13 Aralık 2014 Cumartesi

4 Maç 12 Gol, Hamza Hamzaoğlu Dönemi

 
Prandelli döneminde 16 maçta atılan 15 gol, Hamza Hamzaoğlu döneminde ise 4 maçta atılan 12 gol. Başka bir istatistiğe gerek yok sanırım. Bu istatistikte önemli nokta ise atılan golden ziyade, Galatasaray'ın yükselen hücum kalitesi, oyun iştahı, maç 3-0'a geldiğinde 4'ü 5'i bulmak adına gösterdiği çaba. Yaşanan değişim çok büyük, bu değişimi yaratan ise Hamza Hamzaoğlu.

Değişimin sırrı ise özgüven. Muslera dahi Prandelli dönemine göre özgüvenini kazanmış durumda. Birkaç hafta önce sürekli eleştirdiğimiz Burak Yılmaz'dan Selçuk İnan'a kadar uzanan tüm isimler de inanılmaz toparlamış, kalitelerini ortaya koyuyorlar. Üstelik bu değişim sadece 2 haftada başarıldı. Galatasaray'ın kaliteli oyunculardan kurulu olduğunu hep söyledik, önemli olan takımı tanımak, futbolculara güvenmek, formayı giymesi gereken isimlere giydirmek.

Denklem basit. Burak Yılmaz'ın tek forvet oynadığında başarısız olduğunu yıllardır söylüyoruz, geçen haftaların konusu değil bu. Konyaspor karşısında da gördük, Umut Bulut oyundan çıktığında Burak Yılmaz'ın etkisi müthiş derecede düştü. Tek forvet oynayan Burak Yılmaz'la, biraz daha serbest 2. forvet gibi oynayan Burak Yılmaz arasında büyük farklar var. Burak Yılmaz'ın daha serbest oynaması hem hücum kalitesini, hem de Burak Yılmaz'ın gol özelliğini beraberinde getirdi.

Fatih Terim'in 4-4-2'sine de benziyor aslında. Solda Emre Çolak, sağda Engin Baytar (orta saha özellikli kanatlar), en önde Elmander, arkasında da daha serbest rolde Necati Ateş. Hamza Hamzaoğlu ise 4-2-3-1 gibi düşünüyor, oyunu daha önde oynuyor ama Sneijder solda, Emre Çolak sağda (orta saha özellikli kanatlar) önde Umut Bulut (duvar ve ön alanda baskı), Burak Yılmaz ise daha serbest rolde. Hamza Hamzaoğlu'nun takımı daha önde oynatmasının nedeni ise Eboue ve Riera gibi beklerinin olmaması. O döneme göre bek konusunda büyük farklar var ama sistem çok benziyor.
 
Formayı adaletli dağıttığın sürece gerisi geliyor. Emre Çolak en büyük örnek. Prandelli dönemi U21'in değişmezi, Türkiye B Milli Takım'ının yıldızı bu adam Hamza Hoca geldiğinden bu yana 11'de şans buluyor ve daha kötü maçı olmadı. Bugün de attığı golle kendi yeteneğini yeniden hatırladı diyebilirim. Terim döneminde 11'e yerleştiği dönemde de sol ayağıyla attığı böylesine güzel goller vardı, uzun zaman sonra yine attı, bundan sonra da atar. O özgüveni yakaladı bir kere.

 
Konyaspor deplasmanı kağıt üzerinde zor gördüğümüz bir deplasmandı. Aykut Kocaman ile birlikte  özellikle iç sahada çok iyi takım olmuşlardı ve kimsenin yaşayamadığı bir iç saha desteğine de sahipler ama bugün erken dağıldılar. Geçtiğimiz maçlara oranla çok daha fazla şut atmadı Galatasaray ama girdiği her pozisyonu hemen hemen bitirdi. Hücum kalitesi bir anlamda ön plana çıkıyor. Umut Bulut'un arkasında çok iyi bir hücum üçlüsü var.

Selçuk İnan'ın da savunmayı organize etmesi önemli. Hücuma çok destek vermemiş, dikine çıkmamış olabilir ama daha fazla geride kalarak, mücadelesiyle de işin savunma konusunda bugün en iyisiydi. Onun da yükselişi en az Burak Yılmaz kadar.

Takım iyiye gidiyor, özgüven aşırı derecede yükselmiş, hücum kalitesi bir o kadar fazla, şampiyonluk adına güçlü mesajlar veriliyor. Hamza Hamzaoğlu ile yakalanan bu özgüvenin devamı dileğiyle..

Furkan Özçal & Umut Gündoğan Karabükspor'da


Bunun tanımı "kıyım" mı olur bilemem ya da daha kibar bir ifade mi bulmamız gerekir ama Galatasaray'ın 40 kişilere dayanan kadrosunun mutlaka azaltılması gerekiyor. Galatasaray'ın da bu uğurda adımları şimdiden atmaya başlaması sevindirici ama gitmesi muhtemel bazı isimler üzerinde de büyük haksızlık yaptığımızı düşünüyorum.


Furkan Özçal ve Umut Gündoğan da bu isimlerden ikisi. Kalitelerini tartışırsınız, Galatasaray'ın futbolcusu olup olmadıkları da tartışılabilecek bir durum ama bir futbolcuyu hiç görmeden nasıl bir fikir sahibi olabilirsiniz? 

Haftalarca konuştuk, 11'de yeri sabit olan ama oynamaması gereken birçok isim olduğunu. Hamza Hamzaoğlu'dan bu yana toparlanmış görünebilir ama Selçuk İnan bu isimlerin başındaydı, 11'deki yerini hiç kaybetmedi, aksine Sneijder üzerinden rotasyona gidildi. Dzemaili'nin kötü olduğu haftalar oldu ama o da oynadı, Yekta Kurtuluş 11'de olsun, kenardan gelerek olsun sürekli yer buldu ki herhangi bir şekilde gelişim gösteremeyen, 29 yaşına gelmiş, Galatasaray üzerinde gerekliliği kalmamış bir futbolcudur. Hamit Altıntop'u da yazarız, o da iyi konuşuyor ama futbolu söylemleri kadar iyi değil.

Bu rotasyon deryasında asıl şans bulması gereken isimler Furkan Özçal ve Umut Gündoğan'dı. En azından 1-2 maçta izleyebilseydik. Mancini'nin Furkan Özçal'ı çok beğendiği ve kalsaydı eğer kendisine şans vereceği söyleniyordu. O rapor doğrultusunda Prandelli de kadroda tuttu, Şampiyonlar Ligi listesinde de yer verdi ama şans vermedi. Anderlecht maçında alay eder gibi son dakika oyuna sokuldu. İşin aksi, Fatih Terim döneminde de Furkan Özçal'ı izleyemedik. Sadece geçen sezon Karabükspor'la geçirdiği istikrarlı dönem var, zaten o performansta Karabükspor'un Furkan Özçal konusunda ısrarlı olmasına neden.

Şu konuda da bir ayıbımız var, madem şimdi yol verecektik, sezon başında ısrarla isteniyorken neden izin vermedik. Yarım sezonunu yedik diyebiliriz ve emin olduğum, Furkan Özçal'ın bundan sonra da iyi işler yapabileceği.

Umut Gündoğan'ı da izlemek isterdim. Aklımda kalan, topla dikine gidişleri. Bu aklımızda bırakıldı ve U21 maçlarında da takip ettim aslında kendisini. Elbette yeterliliği tartışılacaktı ama izlemeden bu değer yargısına varamayız, 1-2 maçta da olsa o da şans bulmalıydı. O da Karabükspor'da başarılı olacaktır, Karabükspor iyi iki futbolcu kazandı.

Ben Yekta Kurtuluş'un gitmesini bekliyorum mesela, benim için asıl revizyona uğraması gereken isim o olacaktı ama olacaktır da, satılık listesinde olduğunu düşünüyorum. Bu iki ismin gidişine rağmen hala kalabalık bir orta saha hattı var, sayının fazlasıyla azaltılması şart. Aynı durum kanatlar için de geçerli, o sayının da azaltılması gerekiyor. 40'lara dayanan bu sayı 23-24 kişiye kadar düşmek zorunda. Buradan yaratılacak 8-10 milyon avro'luk bütçe açığıyla da nokta atışı diyebileceğimiz 1-2 isim gelebilir..

12 Aralık 2014 Cuma

Bu Sezon İçin Hala Geç Değil


Ergin Ataman'ın kadro mühendisliğini her dönem överiz ama bu dönem yaşanan maddi zorlukların da etkisiyle kadro mühendisliğinde çuvalladığımızı görüyorum. Bir de bunun üzerine sezon ilerlerken yaşanan ödeme zorluklarını da ekleyince iş daha da içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Kadronda düşünmediğin isimleri bugün olduğu gibi yolluyabiliyorsun ama bu isimlerin yerini doldurmak konusunda da kara kara düşünmek durumunda kalıyorsun. Ergin Ataman'ın işi gerçekten zor.

Sezon başında Micov'lar, Pocius'lar, Nolan Smith'ler gelirken umutlu ve mutluyduk ama asıl transferin pivot bölgesine yapılması gerektiğini söylüyorduk. Her pozisyonda fedaya gidilebilirdi ama atımlık kurşunun pivot konusunda atılması gerektiğini söylerken pivot pozisyonundan aldığımız katkı sıfır oldu. Sadece Furkan Aldemir vardı, o da gitti Patric Young'la o katkı alınacak belki ama bu sefer de alternatifsiz durumda.

Jawai geçen sezonu hiç oynamadan geçirdi, yaşadığı sakatlığın da ondan götürüsü çok olmuş. Koşamaz durumda Jawai, acı gerçek bu. Bizler de Jawai'ye güvenerek sezona başladık. Furkan Aldemir'in yükselişi olmasa yaşayacağımız sıkıntının tarifi olmayacakmış, tablo bu. Vougioukas ise Avrupa için yapılan bir transferdi ama biraz etki gösterebilse Jawai hasarını en az şekilde atlatabilirdik, bir alternatif olurdu ama onun görüntüsü Jawai'den de beterdi. İlginç bir pivot, atletizmi sıfır, şutu var, belli ki ince işleri yapması için alınmış ama Galatasaray tarihinin en kötü oyuncularından biri olmayı başardı. Hadi Jawai için sakattı, oydu, buydu diye mazeret üretebiliyoruz ama Vougioukas için söyleyebilecek tek iyi şey yok.

Aradori'nin gidişi beni mutlu etti. O da Avrupa için yapılan transferlerden biriydi, şutuna çok güvendik ama o da beklenenin çok uzaklarındaydı. Nolan Smith'le yollar ayrıldığında Aradori'ye lig için yer açıldı ama Nolan'la farklı oyuncular. Aradori işin içerisine girince Galatasaray'ın rotasyonu da fazlasıyla değişti, üstüne bir de Micov'un sakatlığı eklenince de Aradori'nin kel iyice ortaya çıktı. Savunma konusunda sıfır ötesi, karşısında oynayan herhangi bir oyuncunun maçın adamı olma ihtimalinin çok yüksek olduğu bir isim. Bazı maçlarda hücum katkısını almayı başardık ama kesinlikle Galatasaray'ın oyuncusu olmadığı gibi, 2-3 numara için de Jamont Gordon vari bir oyuncuya ihtiyacımız olduğunu söylemek lazım. Pivot konusunda da atılması gereken bir hamle olduğu gibi.

Dediğim gibi, oyuncuları göndermek kolay, bu şartlarda transfer yapmak zor. Euroleague'den büyük ihtimalle elenecek gibi duruyoruz, şansımız çok az ama Euro Cup'ta bana göre bir hedeftir, bu hedef doğrultusunda da yürüyebiliriz. Birşeylerin yoluna girmesi lazım, en azından ödeme sorununu aşmalıyız. Erceg'in de gitme ihtimali konuşuluyor, Furkan gittiğinde yerini bir şekilde doldurduk ama Erceg gittiğinde yerini doldurabileceğimizi düşünmüyorum. Son maçlara bakın, takımı sırtlayan, götüren isim Erceg.

Bakalım yeni hedefler, planlar ne olacak? Bu sezon için hala geç değil..

11 Aralık 2014 Perşembe

11.12.13, Conte'nin Gözyaşları


Türkiye'dir Galatasaray söylemi biraz da buradan gelir. Yerel mücadele bir yana, Galatasaray'ın Avrupa'da yazdığı destanın adıdır bu. Xamax zaferinden, Şampiyon Kulüpler Kupası yarı finaline, Uefa ve Süper Kupalarına, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finallere ve bu yollarda devrilen birçok devlere kadar. Geçen sene bugün Juventus karşısında yazılan destanı da tarih sahnesinde yerini aldı. Real Madrid karşısında evinde aldığı tarihi mağlubiyetle yola başlayan Galatasaray'ın Juventus'u eleyip o sezon gruptan çıkması çok büyük iştir. Bu başarıda da Mancini'nin Juventus karşısında payı çok büyüktür, onun İtalya üzerindeki hakimiyeti. Kendisini de bu başarıda anlamıyız ve Sneijder'in Galatasaray tarihine attığı en önemli adımdır Juventus karşısında attığı gol. O maçtan geriye kalan da Conte'nin gözyaşlarıdır..


10 Aralık 2014 Çarşamba

Dünden Kalan; Hamit Altıntop & Sinan Bolat


Bir Galatasaray ve Milli Takım klişesi oldu. Her kötü sonucun ardından Hamit Altıntop sahneye çıkar ve yaptığı açıklamalarla gündem olur. Söyledikleri de doğrudur, gerçekleri büyük bir objektif ve gerçekçilikle dile getirir. Herkes cesaret edemez buna ve bizler de o açıklamaların ardından Hamit Altıntop için, ileride sportif direktör olacak, futbolun patronu olacak adam deriz. Olabilir de, bu anlamda Türk futboluna büyük hizmetleri olabilir.

Bir yerde sıkıntı var. Hamit Altıntop'un tüm yorumları, açıklamaları doğru ve çoğumuz altına imza atar. Ama o Hamit Altıntop kendi performansı, durumu hakkında hiç açıklama yapmaz. Ya da Türk futbolcusu üzerinden yürümez.

Şöyle ki, en çok eleştirdiğimiz konu yerli futbolcular için ödenen paralar. Bonservisler, yıllık ücretler. Bu anlamda da en bonkör takımlardan biri Galatasaray. Hamit Altıntop'un da bu takımın en çok kazanan isimlerinden biri olduğunu söylemek lazım. Ama o Hamit Altıntop 1.5 sezondur kayıp. Geçen sezonu sakatlıklarla geçti, neredeyse hiç oynamadı. Bu sezon ise iyi oynadı diyebileceğim maç sayısı 2, o da sonradan oyuna girip etki ettiği zamanlar. Kayseri Erciyes deplasmanı ve son Arsenal maçı. Tabii 3-0'dan sonraki Arsenal ikinci yarısını ne kadar değerlendirirsek.

Alacak tabii, ben işin parasında değilim. O sözleşmeyi yapanlar düşünecek, Hamit Altıntop gibi bir ismi getirmek kolay değildi, getirildi. Ama o Hamit Altıntop çıksa ve kendi özeleştirisini yapsa ya da Türk futbolcusu üzerinden yürüse daha güzel olmayacak mı? İşte bunları söylesin ve kendisini sabaha kadar dinleyelim. Bunları görmezden gelip, kendi durumunu hiç konuşmayıp, kendi durumu için ondan beklenen adımları atmadan her maç sonunda bir klişe misali Türk futbolu üzerinden yürümesi de artık dur denilecek noktalara geliyor. Söyledikleri doğru olsa bile.

Ergin Ataman'ı susturuyorlar, kulübü sahiplendiği, kulübün iyiliğini düşündüğü için ama Hamit Altıntop her maç sonu açıklamalarına devam ediyor, üstelik işin içerisine Dzemaili ve Pandev gibi isimleri de kattı. İyi transferler değiller belki ama bunları eleştirmek kendisine kalmamalı, takım arkadaşlarını basın önüne atmamalı. Tekrar diyorum, artık bir dur denilmeli.

Sinan Bolat konusuna da gelelim. O da konuşulması gereken bir mevzu. Öncelikle şunu söyleyeyim, dün oynaması çok doğru bir karardı. Bu maçlarda oynayacak Sinan Bolat, transfer edilme nedeni bu. Her maç Muslera oynayacaksa, 2. kaleci Eray İşçan kalabilirdi. Arsenal maçı büyük bir maç ama iddiası olmayan bir karşılaşma. Bu maçta da Sinan Bolat'ı görmek istemek doğaldır. Hamza Hamzaoğlu'nu bu kararı için tebrik etmek gerekir. Ayrıca dün yediği gollerde de kusur bulamadım, çok jenerik goller yedik. Muslera ile çevireceğimiz bir maçta değildi, bu maçın ihalesini Sinan Bolat'a bırakanlara söylüyorum.

Yine bir ama boyutu var. Yeni ortaya çıkan bir gerçek. Yalanlanmadığına göre de doğru diye kabul ediyorum. Devre arasına kadar en az 5 maç oynaması gerekiyor, aksi takdirde kulübe geri döner diye bir madde koydurmuş Porto. Bunu Hamza Hoca açıkladı. Her anlamda skandal bir durum.

Porto'nun yaptığı doğrudur ve haktır. Gözden çıkardıkları isimden bile nasıl kazanç edebildiklerini görüyoruz. Öğrenmemiz gereken çok şey var. Galatasaray açısından ise, bu şartı kabul etmek facia. Sinan Bolat hamlesi doğru bir hamleydi, iyi bir 2. kaleciye ihtiyaç vardı ama nihayetinde yedek kaleci transfer ediyorsun, bu uğurda böylesine işlere giriyorsun. Hamza Hoca da Sinan Bolat'ı zorunluluktan oynatmak durumunda kalıyor, ortaya çıkan sonuç bu. Sinan Bolat'ı oynatması bence doğruydu, o açıdan mevzuya baktığımızda ama zorunluluktan oynamak durumunda kaldı derse, bu gerçek şimdi ortaya çıkarsa, bu gerçeği de açıklarsa burada önemli bir yanlış vardır.Karışık bir durum gibi görünüyor ama anlatmak istediğim mutlaka anlaşılmıştır.

Aldığı ücreti de eleştirdik, yedek bir kaleciye göre müthiş bir rakam alıyor ama Galatasaray'ın genel sorunu zaten bu. Yerli futbolculara ödenen yıllık ücretler gerçekten facia. Sinan Bolat'ın aldığı rakamı Cenk Gönen'i geçtim, Tolga Zengin'le bile kıyaslasak durum ortaya çıkar. Bir de 5 maçlık şu şart olayı devreye girdiğinde Galatasaray'ın transferde yaptığı bazı yanlışlar ortaya çıkıyor. Düşündürücü nokta ise bu konuların şimdi ortaya çıkması..

Kaptan Sneijder; Mecburen 4. Yıldız

 
Galatasaray tarihinin en kötü Avrupa maceralarından biri. Tromso faciasi kadar konuşulacak bir Şampiyonlar Ligi grafiği çizdik. İlk Anderlecht maçında, Chedjou'nun son dakika mucizesi olmasa diyoruz, tablo bu. 6 maçta -15 averaj, Arsenal ve Dortmund maçlarında yenen 4'er gol, kötü futbol derken unutulması gereken bir grafik bu. Şimdi gerçek anlamda 4. yıldız mücadelesinin içerisindeyiz. Bizi bu sezon Avrupa vizyonundan uzaklaştıran, bu uğurda çaba gösteren herkese selam olsun, ne diyelim.

Avrupa kalitesinden çok uzaklardayız, bunu en çok da bu son maç ortaya çıkardı. Kötü futbol oynadığımızı düşünmüyorum. Belki aşırı gereksiz bir hücum takımı kurduk, maçın rehaveti, formalite amaçlı oluşu, rakibin durumu derken ligde oynatacağı bu kadroyu Arsenal karşısında kullanmak istemiş Hamza Hoca, buna da saygım var ama orta alanda kaptırılan her top pozisyon oldu, ilk yarıdan maç 3-0'a geldi.

Jenerik goller de yedik. İlk gol Podolski'nin kalitesi, üçüncü gol jenerik ötesi, ikinci golde bana göre faul atlandı ama mazeret değil bunlar, bir şekilde goller gelecekti. 3-1'den sonra maçın 4-1'e gelişiyle de bunu açıklayabilirim. Bu sezon Avrupa'da, rakipler gol atmak istediği her dakika Galatasaray'a gol attı zaten. Bu maçta da aynısı oldu ama hücum anlamında daha çabalayan, biraz daha kalite gösteren, girdiği pozisyonları değerlendiremeyen bir Galatasaray vardı.

Gerçi bu maça yönelik yaptığımız tek hücum silahı şuttu. Çok fazla şut attı Galatasaray, hatta bu alanda da rekor kırmış olabilir. Kaleyi gören vurdu, bu da bir silah tabii, iyi şut atan isimlerimiz var ama bu kadar fazla şut atılması hücumda yakalanamayan uyumdan kaynaklı. Akhisar Belediyesi maçının daha farklı olmamasının da nedeni buydu, hücumda kalite var ama uyum yok. En kısa örnek, Sneijder'in verkaçlarına ayak uydurduğumuz dakika iyi bir hücum takımı oluruz.

İkinci yarıda Arsenal oyunu bıraktı, geri çekildiler, tempoyu düşürdüler. Hem de fazlasıyla düşürdüler, oyuncu değişiklikleri de genç isimlere yönelikti. Bu yüzden ikinci yarı değerlendirmesi sağlıklı olmaz ama Hamza Hamzaoğlu'nun Prandelli gibi maçı izlemeyi sevmediğini de gördük. 45'de gelen Hamit Altıntop ve Yasin Öztekin hamleleri etki etti. Prandelli, Umut Bulut'u 60 civarında oyuna alır, sonrasında 85'e kadar izlemeyi severdi.

Çok olumsuz değilim, dediğim gibi geçmiş maçlara oranla daha iyiydik, belki de en iyi Avrupa maçımızı oynadık ama kalitemiz Avrupa için yetersiz, uyum henüz yok. Bir şekilde 4 gol yendi yine, rakip yine istediği her an pozisyon buldu ama Galatasaray çabaladı, arayış vardı. Prandelli enkazını kaldırmak hiç kolay değil, Hamza Hamzaoğlu'na zaman vermek gerekiyor.

Sinan Bolat'ın oynaması doğrudur ayrıca, bu konuda olumsuz yorumlara katılmam. Arsenal'le oynadık, büyük maç ama iddiası da olmayan bir maç. Sinan Bolat böyle maçlarda da oynamayacaksa neden transfer edildi. O zaman Eray İşçan 2. kaleci olarak oynamaya devam edebilirdi. Bazı arkadaşlar Sinan Bolat transfer edildiğinde yaptıkları yorumları unutuyorlar. Sadece Sinan Bolat için de değil, Hamza Hamzaoğlu'nun kurduğu 11 belki aşırı hücumcuydu ama saygı duyulacak bir 11. Lig tek amaç ve ligde bu kadroyu, sistemi kullanmak istiyor. Bu anlamda da Arsenal iyi bir sınavdı, bu sınavı belki veremedi ama umut duyulacak şeyler var, yukarıda da söylediğim gibi.

Sneijder'in muhteşem frikiği de Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde attığı 100. gol oldu. Ayrıca Sneijder'in tam bir kaptan gibi, müthiş istekli oynadığını gördük. 3-0'dan sonra da bu durum değişmedi. Çok karakterli, önemli bir yıldıza sahibiz. Onun gerçek değerini, hakkını sonuna kadar vermek dileğiyle. Umarım bu görülür. Anlatmak istediğim, Sneijder'in olduğu yerde, hele ki o mesafeden frikiği Sneijder vurur, Burak Yılmaz değil.

Ara transferde de öncelik takımdan gitmesi gereken isimler ama eğer transfer yapılacak durum varsa, en azından atılacak bir kurşun varsa mutlaka ama mutlaka Sneijder'in futbol dilinden anlayacak bir kalitede forvet alınır. Podolski dedikoduları ne derece gerçek bilemem ama o ayarda, kısa vadeli bile olsa bir transfer yapılmalıdır. Sneijder'in uygulamak istediği senaryo çok ama Drogba'dan bu yana o senaryoda oynayacak kalitede bir jön yok..

8 Aralık 2014 Pazartesi

Kötü Bitecek Ama İyi Hatırlamak İçin


Lig için de tablo aynıydı ama Şampiyonlar Ligi açısından konuya bakarsak, Dortmund ve Arsenal gibi takımlara karşı varlık bile gösteremeyen, sahadan farklı sonuçlarla mağlup ayrılan, Anderlecht karşısında ise futbol anlamında geride olan ve istedi sonuçları alamayan Galatasaray'ı izledik. Haliyle de Avrupa defterini kapatmış olduk. Bundan sonrası gerçek anlamda 4. yıldız mücadelesi. Prandelli'nin yaratmak istediği ortam doğdu ama kendisi çok uzaklarda.

Hamza Hamzaoğlu tercihi çok daha öncesinde gerçekleşseydi bugün Avrupa iddiamızın devamını da izliyor olabilirdik. Anderlecht deplasmanından alınacak beraberlik bile bu maçta bizi iddialı kılacaktı ama son zamanların en kötü Avrupa karnesini çıkarmış olduk. Haliyle de Arsenal maçı bir formalite görüntüsünde ama formalite maçının çok üzerinde değeri olan bir karşılaşma. En azından Galatasaray için.

Önemli bir test bu. Eskişehirspor ve Akhisar Belediyesi gibi maçlar da önemlidir ama Arsenal karşısında Galatasaray'ı gerçek anlamda değerlendirme imkanı bulacağız. Ayrıca kötü bitecek ama en azından çok daha kötü bitmemesi gereken bir Avrupa defteri var, bu anlamda da kazanmak zorundayız. 

Bu yüzden de rotasyon bizi beklemiyor, bazı isimleri riske atmadan, olabilen en iyi kadroyla oynamak zorundayız. Selçuk İnan'ın cezası var, Chedjou'nun ise ufak sakatlıkları. Sabri Sarıoğlu'nu da Avrupa'da kullanamadığımız düşünülürse;

Muslera
Çamdal Semih H.Balta Telles
Melo E.Çolak
Bruma Burak Sneijder
Umut Bulut

Böyle bir 11 bekliyorum. Burak Yılmaz'ı forvetin arkasında kullanmanın artılarını Akhisar Belediyesi maçında izledik. Çok verimli oynamıştı ve bu oyun tarzı da hem Burak Yılmaz'ı yükselttiği gibi, takımı da hücumda tutmayı başarıyor. Umut Bulut iyi bir duvar bu anlamda, Bruma ile topu hücuma taşıyıp, Sneijder ile organize olmaya çalışıyoruz. Tek noksan orta sahaya biraz daha agresiflik kazandırmaktı, bunu da Melo'nun dönüşü sağlayabilir.

Şampiyonlar Ligi'nden geriye Chedjou'nun yoktan var ettiği Anderlecht maçı kalabilir. Chedjou'nun yarattığı o ekstra olmasaydı bugün 0 puanla da bu maça başlanabilirdi ve bu da baskı ortamını beraberinde getirecekti.

7 Aralık 2014 Pazar

Umut Bulut; Galatasaray Formasıyla 100. Maç


2012-2013 sezonu başında en çok Umut Bulut'un transferini istemiştim. Trabzonspor'dan bu yana da çok beğendiğim bir isimdi ve Elmander'e de alternatif yaratmak açısından Umut Bulut'un önemi bir kat daha artıyordu. O sezon sakatlıklar nedeniyle Elmander'i çok izleyemedik ama Umut Bulut da özellikle sezonun ilk yarısında onu çok yaratmadı, ilerleyen dönemde de Drogba & Burak Yılmaz ikilisi için iyi bir alternatif oldu. Geçen sezonu çok iyi geçmemiş olabilir ama bu sezona baktığımızda belki de en iyi Galatasaray sezonunu geçiriyor diyebilirim, nitekim Galatasaray'ın bir numaralı hamle silahı. Hamza Hamzaoğlu'dan sonra 11'e de yerleşebilir, iki maçtır bunu görüyoruz. İşin özünde ise 100. Galatasaray maçına çıkmış durumda, 2.5 sezonda 100 maç gerçekten mükemmel bir rakam. Bu 100 maçta da attığı 27 gol, yaptığı 13 asist var. 27 golün 10 tanesini de sonradan oyuna girip attı. İyi bir çizgisi var, sakatlık olmadan geçen. Bunu da çok çalışmasına borçlu, herkesin dinlendiği yerde Umut Bulut daima koşmaya devam eder..

Alex De Souza'nın Vedası

Alex De Souza, Türkiye'den ayrılırken de bir yazı yazmıştım. Futbola veda ederken de yazmak istiyorum. Gerçek anlamda bir Fenerbahçe efsanesi. Fenerbahçe'yi yönetenler bunu unutturmaya çalışıyor veya görmezden gelmeye çalışabilir ama Fenerbahçe'yi gerçek anlamda sevenlerin asla unutmayacağı, kalplerine kazıdıkları, kahramanları olarak gördükleri bir futbolcu olarak kalacak.

Biz Galatasaraylılar açısından söylemek istediğim ise (en azından benim gibi düşünenler için) keşke her rakip Alex De Souza kadar özel olsaydı. Herhangi bir derbide asla çirkinlik yapmayan, Galatasaray'ın iyi olduğu her dönemde Galatasaray'ı öven, Türkiye'de en beğendiğim futbolcular Arda Turan veya Selçuk İnan diyebilen, egosuz, çok güzel bir rakipti. Galatasaray'ın canını da çok yaktı, en üzüldüğümüz maçlarda Alex'in de imzası mutlaka oldu ama her zaman özleyeceğimiz bir rakip olarak kalacak.

Çok özel, karakterli bir futbolcuydu. Türkiye'ye de çok şeyler kattığını düşünüyorum. Daha güzel bir ayrılık elbette yakışan olacaktı ama Fenerbahçeliler tarafından heykeli dikilmiş bir futbolcu için daha ne kadar güzel bir ayrılık olabilirdi..

Galatasaray'ın Yükselişi; Özgüven


Akhisar Belediyesi maçının yorumu Burak Yılmaz'la başlar, Hamza Hamzaoğlu'nun gelişinin net açıklamasıdır bana göre. Umut Bulut'u önde pivot olarak kullanıp, Burak Yılmaz'ın onun arkasında, tamamlayıcı rolde oynaması zaten düşündüğümüz, dile getirdiğimiz bir durumdu. Geçmiş sezonlara baktığımızda da Elmander, Drogba ve Umut Bulut gibi isimlerle oynadığında Burak Yılmaz'ın olduğunu hep söyledik ama tüm bu rollerin dışında, çok daha farklı bir roldeydi Burak Yılmaz.

Çift forvet olarak düşünebiliriz ama Burak Yılmaz'ın çok fazla dolaştığını, hücum oluşumlarında çok daha fazla rol aldığını gördük. Eskişehirspor maçında Burak Yılmaz oynamadı ve ofsayta düşülmedi gibi yorumlar yapıldı ama Burak Yılmaz'ın yıldız olduğu Akhisar Belediyesi maçında Galatasaray'ın yine ofsayta düşmemesi, Hamza Hoca'nın Burak Yılmaz üzerinde yarattığı değişimle açıklanabilir.

Burak Yılmaz'ı en ileri uçta kullanmanın anlamı Burak Yılmaz'ı rakip savunma arkasına koşturmaktır. Bu da çok verimli olmaz, olmadı da. Prandelli bunu görmesine rağmen, Umut Bulut'u oyuna aldığında takım daha iyiye gitmesine rağmen Umut Bulut'u hiç 11'de düşünmedi, düşündüğünde de Burak Yılmaz'ı yedek bıraktı (Dortmund deplasmanı). İkisi birlikte oynadığında, hücum için de Burak Yılmaz'a biraz daha sorumluluk verildiğinde fark ortaya çıktı.

Ama Galatasaray'ın asıl yükselişi özgüven ile alakalı. Muslera'dan Selçuk İnan'a, Telles'den Bruma'ya kadar bu yükselişin asıl nedeni özgüven. Gekas'ın attığı gole bakın ve Muslera'nın yükseldiğini asıl orada göreceksiniz. Telles, Galatasaray formasıyla en iyi maçlarından birini çıkardı. Bruma aynı şekilde, oynadığında neler yaptığını gösterdi. Melo yok dedik, orta saha direnci soru işareti dedik ama Emre Çolak orayı doldurdu, Selçuk İnan bu sezon 2. defa özgüven anlamında yükseldi, eskisi gibiydi. Bunun adı özgüvendir. Prandelli'yi kimse sabote etmemiştir, işi yerlilere bağlayamazsınız. Bunu da Telles ve Bruma gibi isimlere bakarak söyleyebiliriz.

İlk 11'leri gördüğümüzde zevkli bir maç olacağını zaten bekliyorduk. Galatasaray olabildiğince hücumcu bir takım sahaya sürdü, maç boyunca da tempolu oynadı, iyi koştu, mücadele etti. Rakibe de bu anlamda çok pozisyon vermedi ama maçın fişini çekemedi. Organizasyon anlamında sorunlar var, hücumda hızlıyız ve rakip sahada kalabiliyoruz ama final pasları, son hareketler olumlu olmuyor, bunun da nedeni uyumdur. 1 haftada değişmez bunlar, zamanla olur. Galatasaray'ın da bu anlamda zamana ihtiyacı var ama herkesin memnun olduğu, keyifle izlediği, gelecek adına heyecan duyduğu birçok şey vardı bugün.

Bruma ve Telles gibi isimler kazanıldı, Burak Yılmaz ve Selçuk İnan gibi isimler ise özgüvenlerini yeniden kazanıyorlar. Koray Günter, Sinan Gümüş, Furkan Özçal ve Umut Gündoğan gibi isimlerin de üzerinde durabilirsek Galatasaray'ın gelecek adına da çok büyük artıları olacak. Kısa zamanda olacak işler değil belki ama ligin devre arasında yaşanacak kadro kıyımında doğru isimlerin takımda kaldığını görmek en büyük dileğim.

6 Aralık 2014 Cumartesi

Canın Sağolsun Kaptan

Bugüne kadar Arroyo ile kazanıyorduk, bugün de Arroyo ile kaybettik. Bu seviyelerde, hele ki maçın o anında gelen hatanın telafisi olmuyor maalesef ama Arroyo'ya canın sağolsun demekten başka birşey gelemez elden. Kimsenin Arroyo'ya kötü bir söz söyleme hakkının olmadığını düşünüyorum, bu noktada, böyle mücadeleler gösteriyorsak bunda Arroyo'nun payı çok büyük. Yakın geçmişe dönün, Kızılyıldız maçında 50 dakika sahadan çıkmadı bu adam. Ötesi yok.

Kaybedilmemesi gereken bir maçtı, burası da bir gerçek. Neptunas deplasmanından galibiyetle dönmemiz gerekiyor. Bu zorlu virajlardan dönmesini bilir Ergin Ataman, mutlaka planı vardır ama hocanın da önünü açmak lazım.

Zor bir gündü gerçekten. Jawai'nin oyuna dahi girmediğini görüyoruz, dönemi tamamen kapandı. Voigoukas'la maça başlandı ama ondan da olmayacağı net belli. Patric Young yeni geldi. Dinamizmi, savunması çok değerli. Geldiği günün ertesi maça çıktı, bu yüzden sağlıklı değerlendirme yapamayız. Bu ortamda da koskoca pivot rotasyonu sadece Kerem Gönlüm'e kalıyor. Ama o yaşa ve 4 numara olmasına rağmen elinden gelenin en iyisini yapıyor. Bugün de takımı maçta tutan isim oldu. Helal olsun demekten birşey gelmez elden.

Ben de sıkıldım her maç eksikleri konuşmaktan ama konuşulması gerekiyor. Bu sezon maalesef kadro mühendisliğinde hatalar yaptık, acı gerçek şu zamanlar önümüze çıkıyor. Aradori de bunlardan biri. Savunmada zaten yok, hücumda olmasını bekliyorsunuz ama orada da kopuk kopuk. Bu maç hiç yoktu. Pocius penetreleriyle oraları iyi karıştırdı, savunmada hareketliydi ama sakatlıktan döndü, şut ritmi henüz oturmadı. Aradori'den beklediğiniz o etki de yok. Galatasaray'ın Patric Young transferine rağmen bir uzuna daha ihtiyacı olduğu gibi, 2-3 numara oynayacak bir isme de ihtiyaç var.

1 yıl eline top değmemiş Jamont Gordon'la daha kötüsü olmazdı, bunu söylemek lazım..
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger