29 Ağustos 2016 Pazartesi

Açık Büfe Galatasaray


Daha önceki yazılarda da sıkça bahsettim. Çok çeşitli, dev potansiyelli ve kalabalık bir kadro kuruluyor diye. Açıkçası ben bu kadar derin bir kadro kurulacağını o zaman bile tahmin etmemiştim. Sezona 9 yabancıyla giriyoruz. Takımda her tip oyuncu var. Eksiksiz. Açık büfe gibi.. Euroleague’de çok yoğun bir tempo bizleri beklediği için bu derin kadro takım için çok önemliydi elbet. Fakat 5+1 yabancı sınırının olduğu ligde bunu dengelemek hiç kolay olmayacak. Ama kadroyu tamamen kendisi organize eden Ergin Ataman’a bu konuda güvenimiz tabii ki sonsuz. Bu yazıda genel takım yapısının üzerinde durmaya çalışacağım.

Ergin Hoca’dan bahsetmişken.. Geçen gün tüm transferler tamamlandıktan sonra, resmi siteye verdiği röportajda kurulan kadrodan ne kadar memnun olduğunu gördüm. Tamamen istedikleri oyuncuların alındığını, buna rağmen 9 milyonluk bütçeden 500 bin arttırdıklarını bile söylemiş. Bu ekstra paranın şöyle bir artısı olabilir, sezon içinde herhangi bir aksilik nedeniyle bir oyuncuyla yolları ayırmak durumunda kalırsak, onun maaşını da üstüne ekleyerek, ayrılışı kaliteli bir şekilde telafi edebiliriz. Hoca’nın değindiği önemli noktalardan biri ise, takım savunması. Benim son yazıda da bahsettiğim üzere, hücumda korkunç potansiyelli bir takım olduk ama işin savunma kısmı ve oyuncuların görece “yumuşak” tarzda olmaları soru işareti. Benim kafamdaki soru Hoca’ya da sorulmuş olacak ki, kendisi “bu konuda kimsenin şüphesi olmasın, çok efor sarf eden ve iyi savunma yapan bir takım olacağız” demiş. Ergin Ataman her zaman hücumda çeşitliliği olan, pivot hariç herkesin şut atabildiği ve savunmada da ekstra gayret göstererek rakibi bozan takımlarla başarılı oldu bu zamana kadar. Hedefi yine aynı anlaşılan.

Takımın oyun kurucu rotasyonunda Russ Smith ve Justin Dentmon; iki büyük potansiyelli, patlayıcı hücum gücü. Herkesin şut atabildiği, sırtı dönük oynayabilen, içeri de delebilen oyunculardan oluşan bu takımda topun nasıl dağıtılacağı en kilit nokta. Bu noktada bu ikili hayati derecede önem taşıyor. İki oyuncuda da, özellikle Justin Dentmon’da el yakan topları sokabilme ve takım kilitlendiğinde yoktan pozisyon var edebilme özelliği bulunuyor. Arroyo’dan sonra bu özellik çok kıymetli. Geçtiğimiz sezon McCollum bunları zaman zaman yapabildi ama genele baktığımızda oldukça istikrarsızdı. Arroyo demişken.. O gittiğinden beri hep takıma öncülük edebilecek, oynamasa bile oynatabilen bir oyun kurucu arıyoruz. Alınan ikilinin o tarzda olduğunu söyleyebilir miyiz bilmiyorum ama, Hoca faktörünü hesaba katarsak, ayrıca rotasyona alınan Can Korkmaz ve sıkça bu bölgede oynayabilen Sinan Güler’i de düşünürsek oyun kurucu pozisyonumuzun “en azından” emin ellerde olduğunu söyleyebiliriz.

Takımın her rotasyonu çok zengin ama özellikle 2-3 numaradaki zenginlikle Hoca nasıl baş edecek bilmiyorum gerçekten. Sinan, Micov, Diebler, Schilb, Göksenin. Oyunu ateşleme, penetre etme, keskin nişancılık, liderlik, savunma sertliği.. Tüm özelliklerin ayrı ayrı oyuncularda olduğu zengin bir rotasyon. Kim ne zaman oynar, kim ne zaman tribünde oturur bilemiyorum. Sanırım burada en zayıf halka Schilb ama Ergin Ataman onun yeteneklerine güveniyor. Yine de ligde neredeyse her maç tribünde olmasını bekliyorum. Burada ana dişli yine Micov gibi görünüyor. Hücumun her alanında etkili olabilen, takıma liderlik edebilen, sahaya yüreğini koymakta asla tereddüt etmeyen ve kritik anlarda eli titremeyen bir adam. Takımda tutulması gereken ilk adamdı ve tutuldu. Ayrıca üst üste 3. sezon bu formayı giyecek olan Micov, efsane Dawkins’ten (üst üste 8 sezon) sonra bu alanda bir ilk. Onun dışında Sinan’ın kesinlikle geçen sezonun üstüne koyması gerekiyor. Diebler’dan beklentim yüksek. Uzun süredir hasretini çektiğimiz keskin nişancı rolünü yerine getireceğine inanıyorum. Göksenin de yine hem ligde, hem EL’de yerli rotasyonundan 12 kişilik kadroda olacağı için, rakibin patlayıcı kısalarını durdurma görevinin maç içinde ara ara kendisine verileceğini ön görmek zor değil.

Son olarak uzun rotasyonu.. 2-3 numaraya çok zengin dedik ama, “açık büfe” takımın bir açık büfe ekibi de 4-5 numara rotasyonunda bulunuor. Tyus, Krstic, Daye, Thompson, Orhan, Ege. Özellikle sanırım pivot bölgesinde Tyus ve Krstic’in verecekleri sezonun kilit noktalarından biri. Lasme’nin ayrılışını kendi adıma hala hazmedemezken, Tyus’dan onun yerini almasını büyük umutlarla bekliyorum. Tarz olarak farklı olsalar da, Lasme’nin yüreğinin çok özel olduğunu düşünsem de, takıma uyum sağladığı takdirde Tyus’ın da önemli katkılar verebileceğini düşünüyorum. Krstic ise umarım sakatlığın emarelerini atlatır ve o çok özel fundamentalını bizlere sergileme şansı bulur. O kalitede bir oyuncuya göre çok düşük ücretlere aldık biliyorsunuz, beklenen katkıyı verebilirse özellikle EL’de çok kıymetli bir parça haline gelecektir. 

Austin Daye ise bu rotasyonda benim en fazla beklentim olan topçu. Hücumun her çeşidini oynayabilen, eşsiz yetenekte bir oyuncu. Muazzam çeşitliliği olan bir uzun olarak, ritim bulduğu takdirde takımın en önemli kozlarından biri olacak. Pozisyon hazırlamanız dışında, topu eline verdiğiniz zaman kendi hücumunu da yaratabilen, çok değerli bir parça. Bu bir kenarda dursun. Thompson’a geçelim.. Orta mesafe atabilen, post-up ve pick and pop’ları çok iyi oynayabilen bir 4.5 numara denebilir Deon Thompson için. Ayrıca pota altında bitirişleri ve hücum ribaundlarıyla da takımın önemli parçalarından biri olacağını ön görebiliyorum. Ege Arar Ümitler Avrupa Şampiyonası’nda çok başarılı bir turnuva geçirdi. Henüz hala çok genç ama ondan da beklentilerimiz var. Bu güçlü kadroda süre bulması kolay olmayacaktır. Ancak ligde ara ara kendini gösterecek fırsatı olacak. İyi değerlendireceğini düşünüyorum.

Velhasıl-ı kelam.. Her mevkide zenginliği bol olan, her tip oyuncunun olduğu, çok kalabalık ve kaliteli bir kadro kuruldu. Elbette o maliyetlere ulaşamadığımız için bir Fenerbahçe kalitesi yok. Ancak birlik ve uyum ile çok iyi yerlere gelme ihtimalimiz az değil.

Fenerbahçe demişken.. Ergin Ataman’ın da açıkladığı üzere, bu sezon ana amaç kesinlikle lig şampiyonluğu olmalı. Hem sorgusuz sualsiz EL’ye gidebilmek için, hem de uzun süredir şampiyon olamadığımız için. Bunun tek yolu bence ligi lider bitirmekten geçiyor. Fenerbahçe ile her karşılaştığımızda saha avantajı kimdeyse onun ipi göğüslediği bir tablo çıktı ortaya artık. Ligin en güçlü ekibi olarak kesin final oynayacaklarını düşünürsek.. Geçtiğimiz sezon en az 3-4 maçta rakibe galibiyeti hediye ettik adeta. Bu sezon çok daha güçlenen kadroyla bu hataları asla yapmamalı ve ligi 1. sırada bitirmeliyiz. Gerisini Ergin Ataman ve öğrencileri halleder.

Çağlar Yıldız - https://twitter.com/caglarryildiz

28 Ağustos 2016 Pazar

Cheik Tiote & Galatasaray, İyidir de Leiva ve Lass'dan Sonra?


Beklenmedik gelişmelerle dolu bir süreç bu, her an her şey olabiliyor. Lass Diarra için odaklıydık, bir anda gelişen Tiote ismi sürpriz oldu. Temmuz ayında gündeme gelmişti, Ağustos ayının başında da yeniden konuşuldu ama kabul görmemişti diye hatırlıyorum. Sonrasında da Lass Diarra süreci başladı, hala da devam ediyor. Tiote ismi de Lass Diarra için bir mesaj mı, yoksa her iki isim birden mi isteniyor ya da olur da Lass olmazsa üzerinden Tiote ile anlaşıldı mı henüz bilen, cevaplayan yok. Hep birlikte izleyeceğiz.

Tiote konusunda bir hata var, insanlar tepkili ama bu tepkiyi de anlayışla karşılamak lazım. Önce Leiva, sonrasında Lass dedikten sonra çıkan Tiote ismine tepki gösterilir, bir iletişim hatası var. Bu isimler hiç gündem olmadan Tiote hamlesi gerçekleşseydi çoğu kişi tepkili olmaz, hatta transferine sevinilirdi. Çok abartılıyor, kötü futbolcu olduğu üzerinden vurulmaya başlandı ama bundan 2 sene önce 20-25 milyon avro'ların konuşulduğu bir futbolcuydu. 2 senedir piyasada pek olmadığı, en iyi durumunda olmadığı doğrudur ama kötü bir hamle asla değil.

Maliyeti bilmiyoruz tabii, onu görsek daha iyi konuşurduk ama 1.5 milyon avro yıllık, 1.5 milyon avro bonservis ve 2+1 yıllık sözleşmeden bahsediliyor. Makul rakamlar bunlar, Tiote'yi yeniden ayağa kaldırabilirsek doğru katkıyı alırız diye düşünüyorum. Neden 30 yaşındaki bir ismi alıyoruz da Delaney'ler için bu kadar ısrarcı olamadık sorularını soranlar ise haklıdır, o konu benim de hoşuma gitmiyor ki Lass gelse bile alternatifi olacak Tiote bu anlamda lüks kalacak, mantıklı da bir yapılanma olmayacaktır.

Sert ve tempolu bir isimdir Tiote. Hücum tarafında çok etliye, sütlüye karışmaz, o anlamda yaratacağı bir fark yok ama odun da değil bu adamın bacağı, pas özelliği de fena değildir. Kara delik dediğimiz işin defansif tarafında farkını mutlaka yaratır ama Lass Diarra veya Leiva gibi isimlerle de bana göre kıyaslanmaz, onların işin hücum veya topa sahip olma tarafında da yaratacağı farklar büyük olacaktı. Tiote bir defansif hamle, bir anlamda da çapa. 4-3-3 adına daha makul ama 4-2-3-1 olduğunda Selçuk İnan veya Tolga Ciğerci'nin doğru alternatifi mi sorusuna pek olumlu bir yanıtım yok.

Transferin bittiği ve kendisinin bugün İstanbul'a geleceği söyleniyor, Bekleyip görelim, sadece Tiote ile bitecek bir süreç olmadığı belli. Lass Diarra hala gündemde, bir de konuşulan Nigel De Jong ismi çıktı. Bir şey deneniyor ama ne olduğunu henüz çözemedim, transfer dönemi bittiğinde tüm sorulara cevap bulmak mümkün olacak..

Sneijder Oynadığında, Ahkisar Belediyespor 1-3 Galatasaray


Şok bir başlangıç, ilk 3 dakikada kendi yarı sahamızdan çıkamadık. Carole'nin ayak altından kaçırdığı topla başlayan süreç, kornerde Selçuk İnan'ın Vaz Te'yi en iyi yerden izlemesiyle devam etti ve bir anlamda 1-0 geride başladık. Karabükspor maçını düşünerek bu tablo olabilecek en kötü başlangıç ama geçen 1 haftada Galatasaray'ın boş oturmadığını, çalıştığını ve uyandığını gördük. Müthiş bir 45 dakikaydı. Yüzde 85'lere dayanan topla oynama yüzdesi, şut denemekten çekinmeyen bir takım, akabinde pozisyonlar da bulan ve Sneijder'in önderlik ettiği.

İlk 45 dakikada Akhisar'ı kendi yarı sahasına iyi ittirdik, burada da başrol Sneijder'in. Karabükspor maçında bu alınamayan sorumluluklardan bahsediyorduk, bu sefer sahneye Sneijder çıktı ve iyi oyun onun üzerinden döndü. Topa sahip olduk, pozisyon da yakaladık, dolayısıyla da 1-1'i bulmak kaçınılmazdı. Hücumda kalmak önemli tabii, Eren Derdiyok faktörü bu. Genel görüntü iyiydi, tek kusur ise Eren Derdiyok'u yeteri kadar beslememek oldu.

Carole üzerinden konuşmak lazım, 3. golün asistini muazzam yaptı ama bu asist kaynaklı iyi oynadı gibi bir görüş var, bu hata. Savunmada da hatalar yaptı ama asıl hata hücum kısmında. Ligin en isabetli orta yapan isimlerinden biri ama az deniyor. Eren Derdiyok gibi bir forvetiniz varsa bunu sık sık denemek zorundasınız. Carole ise sol çizgiye iyi inmesine rağmen ya çalım deniyor ya da kısa pasla içeri dönüyor. Sabri Sarıoğlu en iyisini yaptı mesela, sürekli ortaladı. Başaramadı ayrı ama bunu denemek lazım. Caner Erkin örneğini o yüzden verdim, gelsin diye demiyorum ama bu tarz bir sol bek Eren Derdiyok'u ihya edebilirdi. Carole de eder ama sık denemesi lazım, iyi bir pivotumuz var artık.

İkinci yarıda ise Akhisar biraz daha pas yapmaya başladı, topa sahip olmayı denedi derken sıkıntılar ortaya çıkmaya başladı. Chedjou & Hakan Balta ikilisi top bizdeyken müthiş savunmacılar, topla oynama, pas özellikleriyle ile fark yaratırlar da bir savunmacıdan önce bunu mu beklersiniz? Ağır kalıyorlar, ayakta kalamıyorlar ve çabuk yıkılıyorlar. Chedjou çok yıkıldı mesela, Hakan Balta da geri koşamadı, çok pas hatası yaptı. Rodallega'nın bu ikiliyi dövdüğü dakikalar da 2. yarıda. Bir de buna Eren Derdiyok'un sakatlığını eklediğimizde rakip yarı sahada hiç kalamadık, Akhisar'ın etkisi başladı.

Eren Derdiyok'un yerine Josue'nin girmesi beklemediğim bir hamleydi. Sahte 9 olarak başladı, sonra sağ kanada geçti ve Bruma'yı en öne attık. Bu kadar teknik oyuncuyla da pas yapıp, topa sahip olmamız lazımdı ama büyük baskı yedik. Kontradan Yasin Öztekin'in attığı gol bizler adına büyük bir şans oldu, 2-1 öne geçmemizi o an beklemiyordum. Son 10 dakikaya kadar da baskı yemeye devam ettik ama son 10 dakikada uyandı takım, pas yapmaya, topa sahip olmaya başladı. Akhisar'ın hücum direnci de o dakikada kırıldı ve 3-1'i de yine bir kontrayla bulduk.

Sahte 9 Bruma tuttu yani, kontra özelliğini müthiş kullandık ve 1 gol 1 asistle maçı tamamladı. Daha da güzeli Josue'yi beğendim, her iki golün oluşumunda da imzası var. İyi hareketlilik kattı, Sneijder de düşmeye başlamışken bunu telafi etti, nefes aldırdı. O dakikalar Riekerink bir orta saha da hamlesi yapmalı diye düşünürken belki de Hamit Altıntop ve Donk'a güvenemedi, bilinmez. 

İlk haftalar zor, 2'de 2'yle başlamak bu anlamda mükemmel. Takım iyi yolda, bundan eminim. Gelişen bir ekip, daha da iyi olacaktır. Hareketli ve pasa yatkın bir takım hedefleniyor, yeni gelen isimlerin de verdiği bu katkı mutluluk verici. Tolga Ciğerci, Eren Derdiyok ve Josue, iyi bir maç çıkardılar. Tolga Ciğerci yine maçın en çok mesafe kat eden ismi mesela, Selçuk İnan'ı da taşıyayım derken büyük oynuyor, gözden kaçmamalı ama beni en çok mutlu eden isim Sneijder oldu. O oynadığında takımın aklı çok yükseklerde..

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Josue'yi Ayağının Tozuyla 11 İzler Miyiz?


Geçen sezonu felaket geçtik ama Akhisar karşısında değil. Şansımızın tuttuğu tek takımdı belki de, her iki lig maçını da kazandığımız gibi Türkiye Kupası'nda da dört kez karşılaştık ve her seferinde bana göre istediğimizi aldık. Tablo değişti tabii, artık görüntüler farklı. Akhisar yine Rodallega temelli yürümeye devam ediyor ve başarılılar. Galatasaray'ın ise çehresi değişiyor, en azından değişim adı altında hareket edildi ve bunu bekliyoruz.

Karabük karşısında görüntü kötüydü, böyle kötü bir maçı son dakika golüyle kazanmakta bir anlamda 28. hafta galibiyeti. Genelde şampiyonluk alameti denir bu tarz goller için ama böyle başlamanın da iyi olmadığını düşünüyorum, insanları düşüncelere itti. Riekerink de bunu düşünüyor, ona göre bir plan mutlaka yapacaktır. Acaba Karabük karşısında çıkan 11'le devam mı yoksa bazı isimlere kesik mi atacak bilinmez. Ben olsam aynı 11'le devam ederim.

Akla gelen iki isim de Linnes ve Sinan Gümüş. İkisi de kötü bir maç çıkardılar ki Linnes felaket bir gün yaşadı, Sinan Gümüş ise sezona kötü başlayan isimlerden biri (Beşiktaş maçı da dahil olmak üzere). Linnes'i kesmenin onu kaybetmek yolunda atılacak en büyük adım olduğunu düşünüyorum ve bence Riekerink bu maçta da onda ısrar edecek. Sinan Gümüş'ün yerine ise iki aday var, Yasin Öztekin veya Josue.

Josue ne durumda bilmiyorum, takıma katılalı birkaç gün oldu ki hemen 11 başlatılır mı, zor. Ama sezon içerisinde kendisini daha çok sağ açık gibi izleyebiliriz, Braga'da olduğu gibi. Bu da daha hareketli, topa sahip, pas aksiyonu geniş ve yaratıcı bir Galatasaray'ı beraberinde getirebilir. Yasin Öztekin hamlesi bu maç özelinde daha yakın gibi duruyor ama Josue de aday. Neredeyse her yerde 11 başlayacağı söyleniyor. Bu durumda da;

Muslera
Linnes/Sabri Chedjou Balta Carole
Ciğerci Selçuk
Josue/Sinan/Yasin Sneijder Bruma
Derdiyok

'lu 11'i izleyeceğiz. Düşündüren iki pozisyon var, ne olacağını maçta göreceğiz. 2'de 2 başlamak önemli, Milli Takım arasına rahat girmek ve gerçekleşmesi beklenen son hamlelerle birlikte sezona devam etmek..

26 Ağustos 2016 Cuma

Söz Konusu Değişim, Operasyon İse Büyük


Operasyon doğru, bunu yazarak başlayalım. Fatih Terim üzerine düşen görevi yapmış mıdır sorusuna verilecek cevap göreceli, bazı kesimler istifa bekledi ama değişim demişken de hocanın başladığı iş bana göre bitmemişti. Fatih Terim de devam ettiğine göre, bu durumun üzerinden yorumlamak gerekecek. Bu anlamda doğru operasyon, Fatih Terim'in İspanya maçının ardından söylediği tam olarak buydu ve Arda Turan, Selçuk İnan, Burak Yılmaz, Caner Erkin ve Gökhan Gönül gibi isimler kadroda yok.

Hakan Balta'yı ayrı tutuyorum, onun yaş haddine takıldığını düşünenlerdenim. Prim mevzusuydu, takım içi sorundu gibi konuların içerisinde asla yer almaz. İşini yapar, hem ede elinden gelenin en iyisini. Sessizdir, kariyeri boyunca da herhangi bir sorun içerisinde asla adını duymadım. İhtiyaç anında da çıkar yine oynar ama değişim rüzgarına yaş haddi itibariyle o da katıldı.

Kadroyu ilk gördüğümde, neden Tolga Ciğerci ve Sinan Gümüş yok üzerinden bir soru sordum, durumu da eleştirdim. Ama gelen haberlere bakınca bu iki isim de kadroya davet edildiler, evrakların yetişmesi durumunda da kadroda yer alacaklar. Sinan Gümüş sezona kötü başlamış olsa bile gerekli, madem değişim diyoruz, böyle bir yetenek kadroda olmalı. 

Tolga Ciğerci de Galatasaray'a transfer oldu diye olmalı demiyorum, çok daha önceden bu kadroda yer almalıydı. Kaan Ayhan var mesela, pozisyonu farklı ama Tolga Ciğerci'nin Bundesliga geçmişi ondan iyidir ya da yetenek ve kalite anlamında Okay Yokuşlu'nun önündedir. Değişim ve gençleşme diyorsak bu isimlerin yer alması son derece doğru, daha ne yaptılar ki gibi bir soru sormayın. Nuri Şahin yıllardır ne yapıyor mesela veya Salih Uçan 2 yıldır neredeydi?

Kadroyu da beğendim bu arada, 24.4 yaş ortalamalı bir Milli Takım bu, en yaşlıları Mehmet Topal. Genç ve yetenekli bir ekip, umarım ısrar edilir. Enes Ünal konusunda heyecanlıyım mesela, iyi bir başlangıç yaptı ki tecrübe kazanması gerekiyor, forvet konusu da en sıkıntılı rotasyon. Hücum rotasyonu da oldukça zengin, keşke Ömer Toprak konusu da çözülse diyeceğim ama belli ki o tren de artık kaçmış. 

Dieumerci Mbokani & Galatasaray, 2010'dan Bu Yana 7 Farklı Takım ve Ülke


2010'dan itibaren bakıyorum, formasını giydiği 7 takım var ve hepsi de iddialı ekipler. Fransa'dan, Almanya'ya, Belçika'ya, İngiltere'ye ve Ukrayna'ya kadar iyi gezmiş, hepsinde de ödenen önemli bonservisler var. Bu anlamda bir istikrarı yok ama gittiği takımlarda da önemli işler yapmış bir isim. Toplam gol ve asist istatistiğine bakınca da 293 maçta 125 gol 54 asist, yaş 30. Beşiktaş'ın da gündemindeydi ama vazgeçtiler, şimdi de Galatasaray'ın kiralamaya çalıştığı söyleniyor. Maliyetli bir iş, yapabilir miyiz bilmiyorum. Geçtiğimiz sezonu da Norwich'de kiralık olarak geçirdi, 29 maçta 7 gol 1 asist. 

Rodallega'yı çok istemiştim, önceden de sık sık yazdığım gibi. Aradığımız bir tarzdı, hızı, gücü ve bitiriciliği itibariyle. Eren Derdiyok'la doğru rotasyon olabilirdi ki Riekerink'in de her maçta Eren Derdiyok'u kullanacağını düşünmüyorum. Maç maç düşünecektir ve bazı maçlarda daha güçlü, hızlı bir forvet ihtiyacı olacak. Mbokani'yi bu anlamda Rodallega'nın önünde tutabilirim, bir tık daha iyi bir isim. Rotasyona önemli bir derinlik katacağı gibi farklılıkta yaratacak. Bu tarz forvetlerin de ülkemizde genelde iş yaptığını görüyoruz. Hızlı ve güçlü bir isme ihtiyaç var, Mbokani'nin bu ihtiyacı karşılayabileceğini düşünüyorum.

Maliyeti anlamında fikrim yok, Beşiktaş istediğinde fiyatı 4.5 milyon avro'lardaydı. Galatasaray'ın ise kiralamak istediği söyleniyor, başarabilirler mi bilinmez. Acil bir forvet hamlesi yapmaları gerekecek ki zaman olmadığından kesenin ağzı biraz açılabilir. Niasse'yi kiralayıp, köşeye çekilmekte mümkün ki bence daha makul, hatta mantıklı bir iş de olabilir, Mbokani'nin bonservisini kestiremediğim için. Önce zor ihtimalleri zorluyoruz, umarım b ve c planları hazırdır ve daha garanti adımlardır.

Tarz anlamında Rodallega'ya yakın, kalite anlamında ise bir tık daha üstü. Savunma arkası var, güçlü ve ayaklarına da hakim. Patlayıcı özelliği mevcut ki kenardan getirdiğimizde de 65'den sonra maçı çevirebilecek kalitede. Zaten böyle bir isim ihtiyacı mevcut, konuşulan isimler tarz anlamında genelde böyle. Nonda'dan bu yana da bu tarzda bir forvetimiz olmadı ki Nonda'nın yarattığı etki malum. Roma'da yaşadığı sakatlıklar ve hayal kırıklığından sonra onu iyi geri döndürmüştük. Mbokani için de umutluyum.

Sıkıntı ise istikrar anlamında, yazının başında dediğim gibi 2010'dan bu yana dolaştığı 7 takım var, 7 farklı ülke. İyi iş çıkardığı ülkelerde bile tutunamadı, sürekli transfer oldu ki bu da gerçek kalitesini göstermesine en büyük engeldi. Türkiye'nin bu tarz forvetleri kendine getirmesi en büyük şans, Ukrayna Ligi istatistikleri belki aldatıcı da olabilir ama Rodallega'yı izleyince Mbokani'nin de yapabileceğini düşünüyorum.

İletişim Başarılı, Taraftarın Böyle Bir İsme İhtiyacı Vardı


Başarı veya başarısızlık kısmında değilim, göreceli durumlar. Serdar Aziz için yapılan açıklama ve uygulama hataydı mesela, Levent Nazifoğlu'nun kimseye danışmadan bu transferi bitirmesi ya da Eren Derdiyok, Tolga Ciğerci gibi isimlerin ücretleri. Transfer döneminde gerçekleşen hamlelerin yüzde 90'ı bana göre doğru, hala transferi düşünülen, konuşulan isimlerde ama maddi tabloyu eleştirebilirsiniz, o noktada değilim.

Galatasaray'ın en büyük sorunu iletişimdi. Yönetiminden, teknik direktörüne kadar her kafadan çıkan farklı sesler. Dursun Özbek'in medyaya söylediği ama gerçekleşmeyen tüm durumlar, teknik direktörünün yönetiminden bağımsız yaptığı açıklamalar, medya önüne atılan yöneticilerin takındığı üsluplar gibi. Tablo başarısızdı ama mevcut başarısızlık içerisinde de bu iletişimsizliğin payı o kadar büyük oldu ki.

Karabükspor maçının ardından şunu düşündüm, ya maç sonu konuşan Cengiz Özyalçın olsaydı. Geçen sezonu hatırlarsınız, maç sonu açıklamalarını. İstifa tepkileri, olmayan başarıları büyük bir başarı olarak adlandırması, Galatasaray taraftarının duymak istemediği her şeyi söylemesi gibi. Bu sezonun ise en önemli artısı iletişim, doğru iletişimi kurduk, bu anlamda Levent Nazifoğlu'nun doğru profil olduğunu ve konuşmalarının taraftara güven verdiğini düşünüyorum.

Yapısı da bu yönde, 2-3 aydır tanıyoruz ama taraftarın güven duyduğunu söyleyebilirim. Doğruları söylüyor çünkü, neyse o ve sadece kendisi konuşuyor, Dursun Özbek'i uzun zamandır konuşurken, medya önünde göremiyoruz mesela. Ya da diğer yöneticileri, iletişim ayağında Levent Nazifoğlu var ki transferlerin imza törenlerinde de futbolculardan çok o ön plana çıkıyor, yapacağı açıklamaları büyük merakla bekliyoruz.

Güven duygusu güzel, doğru iletişim, tek bir ağızdan kulüple ilgili gelişmeleri duymak. Bilgi kirliliğinin önüne geçtik, Ön plana da çıktı, umarım önü kesilmez. Futboldan da anladığını düşünüyorum ama bu kadar teknik detaya girmesi beni biraz korkutuyor, umarım teknik direktörün işine çok fazla karışılmaz. 

Taraftarın böyle bir isme ihtiyacı vardı, sezona biraz daha güvenli bakabiliyorsak biraz da duyulan güven duygusu, doğru iletişim. Yapılan hamleler de yerinde, her ne kadar maddi tabloyu eleştiriyor olsak. Ayrıca, iş bitiren bir yönetici olduğunu da düşünüyorum. 

İletişim konusunda atılan adımlar genel anlamda iyiye yöneldi. Pay kimin bilemiyorum ama teknik direktörün her maç öncesi basın toplantısı uygulaması güzel ya da Galatasaray'ın medya önünde hakkı yendiği, saygısızlık yapıldığı ortamda gösterilen duruş, sergilenen tavır ve yaptırımlar. Devam etmesini diliyorum, yönetime tepkim kolay kolay bitmez ama iyi tarafları da söylemem lazım, özellikle de Levent Nazifoğlu'nun varlığının önemli olduğunu..

25 Ağustos 2016 Perşembe

Paul Dawkins'in Ardından Vladimir Micov


Paul Dawkins'e ben yetişemedim, Galatasaray tarihinin unutulmaz isimlerinden biriydi. Belki de gelmiş geçmiş en büyük ismi. Ondan bu yana yaşanan bir ilk gerçekleşti, Micov bu sezon itibariyle Galatasaray'da 3. sezonuna girecek ve Dawkins'in ardından Galatasaray'da 3. senesine giren ilk yabancı oldu. Özellikle Galatasaray basketbolunda istikrara pek alışık değiliz, her sezon neredeyse sıfırdan kadrolar kurulur. Basketbolun gelişimiyle birlikte bu konuda biraz daha tutarlı olduk ama böyle istikrarlı yabancılara alışık değiliz ki Micov ezber bozdu. Micov'un da Galatasaray tarihinde büyük yeri var, gerek oyunu gerekse karakteriyle. Ekonomik anlamda sıkışık olduğumuz bir döneme geldi ve ödemeler düzenli yapılamazken onun isyanını hiç duymadık. Ya da ertesi sezon için takımda kalmak uğruna kontratını da düşürdü, daha iyi teklifler varken. Sesi fazla çıkmaz, yüzü çok gülmez, soğukkanlı bir sporcudur ve işini de en iyi şekilde yapar. Geçen sezon gelen Euro Cup zaferinin en büyük kahramanlarından, takım içerisinde en büyük aktörlerden biri. Umarım çok daha uzun yıllar bu formayı taşır, kendisinin varlığı bizim için çok önemli.

Marina Maljkovic'in Kulüp Takımlarındaki Kaderi, Az Paraya Büyük İş Hedefi


Muhteşem bir Milli Takım kariyeri arkasında var ki üzerine de koymaya devam ediyor. Sırbistan ile 2013'de Avrupa 3.'lüğü, 2014'de Dünya 8.'liği, 2015'de Avrupa Şampiyonluğu ve 2016'da Olimpiyat 3.'lüğü. Kulüp kariyerinde ise daha çok az paraya büyük işler başardığını görüyoruz, Galatasaray onun adına (kulüp kariyeri için) en büyük vitrin. Gönül isterdi ki daha büyük bütçelerle ve hedeflerle yola çıkılsın ama Marina Maljkovic'i yine zor bir sınav bekliyor. Az paraya büyük işler başarmayı deneyecek, apoletlerde Euroleague Şampiyonluğu var ama şu aşamada bir Euroleague Şampiyonu gibi hareket edemiyoruz. Marina Maljkovic'i getiren aklın ve vizyonun daha sağlam, gerçekçi bir bütçeyi hocanın eline vermesini isterdim. Ama itiraf edelim ki Ekrem Memnun'un yerine de gelecek en iyi isimdi, Umarım düşünceler uzun vadelidir, ilk etapta genç isimleri kazanma yoluna girelim, devamında da bütçeyi yükselterek tekrar büyük hedeflerle yol alalım. Bunun bir yapılanma hamlesi olmasını umut ediyorum, aksi takdirde bu vizyon çok işe yaramayacak. Eylül ayında Marina Hoca mesaiye başlıyor, güzel ve heyecanlı bir sezon olmasını dilerim..

Seviye Bu, Çıta Bizim, Ne Mutlu Galatasaraylılara


Seviye bu, çıta bizim. Ne mutlu Galatasaraylılara, 25 Ağustos 2000, Süper Kupa. Kutlu olsun. İlkler ve Galatasaray. Ne mutlu ki bu ülkenin bayrağını Avrupa'da göndere çekenlere, böyle ilkleri kutlayanlara..

24 Ağustos 2016 Çarşamba

Göründü Ki Forvet Alternatifi, Tahmin Edildiğinden Büyük İhtiyaç


Rodallega'yı almayarak hata yaptık diyebilirim. Rodellaga'nın istediği ücretin bu transferi engellediği söyleniyor ama Akhisar'da 900 bin avro civarına oynayan bir futbolcunun da 1.5 milyon avro gibi bir rakama ikna edilebileceğini düşünüyordum. Önemli bir alternatif olacaktı, 1.5 milyon avro'luk çıkış maddesi de büyük imkandı.

Akhisar'ın Rodallega üzerine kurulu bir hücum hattı var ve Rodallega'nın Akhisar adına geçen sezona göre daha da olmazsa olmaz olduğunu düşünüyorum. Kurulu hücum hattı derken, takımı hücumda neredeyse tek başına sırtladığından bahsediyorum. 40-50 metre top sürmek zorunda kalıyor, 3-4 ismi de geçebiliyor ama nefesi yettiği kadar ilerliyor. Geçen sezon da yalnızdı ama en azından onu besleyen bazı kanallar vardı, Kayserispor deplasmanında iyice yalnız kaldığını gördüm.

Attığı frikik golü muhteşemdi ve gösterdiği hücum performansı. Rodallega için bir eleştiri şuydu, sistemin kendi üzerine kurulu olması gerekiyor deniliyordu ama katılmıyorum. Sistemin iyi bir parçası olabilirdi, mesela iyi bir kafacıdır ve Galatasaray'ın hücumunda etkili isimleri var. 28 orta denemesi vardı Karabükspor maçında, Rodallega'yı kullanabilirdik bu konuda. Ayrıca hızlı, güçlü ve bitirici bir isim, mesafe tanımadan vurduğu şutlar da var. Her anlamda iyi bir alternatifti ama bu konuda geç kaldık, artık ayrılığı imkansız.

Galatasaray'ın ise bir forvete ihtiyacı var, bunu gördük. Eren Derdiyok iyi isim ama alternatifi yok. Kenardan bir forvet getiremedik mesela, böyle bir isim gerekli. Biraz daha sahte 9 oynayabilecek, hızı ile ön plana çıkacak bir isim. Çok büyük bir bütçe de kalmadı, scout işi mi olur yoksa gözden çıkmış bir isim mi kiralanır ama şu kalan zamanda bir isim gerekli. Rodallega'dan geçtik artık ama Niasse olabilir mi diye düşündüm. Ya da Antalyaspor'la yaşadığı mevzular göz önüne alınınca, ayrılığını kesin gördüğüm Eto'o.

Eto'o da Antalyaspor adına aynı ağırlıkta bir isimdi, tek başına takım diyeceğimiz. Forvet yazılıyordu ama oyun kurucu gibi oynuyordu, takımın da ligde rahat şekilde kalmasında büyük faydası oldu. Büyük futbolcu, zaten tartışılmaz ki iyi bir sistem takımında da 20 golün aşağısında asla kalmaz ama yıllık ücretiyle alakalı bir sorun olabilir ki 2.5 milyon avro'dan aşağısına da imza atmaz. Bonservis sorunu olmaz diyorum, Antalyaspor'un yeni başkanının kendisinin yıllık ücretinden çıkmak adına çabaladığını düşünüyorum. Beşiktaş işi ise inada bindi, o durum farklı.

Niasse konusunu ise daha önce yazdım. Everton adına büyük hayal kırıklığı oldu, kendisinden vazgeçildi. Kiralık durumu mümkün, yıllık ücretini makul seviyelerde tutmak daha mümkün. Biz nasıl Umut Bulut'ları kiralamaya çalışıyorsak, Everton adına da aynı çaba Niasse için geçerli olabilir. Katkı da verir, iyi bir alternatif olabileceğini düşünüyorum. Türkiye'de de kendini kanıtladı, Rusya'da da üzerine koydu ama Everton'da tutunamadı. Mümkün görüyorum.

Cornelius gibi isimleri de sezon başında konuşuyorduk gerçi, 1.5 milyon avro bonservise bitmesi mümkün olacak bir işti ama tercih edilmediler. Delaney, Johensen gibi isimleri de bu adımlar arasına koymak mümkün, orada yapılan büyük bir hataydı. Gelecek adına da doğru hamleler olabilirdi.

Performansının Tek Ölçütü, Attığı Gol Değil


Karabükspor maçının ardından yeni transferleri konuşuyoruz, Muslera'yı bir kenara bıraktığımızda da sahanın en iyi iki ismi Tolga Ciğerci ve Eren Derdiyok oldu. Eren Derdiyok'un golle başlaması, üstelik böyle hikayesi unutulmayacak bir gol olması Galatasaray kariyeri anlamında yaşanabilecek en güzel başlangıçlardan biri.

Yeterince de kullanamadık aslında Eren Derdiyok'u, her seferinde topa kendisi gitmek durumunda kaldı. İlk kez topla doğru yerde buluştuğunda dakikalar 75 civarıydı ki az kalsın asist yapıyordu. İkinci topla buluşması da 90+3, neticesi Chedjou'dan müthiş bir orta ve Eren Derdiyok'un düzgün kafa vuruşu. Drogba'nın Akhisar'a attığı kafa golüne bir selam aslında.

Kafasını raket gibi kullanabiliyor, topu istediği gibi yönlendiriyor ki en son böyle bir pivotumuz ne zaman oldu bilmiyorum. Hava toplarını hep kazandı, topu da doğru yerlere servis etti ama biz o topları toplayamadık, kanatları sağlıklı şekilde kullanamadık. Eren Derdiyok'u beslemek gerekiyordu, orta denemelerimiz de var ama doğru yerlere değil.

Duvar olma, servis yapma özelliği yüksek. 15 golün üstüne de çıkamayabilir bu arada, onun performansını sadece golle değerlendirmek hata olacak. En önemli özelliği takımın oyununa katkı anlamında, servis yapması, duvar olması, alan açması, mücadelesi gibi. Karabükspor maçında da kendi yarı sahasına kadar rakibi kovaladı, top kazanmaya çalıştı, ön alanda bir baskı uyguladı. Belki bir Elmander değil ama Eren Derdiyok'un da kendine has iyi özellikleri var ki takıma büyük katkısının olacağını düşünüyorum.

Yanında bir forvetle de izlemek isterdim bu arada. Yanında oynayacak, gole yatkın bir forvetle de bu performansını katlayabilir. Karabükspor maçındna 4-4-2'e döndük ama doğru partner yoktu, Podolski sahada olsaydı bu olabilirdi ama sanki bir alternatif gerekecek. Eren Derdiyok'u çok fazla yalnız bırakmamak lazım, şu an alternatifi görünmüyor..

Ve Tolga Ciğerci, Yanıltmadı


12.5 km mesafe kat etti ki Bundesliga'da 14 km'yi zorladığı maçlar da olmuştu ama bu mesafe kat etmelerin tek başına bir şey ifade etmediğini düşünüyorum. Tolga Ciğerci'yi öveceğimiz esas nokta, sürekli dikine gitmeyi düşünmesi, yüzde 92'lik başarılı pas yüzdesi ve bunu da sürekli öne oynamayı düşünerek başarması, topla dikine çıkışları, özellikle 2. yarıda Selçuk İnan ve Sneijder'in alamadığı sorumluluğu alması.

Beşiktaş maçı zordu, neredeyse ayağının tozuyla çıktığı bir 90 dakikaydı, hatta 120 diyelim. Hataları da çok oldu ama 120 dakika ayakta kaldı, daha da önemli olan potansiyelini yansıtmasıydı. Karabükspor maçına da çok iyi başladığını söyleyemem, ayağından kaptırdığı ilk top rakibin gol pozisyonuna dönüştü mesela ama devamında müthiş toparladığı gibi, Muslera'yı da bir kenara bıraktığımızda ayakta kalan isimler 2 yeni transferdi. Tolga Ciğerci ve Eren Derdiyok.

Sneijder ve Selçuk İnan sorumluluk alamadı. Sneijder ilk yarıda sola o kadar kaydı ki, 2. yarıya girerken Riekerink 4-4-2'e döndü ve Sneijder'i sola çekti ama yine beklentinin uzağındaydı. Selçuk İnan ise Tolga Ciğerci'nin partneri, 4-2-3-1'de de 4-4-2'de de. Geçen sezonlarda Selçuk İnan'ın yanında oynayan isimleri Selçuk İnan'ın toparlamaya çalıştığını ve bu yüzden çok defansif hareket ettiğini söyleriz ama bu sefer tam tersi, Tolga Ciğerci bunu hem savunmada hem de hücumda yaptı.

Rakibe en çok basan adam, Galatasaray temposuzdu, Karabükspor ise anormal tempolu ki Tolga Ciğerci tek başına ayakta kalmaya çalıştı. Hücumda ise dikine çıkan yine tek o, şut deneyen, kilit pas düşünen, ısrarla dikine oynayan. Beşiktaş'ın Atiba'sı bu anlamda değerli işte, bu özellikleriyle vazgeçilemiyor ki Tolga Ciğerci 24 yaşında, Galatasaray da şu mevcut kadroda vazgeçemez. 6 numara hamlesini düşünüyoruz, Tolga Ciğerci'yi alternatif olarak kadrolara yazıyoruz ama bu durumda yedek kalacak isim o olmayacak, aksine 6 numaranın yanında oynayan isim olarak izlememiz mümkün. Hatta şu an adil nokta.


Opta'nın verileriyle Tolga Ciğerci'nin pas haritası. Anlatmak istediğim de bu, sürekli dikine düşündü ve takımı da hücum anlamında ayakta tutan unsur bu oldu. Topa sahiptik ama organize olamadık mesela, yukarıda da dediğim gibi Sneijder ve Selçuk İnan kayıptı. Kanatlardan sağlıklı şekilde gelemedik, Bruma'nın zorlamalarını izledik, Sinan Gümüş ise 2. yarıda daha çok 4-4-2'nin 2. forveti gibiydi. Bekler hücuma çıktı ama Eren Derdiyok'u ortalarla besleyemedik mesela, oradan da alınan bir verim yok. Sadece Tolga Ciğerci'nin dikine çıkışlarıyla rakibin dengesini bozması var elimizde. bana göre de maçın adamı oldu (Muslera bir kenara)..

23 Ağustos 2016 Salı

Maddi Kayıpları da Olmayacak Ama Galatasaray'a Zarar Vermeyi Güdüyorlar


Bu iş vicdani boyutlara geldi artık, sözleşmesi var, dilediğini yapar gibi konuları geçtik. Nasıl bir düzen bu onu da anlamış değilim. Ortada bir zarar yok çünkü, x kulübün ona önerdiği rakamın üzerini tamamlıyor Galatasaray, bir maddi kayıp yok. Bu olsa tamam diyeceğim ya da talibi olmasa ve ayrılmak istemese yine bir derece diyeceğim de Umut Bulut'un şu tavrı Galatasaray'ı öyle zor durumlara sokuyor ki.

Bu takımdan ayrılırken tazminat dahi düşünmeyen, bunu istemeyen isimler tanıdık. Çoğu da yabancı isimlerdi ama aynı iş ahlakı maalesef bu tarz futbolcular için geçerli değil. Olcan Adın'ın ayrılmak için çabaladığını duyduk, hadi onu ayıralım da Umut Bulut ve Tarık Çamdal'ın her gelen teklifi reddetmesinin tarifi var mıdır, maddi bir kayıpları da olmayacakken. 

İstenilmemek, sevilmemek kötü bir duygu olmalı. Öyle bir ortamda daha fazla kalmak istemez ve gitmek için çabalardım. Bu isimler sevilmiyor ve bu hareketleri sonrasında da bu sevgisizlik katlanarak devam ediyor. Talipleri de var üstelik, isteniyorlar. Umut Bulut'a tonla takım teklif yaptı, bunun içinde Kasımpaşa'sı da var, Karabükspor'u da ya da yurt dışı bazı takımlardan gelen teklifler. Düzenimi bozamam demiş, e İstanbul'dan da istediler seni. Ayrılmıyor, kendilerinden nefret edilmesi hoşlarına mı gidiyor bilmiyorum.

Sabri Sarıoğlu gibi bir dönüş sağlamaları da imkansız, neyin çabası bu? Böyle bir hayalleri varsa da yalan olacak, şansları yok. Uğraşıyor Galatasaray böylelikle, maalesef geçmişin acı faturası bu, bugün bizleri oldukça zorluyor. Bu 3 ismin ayrılması durumunda oluşan açıkla yeni bir forvet mümkün mesela ya da x transfer.

Neyse ki kadro dışılar, geçen sezonun ortamı devam etmiş olsaydı bugün A takımla da devam ediyor olurlardı. Bu da bir gelişme ama yolları ayıramıyoruz. Teklif geliyor, bunu kulübe iletme gibi bir düşünce içine dahi girmiyorlar ve ayrılmamak için çabalıyorlar. Sözleşme fesih çabaları falan da hak getire. Yekta Kurtuluş'u beğenmezdik ama ayrılırken sorun yapmamış ve sözleşmesini fesih etmişti mesela, alacağı ücretin de yarı rakamına. Bir de şu tabloya bakalım.

Oynamak da zorundalar. Zamanında bu tavır içinde olmuş bazı isimlerin bugün takım bulamadıkları görünüyor ya da alt liglere indikleri. Eboue bir örnek, Engin Baytar ya da Yiğit Gökoğlan gibi diğer örnekler de var. Bu yaptıkları Galatasaray'a zarar ama futbol ahlakına da ihanet. Galatasaray'a zarar vermek istemelerini anlamıyorum, anlamayacağım. Yazık yani, ne denir ki..

Böyle Maliyetlere Alışık Olmadığımızdan..


Mutlu son, uzun zamandır beklediğim bir hamle. 1.5 ay oldu, Josue bizi bekleyeli. Braga yine kiralamak istedi, ülke içinden de teklifler oldu ama Galatasaray için ısrar etti ve takıma katıldı. Sneijder, Selçuk İnan, hatta kanatlar adına bir alternatif daha. Saha içi noktaları gerek blogda, gerekse twitter'da uzun zamandır yazdığım için tekrar üzerinde durmayayım. Konuşulması gereken nokta bu işin maliyeti, alışık olmadığımız bir tablo var. Porto'ya kiralama bedeli verilmemesi gibi ya da yıllık ücretinin 700 bin avro'da kalması. Yerliler için cömert hareket ediyoruz ama bu tarz yabancı hamlelerin ücretlerine bakınca da yapılan akıllı işler de var. Cavanda da böyle, Josue'yi de ekledik. Ya da geçen sezon Carole, Denayer böyleydi. Böyle bir rakama daha iyi bir alternatif bulmak imkansız, hem iyi bir futbolcu kazandık, hem de bu işi çok ucuza başardık. Satın alma opsiyonu düşündürücü ama, 5 milyon avro'nun Galatasaray tarafından sözleşmeye koydurulmaması. 5 milyon avro ile üst tabanı belirlemek mümkün olacaktı, herhangi bir zarar getirmiyordu bu kulübe. Josue'nin beklentiyi karşılaması durumunda daha az bir rakama (en fazla 2.5 milyon avro gibi) takımda kalacağını düşünüyorum ama opsiyon konusunda hatalı hareket edilmiş, o açıklama çok içime sinmedi..

Tolga Ciğerci ve Eren Derdiyok, En Yeniler & En İyiler; Galatasaray 1-0 Karabükspor


119 km koşmuş Karabükspor, Galatasaray ise 109 km. Neredeyse 1 futbolcu fazla koşturmuşlar ki bu durum ikili mücadeleler için de geçerli. Karabükspor daha çok çalışan ve isteyen taraf. Oyuna baktığımızda da bu böyle, sayısız girdikleri pozisyon var. Dakika 30'u gösterdiğinde 1 şutu vardı Galatasaray'ın, Karabükspor ise neredeyse 10 kez geldi kalemize, 8'i de gol pozisyonu. Konuşulacak kötü durum fazla ama çılgın bir başlangıç bu, umarım iyi şeyler için alamettir.

Topun Galatasaray'da kalması önemli değil, yüzde 70'leri gördü bu yüzde ama bir şey ifade etmiyor. Pozisyon hazırlayamıyoruz, rakip yarı alanda pas yaparken kaybolduğumuz gibi, kaptırdığımız her topta da rakip hızlı geliyor ve pozisyon buluyor. Hızlı hücumcuları var, orta sahada da Galatasaray'a göre daha dirençlilerdi. 

Çok pas hatası yaptı Galatasaray, Selçuk İnan & Sneijder felaketti, Tolga Ciğerci ise tek sorumluluk alan isim. 12.5 km koşmuş, o bir yana, zaten beklediğimiz ve söylediğimiz özelliği ama topla dikine çıkışı, takımda tek şut deneyen isim olması, sürekli ileri oynaması gibi yaptığı şeylerle bugün ayakta kaldı Galatasaray. Uyum sorunu var, 2 pas hatası ve kaptırdığı bir topla rakip hızlı gelerek pozisyon da buldu ama bu Tolga Ciğerci oynar yani, Lass Diarra gibi bir isim geldiğinde de kesilen isim o olmaz.

Muslera'yı bir kenara bırakıyorum, günün Galatasaray adına en iyi oynayan iki ismi, Tolga Ciğerci ve Eren Derdiyok. Hücumda doğru oynayan isim de Eren Derdiyok'tu, istediği topları alamamış olmasına rağmen. Rakibi bozdu, mücadele etti, hava toplarını hiç ıskalamadı ki sürekli servis yapmaya, duvar olmaya çalıştı. Doğru yerde ilk topla buluştuğunda asist yapıyordu, ikinci buluşmasında da golü buldu zaten. Doğru profil, doğru futbolcu. Her iki transfer için de yazdığımız iyi şeylerin gerçekleşmesini görmek sevindirici.

Sneijder & Selçuk İnan hattı sıkıntılı ki maalesef bu ikili birlikte olmaz diyenlerin sözüne doğru geliyorum. Selçuk İnan'ın pas özelliğini yitirmeye başladığını görmek üzücü, kendisini çok sever ve beğenirdim ama inanılmaz pas hataları yaptığı gibi oyunun iki tarafında da yoktu. Sneijder ise kaçak dövüştü, maçın sonlarına doğru sorumluluk aldı ama aynı pas hatalarını o da yaptı, kilit rol üstlenemedi, daha doğrusu her iki isim de Tolga Ciğerci'nin aldığı sorumluluğun gerisindeydi.

Chedjou asıl ilginç olan, ilk yarıda Linnes'le birlikte maçın en kötüsüydü belki, o sağ kanadın öyle koridor olmasında Chedjou'nun giremediği kademelerin payı da var. Genel anlamda da savunma iyi görüntü vermedi maalesef, ağır kaldılar, çok pozisyon yedirdiler ama bugün 2 gol atabilirdi Chedjou. Eren Derdiyok'a yaptığı asist de öyle bir asist ki kaç stoper o pası atar? Bir savunmacıdan öncelikli beklentiler elbette bu değil ama farklı bir adam işte, yine yaptı Anderlecht maçında yaptığını.

Beşiktaş maçına göre düşük mücadele. Sıcak, seyircisizlik etken ama isteksizliğin tanımı yok. Çılgın bir galibiyet, böyle bir başlangıç çok önemli ama oynanan oyun endişe verdi. Oyunun iki tarafında da olmamamız, mücadele anlamında düşük kalmamız, rakibin neredeyse 1 futbolcu fazla koşturmuş gibi üzerimizde ettiği mücadele ve ayakta kalamamış olmak. Kazanmak güzel, beraberliğe sevinecektim, sen Galatasaray'sın demeyin, oyun onu anlattı ama bu galibiyet gerçekten çok değerli..

22 Ağustos 2016 Pazartesi

Milli Takım'ın Forvet Sorununa En İyi Adres Enes Ünal Olacak


Özel bir yetenek, doğru kariyer planlamasıyla da yükselmeye, potansiyelini daha iyi yansıtmaya devam ediyor. Büyüyor Enes Ünal, hem de çok güçlü bir şekilde. Manchester City transferinin ardından attığı bu adımlar son derece doğru ki bugün Türkiye'de olsa birilerinin arkasında beklemek durumunda kalacaktı yine. Hollanda ve Belçika gibi liglerin ortamından söz edenler oluyor da en uygun ortamda bana göre, daha iyisi de olmayacaktı. İlk maçında da Groningen karşısında 16 dakikada attığı 3 gol var. 3 gol atması da bir yana, attığı gollerin kalitesi ve tekniği inanılmaz. Hepsinden öte de gösterdiği fiziksel gelişim. Milli Takım için de forvet sorununu biliyorsunuz zaten, en iyi adres Enes Ünal olacak..

 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger