30 Ağustos 2015 Pazar

Burak Yılmaz & Sneijder Gerçeği


Hızlı tempoda oynayan rakiplere karşı Galatasaray'ın sorunu var. Selçuk İnan & hazır olmayan Melo ikilisiyle maça başladığınızda orta sahanızda rakibi ısıran da kimse olmuyor ve orta sahanız rahat geçiliyor. Ralip biraz tempo yaptığında da bu sizin kalenize tehlike olarak geri dönüyor. Sivasspor maçında bu sorunu yaşadık ve topu ayağımızda tuttuğumuz an sonrası 2-2 geldi, maçı da çevirebilirdik. Osmanlıspor maçında ise bitirici olamadık, o maçı da kazanmak mümkündü ve Konyaspor maçında şansımız rakibin de temposunun yüksek olmamasından kaynaklıydı. Yine de sorun yaşadık, özellikle Chedjou'nun çıkmasının ardından. İkinci yarıda da Carole'nin kırmızısı sonrası Jose Rodriguez'in oyuna girene kadar geçen dakikalar.

Galatasaray'ın 1-0'ı rahat bulduğunu düşünüyorum, kafa golü atamaz denilen Burak Yılmaz'ın ne kadar klas bir kafa golü attığını izledik. Burak Yılmaz'la başlayalım, çünkü fazlasıyla iyiydi. Çok da fazla pozisyona girememesine rağmen özellikle ikinci yarıda hücumda tuttuğu toplar ve rakip savunmayı rahatsız etmesi maçı Galatasaray'a getiren etmenlerden biri oldu. Bu adam kazanılmalı, başka bir seçenek yok.

Karışık bir hücum düzeni var. Podolski sağda Sneijder solda başladı ama çok kısa bir zaman içerisinde 4-2-3-1'e döndü takım. Umut Bulut sağ tarafa kaydı derken, Podolski'nin de iyi gününde olmaması kanatlarda sorun yarattı ama Sabri Sarıoğlu ve Carole oynadıkları kanatları tek başlarına kullandılar diyebiliriz, fazlasıyla iyiydiler. Top taşıyan, hızlı bir oyuncu aradım, Yasin Öztekin bu anlamda ihtiyaçtı ama tarifi olmayan, anlam verilemeyen Umut Bulut ısrarının takıma getirdiği bir artı yok. İşin savunma kısmı desek Yasin Öztekin de en az onun kadar kapatıyor o kanadı, hatta Bruma oynadığında o konuda destan yazılıyordu.

Chedjou'nun sakatlığı çok etkiledi takımı, çok iyi oynuyordu. Semih Kaya da 1 aydır sakat ve hazır değil ama elinden geleni yaptı. Hakan Balta'nın da hakkını vermek lazım ama Chedjou'nun yarattığı fark başkaydı. Galatasaray adına o sakatlığın kırılma anı olmasından korktum ama olmadı. Konyaspor gibi bir duran top canavarı takıma oradan frikik vermemek, dikkatli olmak gerekiyordu. 1-1 sonrası da kötü futbol vardı aslında, Semih Kaya'nın golü ilaç oldu. İki haftadır hatalı goller yerken bizim de o hesap bir gol atmamız yüzümü de güldürdü aslında. Biraz da biz atalım.

İkinci yarı doğru olan Umut Bulut & Emre Çolak değişikliği. Bu tempo kazandırdı, hareketlendi Galatasaray. Daha çok topa sahip olmaya başladı, Konyaspor da buna karşı bir çözüm üretemedi ama Carole'nin kırmızısı dengeleri bozdu. Jose Rodriguez oyuna girene kadar sorun yaşadık, Konyaspor çok rahat geldi. Melo'nun stoper oynaması benim için kumar ama Hakan Balta sol tarafta iyi iş çıkarıp, kontrolüyle de takımı rahatlatınca Telles yerine Jose girdi oyuna ve bu hamlesi Hamza Hoca adına bir artı. Jose girdiğinde yine topa sahip olmaya başladık, orta sahayı kalabalık tuttuk ve top Sneijder'e ulaştığında da takımı rahatlatan goller geldi zaten. O noktada Burak Yılmaz'ın da topa sahip olması, takımı hücumda tutması çok değerli.

4-3-1-2 düşünürken, Real Madrid maçında oynanan doğru ve hareketli oyundan yola çıktım. Melo'nun bu haliyle oynaması güç, orta sahada ısıramadığı gibi, arkasına kaçan rakibi de yakalayamıyor, hiç hazır değil. Selçuk İnan'ı geriye atıp Emre Çolak ve Jose Rodriguez ikilisini orta sahada düşündüğümü hep yazdım. Bu biraz da kanat alternatifi olmamasından kaynaklı, transfer dönemi sonunda başka birşeyler de yazabilirim. Orta sahayı kalabalık tutan ve hareketli oynayan Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde şansı olacak.

Sneijder'i rakip yarı alana ne kadar yakın oynatırsak bu da bize gol ve asist anlamında o kadar fazla dönecek. Sneijder'in geriye gelip top almasının, pas tercihlerini orta sahaya yakın kullanmasının bir espirisi yok, bugün attığı iki golde de gol vuruşu malum. Real Madrid ve Inter karşısında da yaptı, gün gelir Podolski de yapar. Bu ikili birbirine yakın, mümkün olduğu kadar ikili oyunları fazla yapmak zorunda. Sneijder'i Podolski'den kopardığınızda Podolski'den de katkı beklemeniz güç, bugün olduğu gibi.

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Jason Denayer Galatasaray'da


Son bir haftanın gündemi Jason Denayer üzerineydi. İstanbul'a geldi, kesin gözüyle bakıldı, sonrasında ayrıldı ve Marsilya yolunu tuttu derken tükenen umutlar sonrasında işin içerisine Fiorentina, Leverkusen, Valencia girdi derken belki de Şampiyonlar Ligi faktörü sayesinde Galatasaray'ın teklifini kabul etti. Herkes adına yorucu bir süreç ama sonunda Galatasaray'ın kazanması da mutluluk verici.

Manchester City'nin büyük umutlar beslediği bir isim. Belçika futbolunun ortaya çıkardığı yıldızları zaten biliyorsunuz ki 20 yaşında Belçika Milli Takım'ına da seçiliyor ayrıca. Geçtiğimiz sezon kiralık olarak forma giydiği Celtic'de de 44 maça çıktı, İskoç Ligi'nin en iyi genç oyuncusu seçildi. Potansiyelinin yanında hazır da bir futbolcu, yaşı genç belki ama Celtic'in Avrupa Ligi macerasında da forma giydi. Bu anlamda geldiği gibi etki de edebilir.

İskoç Ligi'nde oynadığı 29 maçta 5 golü var mesela, Chedjou misali gol kozu ve Galatasaray'ın duran toplarda etkili olduğunu düşünürsek Chedjou ile birlikte gollere de imza atabilirler. Bu da özellikle Şampiyonlar Ligi sahnesinde çok büyük bir koz. Hızlı bir isim, hızından kaynaklı bir dönem bek olarak oynayabilir mi diye düşünüldü City tarafından ama bek olarak hiç kullanılmadı. Hızı en büyük silahı olan, çabuk, ikili mücadelelerde güçlü ve teknik de bir stoper. Potansiyeli ve yeteneği de yüksek, gelecekte kendisinden çok daha fazla söz ettirmesi mümkün. İzlediğim kadarıyla bunları yazıyorum, ilerleyen günlerde daha iyi takip eden, bilen arkadaşlardan rica ederiz ve işin daha teknik, detay analizini yaparız.

Galatasaray'ın bir stopere ihtiyacı vardı, hem de iyi bir stopere. Transferin ilk günlerinde tecrübeli bir isim düşünüyordum, lider olabilecek ve Chedjou'nun arkasını toparlayabilecek ama transferin son günlerine geldiğimiz şu zamanlarda da Denayer oldukça iyi iş. Semih Kaya'yı da sayarsak, Hakan Balta, Carole gibi isimlerle de stoper konusunda sorun yaşamayız diye düşünüyorum. Geçen sezon bu alternatifsizlik sorun oldu ama Hakan Balta'nın tecrübesi ile bunu kapatmıştık ama uzun vadede yaşı da gereği Hakan Balta'nın temposu düşüyor ve daha garanti bir isim gerekiyordu.

Cenk Tosun'u İzlerken İki Şey Düşündüm


Gaziantepspor - Beşiktaş maçında Cenk Tosun'u izlerken iki şey düşündüm. Bir takımın iyi bir forvet alternatifinin olması nasıl da fark ediyor dedim önce, Cenk Tosun sezona müthiş başladı. İkinci olarak bu adam neden Milli Takım'da yok da Umut Bulut neye dayanarak kadroya çağrıldı dedim. Aslında Galatasaray'la da alakalı durumlar, bizim bir numaralı forvet alternatifimiz Umut Bulut ve yaşanan sorunlar ortada. Kimse açıklayamaz bu durumu. Bir de alay eder gibi Cenk Tosun'u A2 Milli Takım'ına çağırmanın mantığı yok. Hatta Batuhan Karadeniz ve Mevlüt Erdinç gibi isimlerin de önünde Cenk Tosun ama kadroda yok, bu yanlış. Yusuf Erdoğan'ın kadroya alınması ne kadar doğru bir olaysa Cenk Tosun'un olmamasını eleştiriyorum. Diğer bir nokta da takımda sakatlıktan dönen birçok ismin olması. Onur Kıvrak'ın da dönüşünü pozitif karşılıyorum ve Mert Günok da artık oynayan bir kaleci ve bu anlamda sorun kalmadı. Semih Kaya, Gökhan Gönül gibi isimler en son ne zaman forma giydi hatırlamıyorum, ne verecekleri de bu anlamda muamma. Onun dışında ideal kadro gibi görünüyor, umarım başarılı oluruz..

28 Ağustos 2015 Cuma

Predrag Rajkovic?


Mert Günok ve Hakan Arıkan gibi kalecilerden sonuç çıkmadığında Galatasaray yabancı bir kaleci almayı planladı. Lig maçlarında kulübede tutamazdı ama Muslera'nın yokluğunda da alternatif yaratılabilirdi. İlk düşünce Boffin'di, ligimizi bilen, tecrübeli bir isim ama o da olmadı. Sonrasında da genç, potansiyelli kaleciler düşünüldü, Dragowski ve Rajkovic gibi. Dragowski gündemi çok doğmadı ama Rajkovic için çok uğraşıldı, transferi gerçekleşmedi. İyi de bir bonservis verecekti Galatasaray, işin Rajkovic ayağı tamamdı ama Kızılyıldız ile malum olaylar neticesinde futbolcuyu bize satmak istemediler ve Rajkovic de belki taraftar baskısından dolayı vazgeçti. Belki de Rajkovic için hayırlısı oldu, oynamaya devam edecek diye düşünürken gün itibariyle Maccabi Tel Aviv'e sattı. Rajkovic, kendi yaş grubunun en iyi kalecisi ve çok büyük bir potansiyel. Onun İsrail'e gitmesi gelişimi açısından büyük bir darbe, orada çok fazla gelişeceğini, üzerine koyacağını düşünmüyorum. 3 milyon avro gibi bir bonservis de komik bir rakam, Kızılyıldız'ın bu kadar mı paraya ihtiyacı vardı? İşin Kızılyıldız ayağını bilmem ama Rajkovic adına çok yanlış tercih. Rajkovic transferi Galatasaray adına gerçekleşmediğinde de Cenk Gönen gündemi yeniden doğdu ve transfer gerçekleşti..

Cenk Gönen Galatasaray'da


2010-2011 sezonunda Beşiktaş'a transfer olduğunda 22 yaşındaydı. O dönemin genç ve potansiyel kalecilerinden biriydi ki yabancı kontenjanı da düşünülerek yerli kaleci kıtlığında da iyi yerlere gelmesini beklediğimiz isimlerdendi. Özellikle de arkasında Rüştü Reçber gibi bir tecrübenin olması da o dönem için Cenk Gönen'in avantajıydı ama beklenen gelişmeyi gösterdiğini söylemek güç, ortalama yerli kalecilerden biri olabildi ama uzun bir Beşiktaş kariyeri oldu aslında. Beşiktaş adına sürekli şans bulmayı başaran iyi bir yedekti. O süre zarfında birçok 1. kaleci Beşiktaş'a geldi ama Cenk Gönen takımda kalmayı başardı. Taa ki bu sezona kadar.

Şenol Güneş'in kaleci tercihlerine her zaman saygı duydum, bu işi gerçekten biliyor. Trabzonspor'da göreve geldiğinde 3. kaleci olan Onur Kıvrak'tan müthiş bir kaleci yarattı mesela, devamında Tolga Zengin'i de iyi kaleciler düzeyine ulaştıran da yine o oldu. Bursaspor'da ise Harun Tekin'i Milli Takım'a yükseltmeyi başarmıştı, bu anlamda işinin ehli isimlerden biri. Bu yüzden de Şenol Güneş'in gözden çıkardığı bir kalecinin Galatasaray'da ne yapabileceği sorusu da kafaları karıştıran, bu transferde olumsuz algı yaratan durum ama Galatasaray'ın da eli kolu bağlı.

Mert Günok'u ikna edememek hataydı, bu çok net. Hakan Arıkan için de dünyaları istediler, bu transfer imkansız hale geldi. Yabancı kaleci ihtimali doğdu ama Boffin için çok fazla para verilmek istenmedi, genç potansiyel kaleciler düşünüldü ama en son Rajkoviç teklifi kabul etmedi derken kulübede yabancı oturtamamak ihtimali yüzünden de fazla bir yerli kaleci opsiyonunuz kalmıyor. Bu anlamda Cenk Gönen için negatif bakmıyorum, Muslera'nın arkasında iyi bir alternatif olabilir.

Yetenekli bir kaleci ama istikrarı sağlayamadığı gibi güven de veremedi. Bu yüzden de kariyeri genellikle 2. kaleci olarak geçti, bu sürede de Beşiktaş sürekli kaleci transferi yaptı. Buna rağmen sık şans buldu, en son Beşiktaş'ın Liverpool maçlarında Cenk Gönen'i izledik, tecrübesi de olan bir isim. Oynama şansı eline çok geçti, Avrupa Kupası'nda maçlara da çıktı, Milli Takım forması da giydi. 27 yaşında ayrıca, bir kaleci için en güzel dönem. Taffarel onun adına da bir şans olabilir, görmek lazım.  

Muslera sonrasında da Galatasaray'ın gündemi 2. kaleci konusu oldu, bu da yılların mevzusu. Aykut Erçetin, Ufuk Ceylan, Eray İşcan'ı izledik, baktılar olmuyor ve Sinan Bolat hamlesi geldi ama 2. kaleci anlamında da içine en çok sinen isim Cenk Gönen oldu..

4-3-1-2, Drogba & Burak Yılmaz ve Sneijder


Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde 3-0 yenildiğimiz Real Madrid maçı kadrosu. Rövanşında ise 3-1 öne geçmiş, 4. golü de atmış ama ofsayta takılmış, tur için tüm şartları zorlamış ama son dakikada bir gol yiyerek 3-2 galbiyet almıştık. Formasyon 4-3-1-2, Sneijder ve Drogba sonrası 4-4-2'den dönüş. Hem Sneijder'den verim almak, hem de Drogba ve Burak Yılmaz'ı bir arada kullanmak adına. Bahsetmek istediğim ise, sadece 2.5 yıl geçti bu kadronun üzerinden. İstikrar ve ince dokunuşlarla bugün çok daha başka bir yerde olabilirdik ama hiçbir başarı cezasız kalmaz misali biz kendimizi geri attık. Bugün yine Şampiyonlar Ligi'ndeyiz ama o istikrarın üzerine devam etseydik bugün yaratacağımız iddia çok daha farklı olabilirdi..

Şampiyonlar Ligi'nde Galatasaray İçin Tüm Şartlar Oluştu

 
Yeni statü sonrasında 2. torbanın 1. torbaya göre daha güçlü olduğu bir tablo vardı. Benim isteğim ise 2. torbada Leverkusen'i çekip 4. torbadan Wolfsburg veya Gladbach'dan uzak durmaktı ama daha da iyisi oldu. 1. torbadan gelmesini beklediğim üç takım vardı, bana göre PSV'den sonra en iyisi olan Benfica'yı çektik. 2. torbadan da takımların kalitesine baktığımda Atletico Madrid hiç de fena değil. Grubun favorisi onlar, bizim için hedef Benfica olacaktır ama Atletico Madrid'den puan almak imkansız değil. 4. torbadan ise görece en kolayı olan Astana'yı çekmek büyük iş, özellikle Alman takımlarından uzak durmak fazlasıyla iyi oldu ama Astana'nın da kapalı kutu olduğunu söyleyelim. Yine de seviye Şampiyonlar Ligi ve hedef gruptan çıkmak ise Astana karşısında 6 puanı cebe koymak lazım.

PSG & Real Madrid'li, Bayern Münih & Arsenal, Barcelona & Leverkusen'li gruplara da düşmek mümkündü (gruplar çekildikten sonra yazıyorum, Leverkusen isteğim 4. torbada Almanlardan kaçmak adınaydı) ama gayet güzel bir kura. Hedefi gruptan çıkmak olarak belirleyebiliriz, Galatasaray'ın yapması gereken 2-3 tane nokta transfer. Bu grubu gördükten sonra da harekete geçmek, hedefi büyütmek gerekiyor, Galatasaray için Şampiyonlar Ligi geçen sezon yaşanan facianın ardından daha da önemli.

Atletico Madrid bu grupta 1. sıranın ağır favorisi, Benfica ise teknik direktör Jesus'u kaybettikten sonra güç kaybında, hatta Gaitan da gidebilir, oldukça değerli bir isim. Galatasaray adına Benfica öncelikli hedef. Astana deplasmanı için ise Galatasaray'ın yol avantajı var. İber Yarımada'sından Kazakistan'a uçuş uzak ve zorlu, Türkiye'den ise mesafe daha kısa. Kasım, Aralık aylarına Astana deplasmanı gelirse oynayan takımlar soğuktan çok etkilenecek ama Astana'nın diğer takımlara göre Galatasaray için daha avantaj olduğunu da söyleyebiliriz.
 
Fikstürün de Galatasaray için olumlu olduğunu düşünüyorum. Atletico Madrid ile içeride başlayacağız, 30 Eylül'de ise Astana deplasmanındayız ki soğuk kış şartlarına uğramadan bu deplasmanı atlatmak avantaj. Sonrasında da iki Benfica maçı var, o da kaderimizi belirleyecek. Son maç ise yine Astana ile içeride. İş son maça kalırsa bu da büyük bir avantaj olacak. Kısacası şartlar Galatasaray'ın lehine, yönetimin de başarı yolunda kalan üç günde adım atması gerekiyor..

27 Ağustos 2015 Perşembe

Galatasaray Senegalli Futbolcular Deniyor


Öyle bir maç ki, maç ile ilgili gelişmeleri maç oynandığı sırada alabildik. TV yayını zaten yoktu, twitter'dan takip edebildik. İlginç olan ise U21 takımının 3 tane Senegalli futbolcu denendi. Kimsenin bundan haberi yok, bununla ilgili tek bir haber okumadık ama U21 takımına getirilip deneniyorlarmış. Bugün maçın tekrarını izlediğimde ise Abdoulaye N'Diaye isimli 7 numaralı arkadaş gözüme takıldı. Kreatif bir oyuncu, kanatta çok iyi işler yaptı ama diğer futbolcular onun frekansına hiç uymadı. Daha da ilginci bu arkadaşın 25 yaşında olması, bu yaşta bir isim denenir mi sorusunu akıllara getirdi ve geçmişe döndüğümüzde Niasse'nin Akhisar'da Hamza Hoca tarafından denenip transfer edilmesi geldi. Diğer Senegalliler için bir yorumum yok ama 7 numaralı arkadaş göze çarpan isimdi ama Galatasaray'da şansı çok zor ki genç bir isim de değil, kiralayıp gelişimini izleyesin. Diğer Senegalliler için ise yorumum yok. Zamanında Galatasaray'ın getirdiği Ganalılar olmuştu, içlerinde Appiah vardı mesela. Galatasaray'da değil ama sonrasında algı yürüdü. O Ganalılardan da Kingston bir tek Galatasaray forması giyebildi ama o da uzun vadeli değildi.


Bizim kayıp arkadaş ise Edirnespor maçında ortaya çıktı. Tüm Dünya'yı gezdi, denendi ve beğenilmedi. Kendisini Galatasaray'a transfer edenleri tekrar tebrik ediyorum..

Chelsea'nin İmzası


Chelsea'nin kiralık futbolcu ağı, buna imza da demek lazım. İçerisinde Cuardado ve Salah gibi yıldızlar, Marin gibi beklentiyi karşılayamamış eski yıldızlar, ağırlıklı olarak genç, potansiyel barındıran futbolcuların bulunduğu bir kiralama ağı bu. Sınır olması gerekir mi gibi sorular var ama Chelsea ve Manchester City bu işi iyi yapıyor. Birçok futbolcuyu başka kulüplere kiralamış durumdalar ve neredeyse her bölgede potansiyel barındıran futbolcuları mevcut. Bunun da artı getirisi mutlaka oluyor. Chelsea'nın gözden çıkardığı futbolcu bile bir yıldız adayı olabiliyor ayrıca. Salah'ı önce Fiorentina sonra Roma kiralıyor, Cuardado Juventus'a gidiyor ve bu futbolculardan da sadece yarım sezon içerisinde vazgeçilebiliyor. İlginç de bir kadro yapısı..

26 Ağustos 2015 Çarşamba

İş Futbol Aklında Bitiyor


Sevilla'nın bu sezon yaptığı transferlere bakalım. Kakuta ve Konoplyanka gibi isimleri bonservisi olmadan aldılar ki bu isimleri blogda da fırsat transferleri olarak yazmıştık. Kakuta gündeme gelmedi bile, Konoplyanka için ise Beşiktaş'ın adı sıklıkla geçti, Galatasaray adını da az biraz duyduk ama bu konuda sağlıklı adım atılmadı, düşünülmedi. Şimdi de Llorente'yi bonservis ödemeden Juventus'dan almışlar. Mario Gomez misali özel bir anlaşması olup olmadığını bilmiyorum ama ilk etapta cepten çıkan bir bonservis yok ve Bacca'yı Milan'a gönderdikleri ortamda yaptıkları transferlere de bakınca hem para cepte kalmış, hem kadro daha da güçlenmiş. Adil Rami'yi de 3 milyon avro'ya aldılar mesela, müthiş bir stoper hamlesi. Bizler lider stoper arıyorken, çok makul imkanlarla iyi isimler bünyeye katılabiliyor. İhtiyaç duyulan şey futbol aklı ki o da Galatasaray'da yok görünüyor. Yani bu saydığım isimlerin toplam bonservis bedeli 3 milyon avro. İşin özü, ortaya doğru futbol aklı koyan takımlar için transfer yapmak zor bir iş değil. Paramız yok, bonservis ödeyemiyoruz gibisinden söylenen sözlerin de benim için geçerliliği yok, iş futbol aklında bitiyor..

Metin Oktay'ın Jübile Maçı Davetiyesi


Podolski'yi Sağ Kanatta İzlerken Kewell'ın Sağ Kanat Günlerini Anımsadım


Podolski'yi forvet, forvet arkası ve sağ tarafta izlerken aklıma geldi, Kewell'ın geldiği sezon oynanan 4-2-3-1'de Arda Turan'ın sol kanat performansı sonrası Kewell sağ tarafta oynamak zorunda kalmıştı. Gün geldi stoper dahi oldu ama o sezonu ağırlıklı olarak sağ kanatta geçirmişti, ondan sonraki sezonu da forvette mesela.

Podolski'nin oynaması gereken pozisyonun ya en iyi olduğu nokta olan sol kanat veya sol forvet olması gerektiğini düşünüyorum, sağ kanatta oynaması Podolski'nin veriminde sorun çıkaracaktır. Kewell'ı sağ kanatta oynamaya benzemez, orada işleyen bir 4-2-3-1 hücumu vardı, şu an Galatasaray doğru formasyon ve 11'i de bulamadı. Bu yüzden de Podolski'yi Sneijder'den ve sol taraftan uzaklaştırmanın adı 10 liralık malzemeden 2 liralık katkı almak.

Buna rağmen Podolski denedi, uğraştı. Topu aldı dikine oynadı, içeri kat etmeye çalıştı, verkaç denedi ama muhatap bulamadı, şut attı, pozisyona girdi. Sol tarafa geçtiği andan itibaren de girdiği pozisyon sayısını sayamadım bile. Bu da durumu özetliyor.

İstatistikler zaten ortada, 7 tane şutu var, 3'ü kaleyi bulmuş ve etkili noktada en az 3-4 şut attı. 2 tane gollük pas vermiş ve gol yolunda elinden geleni yapmış. Bitirici anlamda biraz beceriksizlik, biraz şanssızlık derken Podolski'nin golü gelmedi, yoksa kendisi adına iyi bir maçtı. 

Podolski neden Galatasaray'da başarılı olacak sorusuna cevabı da Osmanlıspor ve Real Madrid maçları verdi. Yeter ki doğru yerde, doğru kişilerle oynasın. Podolski'den Kewell'ın sağ kanat performansını beklemek güç, Podolski olması gereken yerde gol ve asist sayısını katlayacak..

25 Ağustos 2015 Salı

Jason Denayer Mevzusu


Gelelim Jason Denayer konusuna. Hep söylüyorum, bu tarz genç, potansiyel adımlar atmak doğru bir transfer tarzıdır. Galatasaray transferde inanılmaz geç kaldı ve bazı futbolculara haddinden fazla güvenmenin acı faturasını yaşıyor ama son gelen haberler de biraz olsun yüzümü güldürmüştü. Denayer, potansiyel anlamda büyük geleceği olan bir isimdi. Transferin son durumu nedir bilmiyorum ama Galatasaray yönetimi İstanbul'a getirdiği Denayer transferini bitiremeyecek yeni bir yanlışa da imza atmış olacak. Satın alma opsiyonundan kaynaklı bu işin olmayacağını tahmin ediyorum ve Manchester City de böyle bir ismin opsiyonunu zaten size vermez, adamların gelecek anlamında beklentisi var. Siz bu transferi 1-2 yıl kiralık şekilde gerçekleştirebilirsiniz, sonra duruma bakarsınız ama Galatasaray 3-4 milyon avro gibi komik opsiyon bedelleri ile bu işi bitirmeye çalıştığında da haliyle futbolcuyu elinden kaçırıyor. Denayer'i İstanbul'a getirirken bunu bilmeniz lazımdı. Opsiyonsuz kiralamak istememeniz belki doğru ama bu durumu daha önce bilmiyor muydunuz sorusu akıllara geliyor ve yönetimin zaten kabarık eksi hanesine bir eksi daha atmış olurum ki Denayer gibi bir ismin alternatifini Serdar Aziz olarak belirlemek ise eksiden de adamı sınıfta bırakır. Denayer de Marsilya yolunu tuttu, oradan Leverkusen'e geçer belki. Arayışı devam ediyor ve onu kiralayacak takım da önemli bir iş yapmış olacak. Galatasaray yönetimi ise Denayer konusunda bir gün içerisinde yaşadıklarıyla birlikte beceriden ne kadar uzak olduğunu kanıtladı. Denayer konusu kapanmadı ama şu şartlarda zor görünüyor, inanmıyorum..

25 Ağustos 2000, Süper Kupa Galatasaray'ın


Özlediğim dönemler ne yalan söyleyeyim. O dönem yaşadığım özgüvenin tanımı şuydu, sanıyordum ki Galatasaray kiminle oynarsa oynasın kazanır, Real Madrid karşısında olsa bile favoridir. Şampiyonlar Ligi çeyrek finali'nde Real Madrid'e elendiğimizde üzüntüm bundandı. Müthiş bir dönem geçiriyorduk, iyi bir kadro vardı ve Fatih Terim ayrılmasına, Hakan Şükür gibi bir isim de olmamasına rağmen Galatasaray üzerine koyarak devam ediyordu. Bunda da büyük pay sahibi Lucescu'dur ve asıl önemi de Süper Kupa'nın geldiği sezon değil de bir sonraki sezonda ortaya çıkacaktır.

Real Madrid'in kadrosuna bakıyorum da Casillas, Raul, Figo, Roberto Carlos gibi yıldızlar var ki Los Galakticos'un da ilk dönemleri. Sonrasında Zidane, Ronaldo, Beckham gibi isimler de dahil oldular bu halkaya. Galatasaray'ın ise en iyi kadrolarından biri, Hakan Şükür değil de Jardel var bu sefer. Bir önceki sezon Porto döneminde de Real Madrid'i belalısı edinmiş bir isim. O sezon Galatasaray formasıyla da Real Madrid'e 3 golü var bu arada. Süper Kupa finalinde de Real Madrid'e 2 gol bıraktı. Hele ki altın golü unutmayacağız, Fatih Akyel'in getirdiği topta Jardel'in bitirişi. Jardel misali Fatih Akyel de Roberto Carlos'un belalısı olmuştu.

Taffarel
Capone B.Korkmaz Popescu H.Ünsal
Okan Suat Emre Davala
Hagi
Jardel

Şu orta saha hattında nefes almanın imkanı yok bir kere. Okan, Suat, Emre üçlüsüne Davala da eklendiğinde ekstra bir baskı gücü imkanı doğuyor ve Hagi'nin kalitesi, Jardel'in bitiriciliğiyle de Galatasaray kupayı kazanıyor. Galatasaray'ın da Uefa Kupası'nın ardından Süper Kupa'yı kazanması 2000 Aralık ayında Dünya Kulüpler Futbol Sıralamasında da 1. sıraya yerleşmişti. Bu da bir ilk mesela..

Burak Yılmaz'ı Kenara Alıp Umut Bulut'la Gol Aramanın Lüksü


Galatasaray, Osmanlıspor karşısında farklı bir galibiyet alabilirdi. Kaçan pozisyonlar bunu söylüyor. Osmanlıspor'da farklı olan bir durum göremedim. Galatasaray'da bitirici anlamda beceriksizlik ve şanssızlık zirve noktadaydı ama Osmanlıspor yerine daha güçlü, kontra kozu olan bir takım olsaydı da Galatasaray'ı bu futbolla yakalamışken daha vahim bir tablo da ortaya çıkarabilirdi. Anlam veremediğim formasyonlar, oyuncu değişiklikleri ve teknik adamın kontrolü kaybettiği, ne yaptığını bilmediği bir yapı. Sonuç ne dersek, Samsunspor'dan iyi tanıdığım Umar'ın yıldız olduğu maç. O da takımı hücuma hızlı çıkarması ve orada tutmasıyla.

Real Madrid karşısında övdüm bu takımı, iyi futboldan, doğru kurgudan bahsettim. 4-3-1-2 mükemmel uygulandı, Jose ve Emre Çolak'ın orta sahada getirdiği enerji Galatasaray'ı farklı bir seviyede tuttu. Bu formasyonun üzerine gitmek gerekirken klasik 4-2-3-1'e de dönmüyorsunuz, Sneijder sol Podolski sağ olmak üzere 4-4-2'e dönüyorsunuz. Sneijder & Podolski'nin birbirine yakın oynaması, o organizasyonlardan gelen asist ve gollerle beslenmek gerekirken siz bu adamları birbirinden mümkün olduğu kadar uzak tutuyorsunuz. Sonuç ne oluyor, topa hakim bir Galatasaray ama hücum organizasyonu anlamında tamamen sıfır olan, bireysel becerilerle hücum eden, geride de aslında çok boşluklar veren bir yapı. Kimse savunma yapmıyor çünkü.

2-1 geride Galatasaray, dakika 58. O ana kadar maçın adamı Jose Rodriguez, takımın en çok top çalan futbolcusu, orta sahada takımı rahatlatan ve başarılı pas oranı yüksek bir isim. Burak Yılmaz ise bu takımın en önemli gol silahı, alternatifi yok. Rodriguez'in yerine Melo'yu sokup, Burak & Yasin değişikliğiyle iyice biten bir Galatasaray izledik. Tek bir doğru vardı, Podolski sola geçti, Sneijder kendi yerine döndü derken o dakikadan itibaren Podolski'nin 3-4 pozisyonu var, bitiremedi. Umut Bulut'un ise adını duyan yok, Burak Yılmaz'ın kenara alındığı bir maçta Umut Bulut'un sahada olmasının ise izahı bile yok. Melo'nun da herhangi bir ekstra getirdiğini düşünmüyorum, aksi gibi Jose gibi ortada iyi basan bir futbolcuyu kaybettik ve bir noktadan sonra Osmanlıspor o kadar rahat çıkmaya başladı ki Galatasaray'ın hücum etmek için şansı da kalmadı.

4-3-1-2'nin şu kadro yapısında tek kurtuluş olduğunu düşünüyorum ama bu formasyon üzerinde ısrar edilmedi. En azından 4-2-3-1 ile Podolski ve Sneijder gibi isimleri doğru yerde kullanmak mümkündü ama bu da yapılmadı ve doğal olarak rahat kazanılabilecek bir 3 puan kaybedildi. Sorumlusu da Hamza Hamzaoğlu'dur ama geçen sezon hatasını kabul eden hocanın yerini çok başka bir karakter aldı.

Hepsi bir yana, 3. değişiklik dahi yapılmadı. 58. dakika sonra tek bir isim oyuna almadı Galatasaray. Bilal Kısa bu anlar için bulunmuyor mu mesela, bir pas veya şut ile kilit açar dediğimiz, çilingir futbolcu. Ya da Carole, Real Madrid maçının yıldızı. Onun getireceği tempoya ihtiyaç yok muydu? Telles bütün maç dökülürken Hamza Hoca da bunu izledi.

Sanki 3-0 önde bir takımın temposuyla oynadı Galatasaray, maalesef temposuz bir takımız. Kimse hazır değil, neredeyse Ağustos ayı bitecek. Bunun da üzerine Hamza Hoca & Burak Yılmaz sorunsalı gibi durumlar eklendiğinde de meselenin sadece saha içerisinde olmadığı sonucu da ortaya çıkıyor. Transfere ihtiyaç var, çözülmesi gereken sorunlar var, bunun üzerine belki de tarihin en kötü yönetimlerinden biri var derken tüm doğrularını unutmaya başlayan Hamza Hamzaoğlu'nu da eklediğimizde Galatasaray'ı hiç de iyi günlerin beklemediğini söylemek lazım.
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger