de oldu bu işin erken sonuçlanması, bizimkilerin Lucescu'nun imza atmadığı her dakika umudu olacaktı ve bekleyeceklerdi ama bu iş hemen bitti. Artı olarak her gün okuyacağımız Lucescu haberlerinden de kurtulduk. Kafamız rahat, bu saatten sonra da konuşmayız. Lucescu Galatasaray'ı Aysal zamanında ters köşe yaptı ki şu dönem gelmesinin imkanı bile yoktu..

24 Mayıs 2016 Salı

Puel İle Yolların Ayrıldığı Gün Favre Açıklanıyor, Biri Vizyon Mu Dedi..


Vizyon, Claude Puel gibi bir teknik adamla yolların ayrıldığı gün Lucien Favre'yi takımın başına getirebilmektir. Bunu yapan takımın adı da Nice. Yani, plan ve proje > para. İyi bir planın ve projen varsa bu tarz teknik adamları ikna etmen mümkün. Favre'nin tek reddettiği takım Galatasaray değil, Bundesliga'dan da takımları kabul etmedi ya da Marsilya, Lyon gibi takımlar da onun peşindeydi ama Favre proje dedi ve Nice ile anlaştı. 

Üzüldüğüm nokta şu, koskoca Galatasaray'ın planı, programı yok. Yarınını bilmeden şuursuzca saldırıyor, ne yaptığını bilmeden. Favre Galatasaray'ı kabul etmez derken çok büyük bir yere imza atacağından söylemedik bunu, plan ve proje olmamasından kaynaklıydı. Yoksa Nice gibi bir takım hocayı ikna edebiliyor, üstelik Puel gibi yine plan ve proje hocasıyla yolları ayırıp. Koskoca Galatasaray mı ikna edemeyecekti. 

Planın, projen varsa ikna edersin. Maalesef ki Galatasaray potansiyelinin 10'da 1'ini bile kullanamıyor, doğru futbol aklını yaratamıyor ve bu potansiyeli büyütemiyor. Günü yaşıyoruz, sadece bugüne odaklıyız ama yarını düşünen, konuşan kimse yok. Bülent Korkmaz, Ergün Penbe gibi isimler dahi Galatasaray'ın bu yönetimine güvenemedikleri için teklifleri kabul etmiyorlar, elbette Favre vari isimler de kabul etmeyecek. Bugün bir planımız olsa Favre Galatasaray'ı koşa koşa kabul ederdi, benim üzüldüğüm, kendimi paraladığım nokta bu. Mesele para değil, bunu anlamıyoruz.

Favre, Nice'dan sınırsız transfer bütçesi mi aldı ya da büyük bir yıllık ücreti mi olacak? Tabii ki hayır, ne kadar kazanacak bilmiyorum ama taş çatlasın 1.5 milyon avro'yu geçmez. Sen Hamza Hamzaoğlu için yıllık 2 milyon avro gibi bir ücret veriyordun mesela. Ya da Nice büyük mü harcayacak, isimli transferler mi yapacak? Tabii ki hayır. Son derece makul rakamlara doğru isimler getirecekler, daha önce yaptıkları gibi. O isimler parlayacak, satışlarından kaynaklı büyük kazanacaklar. Ama bu yıl Şampiyonlar Ligi'ne katılmayı zorladılar, yarın bu ligde yerlerini alacaklar. Hedef belli, plan, program hepsi hazır.

Tarihin En Büyük Ayıplarından Birini Lincoln'e Etmiş Olabilir Miyiz?


Lincoln'den keyif almayanımız yoktur, onu izlemek çok büyük bir zevkti. Galatasaray'da sadece 2 sezon izlemiş olmak ise bizim kaybımız. Onun için genel algı "hayal kırıklığı" yarattığı üzerinedir ama özellikle 2008-2009 sezonu rakamlarına ve Avrupa gidişatına baktığımızda ortaya koyduğu rakamlar öyle böyle değil. Skibbe'nin gitmemiş, Meira'nın da satılmamış olsaydı bir Uefa şampiyonluğu daha mümkündü. Bunu da son derece inanarak yazıyorum.

Lincoln'ün 2007-2008 sezonu ile başlayalım. Hagi'den bu yana gelen bir 10 numara aşkı vardı, bu kapsamda birçok 10 numara geldi gitti ama en çok heyecanı Lincoln yarattı. Transfer olduğu sezonu herkes hatırlar, ben neredeyse aklımı yitiriyordum. Ama o sezon Lincoln için müthiş geçti diyemem, Kalli ile frekansı çok tutmadı, sakatlık dönemi oldu derken beklentiyi tam karşılayamadı ama ligde şampiyonluk geldi. O beklentiyi karşılayamadığı dönemde bile;

Lig: 19 maç 5 gol 5 asist
Uefa Kupası: 6 maç 2 gol 2 asist
Uefa Kupası ön elemesi: 1 maç 1 asist
Türkiye Kupası: 2 maç 1 asist
Toplamda ise 28 maçta 7 gol 9 asist.

34 haftalık ligin 19'unda oynayabildi mesela, çok fazla maça çıktı diyemem. Ama Lincoln'ün diğer sezonunda da maç sayısı yeterli düzeyde görülmüyor. Bunda da neden o dönemin bazı teknik adamlarıyla tutturamadığı frekansı. Rahat olmak, özgür hareket etmek isteyen bir futbolcuydu. Katı disipline, anlamsız egolara maruz kaldı. Oysa rahat olduğunda, özgür bırakıldığında neler yapabileceğini de 2008-2009 sezonunda Skibbe döneminde gösterdi.

2008-2009 sezonu Skibbe dönemi Lincoln için en parlak dönem. Ligde şampiyonluk yarışı vardı, daha önemlisi Uefa Kupası'nda muhteşem bir gidişat. O sezon finalin de İstanbul'da oynanacak olması ayrı bir motivasyon kaynağıydı ki 2000 yılından sonra Galatasaray'ın bu kupaya en şok yaklaştığı dönem. Maalesef ki ligde beklentinin biraz gerisinde olmak Avrupa hedefini de çöpe attırdı, Haldun Üstünel & Bülent Korkmaz darbesiyle kendi ayağımıza sıktık. İşte o darbe neticesinde de Lincoln'ü kaybettik. 2008-2009 rakamlarına bakmak gerekirse;

Lig: 23 maç 8 gol 15 asist (Lincoln ligde asist kralı oldu, Baros ise gol kralı)
Uefa Kupası: 10 maç 1 gol 6 asist
Türkiye Kupası: 3 maç 1 asist
Şampiyonlar Ligi ön elemesinde ve TFF Süper Kupası'nda ise gol veya asisti yok.
Toplamda ise 39 maçta 9 gol 22 asist

Galatasaray'da bu asist sayısına en son kim yaklaştı diye baktım, Selçuk İnan'ın 2011-2012 sezonu 40 maçta 15 asisti var. Onun dışında da bu rakamın yanına bile yaklaşabilen yok. Hatta ligde son 10 yılın asist krallarına baktığımızda da oynadığı maç sayısına oranla en çok asist yapan isim yine Lincoln. Skibbe ile devam edilseydi 20 asisti de geçermiş.


Sneijder'e bakalım bir de, Galatasaray forması giydiği 141 maçta 40 gol 27 asist. Galatasaray'a emeği çok geçti, genel performansı için de asla kötü demem ama Lincoln'ün 2 sezonda ulaştığı rakama baktığımızda da Lincoln'ün hakkını mı yeterince vermedik, kendisine sahip çıkmadık bilemedim. 

Lincoln'ün Galatasaray genel performansı ise, 67 maçta 16 gol 31 asist. Sneijder 141 maçta 27 asist yaparken Lincoln ise 67 maçta 31 asist yapmış. Tabii bunda Baros ve Nonda gibi forvetlerle oynamanın da etkisi olmuştur ama Sneijder'in de Drogba ve Burak Yılmaz gibi isimlerle geçirdiği dönemler var. Sneijder gol, Lincoln ise asist anlamında ön plana çıkmış.

2008-2009 sezonu denildiğinde hemen hemen herkesin aklına Lincoln, Kewell, Arda ve Baros'lu hücum hattı gelir. Galatasaray hücumundan en büyük keyfi aldığım zamanlar bile olabilir, hücum organizasyonu anlamında bu dörtlünün kendi arasında uyumu, paylaşımları. Lincoln'ün idaresinde, Kewell ve Baros gibi bitiricilere Arda Turan gibi bir yeteneği kattığımızda ortaya büyük bir hücum gücü çıkmıştı. Özellikle Ali Sami Yen'de oynanan maçlar ve Uefa Kupası'nda bu kalitenin keyfine ulaştık. Maalesef ki doğru orta saha rotasyonuyla bu hücum desteklenmediği için yapı sağlam olmadı ama Skibbe dönemi Lincoln'ü de asla unutmayacağım.

Bu rakamlara bakarak Lincoln başarısız oldu kim diyebilir? Belki de son yılların en büyük ayıbını Lincoln'e karşı yapmışızdır. Ortada kötü de bir gidişat yokken bu kötü gidişatı o dönemin yönetimi yaratmıştır ki ihalesi de maalesef Lincoln'e bırakıldı. O dönemin gazıyla bizler de bu duruma belki çok ses çıkarmadık ama bugün sağlıklı kafayla da düşününce Lincoln'ü sadece 2 sezon izleyebildiğim için üzülüyorum. Tarihin en iyi 10 numaralarından biri, çok daha iyisi olabilecekken ve tarihe geçmek o kadar da uzak değilken yapılan darbe ve Lincoln'ün aforoz edilişi..

23 Mayıs 2016 Pazartesi

Lider Sinan Gümüş, Gizli Lider Bilal Kısa, Kazanan Podolski


Sevgili @DennisMertkamp 'ın çalışması, sezon içerisinde de bu çalışmadan fazlasıyla yararlandık. Bu istatistiğin şöyle bir farkı var, burada birinci çıkan aslında birinci olmayabiliyor. Oynanan maç sayısı, aldıkları süre burada önemli, ona bakarak değerlendirmeyi yapmak lazım ya da futbolcuların oynadıkları pozisyonlar itibariyle.

İstatistiğin lideri Sinan Gümüş. 25 maçta 11 gol 4 asist. Takımın da en golcü 3. ismi. Türkiye Kupası burada belirleyici etmen olabilir ama sezon başından bu yana düzenli forma bulan ve sakatlık dönemini yaşamamış bir Sinan Gümüş olsa emin olun gol sayısı çok daha çılgın bir noktada olurdu. Buna rağmen 11 gol, büyük iş. Son Kayserispor maçında da 3 golü vardı, maalesef ki kullanamadık bu adamı.

Burak Yılmaz 2. sırada ki o da bu sezonun en çok hakkı yenen futbolcularından biri. Sakatlıklarla dolu kötü bir sezon yaşıyordu aslında ama bu adam gol atıyordu, 21 maçta 10 gol 1 asist. Umut Bulut ise 46 maçta 7 golde kalmış mesela, ligde Yalçın Ayhan'ın arkasına düşmüş. Satılması yanlış değildi, bunu da belirteyim ama forvet rotasyonunu yaratamamak büyük hataydı. Haliyle Burak Yılmaz sonrası düşülen durum ortada.

Lukas Podolski 3. sırada, 42 maçta 16 gol 10 asist ve bu istatistiğin lideri o aslında. Takımı gol anlamında sırtlayan isim oldu, bir numaralı hücum kozuydu. Galatasaray'ın asıl sorunu gol değil diyoruz ya bu fazlasıyla Podolski sayesindeydi. Yoksa Galatasaray'ın hücum anlamında da sorunu var ama Podolski bu yükü sırtladı.

Bilal Kısa'ya da değinmeden olmaz, o da istatistiğin gizli lideri. 36 maçta 8 gol 5 asist. Hakkı maalesef verilmedi, Mustafa Denizli dönemi yüzüne bile bakılmadı. Son dönemde de istikrarlı şekilde 11 kullanılmıyor ama forma şansı yakaladığı her an elinden geleni yaptı. Bu sezonun neredeyse bütün jenerik anlarında Bilal Kısa'nın golleri var. Elbette Melo'nun yerini dolduramazdı, onu Melo yerine düşünenler burada utanmalı ama Bilal Kısa kendi sınırları dahilinde elinden geleni yaptı, bu sezonun en önemli transferlerinden biriydi.

Yasin Öztekin ise istatistiğin yalan kısmı, yalanı söyleyen rakamlar. 48 maçla Galatasaray'da en çok maça çıkan futbolcu olduğunu söylemiştim, 10 gol 9 asisti var. Rakam anlamında geçen sezonun çok üzerinde ama katkı anlamında öyle gerisinde ki. Şahsi futbolun getirisidir bu, Yasin Öztekin kendine oynamıştır ve ancak bunu yapabildi. Takıma herhangi bir katkı getirmeden.

Selçuk İnan'ın yaptıkları da önemli, o da gol anlamında takımın yükünü taşıyanlardan. Sneijder için bu sezon hayal kırıklığı diyebiliyoruz ama 5 gol 10 asisti var ve kendisini çok fazla sahada tutamadık. Emre Çolak son haftaların çıkış yakalayan, istikrar kazanan ismi. Bence 29 maçta 3 gol 3 asistlik rakamı da gayet iyi..

Karcemarskas Türkiye'de Kalır, Alan Takım da İhya Olur


Geçenlerde bu ülkeye gelmiş yabancı kalecilerden konuşuyorduk. Çok iyi kaleciler geldi, üstelik her takıma. Hatta bazı takımlar kalecisi kadar vardı, Gaziantepspor da onlardan biriydi. Karcemarskas 7 yıldır Gaziantepspor formasını giyiyordu ve son 2 sezondur Gaziantepspor için iyi konuşmuyorduk ama Karcemarskas takımını ayakta tutuyordu. Bu sezon da ligde kalmalarında belki de en önemli etmen oldu. Tartışmasız olarak ligimize gelen en iyi kalecilerden biri ve gün itibariyle de sözleşmesi bittiği için Gaziantepspor'dan ayrıldı. 32 yaşında ve en iyi dönemini yaşayacak günlere geldi. Onu transfer eden çok büyük bir işe imza atacak, umarım Türkiye'de kalır ve bir Anadolu takımının transfer etmesini bekliyorum. Hatta alternatif olarak düşünülünce Beşiktaş, Fenerbahçe gibi takımlarda bile olur. Muslera olmasa Galatasaray'a dahi yazabilirdim, böyle bir kaleci. Gaziantepspor ise onu takımda tutamayarak bir anlamda kendini ateşe attı. Muhammet Demir'ler gider, yeri dolmaz ama kısmen doldurulur ama Karcemarskas'ın yerini doldurmak çok zor olacak. Antalyaspor diyorlar onun için, bunu da ekleyelim. Atanı Eto'o tutanı Karcemarskas olan bir takım mutlaka kendini daha ön sıralara atacaktır..

Hakan Çalhanoğlu Tarihe Geçti Ama Türkiye Tarihi Hediye Etti


İngiltere'nin Türkiye futbol tarihinde yarattığı bir psikolojik akım var, öyle akım ki bir hazırlık maçı olmasına rağmen Fatih Terim tarihe geçmek adına her şeyi denedi ama başaramadı. Yine de oynanan futbol, takımın geldiği nokta şampiyona öncesi büyük umut veriyor. Tabii bazı noksanlar dışında.

Stoper rotasyonu tartışılacak, bu belli bir şey. Ömer Toprak'ı daha çok konuşuruz ki böyle bir ismi kadroya almama gibi bir lüksümüz yok ama almıyoruz işte. Stoper konusunda tartışmalar da Mehmet Topal'ın stoper denenmesi üzerine ama bence tartışılacak isim o değil, çünkü çok da iyi stoper oynar. Hatta bundan sonraki kariyeri adına en hayırlı olanı. Tartışılması gereken isim bence Hakan Balta, kötü bir sezon geçirdi ama sol stoper kıtlığı onu vazgeçilmez kılabiliyor. Her şey güzel ama stoper tandemi iyi ışık vermedi, turnuvada büyük sıkıntı yaşarız.

İsmail Köybaşı da tartışılacak tabii, şu an kadroya bakınca iki sol bek var ve Euro 2016'da yeri garanti gibi görünüyor. Dün yenen golde hatası barizdi. Caner Erkin farklı bir isim ve kalitesi itibariyle de olmazsa olmaz ama onu İsmail Köybaşı'yla yedeklemek çok akıllı bir iş değil ki Beşiktaşlıların bile tartıştığı, istemediği bir isim. Hasan Ali Kaldırım iyi bir sezon yaşamıştı, onun da yokluğu tartışılacak.

Doğru formasyonla oynuyoruz, 2015 yılında bu formasyonla çıkış yakaladık ve seri geldi. 4-3-3'den vazgeçmeyecektir Fatih Terim. Hatta bu formasyon ve Selçuk İnan'ın oynadığı pozisyon gelecek sezon Galatasaray için de bir yol haritası olmalı. Ozan Tufan'ın enerjisi, Oğuzhan Özyakup'un ise hücum kimliği orta sahayı tamamlıyor ve güçlü, dinamik kılıyor ki alternatif anlamında da en güçlü olduğumuz pozisyonlardan biri. Arda Turan döndüğünde de Volkan Şen'le değişeceklerdir ve Volkan Şen hamle anlamında Türkiye'nin en büyük kozu olacak.

Cenk Tosun'u beğendim, Milli forma altında yükselmeye devam ediyor ama alternatifi yok. Mevlüt Erdinç değil o isim, Burak Yılmaz'ın da nasıl döneceği muamma. Bu da diğer sıkıntı, Cenk Tosun'un olmaması durumunda 4-6-0, sahte 9'lu sistemler devreye girecek ki Yunus Mallı bu durumda değerli bir alternatif.

İngiltere'ye karşı mağlubiyeti hak ettik diyemem. İlk yediğimiz gol belki de hayatımda gördüğüm en bariz ofsayt gol oldu. Sonrasında erken toparladık, Volkan Şen'in dinamizmi Hakan Çalhanoğlu'na golü attırdı ve Hakan Çalhanoğlu tarihe geçti. Genelde dengeli bir oyundu, Türkiye'nin de girdiği ama değerlendiremediği pozisyonlar var. Oğuzhan Özyakup & Mahmut Tekdemir değişikliği ise oyunun hakimiyetini İngiltere'ye verdi, hücumda tutunamamaya başladık derken saçma bir gol daha yedik, 2-1 mağlup ayrıldık ama 2-2'nin de eşiğinden döndük.

Oyuncu değişiklikleri hatalıydı. Mahmut Tekdemir ve İsmail Köybaşı değişiklikleri oyunu İngiltere'ye verdi. 2-1 sonrasında hücum adına hamleler ise Yasin Öztekin, Mevlüt Erdinç gibi hamleler olunca da bir şey elde edemediniz. Olcay Şahan'ın kaçırdığı bir pozisyon var, sadece o. Onun dışında varlık göremedim. Hücum ararken Yunus Mallı'yı düşünmek gerekiyordu, Bundesliga'da sezonun en iyilerinden ama bizde bekliyor.

Sonuç olarak kötü değil, daha iyisi mutlaka olacak, henüz ilk maç. İngiltere bizim için psikolojik anlamda da çok güçlü bir rakip ve Euro 2016 gruplarının da en iyilerindendi. Favorilerden birine karşı iyi bir mücadele verdik, mutlaka daha iyisi olacak. Üzüldüğüm nokta ise daha iyi olmak bazı isimlerle mümkün olabilecekken o isimleri düşünmemek..

22 Mayıs 2016 Pazar

Sezonun Özeti, Bu Sezon Galatasaray Formasıyla En Çok Maça Çıkan Futbolcular


Bu sezon Galatasaray formasıyla en çok maça çıkan isimlere bakmak lazım, bu sezonu özetlemek adına. Neden bu durumdayız, neden başarısız olduk, neden kadro planlaması kötü yapıldı, neden bu kadar fazla sakatlık verdi gibi soruların cevabı da bu istatistik içerisinde. Tam anlamıyla 2015-2016 sezonunu anlatan.

Bu sezon Galatasaray formasıyla en çok maça çıkan isim 48 maçta Yasin Öztekin. İlginç ki bu sezon kariyerinin de en çok gol attığı sezonu yaşadı ama performans anlamında başarılı mı, hayır. Geçen sezonuyla kıyaslanır mı, yine hayır. Sneijder, Telles ve Yasin Öztekin'in sol tarafta kurduğu bir koalisyon vardı, bu sezon göremediğimiz. Sneijder'i sakatlıklara kurban verdik, Telles'i ise yok yere kiralık gönderdik. Yasin Öztekin'in sonu ise ego oldu, kendisini bir anda kaf dağında görmesi. Sezon başında Y7 mevzusuyla başladı, kontratını beğenmemesiyle devam etti. Son halkası da şahsi oyunu, kendine çalışması. Sonuç ortada. Geçen sezonun kahramanlarından biri bir anda bu sezonun en sevilmeyen figürlerinden biri halini aldı ve bunu yaratan da kendisi.

İkinci isim 47 maçla Muslera, bu klasik. Üzerinde çok durmamak gerekiyor. Sadece şu eklenir, öyle bir sezon oldu ki Türkiye Kupası olmazsa olmaz halini aldı ve klasik şekilde yaptığımız kaleci rotasyonunu hiç yapamadık, Muslera sürekli kaledeydi, çok yıprandı ama sezonun finalinde Galatasaray iddia yarattıysa yine Muslera sayesinde.

Üçüncü isim ise 46 maçla Umut Bulut. Ne kadar hazin bir tablo. Bu sezon Başakşehir'in stoperi Yalçın Ayhan'ın Umut Bulut'dan çok daha fazla gol attığını biliyordunuz değil mi? Yaratılamayan forvet rotasyonu işte, yaz dönemine kesilir bu ihale. X oyuncuyu alsak Y ne olacak, X oyuncu tarzında elimde Y ve Z var diyerek o dönem bu rotasyon sağlanmadı, sonrasında Burak Yılmaz sakatlandı ve Çin'e satıldı derken Umut Bulut'la yola devam ettik. Galatasaray'ın sorunu yine de gol atmak değil, bu konuda da Podolski'ye teşekkür edelim ama forvet sorunu büyük. Podolski son haftalarda bunu da çözmeye çalışıyor. Sonuç olarak, asıl ihaleyi Umut Bulut'a bırakmıyorum, bizi ona mecbur edenlere bırakıyorum.

Dördüncü isim 43 maçla Hakan Balta. Bu sezon düşüşte, o da geçen sezonun gerisinde, eklemek lazım. Sakatlık sorunuyla da uğraştı ama bu konuda bir Chedjou veya Denayer değildi. Benim kafamda olan rotasyon Chedjou & Denayer üzerineydi, Hakan Balta ise daima güvenebileceğiniz, yedek kalmayı da sorun etmeyecek bir koz ama o kadar sakatlık yaşandı ki Hakan Balta da üst üste oynamak zorunda kaldı, haliyle de çizgisini koruyamadı. 

Beşinci ve son isim yine 43 maçla Olcan Adın. Geçen sezonun hayal kırıklığıydı, bu sezon herhangi bir beklenti olmadığı için hayal kırıklığı diyemem, çünkü bir şey beklemiyordum. Bu da işte Galatasaray kadro planlamasının kötü ürünü. Sinan Gümüş onca maç şans bulamadı, Olcan Adın oynadı. Bir dönem Carole sakatlandı, yine o oynadı. Bruma'nın gidişi, biten kanat rotasyonu derken Olcan Adın'a mecbur kaldı takım. Burada da suç onun değil, bizi ona mecbur edenlerde..

Bernard James, Karakter


Babasıyla ilgili rahatsızlıktan ötürü ABD'e geri dönmek zorunda kaldı. Babası için acil şifalar dilerim ve Bernard James'in gösterdiği çok güzel bir karakter var. Geçen sezona indim, Galatasaraylıyım, tribün çocuğuyum diyen ama ilk maddi sıkıntıda da sesi ilk çıkan bir basketbolcumuz vardı. Kulübü sezon içerisinde kaç kez icraya verdi sayamadım bile, hakkıdır, bir şey diyemem. Hakkı olmayan unsur Galatasaraylıyım demesiydi ya neyse. Ya da bütün sezonu sakat geçirip, milyon dolarlar kazanan futbolcumuz, sonrasında da bu paraya "rızık" demesi. Neyse, Bernard James, ABD'e giderken Galatasaray'dan aldığı tüm ücreti iade ederek ayrılıyor ve kendi isteğiyle bunu yaptı. Beklentimiz vardı, özellikle de lig şampiyonluğu anlamında ama şanssızlıklar yakamızı bırakmadı, kendisinden maalesef yararlanamadık. Bu mühim değil, umarım babası iyi olur ve Bernard James de rahat kafayla basketbol oynamaya devam eder. 40 yıllık Galatasaraylıyım diyenlerden daha Galatasaraylı hareket ediyor bazı isimler, gururlandığım nokta bu..

Lucescu'nun Yolu, Çok Yakında


Galatasaray ve Beşiktaş adına kırılma noktasıdır Lucescu. Her iki takım da ondan vazgeçmemiş olsa 2000'li yıllarda kurulan büyük bir hanedanlıktan bahsediyor olacaktık ki bu hanedanlığı Shakhtar Donetsk kurdu. 12 yıl önce Shakhtar Donetsk'i aldığı nokta ve bugün bırakırken gelinen nokta. Güçlü bir sermaye ama Ukrayna futboluna yön veren, istikrar kazandıran isim de Lucescu. Büyük harcadığı da oldu ama daima büyük kazandırdı ve Shakhtar'ı Avrupa'nın en iyilerinden biri yapmayı başardı. Tek tek isimleri saymaya gerek yok, herkesin aklında. Hanedanlık bundan sonra devam eder, Lucescu o yapıyı kurdu ama kendi dönemi gün itibariyle bitiyor. Bu saatten sonra ne yapacağını merakla bekleyeceğiz. Kariyeri boyunca gözü yükseklerde olmadı, daima istikrar aradı ve bunun peşinden gitti ama artık yaş 70. İstikrar, yeni bir maceradan ziyade daha rahat, imkanı bol bir iş de arayabilir ya da bazı aşkları bu yaşta dahi depreşebilir. Bunu kısa bir zaman içerisinde göreceğiz..

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Sezon 2010-2011, Dönemin Yerli Transferleri ve Bugün


Gidişat 2010-2011 baştan bunu söyleyeyim. O gün için transfer harekatında da bu tarz isimler vardı, yine o kafada gidiyoruz ama anlatmak istediğim bu değil. Şu fotoğraftan üç ismin bugün oynadıkları takımların önemli kozları olduklarını görüyoruz. Mehmet Batdal Başakşehir'de ve 30 yaşında, Ali Turan Konyaspor'da ve 32 yaşında, Musa Çağıran ise Osmanlıspor'da ve 23 yaşında. Serdar Özkan dahi kariyerinin en olgun sezonunu yaşıyor. O gün için kötü hamlelerdi, tutmamaları da şaşırtıcı değil. Potansiyel olan Musa Çağıran'dı, kullanamadık. Diğer isimlerin yaşı da çok genç değildi, bugün anlattığım gibi Emrah Başssan tadında isimlerdi ve hayal kırıklığı oldular doğal olarak. Bugün geldikleri noktalar ise şaşırtıcı ve Abdullah Avcı, Aykut Kocaman ve Mustafa Reşit Akçay gibi teknik adamları kutlamak gerekiyor..

Emrah Başsan & Galatasaray, Yeni Serdar Özkan'a Hazırlanın


Uzun zamandır konuşuluyordu ama gerçekleşmemesini diliyordum, hala da umarım gerçekleşmemesi adına bir umut vardır. Galatasaray'ın vizyonunun bu noktaya düştüğünü görmek beni üzüyor, bedava diye her futbolcuya takip olabilmek. Maddi anlamda sıkıntı yaşamanız size akılcı hareket etmenizi emreder, maliyetler bu tip hareketlerle düşmez. Aksine gereksiz yük anlamına gelir.

Emre Çolak'ın Deportivo ile anlaştığı haberleri geliyor. Sonrasında daha uzun yazarım ama kendisi için en doğru karar olur ama Galatasaray adına o kadar doğru bir hareket değil bu. Hele ki giden Emre Çolak'ın yerine gelen isim Emrah Başsan oluyorsa nerede bunun kalite yükselimi, nerede gençleşme. 25 yaşında ve daha yetenekli olan isim gidiyor, 24 yaşında olan isim geliyor. Gidenin de bonservisi yok bu arada, ortada bir kazanç da göremiyorum. Emrah Başsan da en az Emre Çolak kadar kazanacak.

Emrah Başsan'a gelirsek. Uzun zamandır kendisini Antalyaspor formasıyla hatırlarız. Süper Lig'de oldukları dönem potansiyeli konuşulan bir isimdi, takım küme düştüğünde de Antalyaspor'dan ayrılmadı ve takımının lige çıkmasında pay sahibiydi. Antalyaspor ve Ümit Milli Takım'dan kendisini biliriz. Yetenekli ama bir türlü olmamış bir kanat oyuncusu ki yaş 24 oldu, genç futbolcu olarak da kabul etmek mümkün değil. Bu sezonuna bakınca da forma şansı bulmakta zorlanan, Serdar Özkan'ın dahi arkasına düşmüş bir rotasyon oyuncusu.

Emre Güral'ı istiyorum mesela, çünkü ihtiyaç var. O da büyük patlamalar yapamadı, yaşı 27 oldu ama hakkı yeterince verilmeyen, oynadığı takımlarda da iş gören bir isim ki büyük de bir yetenek olduğunu düşünüyorum. Emrah Başsan potansiyeldi, hala yapamadı. Engin Bekdemir daha yetenekli mesela, bu sezon kendisini de kanıtladı diyebilirim. Galatasaray'ın kanat rotasyonuna da bakıyorum, kanatları yedekleyecek isim de kendisi değil. Bruma dönsün derken Emrah Başssan'ı transfer etmek pek de akıllıca bir hareket değil.

Hatta daha da ileri gideyim, takımın yeni Serdar Özkan'ı olur, beklentim bu. Hatırlarsınız Serdar Özkan ne verdi Galatasaray'a. Emrah Başssan konusunda da sıkıntı var, beklentim düşük ve ön yargım var. Galatasaray bu tarz hamleler yapmak yerine biraz daha gözlem yapıp, genç ve maliyetsiz isimlere yönelebilir. Gözümüzün önünde, olmamış bir futbolcuyu alması hata. 

Herhangi Bir Pivot Rotasyonu Yok, Lasme Var


Bu adam tek başına oynuyor, rotasyonu falan yok. Mücadelesinden de bir gün bile ödün vermedi, daima savaştı. Son Karşıyaka maçı, öyle yoruldu ki iki kere istifra etti ama son savunmada yine o vardı. Dorsey hikaye çıktı, Bernard James kayboldu derken rotasyon yaratamadık. Chuck Davis burada x faktör görevi gördü, o da kendi hikayesini yazdı ama gerçek anlamda bir pivot rotasyonu yok, sadece Lasme var. Bu anlamda da sezonun hikayesidir Lasme, her maça yürek yiyerek çıkar, ortaya koyduğu karakter tarif dahi edilemez. Diyorum ki, N'Dong sonrasında ilk defa pivot izliyoruz diye. Tanrı N'Dong sonrası gözleri kanayanlara Lasme'yi gönderdi. Umarım bu birliktelik uzun sürer, Galatasaray'ın karakterine çok yakışan, bizlerin varlığını sahada hissettiren bir isim Lasme..

20 Mayıs 2016 Cuma

Kıymetli Bilinmeli ve Bu Kıymetin Verilmediğini Görmek Beni Üzüyor


Selçuk İnan dün itibariyle Galatasaray formasıyla 50. golünü atmış durumda. 213 maçta 50 gol 54 asist. Bu sezona baktığımızda da 42 maçta 14 gol 5 asist. Sezonu genel olarak düşündüğümde ise Galatasaray adına ayakta kalan, sezonun kazananı diyeceğim 3-4 futbolcudan biri, belki de en başında. Hakkı verilmiyor, bazı kesim kendisinden nefret ediyor. Oysa Galatasaray'a gelişi suyun akışını değiştiren bir numaralı etmendi ki Mancini & Prandelli dönemlerini bir kenara koyunca da bu takımın Muslera'dan sonra belki de en iyisi. Şu performans tarihe geçer. Burak Yılmaz için de bunu yazıyordum, Selçuk İnan ise çok daha ötesinde. Benim için Muslera'yla birlikte takımın olmazsa olmazı. Yeni sezonda da "regista" rolünde bekliyorum, üçlü bir orta saha eşliğinde. Milli Takım'da böyle kullanılıyor, Oğuzhan Özyakup ve Ozan Tufan'la müthiş bir üçlü oldu. Ayaklar yavaşlıyor, eskisi gibi dikine de oynayamıyor olabilir ama defansif aksiyonu, oyun aklı hala üst düzey ki Pirlo'nun 35-36'lı yaşlarda değişimi hatırlarsınız, bu tarz oyuncular için bu olmazsa olmaz. "Regista" Selçuk İnan'ı daha uzun süre Galatasaray'da aynı istikrarla izleriz, yeter ki etrafında doğru yapılanma gelsin. Şu en kötü sezonda bile takımın gol yükünü çeken isimlerden biri, orta sahada doğru isimle birlikte oynamamasına rağmen. Bilal Kısa, Emre Çolak gibi isimleri övdüğümüz noktalar çok ama doğru ve güçlü partner değil. Donk olmadı, Jose Rodriguez düştü, Hamit Altıntop zaten yoktu derken bir tek Selçuk İnan var. Kıymeti bilinmeli, bu kıymetin verilmediğini görmek beni üzüyor..

Podolski & Sinan Gümüş, Bu İkiliyi Birlikte 11'de Gördüğümüz Sayı Sadece "2"


Sinan Gümüş'ün Milli Takım ile alakalı durumuyla başlayayım. Yasin Öztekin'in bulunduğu kadroda Sinan Gümüş hayli hayli bulunurdu, hatta cezalı ve formsuz Gökhan Töre'nin bile şu an için önünde olabilirdi ama uzun zamandır sakat olması, yeni yeni formuna kavuşması Euro 2016 için engel oldu. 

Sakatlık durumu yaşanmasaydı yeri garantiydi, hatta bundan sonrası için de öyle olacak ama ben Milli Takım kadrosunu değerlendirirken Sinan Gümüş neden alınmadı konusuna bu açıdan bakıyorum. Yoksa Mevlüt Erdinç bile kadroda, elbette Sinan Gümüş daha yetenekli ve şu an için önünde olabilir bu isimlerin.

Anlatmak istediğim konu başka. Sezon başında da çok değindim, Podolski & Sinan Gümüş üzerinde çok durdum. Sinan Gümüş'ün Podolski'den öğrenecek çok şeyi var diye de söyledim. Tarz olarak aynı isimler, ikisinin de olayı sol ayak ve gol. Podolski daha güçlü, yıkılmıyor. Sinan Gümüş ise biraz daha kreatif, içe kat ettiğinde daha etkili. Podolski'yi ise hücumun birçok pozisyonunda kullanmak mümkün ama soldan geldiğinde büyük etki eden bir isim. Sneijder'in de varlığında ya da 4-3-3 gibi bir formasyon olduğunda kanatlar hazır aslında ama gelin görün ki kullanamadık.

Bruma'yı Sinan Gümüş için gönderdik diyenler Sinan Gümüş'e şans vermedi, sonrasında Sinan Gümüş'ün formayı kapması zor oldu, Podolski sakatlandı, sonra Sinan Gümüş sakatlandı derken 2. defa bu ikiliyi bir arada 11'de görmüş olabiliriz ve nasıl iyi anlaştıklarına şahit olduk. İyi bir arkadaşlık var, Podolski'nin Sinan Gümüş'ü çok tuttuğunu düşünüyorum, birbirlerinin futbol dillerini anlıyorlar ki sezon başında söylediğim kısma geliyor iş. Sinan Gümüş'ün Podolski'den öğreneceği çok şey var.

Yeni sezonda umarım bir arada görmeye devam ederiz, bu sezon kayıp, çoğu görmek istediğim şeyi maalesef yaşayamadım ama yeni sezonda kadroya bakınca önemli kozlar var elimizde. Daha Bruma dönecek, transfer yapmasak bile iyi bir kanat rotasyonu bizi bekler..

Söz Gümüşse Sinan Altındır, Galatasaray 6-0 Kayserispor


Hatayı lige erken havlu atarak yaptık, tek hedefi Türkiye Kupası olarak belirleyerek. 34. hafta sonunda görüldü ki en kötü ihtimalle 5. olmak mümkündü, başaramadık. Son haftalarda ölü toprağını üzerinden atan, toparlanan bir Galatasaray vardı ama nefes yetmedi işte. Bu durumda da Türkiye Kupası bir kupa kazanmanın ötesine geçti, Avrupa hedefi, dolayısıyla cezayı bir senede tutmak. Lig, kupaya oranla çok daha rahat ve kolay bir hedefti.

Maça gelirsek, daha önceleri neredeydiniz tadında alınan bir skor. Kayserispor'un ligde kalması da bu rahat görüntüde etmen tabii. Ama alınan farklı skor, Sinan Gümüş'ün 3 gol atması, Podolski'nin 1 gol 3 asisti falan işin içine girince de görüntü keyif verdi, en azından gelecek sezon adına bir heyecan vesilesi oldu.

Maçın ilginç bir istatistiği var. Kayserispor'un neredeyse Galatasaray'ın iki katı şut attığını görüyoruz, pozisyonlar da buldular ama Muslera son haftalarda olduğu gibi yine büyük bir etmendi. Galatasaray ise attığı 9 şuttan 6'sını gol yaptı, bitirici ayaklar ön plana çıktı. Podolski ve Sinan Gümüş gibi. İkisi de gol özelliği yüksek, sol ayaklarını müthiş kullanan bitiriciler.

Podolski forvet olarak verim veriyor, gücü ve vurup geçmesi büyük etmen. Ceza sahası içerisinde de önemli bir bitirici ama doğru kullanmaktı mesela. Doğru kullanacak isim de Sneijder, ilk yarıda bunu yaptı. İlk golün asisti mesela, büyük bir akıldı ama bu ikiliyi sezon içerisinde birlikte kullanamadık. Sneijder sola çok kayan, sol kanadında oynayan futbolcuyu ihya eden bir isim. Podolski'yi hep solda hayal ettim, sağ kanatta devam etti. Sonrasında sakatlıklar oldu derken en güçlü olduğu tarafı hiç kullanamadı Galatasaray.

Sinan Gümüş'ün de Allah vergisi bir gol sezgisi var, golün olduğu yerde bir anda topla buluşuyor. Attığı iki gol tam bir fırsatçı forvet işi, orada olması büyük işti. Galatasaray'ın hücum oynadığını ama ceza sahası içerisine çok girmediğini yazıyordum. Podolski de Sneijder'in yokluğunda daha çok gezerek, oyun kurmaya çalışarak oynuyordu ama Sneijder'in varlığında ceza sahasını kalabalık tutmayı başardık ve ilk yarıda 3-0'la maç bitti zaten.

Sonrasında ise oyun koptu, çok fazla risk almanın da mantığı yoktu. Sneijder & Bilal Kısa değişikliği geldi, Bilal Kısa yine klasını konuşturdu, rakip geldikçe Galatasaray boş alan buldu derken bir anda sonuç 6-0 oldu ama daha da ileri gidebilirdi. Ama bu sonucun bir önemi yok, Galatasaray farklı kazandı ama Osmanlıspor evinde Akhisar Belediyesi'ni yenince lig hedefine ulaşılamadı.
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger