27 Temmuz 2015 Pazartesi

En Çok Transfer Harcaması Yapan Teknik Direktörler


Son 10 yılda en çok transfer harcaması yapan teknik direktörler sıralanmış. İçinde bulunduğumuz transfer dönemi dahil değil buna, yoksa Van Gaal 9. değil de üst sıraları yavaştan zorlamaya başlamıştı. İlk sırada Mourinho var, Inter, Real Madrid ve Chelsea'de yaptığı transferlerle. Ancelotti ise 2. sırada, onun da PSG ve Real Madrid dönemlerinde yaptığı transferler fazlasıyla iddialıydı. James Rodriguez için ödenen bonservisi hatırlayın, Real Madrid harcamaktan geri durmadı. 3. sırada ise tanıdık bir isim, Mancini. Inter ve Manchester City günlerinde çılgın harcadı, Galatasaray'da da Türkiye standartlarında o ara transfer döneminde iyi paralar harcandı. Sadece Telles'in bonservisi 6.5 milyon avro ki Ontivero bile 2 milyon avro bonservisi olan bir isimdi. Hiç para harcamaz diye anılır ama Wenger'in 6. sırada olması önemli mesela, Arsenal de Özil, Alexis Sanchez derken önemli paralar harcamıştı. Simeone 8. sırada Atletico Madrid de iyi paralar harcayabiliyor, özellikle geçen sezon çılgın harcamalar yaptı ama futbolcu da satıyorlar, dengeye baktığımızda kazançlı taraftalar. Klopp ise 10. sırada, aynı durum onun için de geçerli.

Son 5 Sezonda 3. Kez, Ekigho Ehiosun Samsunspor'da

 
2011-2012 sezonunda Samsunspor, Süper Lig'e çıktığı sezon giriştiği büyük transfer harekatına girişmişti. Teknik direktör için Petkoviç gibi iddialı bir isimle anlaştılar, Bance gibi bir forvet takıma katıldı, Petkoviç'in eski öğrencilerinden Dominguez derken o hücum hattı Ekigho Ehiosun ile tamamlanmıştı. O dönem 21 yaşında, genç bir potansiyeldi. Warri Wolves diye bir takımdan kiralanmıştı ve o sezona yönelik Ekigho için aklımda kalan şey ise Kayserispor deplasmanında boş kaleye kaçırdığı gol oldu. Bir de coştuğu Galatasaray maçı var. Herkes potansiyel diye bahsediyordu ama ben karşıydım bu duruma.

Bu potansiyele inanıp 2012-2013 sezonunda Gençlerbirliği, Ekigho'nun bonservisini aldı. Çoğunluğun düşüncesi Ekigho'nun yeni bir yıldız olabileceği, Gençlerbirliği'nin iyi bir iş yaptığı yönündeydi ama Ekigho'dan olmadı, o sezonu hayal kırıklığı ile sonuçlandı. 

 
2013-2014 sezonunda ise Ekigho kiralık olarak Samsunspor'a geri döndü. Ekigho bir anda Süper Lig klasmanından bir alt lige düşmüş oldu ama o sezon play-off finali oynadı Samsunspor ve o başarıda da Ekigho'nun katkı gösterdiğine inanıyorum. Kendisi adına en iyi performastı. Adiloviç ile iyi bir ikili oldular (Ofoedu & Mbilla kadar olmasa bile), Süper Lig'i zorladılar ama finalde Mersin İdman Yurdu'na kaybedildi.
 
Bir sonraki sezon ise Gençlerbirliği, Ekigho'yu Azerbaycan'ın FK Gabala takımına kiraladı. Orada ne yaptı, etti bilemem, takip etmedim. Samsunspor kendisiyle yeni sezonda devam etmek istemedi, Gençlerbirliği ile olan anlaşmasından ötürü de maliyetli bir futbolcu konumuna gelmişti. İşin özü, o sezonu da Azerbaycan'da geçirdi, Samsunspor yine playoff finali oynadı ama Süper Lig gelmedi. Sezon sonunda da Mbilla Antalyaspor yolunu tutunca Samsunspor'un forvet ihtiyacı doğdu.

 
Geldik 2015-2016 sezonuna, Ekigho artık 25 yaşında ve kendisi yeniden Samsunspor'da. Gençlerbirliği ile olan sözleşmesi bitti, bu sefer bonservisini almış bir şekilde ama piyasası da düşen bir durumda transfer oldu. Ne yapar, ne eder yeni sezonda göreceğiz ama Samsun'a bu kadar yakın olmama rağmen ben bile bu kadar sık Samsun'a gitmiyorum. 

Ekigho'nun son 5 sezonda 3. kez Samsunspor'a transferi bu. Bir anlamda rekor da olabilir..

Ajax, Futbolcu Parlatıp Satmasaydı


Ajax felsefesi der ki genç ve büyük potansiyel isimlerden oluşan bir kadrom olur, ya çok genç yaşlarda bulur ve transfer ederim, ya altyapımdan çıkarırım ama mutlaka büyük paralara satarım. Eğer bu felsefe olmamış olsaydı faal olarak futbola devam eden isimlerden böyle bir 11'leri olabilirdi.

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Şu Maçı Yaşamak İstiyordum

 
Hamza Hamzaoğlu için Sinan Gümüş'e hazırlık maçlarında bile şans vermiyor gibisinden bir eleştiri var, bu da Celta Vigo maçının son 20 dakikasına bakılarak söyleniyor. Şu ana kadar 4 hazırlık maçı oynadık ve 3'ünde Sinan Gümüş 11'de başladı ki en önemli hazırlık maçı olan Udinese karşısında (as kadroya daha yakın bir 11'de) ilk 11 başlamasının üzerinde de durulmalı.

Burak Yılmaz, Podolski, Yasin Öztekin ve Sinan Gümüş dörtlüsü beni maç başında heyecanlandırmıştı. Hatırlarsınız, Hamza Hoca ilk göreve geldiğinde kullandığı 4-2-3-1'de Burak Yılmaz forvet arkası oynuyordu, bugün de o rolde Podolski'yi izledik. Celta Vigo maçında ise forvet hattındaydı, Hamza Hoca bu anlamda Carole misali Podolski'yi de farklı pozisyonlarda deniyor.

Sinan Gümüş'ün sağ kanatta bir etkisi olmadı, çok çakıldı orada, belki de kendisine ters geldi. Yasin Öztekin ise sol tarafta etkiliydi, Telles'le uyumu vardı. Sabri Sarıoğlu'nun da kötü performansı derken sağ taraftan gelemedi Galatasaray, orta sahadan Hamit Altıntop destek oldu bu sağ tarafa. Keşke maç tamamlansaydı ve değişimi görebilseydik, kanatlar, hatta forvet yer değiştiremedi. Oysa öyle bir 4-2-3-1 hücum hattı vardı.

Podolski & Burak Yılmaz uyumu da Galatasaray'ı ileriye taşıyacak etmenlerden. Udinese karşısında 35 dakika bu uyum doğal olarak yoktu, sürekli birbirleriyle verkaç denediler, pas alış verişi vardı ama uyum olmadığından pozisyona da giremedik. Yasin Öztekin'in soldan getirdiği toplar, Selçuk İnan ve Hamit Altıntop'un şut katkısı derken oynanan 35 dakikayı etkili geçirdi Galatasaray.

Celta Vigo maçına göre fark topun Galatasaray'da kalmasıydı. Celta Vigo maçında rakip oynadı, Galatasaray ise kontra kovalıyordu. Bu maçta ise top Galatasaray'daydı, Selçuk İnan'ın varlığı bunda en büyük etmen, Hamit Altıntop'la da sağladıkları oyun aklı oynanan 35 dakikanın Galatasaray adına keyifli geçmesini sağladı. İşin içine Sneijder girdiğinde pozisyona girme anlamında da yaşanan sorunlar yaşanmayacaktır.

Podolski, Sinan Gümüş, Yasin Öztekin ve Burak Yılmaz dörtlüsünün sürekli yer değiştirmesini beklerdim, bu olmadı. Hücumun her pozisyonunda oynayabilecek bir dörtlü bu, 35 dakikada bunu göremedim ama topu kaptırdıklarında rakibe basan, defansına da yardımcı olmaları olumlu. Podolski'nin hırsı malum zaten, Burak, Sinan Gümüş ve Yasin Öztekin de rakibini kovaladı, orta sahada da Melo'nun yokluğu Udinese maçı özelinde sorun yaratmadı, kaptırdığı topu hemen kazanan ve hücuma hızlı çıkabilen bir Galatasaray izliyorduk, maalesef devamını taraftarlar getirmedi.

35 dakikadan çıkan sonuç stoper, sağ açık ve sağ bek ihtiyacının olduğu, transferde ihtiyaç duyulan 3 nokta atış var. Sabri Sarıoğlu aksıyor, Koray Günter'i de ısrarla oynatıyor Hamza Hoca ama kiralanması şart, sağ açık için de kanat forvet gerekliliği var. Gervinho bu noktada en uygun isim. Gervinho geldiğinde Galatasaray'ın yeni bir forvet transferi ihtiyacı kalmayabilir. Podolski de Gervinho da forvet rotasyonuna sokabileceğiniz isimler.

Udinese güzel rakip, km'lerce yol yapan insanlar, aileler var, maçı izlemeye gelmiş. Galatasaray'la da yılda bir kere denk geliyorlar zaten, maç da güzeldi. Sahada heyecan veren bir takım var ama hazırlık maçında dahi takımına acı fatura çıkaran bir taraftar topluluğu. Hazırlık maçı dahi yapamaz olduk, sadece tribünde oturanlar da değil, bizler de Galatasaray'dan mahrum kalıyoruz. Çok büyük heyecandı ama boşa gitti, yazık oldu. Şu maçı yaşamak istiyordum..

24 Temmuz 2015 Cuma

Galatasaray'ın Brezilyalı 11'i

Dün düşünüyordum yazmayı ama bugüne kısmet oldu, bir dakika içerisinde biraz da can sıkıntısındne Galatasaray'da oynamış Brezilyalı futbolculardan bir 11 kurdum.

Taffarel'i tartışamayız, Galatasaray tarihinin en büyük kalecilerinden biri zaten. Prates'i de attığı frikik gollerinin hatrına sağ beke koydum, stoperde ise Capone ve Cris var. Capone de Galatasaray tarihinin en iyi Brezilyalılarından biri ama Cris biraz da yokluktan kadroda. Sol bek ise Telles'in.

Orta saha için Melo'yu da tartışamayız. Yanında oynayacak isim ise Conceicao. Batista'yı da düşündüm ama Conceicao bence oynadığı bir sezon iyi iş çıkardı ama çok hakkı teslim edilmedi. 

Hücum hattında ise kanatlar biraz daha orta saha özellikli oldu. Elano'yu sağ tarafa koydum, Felipe'yi ise sol kaydırdım. Sırf Lincoln'e forvet arkasında yer vermek adına. En ileri uçta ise tartışılmayacak şekilde Jardel var..

Jenerik Kaleci "Sinan Bolat"


Muslera gelene kadar kaleci olayı da büyük bir sorundu, Muslera sonrasında da yedek kaleci sıkıntısı. Muslera istikrarlı bir kaleci, sakatlık veya ceza gibi sorunlarda Galatasaray'ı çok yanlız bırakmamıştır (oynadığı 4 sezonda) ama o olmadığında yaşanan sorunları da unutamayız. Mancini dönemi mesela, Eray İşçan'ın Barnebau'ya ayak basması. Sıkıntılı bir süreç yaşanmıştı, bu yüzden de yeni sezona iyi bir yedek kaleciyle girmek istediler ve Sinan Bolat Galatasaray'a geldi.

Muslera sonrasında Galatasaray'da oynayan yedek kalecilere baktığımızda en kariyerlisi Sinan Bolat. Hepimiz onu Standart Liege zamanlarından biliyoruz, Milli Takım'a kadar yükselmişti ve iyi de bir potansiyeli vardı. O potansiyel Porto'ya da taşındı ama orada işler istediği gibi gitmedi ve resmi maça dahi çıkamadan gözden düştü derken önce Kayserispor kiraladı, yarım sezon Türkiye'de forma giydi ama küme düştüler. Devamında da Galatasaray'a Muslera'nın alternatifi olarak geldi.

Galatasaray'da bu anlamda bir lanete inanır oldum, Sinan Bolat'ın iyi bir transfer olduğunu düşünürken ondan da beklediğimizi alamadık aslında. Şampiyonlar Ligi'nde oynanan Arsenal maçı, devamında kupa maçları derken çok şans buldu, kendisini çok fazla izleme şansı bulduk ama aklımızda kalan yediği jenerik goller. Diyarbakır Belediyesi maçında bile efsane bir gol yemişti, akıllarda böyle kaldı.

O bu performansı gösterdiğinde de şampiyonluk yolunda en kritik maçlardan biri olan Gençlerbirliği karşısında Muslera'nın yokluğunda yürekler ağızlara geldi ama Sinan Bolat o maçta gol yememeyi başardı. Devamında Bursaspor kupa finalinde de Muslera yoktu, Sinan Bolat o maçta belki de Galatasaray kariyerinin tek iyi maçını çıkardı. Kötü bir dönemdi Galatasaray onun için ama 2 kupa yolunda da adını anacağız, küçük de olsa bıraktığı izler oldu.

Şimdi de Club Brugge forması giyecek, bir anlamda ülkesine döndü. Galatasaray kendisiyle devam etmek istedi ama oynamak istemiş olabilir. Yaşı da henüz 26-27 aralığı, daha tecrübeli bir havası var ama genç yaşlarda tanıdığımız, bildiğimiz bir isimdi, yaşıyla alakalı önünde uzun zaman ve şans var. Değişmeyen gerçek ise Galatasaray'ın yine iyi bir yedek kaleci bulmak zorunda olduğu..

23 Temmuz 2015 Perşembe

"Plansızlık" Denizinde Boğulmadan Transfer Yapmak

 
Galatasaray Basketbol Takımı'nın geçirmekte olduğu yaz/transfer dönemini tek kelimeyle özetlemek istersek, bunun adı net bir şekilde "plansızlık" olurdu. Tıpkı kadın basketbol ve futbolda da olduğu gibi.. Bunda yaz döneminde yapılan yönetim değişikliğinin de payı var elbette ama, yeni yönetimin de bu gidişatı olumlu yöne çevirme konusunda sıkıntılarının olduğunu söylemek gerekiyor. 

Erkek Basketbol'da ne yazık ki önceden gelen bir plan, hazırlık olmadığı için; Ergin Hoca'nın bütün birinci, ikinci, hatta bazı posizyonlarda üçüncü alternatiflerini bile elden kaçırdık. Ve malesef elde kalan uygun fiyatlı, kariyerinin son demlerine girmiş oyunculara yönelmeye başladık. Avrupa'nın bir çok kesiminde ve özellikle ülkemizde, basketbol planlamasının son derece kısa vadeli olmasından dolayı, yaş konusu çok fazla problem olmasa da, tahtaya yazılan ilk isimlerin alınamaması hocanın bir türlü kafasındaki şablonu oturtamamasına ve bir sonraki hamlesini değiştirmek zorunda kalmasına sebep oluyor. Sonuç olarak takımın her mevkisindeki adamın oyun tarzı, bir diğerini etkiliyor ve kadro birbirini dengeleyen şekilde oluşturulmak zorunda.

Ve tabii hedefteki oyuncuların alınamamasının en büyük etkenlerinden biri de, önümüzdeki sezon Euroleague'de değil, Eurocup'ta mücadele edecek olmamız. Galatasaray'a yakışmayan ve yıldızları Galatasaray'da oynamaya hevessiz kılan bir unsur. Takımın geçen sezonki en büyük yıldızı Patric Young'ı tutamayışımızın bir numaralı sebebi belki de buydu. 

Point guard pozisyonunda Hoca'nın gözdelerinden Pooh Jeter'la anlaştığımız haberleri piyasada dolaşmaya başladığında çok sevinmiştim, hatta yazısını bile hazırlamıştık Sportif Cümleler için. O transferin olmamasına gerçekten çok üzüldüm. Jeter, Çin'e gitmeye karar verdi. Yine aynı şekilde Lasme ile de önce anlaştığımızı, daha sonra kendisinin Panathinaikos'la imzaladığını öğrendik. Bu iki son anda yatan transferler, belki de sezonu kurtaracak oyun kurucu ve pivot transferleri olacaktı. Olmadı. Önümüze bakıyoruz..

Transferi resmileşen iki yabancımız var. Caleb Green ve Blake Schilb

 
3 ve 4 numara pozisyonlarını, hücumda ağırlıklı olarak şut performanslarıyla yaşayan, savunma kısmında ise pek başarılı olduklarını söyleyemeceğimiz iki Amerikalı'yla doldurduk. 
Caleb Green, Eurocup tecrübesi olan bir oyuncu. Bir sezon önce Dinamo Sassari formasıyla da Eurocup'ın en iyi 2. beşine seçilmişti. Üst düzey değil ama belli bir kalitesi ve zaman zaman istikrar sorunu yaşasa da katkısı olan, yumuşak diyebileceğimiz bir power forvet. Zoran Erceg'e benzeyen bir oyuncu olduğunu söyleyebiliriz. Ona göre biraz daha atletik ve içerdeki uygun pozisyonları daha iyi bitirebilen bir oyuncu. Kısacası skorer bir 4 numara. Ayrıca Caleb, bundan henüz bir kaç ay önce oynanan Tenerife maçında 30 sayı atarak kariyer sayı rekorunu kırdı. Caleb'in kariyer olarak en dikkat çeken yönü, şu ana kadar oynadığı her takımda bir sezon forma giymiş olması. Bu da istikrar hanesine eksi puan olarak yazılabilir.

Blake Schilb ise zaman zaman 2 ve 4 numaralarda da oynayabilen, şutlarda mesafe tanımayan bir skorer. Hücumda iyi bir bitirici olmasının yanı sıra, ekmeğini daha çok kendi şutunu yaratabilen, hareketli ve yaratıcı bir oyuncu olmasıyla çıkaran bir isim. Blake, 2012-13'te harika bir Euroleague sezonu geçirerek bir çok takımı peşinden koşturmuştu ve Kızılyıldız'a transfer olmuştu. Kariyerinin devamında da sıkça bol skorlu maçlar oynamaya devam etti. Caleb Green gibi, o da çok üst düzey olmasa da TBL ve Eurocup standartlarında gayet iyi bir oyuncu olduğunu söyleyebiliriz. 

İki transferi kısaca özetlemek gerekirse.. Evet ne üst düzey isimler, ne hocanın ilk alternatifleri, ne de taraftarı coşturacak isimler. Ama takıma sağlam bir pivot ve oyuncu kurucu ekleyebilirsek, ayrıca geçtiğimiz sezon bir türlü yakalanamayan takım uyumunu yakalayabilirsek ikisi de vazgeçilmez skorerlerimiz olabilecek kapasitedeler.

Sezonun kilit hamleleri hala 1 ve 5 numara transferleri. Takıma liderlik edebilecek bir oyun kurucuya şiddetle ihtiyaç duyuyoruz. Aynı zamanda sağlam bir pivota.. Bir diğer ihtiyaç da tabii ki skorer bir 2 numara. Pivot için meşhur Schortsanitis ismi sıkça geçiyor. Jeter kaçtığından beri adı geçen oyun kurucular arasında beni heyecanlandıran biri yok şimdilik. Kozumuz zaten zayıftı, şimdi alternatiflerimiz de baya azaldı. Bakalım neler olacak..
 

Galatasaray'da Çok Fazla Hakkının Verilmediğini Düşündüğüm 11

Yine 2000 sonrasına yönelik bir kadro. Hakkının yeterince verilmediğini düşündüğüm futbolculardan kurduğum bir 11. Bu takımın da teknik direktörü olarak Gerets'i düşünüyorum.

De Sanctis'le başlayayım, iyi kaleciydi ama oynadığı dönemin kurbanı oldu diye düşünüyorum. Perez'in de hakkı çok fazla verilmedi, daha uzun bir Galatasaray kariyeri olabilirdi. Emre Aşık ise fazlasıyla iyi bir stoperdi ama Galatasaray kariyerine baktığımızda hep kesik kesik oynadı, bir dönem Beşiktaş'a gitmek zorunda kaldı. Servet Çetin'in de iyi işler yaptığını düşünmeme rağmen nedense çok fazla sevilmez. Victoria ise 2001-2002 sezonunun iyi isimlerinden ama onun da üzerine çok düşülmedi, sol bek konusunda da yıllar içerisinde büyük sorunlar yaşandı.

Saidou ise bu takımın tartışmasız futbolcusu. Gerets'le gelen şampiyonlukta ölümüne hücum kadrosunu hatırlayın, adam tüm defansif yükü tek başına geçiyordu. Conceicao da iyi bir sezon geçirmesine rağmen oynadığı sezonun kötü isimlerinden biri olarak bahsedildi hep, değeri sonra ortaya çıktı. Ayhan Akman'ın ise uzun bir Galatasaray kariyeri oldu, o yıllar içerisinde de oynamadığı pozisyon yok ama nedense o da çok sevilmez. Ayrıca Arda Turan'ın da hakkını çok yediğimizi düşünüyorum. Onun da değeri gittiğinde anlaşıldı.

Forvette ise Necati Ateş ve Hasan Kabze var. Necati Ateş'in büyük bir futbolcu olduğunu düşünüyorum ama anlamsız şekilde sürgün edildi, yıllarca bu formadan uzak kaldı. Hasan Kabze'nin de gönderilmesini anlamadım mesela, fazlasıyla iyi bir alternatifti ama hakkı verilmedi.

Yeter ki Tek Sorunumuz 4. Yıldızın Nerede Duracağı Olsun


Yıldız meselesi ile ilgili yorumum sabit, keşke yan yana olsaydı ama çok da takılmıyorum bu meseleye. Nike üretime aylar önce geçtiği için durum böyle. İlk etapta formaları yıldızsız şekilde basıp, sezon sonunda duruma göre yıldız basımı yapılmalıydı ama atlanılan bir detay oldu. Kimi bu konuda büyük tepki gösteriyor ama bu haliyle de kötü durmadığını söyleyelim. Galatasaray armasının olduğu yerde bu tip durumlara çok fazla takılmamak lazım. Gelecek sezona yıldız durumu da düzelecektir.
 
Ayrıca forma almam, ürün almam, maça gitmem gibisinden tepkilere de katılamam. Tepki doğrudur ama kulübe zarar vermemek gerekir. Tepkinin boyutu bazen anormal yerlere gidebiliyor. Herkesin kendi düşüncesi, dileyen dilediğini yapar ama tepki düzeyini ayarlamak gerekiyor.

Kırmızı forma ise 1 ay sonra satışa sulunacağı söyleniyor. Sürpriz yok, herkesin bildiği formalardı. Çok daha öncesinde öğrenmiştik zaten, iş futbolcunun üzerinde görmekti. Siyah forma favorim. Turuncu formayı Kewell yürütmüştü, siyah formanın da Podolski ile yürüyeceğini düşünüyorum.

Parçalı ise tam parçalı şeklinde. Üzerinde çok fazla oynama yok, hatta öyle ki bu forma için parçalı şort bile üretilmiş. Çok fazla giyileceğini tahmin etmiyorum, 90'ların başında bu konuda kötü bir tecrübe var ama çok da kötü durmuyor. Futbolcunun üzerinde görmek lazım. Bu formanın da beyaz ve siyah şortları olacak.


Asıl bomba ise bu ürünler. Diğer yeni ürünler de yavaş yavaş bizlere sunulacaktır, bu konuda da beklemedeyiz. Podolski'nin Galatasaray logolu kabartma şapkası gibi ya da Hamza Hoca'nın beyaz antreman forması gibi.

Galatasaray 2-1 Celta Vigo, Podolski'ye Merhaba Partisi

 
3. hazırlık maçı ama Galatasaray'ın gerçek anlamda hazırlık maçları Celta Vigo karşılaşması itibariyle başladı. Yükleme dönemi, ayrıca Milli oyuncular da takıma yeni döndüler ve uyum anlamında da bazı sıkıntılar var derken şu aşamada iyi futbol beklentim yok. Fenerbahçelilerin var mesela, çünkü onlar Shakhtar karşısında sezonun en önemli maçına çıkacaklar, üstelik ilk maçtan. Bizim ise hazır olmak için çok fazla zamanımız olduğundan bazı şeyleri biraz daha genele bırakabiliyoruz.

Podolski'nin ilk maçı, bir anlamda ona merhaba partisi bu. En son 11'de başladığı maç 22 Mart tarihinde, aylardır herhangi bir maçta 11 başlamadı ve Inter günlerinde de çok sık forma giyen bir isim değildi. Hazırlanması zaman alacak ama oynadığı 45 dakika onun için değerliydi. Sol kanatta izlemeye alışkın olduğumuz Podolski'yi en ileri uçta izledik. Hoca'nın da dediği gibi rakip kovalaması beklenilmediği için en ileri uçta denendi, görüntü başarılıydı da. Bir golü ve aldırdığı penaltı var. 2-1'lik skorun bir anlamda mimarı.

İlk yarıda Celta Vigo oynadı daha çok, top onlardaydı ama Galatasaray'ın kontra kovaladığını, bu planında da kısmen başarılı olduğunu gördük. Podolski'nin aldırdığı penaltı böyle geldi, rakip savunma arkasına sarkması penaltıyı yarattı. Top tutmadık hücumda veya çok fazla pas oyunu yapamadık ama çok fazla kontra denedik, eğer son paslar doğru olsaydı fark da açılabilirdi. Podolski, Yasin Öztekin ve Sabri Sarıoğlu'nun boş koşularında doğru paslar atılamadı. O noktada orta sahada Selçuk İnan veya Bilal Kısa gibi isimler olsa farklı olabilirdi.

İkinci yarıda ise üstünlük tamamen rakibe geçti. Oyun değişikliklerinin ardından Galatasaray orta sahası iyice düştü. Jem Karacan hazır değil, kolay geçiliyor ve ortaya direnç koyamadı. İlk yarıda Carole'yi orta sahada izlemiştik mesela, hücumda yoktu ama enerjisi orta sahayı ayakta tutabiliyordu. Rakip kovaladı, sürekli bastı ve presi vardı. Jem Karacan bunu yapamadı, Hamit Altıntop da yoruldu derken rakip rahat geldi, pozisyonlar buldu ama Eray İşçan'ın Galatasaray kariyerindeki tek iyi maça denk geldiler.

Stoper ihtiyacı net var, Dany ile yollar ayrıldı ama Koray Günter de sırada. Kesinlikle kiralık olarak gönderilmeli, yediğimiz golde hatasının yanında, ilk yarıda da net hatası golle sonuçlanabilirdi. Aynı durumu sağ bek için de yazarım, Tarık Çamdal'ın ismini oynadığı ikinci yarıda duyan yok. Alternatif yaratmak zorundayız.

Carole de Hamza Hoca'nın jokeri olacak gibi. 3 hazırlık maçı oynandı ve Carole'yi sol bek, sol açık ve orta saha olarak izledik. Bir sonraki maçta sol stoper gibi de izleyebiliriz. İyi bir futbolcuya benziyor, üzerine gitmek lazım.

Sürekli eksikler göze çarpıyor ama bu tip maçlarda bunları konuşmak lazım. İlk yarıda görüntü fena değildi ama ikinci yarıda felaketi oynadık. Umut Bulut, Olcan Adın ve Sercan Yıldırım üçlüsünden bir beklentim yoktu zaten, Sinan Gümüş oyuna girdiğinde biraz olsun soldan top taşımaya çalıştı. 4-3-3 oynasak ve açık alan kovalasak Sercan Yıldırım kanatta bir derece oynar ama forvette vereceği tartışılan Sercan Yıldırım'dan kanatta verim beklemek imkansıza yakın.

Maçın genelinde ise organizasyon sıkıntısı yaşadık. Sneijder'in de alternatifi yok aslında, Bilal Kısa bir derece o alternatif olabilir. Hamit Altıntop, Emre Çolak ve Carole orta sahası oyunu ilk yarıda yönlendiremedi ama en azından mücadele anlamında vardı. İkinci yarıda Jem Karacan, Yekta Kurtuluş gibi hamlelerin ardından o mücadeleyi de kaybettik, Celta Vigo inanılmaz rahat geldi ve pozisyonlar buldu.

Yine de Muslera, Sneijder, Chedjou, Selçuk İnan, Burak Yılmaz gibi as oyunculardan yoksun oynadık ve bu tip yükleme dönemlerinde de iyi futbol, mücadeleyi 90 dakikaya yaymak zor. Kazanma alışkanlığı anlamında gelen 2-1'lik galibiyet güzel, hazırlık maçlarında da 3'de 3 yaptık. Podolski'ye de güzel bir merhaba oldu, ilk maçı itibariyle ortaya koyduğu futbol aklı fazlasıyla iyiydi. Aldırdığı penaltıdan, 2. golde rakibin hatasını kovalaması ve en iyi yaptığı iş olan bitiricilik. Daha da iyi olacaktır..

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Drogba'dan Önceki 12 "Abel Xavier"


2001-2002 sezonuna inmek lazım. Popescu'nun ayrılığı sonrası Bülent Korkmaz & Emre Aşık ikilisiyle de başarıya yürümüştü Galatasaray. 2002-2003 sezonunda ise göreve gelen Fatih Terim, yeni Popescu arayışlarında ilk iş Almaguer'i getirmişti ama beklentiyi doğal olarak karşılayamadı. O sezonun devre arasında ise Almaguer'in yerine gelen isim Abel Xavier'di.

Galatasaray'ın en çarpık dönemi aslında. Emre Aşık yoktan yere gözden çıkarıldı, şans bulamadı. Almaguer diye biri getirildi, belki de Galatasaray tarihinin en fiyasko birkaç transferinden biriydi. Yerine gelen Abel Xavier ise kariyerli ve herkesin bildiği bir futbolcuydu. 
 
Euro 2000'den hatırlarız, Portekiz Milli Takım'ının en önemli yüzlerinden biriydi. Sonrasında Liverpool'a gitti, geçmişine baktığımızda da PSV, Everton gibi takımlarda önemli başarıları vardı. Bu anlamda Xavier'i Galatasaray'a kazandırmak benim için transfer başarısıydı ama Xavier'den istediğimizi alabildik mi sorusuna verilecek cevabın da olumsuz olduğunu söyleyebirim.

Sağ bek gibi de oynayabiliyordu ama iyi bir stoperdi, Galatasaray'da da Bülent Korkmaz'la birlikte stoper oynadı. Çok fazla kendini gösteremedi, beklentinin altında kaldı ama iyi bir isimdi, hele ki Almaguer'in ardından. Ayrıca taraftarla bütünleşebilen yabancılar da çok tutulur, yıllar sonra hatırlanır. Xavier'in Galatasaray kariyeri uzun sürmedi ama taraftarla bütünleşti, kendisini sevdirmişti.

 
Galatasaray formasını 11 kez giydi, sadece yarım sezon takımda kalabildi. 1.5 sezonluğuna kiralanmıştı ama ertesi sezonun hazırlık kampında da yer almasına rağmen geri gönderildi. Onun yerine alınan isim de Frank De Boer, bir hayal kırıklığı daha.

Galatasaray sonrasında da Hannover 96, Roma, Middlesbrough gibi kariyerleri oldu, futbolculuk yaşantısını da ABD'de Los Angales Galaxy formasıyla yaptı. Beckham'ın takım arkadaşıydı. Futbolculuğu sonrasında da teknik direktörlük yapıyor, kendisini iyi niyet elçisi olarak atadı. Ayrıca Müslümanlığa geçti.

Xavier'in en unutulmaz tarafı da imajı. Sarıya boyattığı saç ve sakalı, tabii sık sık değiştiriyor. İşin özü, severdim Xavier'i, daha uzun bir Galatasaray kariyeri olabilirdi ama o dönemin karmaşık yapısına kurban gitti maalesef.

Aurélien Chedjou..


21 Temmuz 2015 Salı

Jem Karacan'ın Galatasaray Hikayesi

"Babam Aksaraylı. Annem Londralı bir İngiliz. Ben de Londra doğumluyum. Hayatım boyunca İngiltere'de yaşamama rağmen tatillerde hep Türkiye'ye gelirim. Kuşadası'nda bir yazlığımız var. 5 yaşından beri futbol oynuyorum. İlk takımım Wimbledon'dı. 7 ile 14 yaşlarım arasında Wimbledon'daydım. 14 yaşımda Galatasaray'a geldim. Denendim ve Galatasaray benimle sözleşme imzaladı. Ama o yaşımda evden uzak olmak benim için biraz zordu ve çok gençtim. Ama oldukça iyi bir deneyimdi"

"İnternette geziniyordum. Galatasaray sitesini açtım ve bir baktım seçmeler var. Wimbledon'daydım ve MK Dons olayı nedeniyle çeşitli belirsizlikler vardı. Babama gidip "Nasılmış görmek istiyorum" dedim. Atladım uçağa geldim. Bir maçta oynadım. Sonra aradılar, tekrar geldim ve birkaç antrenmana çıktım. Ondan sonra sözleşme önerdiler. Galatasaray çok büyük bir takım ve buraya gelip onlarla çalışmak benim için büyük bir onurdu. Ama ben ve ailem için en doğru zamanlama değildi"

3puan, Tam Saha Dergisi'nin Jem Karacan röportajından alıntılar yapmış, ben de paylaşmak istedim. Jem Karacan'ın 2. Galatasaray seferi oldu bu, çok kişi bilmez mesela. 14 yaşında Galatasaray altyapısı seçmelerine katılmış ve seçilmişti, o dönem sözleşme de imzaladı ama ailesinden ayrı kalmak istemedi ve İngiltere'ye geri döndü. Babası da geçmiş yıllarda Galatasaray'ın voleybol takımında oynamış bir isim, yani Galatasaray kökeni olan bir aile. Jem Karacan da sosyal medyada Galatasaraylılığını her fırsattı dile getiren bir isimdi ama Galatasaray'a transferi aklıma gelmezdi. 2 senedir büyük sakatlıklar yaşamış bir isim ve yeni yabancı kontenjanı sonrasında da bu hamlenin gerekliliği çok tartışıldı. Ne olacağını sezon içerisinde göreceğiz ama Jem Karacan'ın Galatasaray hikayesi fazlasıyla ilgi çekici.

Galatasaray Tarihinin En Pahalı 10 Futbolcu Satımı

Geçtiğimiz günlerde Galatasaray'ın en pahalı 10 transferini yazmıştım, şimdi de futbolcu satımı anlamında en çok para kazandığı 10 transferi sıralayalım. Şunu da söylemeden geçemeyiz, Galatasaray'ın futbolcu satımı konusunda daha kazançlı işler yapması gerekiyorken, alım - satım dengesizliğinin ne ölçüde olduğunu yıllardır izliyoruz.

 
1- Arda Turan (Atletico Madrid - 13 milyon avro): Bonusları da hesaba kattığımızda böyle bir rakam ortaya çıkıyor. Tartışmasız Galatasaray'ın en kazançlı işi. Altyapısından yetiştiği takıma böyle bir rakam kazandırması büyük bir başarı. Atletico Madrid günlerinde çok daha büyük işler başardı ama Galatasaray'a da borcunu fazlasıyla ödediğini düşünüyorum. Bu rakamın yanına yaklaşabilen başka bir futbolcu yok.

2- Abdul Kader Keita (Al Sadd - 8.15 milyon avro): Bu da son yıllarda Galatasaray'ın en saçma transfer hamlesiydi. Bir sezon önce 7.5 milyon avro'ya transfer edilmişti. Galatasaray'ın Keita'dan kazancı 1 milyon avro bile değil. Üstelik Keita gibi heyecan veren bir futbolcu kaybedildi. Beşiktaş'ın Demba Ba'yı hangi şartlarla sattığını hatırlayın, sonra da Keita'yı düşünün.

3- Lorik Cana (Lazio): Onun için bir rakam belirtmek güç, karışık bir transfer hikayesi. Muslera'yı transfer ederken onun Lazio haklarına karşılık Lorik Cana takas olarak verilmişti. Bu da 6.5 milyon avro'luk gibi bir rakama denk geliyor, bu yüzden 3. sırada Cana'yı kazmak mümkün. Gittiğinde üzülmüştüm ama Muslera gibi bir kaleciyi kazandığımızı görünce seviniyorum.

4- Hakan Şükür (Inter - 6.5 milyon avro): Onun transferi de bosman kuralından önceki son çıkış. Bosman kuralı henüz yürürlülükte değildi ve Hakan Şükür sözleşmesinin bitmesinin ardından Inter'le anlaşmıştı. Bir sonraki sezon olsa Galatasaray bu transferden para kazanamayacaktı ama Hakan Şükür'den böyle bir gelir elde edildi.

 
5- Fernando Meira (Zenit - 5.8 milyon avro): O da sadece yarım sezon Galatasaray forması giyebildi. O yarım sezonda beklentinin biraz uzağında kaldı, bu yüzden de Meira için böyle bir teklif geldiğinde Galatasaray düşünmedi bile. O dönem elimizde doğru düzgün stoper de kalmamıştı, Avrupa Ligi'nin de en can alıcı zamanlarını yaşıyorduk ama Meira buna rağmen satıldı.

6- Mehmet Topal (Valencia - 5.5 milyon avro): Mehmet Topal da Galatasaray'ın kazançlı işlerinden. Dardanelspor'dan çok makul bir rakama, genç yaşlarda gelmişti ve 5.5 milyon avro gibi bir bonservis kazandırdı. Valencia'ya gidişi o günler adına büyük bir adımdı ama forma şansı da bulmasına rağmen çok kalmadı, Fenerbahçe'ye geldi. Şimdi de kariyerinin en zirve zamanlarında.

 
7- Ümit Davala (Milan - 5 milyon avro): Sözleşmesinin son senesindeydi, aksi durumda Galatasaray daha fazla bir rakam elde edebilirdi. Fatih Terim Milan'a gittiğinde Ümit Davala'yı da orada görmek istedi ve takıma kazandırdı. Terim'in Milan günleri de uzun olmadığından Davala adına iyi bir sezon geçmedi ve sezon sonunda Galatasaray'a geri döndü.

8- Misimovic (Dinamo Moskova - 4.5 milyon avro): Galatasaray tarihinin en kötü işlerinden biri daha. Sadece yarım sezon forma giyebildi, hatta onu bile giyemedi diyelim. Önemli bir rakama transfer edilmişti ama Hagi'nin gazabı Misimovic'e yol verdi. Sadece yarım sezon içerisinde önemli bir zararla takımdan ayrıldı.

9- Mario Jardel (Sporting - 4.5 milyon avro + Horvath, Mbo Mpenza, Spehar): Jardel, Galatasaray'ın en pahalı transferiydi ama gidişi aynı ağırlıkta olmadı, hatta büyük bir zarar var. Takasla gelen futbolcuları konuşmuyorum bile, hepsi hayal kırıklığı. Jardel ise iyi de bir sezon geçirmesine rağmen böyle bir zararla takımdan ayrılmış oldu.

10- Adrian Ilie (Valencia - 3.75 milyon avro): O dönemin iyi işlerinden biriydi. Ilie'nin Galatasaray adına önemli bir kazanım olduğunu düşünüyorum, büyük işler de yaptı, o dönemin şartlarına göre güzel de bir rakam bıraktı.
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger