10 Şubat 2016 Çarşamba

Yeni Yaşın Kutlu Olsun, Akhisar Belediyespor 1-2 Galatasaray


Kötü zemin, Olimpiyat Stadı tadında rüzgar her iki takımı da etkiledi aslında. Zemin için Akhisar Belediyesi alışık diyorlar ama rüzgar her iki takımı da bozdu. Yine de 1-0 geriye düşene kadar çok kötü bir Galatasaray futbolu vardı ki bu saydığım etmenler elbette etkiledi ama kötü futbolun asıl nedenleri de diyemem.

Aslında doğru 11 vardı. Linnes, Chedjou, Hakan Balta, Carole savunma hattı, Bilal Kısa'nın dahil olmasıyla üçlü orta saha ve sol tarafta Sneijder. Bu kadar eksiğin arasında yeniden Yasin Öztekin'e dönmemek de doğru karardı. Çok işlemedi bu formasyon ama görmek gerekiyordu. Zamanında Chedjou'yu orta sahada görmek zorunda olduğumuz gibi ya da önümüzdeki maçlarda Podolski'yi forvet oynatmak zorunda olduğumuz gibi.

Donk, Selçuk İnan ve Bilal Kısa gibi orta sahalarda topu tutmanız ve pas oyunu oynamanız beklenir. Bu zeminde pas oyunu zor ama beklenti bu yöndeydi. Zaten Sneijder sola yakın oynuyordu, onu sol kanata yazınca da Sneijder'i savunma yükünden kurtarmış oldunuz ama 1-0 geriye düşene kadar organize olamadı Galatasaray, pozisyon üretemediği gibi şut dahi atamadı. Bu futbolcuların diğer özelliği de şutör olması ama kullanamadık. Oynayan taraf Galatasaray göründü, rakip yarı sahada sürekli zorladı derken Akhisar bekledi, yakaladığı ilk anda da Mugdat Çelik ile hızlı geldi, Rodagella ile müthiş bitirdi.

Galatasaray'ın zaten bir forvet etkisi yok, bunu konuşmuyorum bile. Duvar olan, pas yapacak, bitirecek. Bunlardan mahrumuz. Sneijder zaten forvetle iletişim kuramadı, sol bekte de bir Telles yok ki Sneijder ile o alışverişi yapsın. Orta sahadan da destek alamayınca Sneijder solda olmadı, Olcan Adın ise sağ tarafta kayboldu. Trabzonspor'da sağ önde oynadığı futbolla yürüyen bir isimdi ama Galatasaray'da o pozisyonda bir türlü oynayamadı. 

Maçın kırılma anı Sabri Sarıoğlu'nun oyuna girmesi. Konyaspor maçında da hareket getiren isim o olmuştu. Sabri Sarıoğlu sağ tarafa geçip, Olcan Adın sol tarafa geçince Sneijder de merkeze geçti ve Galatasaray kanatları iyi kullanmaya başladı, Sneijder'in de şutlarıyla Akhisar'ı çok zorladı ve önce golü buldu, ardından Sneijder'in Selçuk İnan'a yaptığı muazzam asist geldi. Akhisar da 1-0'ın ardından savunmayı çok düşünmeye başladı, bekledi, yine hızlı çıkarım diye umdu ama Galatasaray bir anda 2-1'i buldu, Akhisar o anlar nefes dahi alamadı. Hatta 2-1'in ardından turu getirecek skoru da bulabilirdi ama son tercihlerde kapıldıkları rehavet ve Umut Bulut gibi faktörler devreye girince işi bitirecek skor gelmedi ama tur adına büyük bir avantaj yakalandı.

Chedjou çok acı fatura çıkarabilirdi bu maçta, inanılmaz kötüydü ki çok rahat takıldı. Mugdat kaç kere devirdi kendisini. Koray Günter çıkış yakalamaya başlamışken unutacak gibiyiz kendisini. Ayrıca iki maçtır oyunun kaderini Sabri Sarıoğlu'nun değiştirmesi de 11 kalitesini gösteren diğer bir nokta. Sabri Sarıoğlu oyunda yokken 2 şut atmıştık, o girdikten sonra çok fazla denedik, hareketi sağladık. İlk yarının da iyi yüzlerinden biri Linnes'di, keşke bindirmelerini ödüllendirebilsek..

Basketbol'da Bütçe Kısarak Çizilen Kurtuluş Reçetesi, Yazık


Tarihin en kötü Galatasaray Başkanı mı bilmiyorum ama bugüne kadar en sevmediğim Galatasaray Başkanı Dursun Özbek diyebilirim. "Hedefimiz mutlaka şampiyonluk ama size şampiyonluk vaat edemiyorum, feda demek zorundayız ve şu kadar yıl sabır göstermenizi diliyorum" diye işe başlasaydı bugün bütün Galatasaray taraftarı arkasındaydı ama büyük vaatlerle sezona başlayıp, günler, devamında aylar geçtikçe vaatlerin aslında ne kadar büyük bir yalan olduğu ortaya çıktı ve bugün acı edebiyatı yapılıyor.

Edebiyat diyorum çünkü sorunun ne olduğu belli olmasına rağmen sorunu bilmeyen bir yönetim. FFP'nin açılımı herkesin malumu, Uefa'nın resmi sitesinden görüp okuyabilirsiniz ama bizim başkan fair-play adından yola çıkıp FFP mevzusunu şike yapmamak, kirli işlere bulaşmamak olduğunu zannediyor ve cezanın yanlış olacağını anlatmaya çalışıyor. Gerçekten inanılmaz, otomobil ehliyetini yeni almış bir isme uçak emanet etmişiz ve uçağı kaldırmasını bekliyoruz.

Bunu da geçtim, feda söylemini, kemer sıkma politikasını duyuyoruz ama futbolcu maaş indirimleriyle değil, basketbolda mevcut 6 milyon'luk bütçeyi 3'e indirerek. Yazıktır ya, şu an Galatasaray'ın adını yukarıda tutmaya çalışan, verdikleri mücadeleyle örnek takımlar bunlar. Yeni salon yapılacağı söyleniyordu ki doğru bir proje bu ama o salonda iddialı bir takım yaratmak ve salonu doldurmak gerekirken bütçe mi düşürülerek?

Tarihin en büyük basketbol sponsorunu bularak işe başlayacağım diyen Dursun Özbek'in bugün açıklamalarını aklım almadı, skandal olarak nitelendiriyorum. Bu takımın bütçesi her sezon düşüyor zaten, her sezonun başında tüm oyunculardan indirim isteniyor. Ergin Ataman bu sezon başında ücretini yarı yarıya indirerek takımın başında kaldı, sırf Galatasaray diye. Ekrem Memnun'un yaptığı fedakarlıkları say say bitiremeyiz, adam Milli Takım'dan bile Galatasaray için vazgeçti. Biz ise bu isimleri başımızın üstünde tutmak yerine onlara daha da acı vaat ediyoruz.

Umarım bu skandal karardan dönülür, taraftarın haklı tepkisi göze alınır. Yoksa bu takımda ne Ergin Ataman, ne Sinan Güler kalacak. Micov'a her sezon indirim diyoruz ve o da kabul ediyor, bu mu bizim verdiğimiz değer. Onu da geç, takım Sassari maçına çıkacak ve olmazsa olmaz bir maç. Euro Cup hedefi diyoruz, maç öncesi başkanın yaptığı şu açıklamaya bakın. Cidden yazık.. 

Galatasaray'da 5. Sezonu, Arkasında Bıraktığı Sayısız Kupa


Selçuk İnan da 31 yaşına geldiğine göre ben de yaşlanmaya başlamışım demektir. O değil de transfer olduğu döneme bakarsak ya Galatasaray'a transfer olmasaydı? Galatasaray'ın 2011-2012 sezonuyla beraber yazdığı tarih, kazandığı sayısız kupa. Tüm başarılarda direkt katkı sağlamış bir isim.

Sevmeyenini anlarım, forma çıkarma hadisesinde oluşan bazı ön yargılar var. Yani, sevmiyorlar ama iyi olan futbola da kötü demek zorunda hissediyorlar. En kötü sezonlarından biri belki de bu sezondur ama bu sezon bile takımın nadir iyi isimlerinden biridir, inkar edilmemeli. Takım şu sıralar kötü, dolayısıyla Selçuk İnan da bu dalgalanmadan fazlasıyla etkilendi ama ayakta kalmaya çalışan nadir isimlerden olduğunu düşünüyorum.

Galatasaray'da 5. sezonunu yaşıyor. Biten 4 sezonda da 3 şampiyonluk, 3 Süper Kupa, 2 Türkiye Kupası, Şampiyonlar Ligi çeyrek finali ve 2. turunu geride bırakmış. Galatasaray formasıyla da 197 maça çıkıp 42 gol 53 asisti var. Bunun adı istikrar, bunun adı winner olmak, bunun adı çok büyük futbolcu olmak.

Galatasaray'ın yeniden ayağa kalktığı ve başarıya yürüdüğü bu dönemin isimli kahramanlarından biridir. 2011-2012 sezonunu da asla unutmayacağız, öyle bir performans kolay görülmüş bir şey değildir. Sevmeyenini anlıyorum ama Selçuk İnan'ın futbolunu tartışanı asla anlamayacağım. 

Selçuk İnan'a sevgim ve saygım çok büyük. Yeni yaşı kutlu olsun ve düşünülen yeni dönemde de onun tecrübesinin çok büyük bir payı olacak..

Neredeyse Berk İsmail Ünsal Dahi Takımda Kalsaymış Diyorum


2010-2011 sezonuna Milan Baros & Mehmet Batdal forvet rotasyonuyla başlamıştık. Bir önceki sezonda Nonda'yı gönül rahatlığıyla yollayabilen, Jo'yu devre arasında kiralayan Galatasaray'ın bir anda Baros & Mehmet Batdal'a dönüşüne tanık olmuştuk, Keita sonrası Pino'ya geçiş gibi. Baros ve Batdal'ın ortak özellikleri de o sezonun neredeyse tamamını sakat olarak geçirmeleriydi.

Baros'un sakatlığı bir önceki sezondan, maalesef kronik de bir hal almıştı. Nonda'nın gidişi, Jo'nun devre arası gelmesi bu yüzdendi. Baros beklendi, uzun ayrılıklar oldu, her geri döndüğünde fark yarattı ama yine sakatlandı. Bu yüzden de ona güvenerek yola çıkamazdınız ama biz çıkmıştık ve maalesef Baros yine uzun sakatlıklar yaşadı, ardından Batdal da geldi (zaten kalite anlamında tartışılır seviyedeydi) derken Pino forvet oynadı, ligin 2. yarısında da Kazım Kazım. Stancu da transfer edilmişti ama forvetten çok hücumun her pozisyonunda izledik kendisini. O da 5.5 milyon avro'luk büyük bir hayal kırıklığıdır.

İşin özü, o sezondan daha kötü bir forvet rotasyonu izlemeyiz diye tahmin ediyordum. Taa ki bu sezona kadar. Kalite, nicelik ve form anlamında eleştirdiğimiz bir dönem. Pandev'in gidişi sonrası doğan sayısal forvet boşluğuna tek hamle yapılmadı. Podolski'nin forvet oynayabileceği düşüncesi belki de buna engel oldu ama Ibrahimoviç hayali sonrası Niasse'den de olundu ve Burak Yılmaz & Umut Bulut ikilisiyle koca bir sezon atlatılmaya çalışıyordu.

Burak Yılmaz'a da güvenmek imkansız, o da Baros misali kronikleşmeye yüz tutmuş sakatlıklar yaşayabiliyor. Ligin ilk yarısında da uzun bir dönem yoktu, Umut Bulut tek başına idare etmeye çalıştı ama ne kalite ne form anlamında Galatasaray'ın çok uzaklarında olan bir görüntüyle. Ligin devre arasında da forvet baktık, alamadık, Burak Yılmaz'ı da sattık, Podolski'yi de sakatlıklara kurban verirken bugün yine Umut Bulut tek başına.

2010-2011 sezonundan sonra olmaz derken daha beterini bu dönem yaşıyoruz ve en azından kendi izlediğim dönem için konuşacak olursam gördüğüm en kötü forvet rotasyonu. Mecburiyetten Volkan Pala kadroya alındı, neredeyse Berk İsmail Ünsal dahi takımda kalsaymış diyorum. Kalite ve formu da geçtim, sayısal anlamda takımda forvet kalmadı ve bu sezon nasıl tamamlanacak çok merak ediyorum..

9 Şubat 2016 Salı

Bileklik Belki Bir Kenetlenme Sembolü Ama Asıl Çıkış Yolu Değil


Tanımın bir önemi yok ama feda demenin de ayıbı olamaz. Galatasaray'ın maddi anlamda çok iyi durumda olmadığı bir gerçek ve yeni kaynak yolları aranıyor. Bazı arkadaşlar "bileklik" kampanyasını sanki bir utanç kaynağı olarak görmüş ama asla öyle değil. Bu bir birlik, beraberlik çağrısı, kötü de bir proje olduğunu düşünmüyorum ama yapılması gereken asıl ve ilk hamle bu mu? İşte sıkıntı bu noktada başlıyor.

Ekonomiden çok anlamam, gördüğüm kadarıyla kendi çıkarımımı yapıyorum sadece. Galatasaray'ın gelirlerinin büyük çoğunluğu futbolcu maaşlarına gidiyor ve takımda şu an hak etmediği parayı kazanan o kadar fazla isim var ki. 

Verilen haktır, belki geri alınamaz. Futbolcu da bunu kabul etmek zorunda değil, eyvallah derim ama Galatasaray formasını giymenin büyük bir şeref olduğu günleri hatırlarım. Maalesef son yıllarda Galatasaray formasının bir ağırlığını bırakmadılar, unutturdular. Bu ağırlığı kazanmak gerekiyor, atılacak ilk adım da futbolculardan indirim istemektir. 

Burak Yılmaz Çin'e satıldı mesela, doğru bir hamleydi. Yarın Muslera, Sneijder ve Podolski gibi isimler için de böyle çılgın teklifler gelebilir, yine hayır diyemem. Galatasaray'ın bu lüksü kalmadı. Tıpkı futbol hayatını "takıma adapte olma" çalışmalarıyla geçiren Hamit Altıntop'a o ücreti verme lüksü kalmadığı gibi. Hadi onun sezon sonunda sözleşmesi bitecek ama onun gibi bazı ayrılıkların yaşanması gerekecek, bu ücretlerin de düşmesi. 

Maddi sorunlarda nedense ilk taraftara gidiliyor, oysa kazanılan başarılarda bu denli taraftar vurgusu yapılmıyor. Kötü günde kulübümün yanında olmak isterim, bizler Galatasaraylıyız ama ben o bilekliği aldığımın ertesi günü çıkan haberlerde "Hamit Altıntop günü salonda geçirdi" gibi haberleri okumak istemiyorum. Burada Hamit Altıntop da değil mevzu, herkes için söylüyorum. 

Sorun değil, 50 tane de bileklik alırım ki futbolcu indirimleri geldiği zaman bunu yapacağım da ama şu aşamada beklerim. Çünkü asıl olması gerekenler gerçekleşmedi, daha sağlıklı plan, projelere ihtiyacımız var. Önce herkes hak ettiğini kazanacak, ondan sonra taraftar her koldan desteğini verir. 

Yönetim asıl atması gereken adımları da önce atmadığı için, bugün taraftara gittiğinde taraftarlar "neden" sorusunu ister istemez soruyor. Şu kulübü taraftarlara açın mesela, herkes üye olsun. Madem Galatasaray halkın takımı, bizlerin de söz hakkı olsun, kulübe üye olabilelim. Ama bunu yapmak büyük yürek ister, bu tüzüğü değiştirebilmek. Bunu başarabilen yönetimi ben başımın tacı yaparım, en zor durumda da elimden gelen her şeyi yaparım. 

Çıkış yolu var, herkes de bu yolu iyi biliyor. Bileklik belki bir kenetlenme sembolü, buna eyvallah ama asıl yapılması gerekenleri görmek dileğiyle..

Neden Mi Mancini'yi Seviyoruz, İşte Bu Yüzden


Roberto Mancini.. Seviyorum bu adamı, Galatasaray'a sahip çıkan, Galatasaray'ın hakkını koruyan her insanı sevdiğim gibi. Müthiş bir Galatasaray geçmişi olmayabilir, ısrarla sportif başarı vurgusu da yapılabilir ama bu adam Galatasaray taraftarı tarafından sevilmeye devam edecek. Galatasaray'dan ayrılırken bir lira tazminat almayan, ayrılmış olmasına rağmen hala Galatasaray paylaşımları yapan, sevincimize, üzüntümüze ortak olan bir insan. 

Hamza Hamzaoğlu.. Kazanılan kupalarda her zaman katkısını inkar etmedim, onu ön plana çıkardım. En çok eleştirildiği dönemde sahip çıkmak istedim, onun uğruna da birçok arkadaşımın kalbini kırdım. Eleştiri noktasında eleştirdik ama benim için her zaman kazanılan başarılara duyduğum bir vefa vardı ama görüyoruz ki Hamza Hamzaoğlu'nun Galatasaray'a karşı bir gram vefası kalmamış. En zor zamanda göreve getirildi, kendisine güvenildi ve bugün şampiyon bir teknik adam olarak anılıyor. Bunda Galatasaray'ın da katkısı var, Hamza Hamzaoğlu bugün açacağı bütün kapıları Galatasaray'da kazandıklarıyla açacak. 

Peki gelinen nokta nedir;
"Bu sezon hedefimiz ilk altıda bitirmek. Bazı kulüpler ceza alırlarsa 7. veya 8. kulüpler de Avrupa'ya gidebilirler."

Galatasaray'ın düşeceği durumdan medet uman bir görüntü ki Galatasaray'ın bu sezonuna bakınca da başarısızlıkta payı olan isimlerden biri. Yaz döneminde bu kadronun içini ben boşaltmadım, gereken hamlelerin gerçekleşmesine ben mani olmadım. Bakıyoruz ki Hamza Hamzaoğlu, Galatasaray'ın ceza alması üzerine planlar yapabiliyor.

Cidden yazık. Kendim için konuşayım, Hamza Hamzaoğlu için verdiğim emeklere yazıklar olsun. Başka diyebileceğim bir şey yok. Bu saatten sonra Galatasaray'ın kapısından dahi içeri giremeyecek, onu seven, yine de destekleyen taraftarı dahi karşısına aldı. Çok destekledim kendisini, büyük kavgalar ettim ama sırtımdan hançerlenmiş gibi hissediyorum. Galatasaray'ın evladıyım diye geçinenlerin ayrılık sonrasında bu söylemlerini görüyorum da, gerçekten yazık. 

7 Şubat 2016 Pazar

40 Dakika, %100 Şut İsabeti, 23 Sayı.. Vladimir Micov

Chedjou Diyor Ki


"Koray fantastik bir oyuncu. Sahada nerede durup ne yapacağını, birbirimizin kademesine girmemiz gerektiğini çok iyi biliyor."

"Koray çok iyi bir oyuncu. Onu gördüğümde bu fizikle nasıl 20 yaşında olduğuna inanamıştım. Zamanla daha da iyi olacak." 

Koray Günter'i bekliyoruz, oynamasını istiyoruz. Yaşlanan ve kalite anlamında aşağıya düşen Galatasaray'ın bu tip genç heyecanlara ihtiyacı var ve Sinan Gümüş'e bu anlamda çok tutunduk. Ne yazık ki şanssız bir sakatlık geçirdi ama umarım çabuk toparlanıp takıma katılacaktır. Koray Günter'i ise ikinci sıraya koyabilirim. Chedjou, Hakan Balta iyi isimler, Denayer de önemli bir potansiyel ama Semih Kaya geri döndüğünde bir şekilde formayı alıyor, ilk o tercih ediliyor ki büyük bir hata, hatta haksızlık. Denayer'in sezon sonunda dönme durumu var, Chedjou ve Hakan Balta'nın yaş haddi malum derken gelecek anlamında Koray Günter'in üzerine düşmek gerekir. Geçen sezon da Semih Kaya'nın sakatlığı sonrası formayı bulmuş ve iyi de performans göstermişti ama yedeğe çekildiğinde bir daha yüzüne bakılmadı. Bu sezon ise düşünülmedi bile, sakatlıklar olmasa yine forma verilmeyecekti. Umarım oynamaya devam eder, bana o güveni verdi. Hatasız oynuyor, sert, pozisyon almasını iyi bilen bir isim. Topu da daha iyi kullanmayı öğrendiğinde çok daha iyi olacak. Yukarıdaki söylemler de Chedjou'ya ait, ilki dün, ikincisi ise geçen sezon söylediği sözler..

6 Şubat 2016 Cumartesi

2010-2011 Sezonundan Kesitler, Galatasaray 0-0 Torku Konyaspor


Mustafa Denizli döneminde oynanan kısmi iyi maçlar var, hepsi de TT Arena'da, Galatasaray'ın maçın başlamasıyla birlikte yaptığı baskıyla. Son örneği Gaziantepspor karşısındaydı, o futbol için de Mustafa Denizli döneminin en iyi futbolu diyebilirdim. Konyaspor maçının ilk 45 dakikası için ise 2010-2011 sezonundan bu yana gördüğüm en kötü Galatasaray futbolu. O ruhsuzluğu uzun yıllardan sonra ilk kez hissettim.

Kadroyu eleştirmiyorum, Burak Yılmaz'ın da ayrılmasının ardından daha da kısıtlanan bir hücum rotasyonu var. Mustafa Hoca'nın Carole ve Bilal Kısa takıntılarını sık sık dile getirdik zaten, anlamadığım şekilde bu futbolcuları görmek istemiyor. Kulübeye baktığımızda belki de bu sezon Galatasaray'ın en güçlü yedek kulübesi vardı ama 3. oyuncu değişikliğini kullanmıyor bile. Bilal Kısa'yı görmüyor, tarif edemiyorum. Biz bu adamı böyle maçlar için almadık mı? Kritik anlarda oyuna girer, bir kilit pas veya şutla kapıyı açar diye. Ama 3. oyuncu değişiklik hakkını dahi kullanmıyoruz, bu durumda güçlü kulübenin ne espirisi kaldı ki.

Konyaspor, savunma anlamında güçlü bir takım, iyi kapanıyorlar ve onlar adına öncelik savunma. Ama bu tip maçlarda ilk golü yediklerinde dağılan bir rakip, üç büyüklerle oynadıkları maçlar arasında ilk puanları bu. Baskıyla başlamak, erken gol bulmak gerekiyordu ama 45 dakika boyunca uyuyan, attığı tek şutu Chedjou'nun korner sonrası gelişen abuk subuk şutu olan, organize olmaktan uzak, pas yapamayan, yediği baskı sonrası uzun topla çıkmak zorunda kalan ama topu tutamayan, hücumda ise herhangi bir varlık gösteremeyen bir Galatasaray. 

Konyaspor'un kendini hissettirdiği anları da izledik ama güçlü bir hücum baskıları yoktu. Galatasaray uzun bir aranın ardından gol yemedi ama bu tamamen Konyaspor'un hücumu ne kadar düşündüğüyle alakalı bir durum. Gelmediler çok fazla, sürpriz ataklarda Holmen'i daha çok ceza sahasına soktular, her fırsatta şut denediler. Bu Konyaspor'la alakalı, Galatasaray'ın iyi savunmasından bahsetmiyorum. Koray Günter'i beğendim, o ayrı nokta. Hatasızdı. Belki de şu maç için konuşacağım tek iyi şey.

2. yarıda ise 65'den sonra bir hareketlilik oldu, o da Yasin Öztekin'in oyundan çıkmasına denk geliyor. Yasin Öztekin'in oyunda kaldığı sürede yaptıklarına baktım da 0 önemli pas, 0 şut, 0 adam geçme, 4 top kaybı, 0 orta diye gidiyor ve bu adam yine 11 başladı. Carole'yi bek oynatıp, Olcan Adın'ı açıkta kullanmak, Sneijder'i sola çekmek, Emre Çolak'ı düşünmek ya da risk alıp Podolski ile maça başlamak. Hemen ilk fırsatta en son forma şansı bulması gereken isim Yasin Öztekin 11 başlıyor ve sonuç bu.

Linnes & Sinan Gümüş kanadını da iyi kullanamadık, oysa Galatasaray'ın en güçlü silahı olarak gördüğüm olaydı. Sinan Gümüş'ün sakatlığı büyük talihsizlik, çok formda olduğu ve kendini gösterdiği bir dönemdi. Podolski onun yerine oyuna girdiğinde de etki gelmedi, Podolski'nin oynama isteği 70'den sonra geldi. Sneijder'i de hakemle uğraşmaktan oyuna dahil edemedik bir türlü. Bu adamlar hücumda sorumluluk almayacaksa Galatasaray kiminle gol bulacak, Umut Bulut'la mı?

Santrafor etkin yok, Umut Bulut'un aldığı herhangi bir kafa topu, tuttuğu top, doğru yere koşusu gibi olaylar yok. Podolski en ileri uçta oynamak zorunda, Burak Yılmaz'ın gidişi başka türlü telafi olmayacak. Öyle ki Olcan Adın'ın direkten dönen kafasına baktım da en son hangi forvetimiz o tarzda bir kafa vurdu? Podolski'nin bu sezon kafayla attığı net golleri hatırlıyorum bir de. 

Pozisyonlar bulduk aslında, Sabri Sarıoğlu'nun oyuna girmesi ve Olcan Adın'ın hücumu düşünmeye başlaması oyunu hareketlendirdi. Donk'un da hakkını verelim, Umut Bulut'un yapması gereken ceza sahasında etki yaratma, top indirme anlamında sorumluluğu aldı, 3-4 tane net kafayla indirdiği top var ama takip edemediler. Selçuk İnan ve Sneijder'in pozisyonları, Sabri Sarıoğlu'nun iki tane "kardeşim daha neyi atacaksın" dedirten boş şutları (ceza sahasının içinden), Olcan Adın'ın kafası, Podolski'nin son dakikada dönüp vurduğu gibi. Hepsi 65'den sonra oldu, Galatasaray'ın baskı yaratmak istediği anlarda. Maçın başında neden hareket yoktu, nereden herkes uykuya daldı?

Takım iyiye gitmiyor, aksine berbat durumdayız. Sakatlıklar işin diğer tarafı, bunun için sezon başına inmek gerekiyor, doğru çalışmayan bir Galatasaray vardı ama Mustafa Denizli'nin de büyük hayal kırıklığı yarattığı bir gerçek. Tecrübesine, geçmişine ve açıklamalarına çok güvendim ama benim adıma büyük hayal kırıklığı yarattı. Bazı anlamsız ısrarlar, takıntılar gibi durumları da ekleyince sezonun geri kalanı Galatasaray adına nasıl geçecek bilmiyorum.

Burak Yılmaz Beijing Guoan'da, Çin'e Hoşgeldin Galatasaray


18 Ocak 2016'da Burak Yılmaz için yeniden West Ham iddiaları konuşulmaya başladığında yazdığım şeyleri bugün de tekrar edeceğim. O yazıyı da okumak isteyenler linki tıklayabilir;
 
Sürpriz bir ayrılık, hele ki şu zamanda beklemiyordum. Burak Yılmaz'ın Çin'e gitmeyi istemesi bir yana zamanlaması tartışılabilir. Transfer dönemi kapandı, yerine hamle yapamayacağız. Ara transfer döneminde mutlaka bir forvet hamlesi yapılması gerekiyordu ama bu da yapılmadı derken zaten zayıf olan forvet rotasyonu artık tamamen bitti. Lig bir hedef değil belki ama Avrupa ve Türkiye Kupası devam ederken.

Ama böyle bir şans da bir daha gelmez, Galatasaray'ın bu tip ayrılıklara yok deme lüksü yok. Yeniden yapılanmak, nefes alabilmek anlamında bu tarz tekliflere hayır denilemez. O teklif hangi şartlarda gelirse gelsin. Galatasaray, 3 ay Burak Yılmaz'sız idare eder. Podolski forvete geçer, bir şekilde atlatılır. Galatasaray'ın teklife evet deme kararı da doğru, Burak Yılmaz'ın gelen bu fırsatı değerlendirmek istemesi de. Yaz döneminde de geldi bu teklif, o gün düşünmedi. Keşke o gün gitseydi, belki daha farklı şeyler olurdu.

Kaçınılmaz bir ayrılıktı, taraftarla arasındaki bağ maalesef koptu. Formsuzdu, sık sakatlıklardan artık dönemez olmuştu ki formsuzluk beraberinde çok gol kaçırmayı gerekiyor. Oysa Burak Yılmaz attığı gollerle ayakta kalan bir isim. Müthiş bir savunma arkasına koşucu, iyi takipçi, iyi de bitiriciydi ama farklı özellikler sunmuyordu size. Elmander çok gol atmazdı ama mücadelesiyle ön plandaydı ya da Beşiktaş'ta Mario Gomez pivot özellikleriyle de iş görüyor, farklılık getiriyor. Burak Yılmaz'ın olmazsa olmazı gol atmaktı ve formsuz olduğunda iyi bir görüntü veremedi. Sadece savunma arkasına koşuyu düşündüğünde de hücum sadece ona odaklanıyor, tıkanıklık yaşıyor.

Ama büyük golcüdür, bunu kimse inkar edemez. Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzonspor formalarını da giymesine rağmen Galatasaraylı Burak Yılmaz olarak hatırlanacaktır. Galatasaray forması altında 141 maç 82 gol 25 asist. Kazanılan iki lig şampiyonluğu, iki Türkiye Kupası, bir Şampiyonlar Ligi çeyrek finali,, 2 de Süper Kupa var. Burak Yılmaz'ın Galatasaray'a emeği geçmiştir, arkasında müthiş bir kariyer bırakmıştır. Bu yüzden de kendisin ayakta alkışlayarak uğurlarım ve daima iyi hatırlarım. Bugün formsuz olması dünü unutmam anlamına gelmez.

Galatasaray'a transfer olduğunda bana sorarsanız beklentileri de aştı, başarılarda pay sahibiydi, giderken de büyük kazandırarak gidiyor. Yolu açık olsun, umarım her şey istediği gibi gelişir ve son dönemin yükselen yıldızı Çin Ligi'nde iddia sahibi bir futbolcu olur.

Galatasaray açısından baktığımda ise Çin pazarına girmek önemliydi. Burak Yılmaz transferiyle birlikte o adımı attık, gerisi yaz döneminde gelebilir diye düşünüyorum. Hem o pazara açılmak, hem büyük kazanmak, kazanırken de şu sıkıntılı zamanları aşmak anlamında. Yine yazayım, yapılan doğru işler de var ama alakasız, saçma işler de. Bu dengeyi sağlamak, doğru futbol aklını bulmak zorundayız..

5 Şubat 2016 Cuma

Galatasaray 1-2 Real Sociedad, Şu 11'in Dizilimi


Galatasaray'ın Real Sociedad'la Olimpiyat Stadı'nda oynadığı Şampiyonlar Ligi 11'i. 2-1 kaybetmiştik o gün, Fatih Terim'in Ersin Düzen'e efsanevi atarı vardı maç sonunda. Videosunu bulamadığım için ekleyemiyorum ama mutlaka hatırlamışsınızdır. Bu maçın hatırlanacak diğer yönü de Nihat Kahveci'nin oynadığı müthiş futbol ve Tamas'ın tabir-i caizse içinden geçmesi. 

Kadro üzerine çok tartıştık, şu 11'i ilk gördüğümüzde herhangi bir 11 çıkarmak zor. Zayıf bir kadro olması ayrı konu ama hücum anlamında sadece Hakan Şükür ve Hasan Şaş var. Ayhan Akman şu takımın 10 numarası mesela, Prates ise sağ açığı.

Transfermarkt'da bu maçın saha içi dizilimine baktığımızda;

Mondragon
Prates Korkmaz De Boer Ergün
Tamas Cihan
Sabri Ayhan H.Şaş
H.Şükür

görünüyor. Tamas'ın orta saha oynatıldığı maçlar olmuştu, Fatih Terim ondan bir joker yaratma niteliğindeydi ama maalesef tutmadı. Futbolu biraz ileri gitmeye başlamıştı ki iyi bir teklif geldi ve o sezonun devre arası transfer döneminde takımdan ayrıldı. Sonrasında da stoper olarak fena bir kariyer yapmadı, iyi takımlarda oynadı.

Asıl dizilimi ise twitter'da Unsaly yaptı. Tamas'ın sağ kanatta Nihat Kahveci karşısında düştüğü durumu ben de hatırlamıştım ama 11'in dizilimini tam çıkartamadığımdan yardım almak durumunda kalmıştım.

Mondragon
Tamas Korkmaz De Boer Ergün
Sabri Cihan
Prates Ayhan H.Şaş
H.Şükür

Kadronun asıl dizilimi bu. Sabri Sarıoğlu ve Cİhan Haspolatlı (sonraki Galatasaray kariyerini sağ bek olarak geçirdiler) orta sahada, sağ bek Prates ön tarafta, orta saha Ayhan Akman 10 numara pozisyonunda ve Tamas sağ bek. Haliyle de patladı bu kadro. 1-0 geriye düşdükten sonra iyi bir oyun vardı aslında, 1-1'i de yakaladık (Fatih Terim'in de isyanı bu iyi dönemin konuşulmamasına) ama 2-1 geriye düşdükten sonra belimiz kırıldı.

"Galatasaray'ı Hissetmeye Başladığım Gün, İmzasını Kalbime Attım"

4 Şubat 2016 Perşembe

Sağ Kanadını En Az Kullanan Takım Galatasaray'dı, Taa Ki..


MatchStudyTR'nin istatistiğine göre %17.9 ile oransal olarak sağ kanadını en az kullanan takım Galatasaray olmuş. Bu istatistiğin nedeni olarak, sağ bek yetersizliğini, Podolski'nin çok fazla top taşıyan bir isim olmaması ve 2. forvet gibi hareket etmesi (Podolski'nin olayı zaten bu, kariyeri boyunca gol kimliğiyle ön plana çıktı, Keita vari bir tarzı hiç olmadı) ve daha önemlisi Sneijder'in sola kayarak oynadığı oyun. Ama Yasin Öztekin'in geçen sezonun çok uzağında olması da bizi sol kanatta da etkili kılmadı. Sağı kullanamadık, soldan yüklendik ama yine de Galatasaray'ın gol yükünü sağ kanatta oynayan Podolski çekti.

Bu istatistik değişecektir ama Galatasaray'ın atak ağırlığı sağ kanada kayacaktır. Linnes'in amansız bindiren bir futbolcu olması bunda etken olacak. Sürekli hücumu düşünüyor ve durmadan bindiriyor. Bunun olumlu etkileri olduğu gibi defansif anlamda yaratacağı olumsuzluklar da olabilir ama beklerden birinin bu hücum gücünü yansıtması mutlaka avantaj.

İstatistiği değiştirecek diğer etmen de mutlaka Sinan Gümüş olacak. Podolski'den bir farkı var, Sinan Gümüş top taşıyan bir isim. İçeri kat etmesi bir yana, çizgiden de oynayabiliyor, iyi top süren ve kreatif özellikleri olan bir futbolcu. Podolski'yi daha çok kat ederken izliyorduk ve sol ayağını muhteşem kullanıyordu ama daha çok 2. bir forvet gibiydi. Topla ilerlemeye karar verdiğinde ise rakibini sırtında gezdiriyordu, çok güçlü. Bu ayrı nokta ama sık denediği bir özelliği değil bu ama Linnes nasıl amansız bindiriyorsa, Sinan Gümüş de topla sürekli zorluyor.

Bu ikiliyle birlikte de Galatasaray'ın bu istatistiği bozulacaktır, hatta sağ kanadı kullanmak anlamında ligin en iyi, en verim sağlayan takımlarından birine de dönüşebilir. Tabii bir artısı daha var bu işin, o da Podolski'yi ait olduğu yer olan sol kanada çekmek. Yukarıda da dedim, Podolski kreatif bir futbolcu hiç olmadı, daima gol özelliğiyle ön plana çıktı ve tüm kariyeri de ya sol kanat ya da forvet oynayarak geçti. Onu sağ kanatta biraz da zorunluluktan kullandık ve yeni bir pozisyona alışmaya zorladık. Alıştı da aslında, katkı verdi ama esas katkıyı sol kanatta alacağımızı düşünüyorum. Sneijder'in sola kaymaları böylelikle anlam kazanacak ve Sneijder & Podolski ikilisi fazlasıyla katkı sağlayabilecek bir ikili. Podolski transferi gerçekleştiğinde de en çok vurguladığımız durumdu.

Avrupa Ligi Kadrosunda 4 Kaleci, 2 Forvet

 

Lazio maçını yeni yeni konuşmaya başladığımız düşünülünce ne kadar önemli bir konu bilemedim ama Galatasaray yeni Avrupa Ligi kadrosunu bildirdi. Linnes'i statü gereği kullanamıyoruz (oysa en önemli koz olacaktı) ve yeni transfer olarak listede Donk var. Bir de doğan boşluğa İsmail Çipe'nin de adını yazmışlar ve kadroya genel olarak baktığımızda 4 tane kaleci oldu. Oysa forvet diyorduk, yaz döneminde olduğu gibi bu ara transfer döneminde de alınamadı. Burak Yılmaz & Umut Bulut'la devam ediyoruz.

Dediğim gibi, Lazio maçını yeni yeni konuşuyoruz. Hepimiz acaba gelecek sezon Avrupa'da olacak mıyız sorusuna öyle odaklıyız ki şu an Avrupa'da devam ettiğimizi hatırlayamıyoruz bile. Sağolsun, takım da bizi bu hedefin oldukça dışına itti. Lazio'nun da çok iyi durumda olduğunu söyleyemeyiz ama bizden farklı olarak kadrolarını güçlendirdiler, ligde de bu kadar kötü giderken Avrupa onlar için önemli bir hedef. Galatasaray'ın işi zor. Tek umut Mustafa Denizli'nin geçmiş yıllarda Galatasaray'ın başında yaşattığı Avrupa başarıları ama o da eski görüntüsünden çok uzaklarda..

Burada Soru Şu, Futbol Aklı Kim?


Çin Ligi'nden başka bir şey konuşamaz olduk. Yaptıkları transfer hamleleriyle gündemde kalmaya devam ediyorlar ki Beşiktaş'ın da Çin'in ekmeğini müthiş yedi. İşin konuşulması gereken yanı ise başka.

Demba Ba ve Ersan Gülüm'den toplamda kazandıkları bonservis 20.5 milyon avro. Demba Ba'yı satarken de 10 milyon avro'sunu peşin olarak almışlardı. Konuşulması gereken olay ise bu satıştan ziyade yerinin nasıl doldurulduğu. Mario Gomez'i hangi şartlarda aldıklarını biliyoruz ki Demba Ba'dan çok daha iyi bir futbolcu.

Aynı durum Ersan Gülüm için de geçerli. Onun avantajı taşıdığı Asya pasaportunda. Avustralya vatandaşı olduğu için Çin Ligi'nde uygulanan +1 Asyalı futbolcu kontenjanından yararlanıyor, bu da onu çok değerli kılıyor. Bu transferi de neredeyse bir aydır konuşuyoruz. Peki Beşiktaş ne yaptı dersek, olur da Ersan Gülüm giderse üzerinden Marcelo Guedes'i kiraladılar, üstelik hayal kırıklığı Milosevic ile kafa kafaya kiralık şekilde takas ederek. Ödenen ekstra bir ücret olmadığı gibi çok daha iyi bir futbolcu kazanmış oldular.

Daha bunun Atınç Nukan'ı da var, altyapıdan çıkardıkları ve yeni yeni forma giymeye başlamış bir ismi 5 milyon avro gibi bir rakama satmayı başardılar. Tüm bunları yaparken de kadro daha da güçlendi, hem de transfer tahtasını artıyla kapattılar. 

Galatasaray'a dönüyoruz, yönetim artıyla bitirdi diye övünüyor dimi. Melo'nun satışını transfer başarısı olarak lanse ediyor, Telles ve Bruma'dan gelmesi muhtemel (kesin olmayan) opsiyonlara güveniyor. Galatasaray kadrosu güçsüzleşti, transferi artıyla kapatmış olabilir, Beşiktaş ise güçlendi. Burada soru şu, futbol aklı kım? Beşiktaş'ta olan ama Galatasaray'da olmayan bir akıl var..

3 Şubat 2016 Çarşamba

Galatasaray'da Son 7 Yılın Teknik Direktörleri ve Transfer Harcamaları


Futbol Akademi güzel bir araştırma yapmış. Rijkaard döneminden başlayarak bugüne kadar gelen teknik direktörler döneminde yapılan transfer harcamaları ödenen bonservis anlamında derlenmiş. 

Listenin zirvesinde 25 transfer ve 78 milyon avro'yla Fatih Terim var ama şöyle de bir durum var. Sıfırdan kurulması zorunlu olan bir takım vardı ve ilk sezonda bu yolda transfer yapıldı. Bir önceki sezonu 8. bitiren takım da bir sonraki sezonda yıllar sonra dahi unutulmayacak bir futbolla şampiyonluk kazandı ve o dönem atılan temel üzerinde Galatasaray. 2. sezonunda bazı transferleri eleştirmek mümkün ama kazanılan şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi çeyrek finali derken ortada büyük başarılar var ve bu durumu ancak şu şekilde eleştirebilirim. Keşke kazandığımızdan fazlasını harcamayasaydık ama bu tabloda en az günah Fatih Terim'indir. 

İkinci sırada ise 19 milyon avro ve 9 transferle Roberto Mancini var. İşin ilginci şu, o 9 transferin hepsi ara transfer döneminde geldi ve Galatasaray'ın beli o dönem kırıldı, bugün toparlayamıyoruz. Daha acısı da o dönem transfer edilen isimlerden sadece Koray Günter kadroda, Telles'den de maddi bir beklenti var. Salih Dursun, Hajrovic, Ontivero, Umut Gündoğan, Endogan Adili diye uzuyor liste, Galatasaray'ın maddi anlamda beli çok fena kırıldı.

Üçüncü sırada ise 16.75 milyon avro ve 9 transferle Frank Rijkaard yer almış. Adnan Polat dönemi, çok büyük isimleri Galatasaray forması altında gördük ama tarihin de en kötü futbol yönetimlerinden biriydi. Transfer konusunda büyük dengesizlikler yaşandı. Elano, Misimovic gibi isimlerden katkı alınamadı mesela, katkı alınan Keita ise bir sezon sonrası satıldı. Maddi anlamda belimizi büken dönemlerden biri de o dönem ki Hagi dönemini de ekleyince Galatasaray'ın kadro enkazı oluştu, takımın içi boşaldı. Sıfırdan kadro kurmak için de bir sonraki sezon büyük paralar harcamak durumunda kaldık.

Dördüncü sırada Cesare Prandelli var, 8 transfer ve 13.6 milyon avro bonservis. O dönem gelen transferlere baktığımda da kaçını Prandelli istedi tartışırız. Belki Pandev ve Dzemaili, onun dışında tanıdığı, bildiği bir ismi getirdik diyemem. Bir önceki ara transfer döneminde beli kırılan Galatasaray'ın iyice bittiği dönemdir o yaz. FFP'den de uyarı almışken, bu uyarı göze alınmadı ve sadece Tarık Çamdal için 5 milyon avro gibi bir bonservis verildi mesela. Uzatılan sözleşmeler, abuk kontratlar da cabası. Çok yazık oldu Galatasaray'a.

Beşinci sırada ise Hagi, 6 transfer ve 11 milyon avro. Sadece Stancu için 5.5 milyon avro bonservis ödendiği düşünülürse tablonun ne kadar vahim olduğu ortaya çıkar. 6 ay kullanabildik bu adamı. Adnan Polat'ın enkaz yarattığı transfer dönemlerinden biri. Zapata, Culio, Yekta Kurtuluş gibi isimler transfer edildi. Culio'yu o dönem konuştuk ama başka kimden katkı alabildik?

Altıncı sırada Hamza Hamzaoğlu, 8 transfer ve 5 milyon avro bonservis. Transfer edilen futbolcu sayısı anlamında en az bonservisi onun döneminde vermişiz. Zaten ara transfer dönemi pas geçildi, gelen futbolcuların hepsi bu yaz döneminde alınan isimler. O dönemin de eleştirisi şu, kadro zayıfladı, alınması gereken futbolcular alınmadı. Para olmadığına katılıyorum ama öyle makul imkanlar vardı ki, bonservisi elinde olan futbolcular deniziydi resmen, kullanamadık. Belki çok para harcamadık ama kadro da çok zayıfladı.

Son sırada ise 2 transfer ve 4.5 milyon avro bonservisle Mustafa Denizli yer almış. Hayali çok daha fazla ismi Galatasaray'a katmaktı. Az daha sadece Benitez için 8 milyon avro gibi bir rakam harcanıyordu ki ffp uyarısı yine devreye girdi. Linnes hamlesi çok mantıklı ama sözleşmesi 6 ay sonra bitecek olan 29 yaşındaki Donk'a 2.5 milyon avro bonservis ödemek..

Atletico Madrid Bir Forvetinden Daha Yine Büyük Kazandı


Aguero, Forlan gibi isimlerden başlayıp Diego Costa'nın satışına kadar geçen bir dönem var. Atletico Madrid hem iyi forvetler buldu, hem de müthiş paralar kazandı. Diego Costa satışı sonrasında gelen Mandzukic'den ise beklenen etkiyi aldılar diyemeyiz ama maddi anlamda yine kazandılar. Jackson Martinez ise onlar adına büyük bir yatırımdı (35 milyon avro verdiler) ama 29 yaşında olan bir isim için böyle paraları garanti futbolculara verirsiniz, Jackson Martinez bence garanti bir isim değildi ki hayal kırıklığı oldu. Aynı şeyi Torres için de söylerim, bir de eskiye dönüş sevdası var. Falcao için de bu ara transfer döneminde çok çabaladılar ama olmadı. Yine de Jackson Martinez'den de maddi anlamda büyük kazandılar. 6 ay önce 35 milyon avro verdikleri bu adamı dün gece itibariyle 42 milyon avro bonservisle Çin'e yolladılar. Çin ayar bozmaya devam ediyor, çok uç noktalarda ödedikleri paralar ve Çin 2. Ligi dahi Dünya'nın en çok para harcayan üç liginden biri olmuş. Atletico Madrid yine büyük kazandı. Şu an transfer yapamayacaklar ama Jackson Martinez zaten forma garantili bir isim değildi, Griezmann, Torres ve Vietto ile maçı tamamlarlar.
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger