24 Temmuz 2016 Pazar

Yabancı Kontenjanının Dün Verdiği Emirlerin Bugüne Yansımaları


Bu biraz da geçmişi sorgulama ama yabancı kontenjanını bazı emirleri doğrultusunda duyulan isteklerdi. Tarık Çamdal ve Olcan Adın gibi isimler de bunların başında. İlk etapta kendimi yazayım, bu hamleleri çok istemiş ve heyecanlanmıştım. Bu adımların şampiyonluk yolunda önemli bir mesaj da olduğunu düşünürken yaşanan hayal kırıklığının tarifi olmadı doğal olarak.

Tarık Çamdal'la başlayayım, son gün transferiydi. Dzemaili ve Pandev'le birlikte geldi ama onun için ödenen bonservis 4.750 milyon avro'ydu. Yıllık ücreti de 1.4, 1.5, 1.6 diye ilerliyor ve bu yıl 1.6 milyon avro'luk bir yıllık ücreti var. Geldiği gün sevindim, önemli bir adım olduğunu düşündüm. Pr'ı da iyiydi, Milli Takım'da oynuyordu. Yabancı kontenjanı derken de böyle bir yerlinin önemli iş olacağını düşündüm ve o gün parayı çok konuşmuyorduk. 

Sağ bek, sol bek oynayabiliyor derken, joker yapısı üzerinden yürürken yaşanan hayal kırıklığının tarifi yok. Galatasaray'da 3. sezonuna giriyor, hepsi birbirinden daha felaket. 0 gol 0 asist, iki bekte de oynadı, açık gibi de kullanıldı ama aklımda iyi bir maçı dahi yok. Galatasaray tarihinin hayal kırıklığı transferlerinde de mutlaka üst sıralara oynayacak, hatta ilk 5'deki yeri garanti. Eminim ki benim gibi konuşan ve sonrasında hayal kırıklığı yaşayan çok isim var.

Olcan Adın'la devam ediyoruz, onun da önemli bir maliyeti var. 4 milyon avro bonservis, 1.7, 1.8, 1.9 diye ilerleyen bir yıllık ücreti var. Tarık Çamdal gibi genç de değildi, 28-29 yaşlarındaydı. Ondan da beklentim vardı, Trabzonspor'un o dönem en büyük kozu durumundaydı ve iyi işler yapıyordu. Sağ kanatta parladı, içeri kat ederek sol ayağını müthiş kullanıyordu ve attığı gollerle de ligin en önemli yerlilerinden biriydi. Tabii o dönem daha genç Gökhan Töre'yi de almak mümkündü, bunu da not edelim.

Şöyle düşündüm, rakiplerinizden biri olan Trabzonspor'un en iyi futbolcusunu alıyordunuz. Bu lig için büyük bir şampiyonluk mesajıydı. Yabancı kontenjanında da büyük artı, böyle bir isme sahip olmak. Düşündüğümüz olmadı tabii, onun da 3. sezonu ama iyi oynadığı maç sayısı yine bir elin parmağını geçmiyor neredeyse. Kanat olarak aldık, başka beklentiler vardı ama o kısmen iyi maçlarını sol bekte oynadı, bir anda yedek sol bek'e evrildi. Böyle bir maliyet için de fazlasıyla lüks bir durum. O da Galatasaray tarihinin en büyük hayal kırıklığı transferlerinden biri.

Ve Umut Bulut. Belki de içlerinde en çok masum olanı. Kiralık geldiği sezon önemli katkı verdi, bunu kimse inkar edemez. Elmander'i yedekledi, sonra formayı da kaptı ve Burak Yılmaz'la iyi bir ikili oldu. Drogba geldikten sonra ise iyi bir yedekti, yine katkılı oldu. Elbette gol kaçırıyordu, üstelik bugün kaçırdığı golleri o gün de atamayabiliyordu ama mücadelesinden asla ödün vermedi, savaştı, didindi.

Sıkıntılı nokta buradan sonra başlıyor, satın alındıktan sonra ise 4 yıllık bir sözleşme yapıldı, 1.8, 1.9 milyon avro gibi rakamlar kazanarak. Yine yabancı kontenjanının buyruğu ama 30 yaşındaki bir isme bu sözleşmeyi verdiğinizde ileride yarattığı acı fatura da büyüyor. Umut Bulut yine aynı adam, savaşıyor, didiniyor ama gücünün sınırları içinde. Yaşlandı, mücadele gücü düştü. O özelliği de olmadığında sıradan bir futbolcu bile değil, çok kötü durumda. Haliyle de acı tablo yıllar içerisinde daha da belirginleşti ve bugün geldiği noktada hala Galatasaray formasını nasıl giyebildiğini sorgular durumdayız.

Durumları ne olacak bilmiyorum, sözleşmeleri mi fesih edilir, kiralık mı giderler, satılırlar mı yoksa bir yere gitmeden para kazanmaya devam mı ederler. Umut Bulut'a teşekkür ederim, katkı verdiği, iş yaptığı zamanlar çoktu ama diğer isimler için aynı durum söz konusu değil. Doğru olan yapıldı, bu kadro dışı bırakmalar son derece doğru ve geç kalınmış kararlar. Umarım en az hasarlı şekilde şu durumu atlatırız ve önümüze bakarız. Üç adamın da yükümlülüğü bugün 7 milyon avro, şu maaş bütçesini açtığımızı düşünsenize?

Jan Olde Riekerink Bey Diyeceksiniz


Aylarca teknik direktör konusunu konuştuk, tonla isim yazdık, çizdik, yorumladık ama o dönem yazdığımız herhangi bir teknik adam gelseydi de bugün duyduğumuz heyecanı yaşar mıydık bilmiyorum. Riekerink, beklentimin çok üzerinde hareket ediyor ve kimsenin düşünmediği veya yapamadığı icraatlarla yola başladı. Bir teknik adam da ancak bu kadar iyi başlayabilirdi.

Herkesin gördüğünü o da görüyor, en önemlisi adaletli hareket ediyor. Deniyordu ya, Riekerink geldiğinde futbolcuya dayalı düzen geldi diye. Şu tabloya bakınca, sizce futbolcuya dayalı bir düzen mi var? Hak edenin kaldığı, hak etmeyenlerin ise olmadığı bir düzen bu. Çalışan, savaşan şansı hak ediyor, Salih Dursun gibi. Galatasaray formasının hakkını vermeyen ise gözden çıkarılıyor. Umut Bulut, Olcan Adın ve Tarık Çamdal gibi. 

Bu üç futbolcunun toplam maliyeti 7 milyon avro, alınan katkı ise sıfır. Şöyle deniyor, bu adamları gönderemedikten sonra kadro dışı bırakmanın bir anlamı yok diye. Oysa bu bir mesaj, yıllardır verilemeyen ama verilmesi gereken. İstemiyoruz deniliyor, daha önemlisi kadroda yer tutmuyorlar ve yeni isimlerin önü açılabiliyor. Bu futbolcuları kadroda tutmanın, idmanlara almanın bir mantığı yoktu, en doğru karar verildi.

İlk kamp döneminde bekliyordum bunu ama yönetimin baskısı oldu, şimdi ise Riekerink istediğini yaptı diyebiliriz. İyi başladı, iyi devam ediyor. Söylemleri doğru, oynatmak istediği futbol tarzı doğru, tespitleri doğru, yaptırımları doğru, istediği transferler doğru. Daha önce de dedim, yönetim onun önünü ne kadar açarsa, Riekerink o kadar başarılı olacak.

Giden futbolcuların gönderilmek istenmesi ve kadro dışı bırakılamsı bile bizleri heyecanlandırıyor, sanki yeni bir transfer yapmışız gibi. Galatasaraylının geldiği durum da bu, en ufak bir nedenden bile bir kıvılcım yakalanıyor. Galatasaraylı olmak çok güzel şey, Riekerink'in de bu doğrultuda hareket etmesi mutluluk verici..

Hugo Rodallega & Galatasaray, Bu Seviyede Sistem Onun Üzerine Kurulmayacak


Galatasaray'ın uzatmalı aşkı olma yolunda hızla ilerliyor. Çeşitli alternatifleri konuşuyoruz ama çıkan haberlere de bakınca kenarda köşede tuttuğumuz bir isim gibi Rodallega. Haziran'ın sonuna kadar 1.7 milyon avro'luk bir çıkış opsiyonu vardı, kullanmadık. Daha iyi taliplere bakıyoruz, Rodallega da alternatif olarak düşünülüyor olabilir veya takas deneyecekler. Kulübede bir Rodallega'ya hayır diyemem ama maliyete bakmak gerekecek, o rakamın üzerinde veya dolaylarında ödenecek her ücret Galatasaray tarihine yeni bir skandal olarak geri döner.

Galatasaray'ın iki tane forvete ihtiyacı var. 11 için bir pivot, Bas Dost misali bir isim. Kulübede ise daha güçlü, hızlı ve patlayıcı gücü yüksek bir isim. Niasse'nin adı geçiyordu ki o da olur, Rodallega da olabilir. Bu özelliği var. Patlayıcı gücü olan, hızlı, güçlü de diyebileceğimiz ama tekniği biraz düşük bir isim. Pas oyununa yatkın diyemem ama Akhisar sistemi de onun üzerine kuruluydu, o da buna iyi cevap verdi.

Akhisar Belediyesi kısır bir takımdı, hücumda Rodallega onları en iyi şekilde taşıdı. Dediğim gibi, patlayıcı gücü yüksek, ikili mücadelelerde ayakta kalan, hızlı ve bitirici özelliği olan bir isim. Güçlü ayakları, şut özelliği de doğal olarak beraberinde kalıyor ve Rodallega'nın uzaktan attığı güzel gollere de şahit olduk. Mesafe tanımıyor bu anlamda ama Galatasaray'da değişmek zorunda, onun üzerine kurulu bir sistem olmaz, sisteme ayak uydurmalı ki şu tabloda da önüne bir forvet alınır, Rodallega çoğunlukla kenardan gelir.

Rodallega'yı koşturmak lazım, Burak Yılmaz'ı gibi. Bu isimlerin üzerine de büyük takımlarda sistem kurmak güç. Galatasaray'da Burak Yılmaz çift santrafor oynadığında etkiliydi ama 4-2-3-1'e dönünce aynı verimi veremedi mesela ve eleştirildi. Burak Yılmaz üst profildi, iyi kazanıyordu, kaliteli de bir isimdi ama artık olmayacağı için ayrıldı. Doğru da bir karardı bu. Rodallega ise daha düşük bir profil, Akhisar'da sistem üzerine kurulur ama bu seviyede değişmek zorundasınız. Böyle bir patlayıcı gücü olan ismi kenardan getirdiğinizde etki edersiniz, onunla ilk 11 düşünmeniz ise zor. Riekerink'in ilk etapta Rodallega'yı veto etmesinin nedeni de bundandı.

Olumsuz bakmıyorum, beğendiğim de bir isim. Yararlı da olacağını düşünüyorum, hatta Anadolu'dan alınan yabancıların başarısızlığı algısını da kırabilecek bir isim. Tabii doğru kullanılması durumunda ve maliyete bakmak gerekecek. Yeniden adı sıklıkla geçmeye başladı, umarım yeni bir skandala batmadan bu iş halledilir. Takas söyleniyor, Donk, Tarık Çamdal, Olcan Adın ve Umut Bulut gibi isimler var elde..

Dzemaili de Döndü, Bakalım İkna Olacak Mı


Ayrılmak istediği ilk günden beri malumunuz ama Sosa mevzusunda yaşanan şey burada olmuyor mesela. Dzemaili, kendisi için verilen tarihte geri döndü ve idmanlara katıldı. Şimdi de takımla birlikte Danimarka kampına gidecek. Gitmek istiyor, bunun için de uğraşılıyor ama tek talibi Genoa ve Bologna. Ortada da bonservis yok, Galatasaray'ın da Dzemaili'yi bedavaya bırakacak durumu.

Telles gitti, Bruma ise kaldı gibi görünüyor. Dzemaili'nin durumu ise muamma, gitme ihtimali yüksek ama Riekerink'in tutmak istediği futbolculardan. Kamp döneminde de görüşecekti, belki de ikna eder, bilemiyoruz. Kalması durumunda da transferde kartları yeniden dağıtırız, orta saha için gerekli hamle sayısı 1'e düşer. Bir defansif orta saha hamlesiyle durumu kurtarmak mümkün ki sinekten yağ çıkarma konusunda başarılı gördüğümüz Riekerink de belki Dzemaili'li yeni bir düzen inşa eder. Beklemek ve görmek lazım, tabii daha öncesinde Dzemaili'nin vereceği bir karar var.

Daha önce de yazdım onun için, sıklıkla hem de. Galatasaray tarihinin en skandal kararlarından biriydi, yüzde 70'lik ücretini karşılayıp kiralık göndermek. Küstürdük bu adamları, döndüklerinde de doğal olarak gitmek istiyorlar. Telles o kafayla geldi ve gitti, o konuda Carole'ye şükredelim ki kazançlı çıktık. Bruma aynı şekilde geldi, şimdi de Dzemaili. 

Dzemaili'nin Genoa günleri başarılıydı, özellikle de Ocak 2016'dan sonra iyi bir çıkış, istikrar yakaladı ve bunu Euro 2016'ya da yansıttı diye düşünüyorum. Piyasa yapması bizim adımıza olumlu oldu ama beklenen ölçüde talipler çıkmadı, teklif alamadık. Şu durumda da sözleşmesi fesih edilip yollanamaz, hata olur. 2-3 milyon avro'luk bonservis beklentisi vardı ama bu da olmadı. Dzemaili'yi ikna edip, ücretini düşürüp, prim sistemi uygulayarak sözleşmesini uzatmak en doğru adımlardan biri. Bu durumda kalmak isteyecektir.

Dzemaili ile ne oynanır dersek, geçen sezon Emre Çolak & Selçuk İnan ikilisinden katkı alan bir Riekerink vardı. Dzemaili'yi ön libero kullanmak hata ama, Selçuk İnan'ı 6'ya çekip, Dzemaili'den 8 numarada katkı almak mümkün. Doğru ikili yine değil ama Avrupa olmayacak, ligde idare eder. Tabii bir defansif orta saha almak en doğrusu. Ya da Sneijder'i sola çekip, Dzemaili'yi 10 numaraya kaydırabiliriz. Alternatif yaratacak yani, eli güçlendiriyor..

23 Temmuz 2016 Cumartesi

Gonzalo Higuain Juventus'da, Pogba Ayrıldığı Takıma Bir Baksın İstedim


Pogba'ya odaklıyız, olası Manchester United transferine. 125 milyon avro'lar konuşuluyor ki futbol piyasasının geldiği acı noktaya en iyi örneklerden biri. Bale'nin Real Madrid'e rekor ücretle gidişini tartıştık uzun zaman, 100 milyon avro'ya yakın bir paraydı. Şimdi onun da üzerine çıktık. Juventus da boş durmadı, Higuain için 94 milyon avro'luk çıkış maddesini kullanarak transfer etti. 28 yaşında, uzun zamandır Napoli'de ve ligi sallayan bir isim. 

Juventus'un Pogba'yı satmadan da böyle bir transferi yapacak gücü vardı bu arada ama böyle bir rakam harcamasına çok da alışık değiliz. Alışık olduğumuz kısım, onların İtalya'yı sömürmesi. Roma'nın beyni Pjanic'i aldılar, şimdi de ligin en iyi forveti Higuain. Bayern Münih için diyoruz ya, tek başına devam ediyorlar diye, Juventus İtalya için onların da üzerinde bence. Bu hamleler gelmese de şampiyon olacaklardı, şimdi çok daha rahat olacaklar ki Şampiyonlar Ligi için de en büyük 4-5 favoriden biri onlar. Ortaya da şu çıktı;

Buffon
D.Alves Bargzali Bonucci Chiellini A.Sandro
Marchisio Khedira Pjanic
Dybala Higuain

3-5-2'nin kitabını zaten yazıyorlardı ama yeni bir cilt oldu bu. Sadece bu isimlerle de değil, alternatif isimleriyle de bu noktadalar. Benatia, Evra, Mandzukic, Lichsteiner, Zaza, Asamoah gibi isimler de kulübede. Juventus'u bu tarzda kurduğu hanedanlıklarla hatırladım (küme düşürüldükleri ve lige çıkıp yeni toparlandıkları dönem hariç) ama bu en büyüğü oldu. Diğer nokta da, 2 sene önce bu takımın orta sahasında Pogba, Pirlo gibi isimler vardı. Satıyorlar da, giden isimler oluyor ama seviye sürekli daha da yükseliyor, kalite artıyor. Pogba nereye demek lazım, ayrıldığı takıma da bir bakması lazım.

Bas Dost & Galatasaray, Bu Tarz İsimlerin Ülkemizde Başarısız Olma Şansı Yok


Yeni format gibi oldu, Galatasaray'la adı ciddi şekilde anılan isimleri yazmaya devam ediyoruz. Bas Dost da o isimlerden biri. Çıkan haberlere göre, 2 milyon avro yıllık ücret ve 4 milyon avro da bonservisi yazılmış. Sözleşmesinin bitmesine 1 yıl kalmasına rağmen bana bu rakamlar pek inandırıcı gelmedi ama doğru diyorlar. Eğer rakamlar bu seviyedeyse ve Bas Dost gibi bir ihtimal varsa da 1 saniye bile beklememek gerekiyor. Bu rakamlara, daha iyisini bulmak imkansız.

Max Kruse için Riekerink'in forvet tarzı demiştim, geçen sezondan yola çıkarak. Zorunluluktan gibi göründü ama Podolski'yi sahte 9 oynatmış ve başarılı olmuştu. Max Kruse ismi çıktığında da bunu düşündüm, Riekerink'in 4-3-3'ünde Max Kruse'nin serbest oynayıp, ortaya oyun aklı koymasını, daha çok top tutmasını ve kanatlarda olan isimlerle Galatasaray'ın gol aramasını. Ama asıl, gerçek ihtiyaç bu muydu sorusu sorulacaktı ki ilk başından bu yana yazdığım gibi, bence Galatasaray'ın iyi bir pivota ihtiyacı var. Kruse gelmiş olsa bile kulübe için böyle bir ismin gerekliliğini yine yazmıştım.

Bas Dost da bu ayarda bir isim. Yine sakatlıkları gündem olacak ama Mario Gomez için de aynı şeyleri konuşurken ülkemizde nasıl bir fark yarattığını izledik. Hep yazdığım gibi, şaşmıyor bu isimler. Bas Dost'un da sahada kaldığı her an büyük bir katkı vereceği açık. 2 sezon önce Almanya'da bunları yapıyordu, bir süredir eski ayarında değil ama geçen sezon bile sakatlanana kadar gayet iyi iş çıkarıyordu. Başkanla sorunlar yaşadığı söyleniyor, Max Kruse'yi ise bazı skandallarından ötürü.

Bas Dost iyi bir pivot ama Almanya'da onun özelinde eleştiriler de oyun içi katkısının çok olmaması yönündeydi ama anlamadığım nokta da şu. Podolski için de aynı yorum yapılıyordu, oyun içi katkısı yok üzerinden ama Podolski'nin attığı gollerle ayakta kalan bir Galatasaray vardı. Ya da zamanında Jardel, oyun içi katkısı var mıydı? Sadece gol vuruş anlarında kendisini izler ve bu özelliğiyle başarı sağlayan bir isimdi. Bas Dost yine farklı, top tutar, indirir, servis yapar ama golü de koklar. Çok kaçırdığı da olur ama sürekli pozisyonun içinde yer alır, bu ligde de sağlıklı kalması durumunda 20 golün altında kalacağını düşünmüyorum.

Ağır diyebilirsiniz ama Galatasaray'ın Bruma, Sinan Gümüş gibi hareketli kanatları da var, telafi edilir bu. Bekleri de aynı şekilde, servis yapan, asist özelliği de olan beklerimiz vardı ama kullanamadık, maalesef forvet kalitesini yaratamayacak. Carole mesela, öne çıkmadı maalesef, değerlendirilemediği için ama çok iyi orta özelliği var, boş orta yapmaz, adrese teslim eder ama bitiren bir isim bulamadık. Bas Dost'u besleriz yani, hem de iyi besleriz. 

Mehmet Batdal dahi son 2 sezonda yaptığı yükselişle, özelliği itibariyle ligimizde fark yaratır oldu. Daha yüksek seviyeye çıkarsak, Mario Gomez'i zaten izledik. Mario Gomez oyun bilgisi ve aklıyla bir tık daha önde, topsuz oyunda da var olmasıyla ama buradan yola çıkıp Bas Dost ismi değerlendirilir. Galatasraay'ın istikrarlı şekilde gol atan forveti yok ya da hava toplarını alan, ikili mücadelede ayakta kalacak, top tutan, servis yapan bir ismi. Elmander vari bir mücadele beklemeyeceğiz tabii, Bas Dost atacağı gol sayısı üzerinden değerlendirilmelidir.

Djalminha'nın 8 Numarası Emre Çolak'ın


Emre Çolak'ı bu sezon takip etmek benim için en büyük keyiflerden biri olacak. Sociedad günlerinin hayal kırıklığı olduğunu düşündüğüm Bruma'nın şu gelişimini gördükten sonra, İspanya Ligi'nin havasını dahi almak her şekilde bir gelişim unsuru. Henüz 25 yaşında, 3-4 yıl sonra geri de dönebilir, Galatasaray'ın kapısı onun için açık olacaktır. Kariyerinde verdiği en doğru kararlardan biriydi bu, yıllardır gelişim sürecini tartıştık ama tam zamanında, doğru adrese gitti. Galatasaray için kayıptır, o ayrı. Riekerink'le birlikte kazandığı öz güven ve gelişim vardı, yükseliyordu o da ve iyi alternatifti ama yıprandı, yıprattık. En az kazananlardan biriydi, görmedik. Nedense ihaleyi bıraktığımız isimlerden biri de o oldu, yanlış yaptık. Belki de iyi bir karara vesile oldu, bilemem. Deportivo efsanelerinden Djalminha'nın 8 numarasını almış, bu da ondan beklentileri ve ona karşı duyulan güvenin göstergesi. Dediğim gibi, doğru yerde, çok da doğru zamanda. Emre Çolak için en iyisini dilerim, umarım bizlere büyük mutluluklar yaşatır..

22 Temmuz 2016 Cuma

Lucas Leiva & Galatasaray, Ana Plan Topa Sahip Olmaksa


Galatasaray'ın yeni sezonunu bütünüyle etkileyecek bir hamle. Şampiyonluk şansını da defansif orta saha hamlesine göre değerlendireceğiz. Geçen sezonun büyük boşluğu, kara deliği. Düşüşe geçmiş Melo'nun yerini dahi dolduramadık, bütünüyle büyük bir iş bilmezlik ve kaybedilen bir sezon.

"Yeni" kelimesine takıntılıyım, bu yüzden de "yeni" Melo olayına girmeyeceğim. Melo ve Leiva farklı iki isim. Melo daha agresif ve sert ama top tekniği de iyi olan bir futbolcu, Leiva ise top tekniği daha üst düzey olan, oyun aklıyla oynayan ama agresiflik ve sertlik düzeyi daha düşük bir isim. Buradan da şu sonuç çıkar, Riekerink'in temel düşüncesi topa sahip olmak. İşin ucunda Avrupa olsa soru işaretleri de beraberinde gelirdi ama Türkiye Ligi için gayet iyi bir düşünce.

Yine de benim aklımda daha sert, agresif ve tempolu bir isim vardı. Lass Diarra bu işin ütopyasıydı mesela, keşke gerçekleşseydi. Ya da Delaney, imkan vardı ama transfer yapılamadı. Biraz daha seviyeyi düşürürsek, Akpa Akpro ya da. Basit oynamayı öğrenmesi gereken bir isim, hatta Saidou kadar basit oynasa yeterdi. Tempo, hareket, dinamizm ve agresiflik katardı. Selçuk İnan, Sneijder, Podolski gibi isimleri yazacağız kadroya, biri bu yükü çekmeli.

Lucas Leiva ise böyle bir isim değil. Top tekniği üst düzey olan, daha Xabi Alonso tadında, geriden oyunu iyi kurabilen, aklıyla oynayan bir defansif orta saha. Riekerink'in 4-3-3'ü düşünülünce ve bu hamlenin gerçekleşmesi durumunda da Leiva, Selçuk İnan ve Sneijder üçlüsünü görüyoruz, belki de Galatasaray tarihinin en teknik orta saha hatlarından biri. Ülke seviyesinin de kesinlikle çok üzerinde. Toparlamış bir Sneijder, rahatlamış bir Selçuk İnan ve Leiva. Ana plan topa sahip olma, oyun hakimiyetiyle ki öyle görünüyor Lucas Leiva için burun kıvırmak imkansız.

Pas trafiğinde büyük etken olur, temiz oynar, top bizde kaldığında da ekstra işler yapar ama kimse büyük bir tempo, agresiflik, serlik beklemesin. Takım savunması yapacağız, bu savunmayı da daha çok aklımızla uygulamak zorundayız. Leiva orta saha hattını defansif anlamda organize eder, yönlendirir. Katacağı akıl büyük olacaktır ama sakatlık handikapı unutulmamalı. Sık sakatlanıyor, uzun süreli ayrılık yaşayabiliyor. Buna iyi bakılmalı ve araştırılmalı.

Xabi Alonso'nun ayrılığı sonrası Liverpool'a gelmişti ve uzun yıllardır Liverpool forması giyiyor, çok genç yaşlardan itibaren. Artık o düzeyi kaldıramaz oldu, yavaştan gözden düşüyor. Sezon sonunda da sözleşmesi biteceği için bu bonservis maliyetini aşağı çekmiş oluyor. Transferi cazip kılan unsur da bu, ihtimal varsa kaçırmamak gerekir. Şu tabloda Lucas Leiva'ya burun kıvırmak imkansız, geçen sezonu da yaşadıktan sonra..

En İyi Savunma Hücum Mudur?


Önceki yazıda, yaz dönemine Krstic ve Daye’yi alarak kararlı ve planlı giriş yapan bir Galatasaray Basketbol Takımı’ndan bahsetmiştik. Devamı da beklediğimiz gibi aynı şekilde geldi. Hepimizi ters köşe eden bir hamle geldi ve Bayernli uzun Deon Thompson ile Efes’ten topçu alma geleneğimizi sürdürerek pivot Tyus ve şutör Diebler’i kadromuza kattık.

Oyunculardan kısaca bahsedip, daha çok takım yapısına değinmek istiyorum bu yazıda.

Öncelikle, Tyus hamlesi beni çok tatmin etmedi açıkçası. Yabancı uzun transferini noktaladığımız kesin olduğuna göre, Tyus’u direkt Lasme’nin yerine yazabiliriz. Atlet ve bitirici bir pivot kendisi. Ancak Lasme’deki gibi orta mesafe şutu malesef yok. İyi bir blokçu ancak Lasme gibi iyi bir vücut vücuda savunmacı değil. Lasme’ye göre tek artısı atletizmi gibi dururken, eksileri çok daha fazla. Hedeflerin büyüdüğü bir sezonda Lasme’den Tyus’a “downgrade” olmayı pek içime sindiremedim. Yine de bardağın dolu tarafından bakınca, enerji ve atletizmini taraftar ile bütünleştirdiğinde, estetik bitirişleriyle takıma pozitif enerji katabileceğini düşünüyorum.


Yine bir başka Efesli ve eski Karşıyakalı John Diebler hamlesine ise bir o kadar sevindim. Net bir şutör olan, keskin nişancı diye tabir edebileceğimiz bir oyuncumuz yoktu uzun zamandır. Perdelerden müthiş kurtulan, boşa çıkıp pas olma konusunda çok iyi olan Diebler’ın takıma ilaç gibi geleceğini ve vazgeçilmezlerden olacağını düşünüyorum. Özellikle Sinan, Schilb, Göksenin gibi dış şutta fazlasıyla istikrarsız isimlerden sonra takımın hücumda elini hayli rahatlatacağı fikrindeyim. Savunma konusunda bir zayıf halka olmasa da, bir koz da değil. Atletik ve hızlı 2 numaralar karşısında zorlanabilir ama 3 numara savunmasında geri adım atan bir oyuncu değil.


Deon Thompson hamlesi hepimize sürpriz oldu. Dedikodusu bile neredeyse hiç duyulmadan direkt resmi siteden transfer edildiği haberini aldık ilginç bir şekilde. Post oyunu ve fundamental konusunda çok iyi, orta mesafe şutu bulunan, pota altında bitirme konusunda da çok iyi bir oyuncu. Daye ile tarzları farklı olsa da, tıpkı onun gibi hücum çeşitliliği çok fazla olan bir 4 numara. Ama savunması pozisyonu itibariyle idare eder denebilir.

Henüz bir yerli eklentisi yapmadık. Kenan Sipahi, Emir Preldzic, Oğuz Savaş gibi isimler dolanıp duruyor. Ki sanırım en az 2 yerli takviyesi yapmamız gerekiyor. Blake Schilb’in kalıp kalmayacağı hala belirsiz. Daha önce de söyledim, ben McCollum’da olduğu gibi onun da gitmesinden yanayım. Geçen sezon çok istikrarsızdı zaten, takım kalitesi daha da yükseldi, istediğimiz katkıyı alabileceğimizi düşünmüyorum artık. Onun yerine 2-3 veya 3-4 oynayabilen combo bir oyuncu gelirse daha faydalı olabilir. Jamon Gordon ismi dolaşıyor. Bilemiyorum.

Ergin Hoca bu sezon ilk hedefin lig şampiyonluğu olduğunu açıkladı. Kesinlikle doğru bir hedef olduğunu düşünüyorum. Hatta ilk önceliği normal sezonu lider bitirmek olması gerekiyor. Malum, şampiyonluğun bence tek yolu finalde Fenerbahçe’ye karşı avantajın elde tutulması. Aksi takdirde çok zor. Euroleague’de rakiplerin uçuk bütçeleri belliyken ve kurulacak takımın yeni olacağını hesaba katarsak, orada ciddi hedefler koymak fazla gerçekçi olmayacaktır, daha da kötüsü ligden de alıkoyacaktır. 3 sezondur şampiyon olunamadığı da hesaba katılırsa, ilk hedefin bu olması bence de doğru. Tıpkı geçen sezonki ana hedefin Eurocup şampiyonluğu olması gibi.

Micov, Diebler, Daye, Tyus, Thompson, Krstic. An itibariyle altı yabancımız var. Oyun kurucu da alınacak, yedi. Ana hedefin lig olduğunu düşünürsek Ergin Hoca 8. yabancıyı alıp almama konusunda ne düşünüyor bilmiyorum ama, ne olursa olsun oynamamız gereken yoğun da bir Euroleague fikstürü var. O yüzden bence 8. yabancı da kadroya katılmalı.

Şimdi başlığa geri dönersek. Daha önceki yazıda bahsettiğim Krstic ve Daye’de olduğu gibi yeni gelen üçlünün de savunma konusunda pek artıları olduğu söylenemez. Henüz oyun kurucu belirsiz olsa da, takım kalite olarak ve özellikle hücum alternatifleri anlamında çok zengin ve geçtiğimiz sezonun çok çok önünde. Ki önceki yazıda da belirttiğim ve hep söylediğim gibi, oyun kurucu transferi bence hepsinden daha önemli. Çünkü hücumda çeşitliliği çok olan ve bitirici ağırlıklı bir takım kuruldu. Bu yüzden de alınacak oyun kurucunun öncelik olarak takımı oynatmaya odaklı olan ve mutlaka lider karakterli bir oyuncu olması gerek. Ortalarda ismi en çok dolaşan Goudelock müthiş bir skorer olsa da bu minvalde bir topçu değil. Pargo bu tarife biraz daha uygundu sanıyorum, ama o elden kaçtı. Oyun kurucuya kullanılabilecek önemli bir bütçe hala var. Büyük merakla bekliyorum neler olacağını.

Takım savunmasında nasıl bir görüntü vereceğiz çok kestiremiyorum. İçerdeki lig maçlarında hücumumuzla götürürüz ama özellikle zorlu deplasmanlarda ve EL’nin tamamında nasıl yaparız soru işareti.. Maçlar ilerledikçe oturmasını bekleyeceğiz ama neredeyse bir tane bile savunma karakterli oyuncu yok takımda. Belki biraz Sinan ve Göksenin’i sayabiliriz. Onlar da kısıtlı. Özellikle uzunlar yumuşak kaldı galiba. Geçen sezon takımın hücumu neredeyse her maç ara ara tıkandığında, Lasme liderliğindeki, zaman zaman Göksenin ve Sinan destekli savunmamızla çok maçta ayakta kalmayı başardık. Bu kez hücumda daha az tıkanacağız muhtemelen ama savunmamız kafamda ciddi soru işaretleri yaratıyor.

Çağlar Yıldız - https://twitter.com/caglarryildiz

Emre Güral Antalyaspor'da, Antalyaspor'un Forvet Rotasyonu


Bu sezon adına Galatasaray için ilk konuştuğumuz isim Emre Güral'dı. Transferi neden olmadı bilmiyorum ama bu zamana kadar beklettik. O kadar karmaşık bir süreç ki, teknik direktörün yoktu, planın, programın yoktu. O plansızlık dahilinde Emrah Başsan'ı aldık mesela ama Engin Bekdemir ve Emre Güral gibi isimleri bekletmemize rağmen transfer etmedik. Biri Osmanlıspor'a gitti, diğeri ise dün itibariyle Antalyaspor'a.

İstiyordum Emre Güral'ı, yalan söyleyemem. Türkiye'de değerini yeterince bulmamış, hakkı çok fazla verilmeyen futbolculardan biri. İlk Eskişehirspor döneminde de böyleydi, Trabzonspor'da da. İkinci Eskişehirspor döneminde değeri yavaş yavaş verilmeye başladı ve itibar kazandı. 

Farklı bir tarz. Top tekniği üst düzeyde, ayaklarını müthiş kullanan, oyun aklıyla oynayan ve şut özelliği fazlasıyla iyi. Forvet arkasında da kullanabilirsiniz, en ileri uçta da. Daha iyi bir alternatif düşünemiyorum, Galatasaray kulübesi için de önemli bir isim olabilirdi ama gerçekleşmedi bu hamle. Büyük de bir maliyet yoktu, üzüldüğüm taraf da bu.

Antalyaspor'a dönersek. Eto'o yu bir kenara bırakıyorum, ellerinde Deniz Kadah, Mbilla ve Emre Güral oldu. Üçü de kalite anlamında birbirine yakın isimler. Kağıt üzerinde güçlü ve lig kalitesinin üzerinde bir rotasyon ama rol dağılımı nasıl olacak, bu ayarlamayı iyi yapmak lazım. Böyle birbirine yakın isimleri bir arada tutmak zor. 

Mbilla'nın ayrılacağı söyleniyor gerçi, PTT 1. Lig'e dönüyor olsa, onu alan takım bir numaralı şampiyonluk adayıydı. Deniz Kadah da geçen sezonu iyi geçiren isimlerden biri, Emre Güral gibi. Bir de elde Eto'o gibi bir kalite var. Antalyaspor hücum hattı fazlasıyla heyecan verici..

21 Temmuz 2016 Perşembe

Riekerink'in Doğru Teşhisi Ki İlk İcraatları Olumlu


Duyduğum şu, ilk kamp dönemine dahi bu isimleri almak istememiş Riekerink ama yönetim baskısı mı geldi bilmem ama bu isimler de ilk kamp döneminde yer aldılar. Hatta bu yüzden de bazı genç futbolcular İstanbul'da bırakıldı, zorunluluktan dolayı. Son bir şans amacı mı yoksa piyasa denemesi mi bilmiyorum ama bir şey değişmedi, kampın en kötü isimleri yine bu dörtlü. Riekerink'in teşhisleri doğru, ilk başlarda da dediğim gibi, rahat hareket edebildiği ve istediklerini de yaptırabildiği kadar başarılı olacak diye. İkinci kamp dönemi öncesinde de bu dörtlünün ismini çizdiği söyleniyor ve Danimarka'ya götürmek istemiyor. Bugün Levent Nazifoğlu da söyledi, kampa bazı isimleri götürmeyeceğiz diye. Umarım Riekerink'in dediği olmuştur, bu isimlerin yeri olmadığı gibi zorlamanın da anlamı kalmadı. Fenerbahçe Diego'yla sözleşme fesih edebiliyorken, biz herhangi bir yaptırım uygulayamıyoruz. Göndermek zor, fesih olayı da zora yakın biliyorum ama yaptırımdan kastım şu, kadro dışı bırak, ayrı çalışsınlar, sen o mesajı ver. Yıllardır yapamadığımız bu, umarım şimdi gerçekleşebilir. Riekerink'e inanmak ve güvenmek istiyorum, ilk icraatları olumlu..

Max Kruse & Galatasaray, Riekerink'in Forvet Tarzı


Wilfred Bony, Luiz Adriano, Eren Derdiyok, Cornelius, Rodallega gibi isimleri konuşuyoruz 1 aydır, kimse de yazmadı ki Max Kruse diye. Sessiz ve derinden ilerleyen bir harekat. Ne basının ne de bizlerin haberi oldu. İstanbul'a gelmiş, Riekerink'le görüşmüş, tesisleri gezmiş, hatta anlaşma da olmuş ama ülkemizde yaşanan olaylardan ötürü iptal olmasa bile duraksayan bir harekat.

Max Kruse'nin vazgeçtiği söyleniyordu, Bild'in yeni haberine göre ise kararını değiştirmiş ve Galatasaray'dan yeni bir teklif bekliyor. Diğer söylenen ise bu işi Galatasaray'ın beklettiği, Max Kruse'nin sorunlu kişiliğinden kaynaklı ama Riekerink'in bu hamleyi istediğini söyleyebilirim.

Soru şu, Max Kruse Galatasaray'ın tam anlamıyla istediği forvet midir ve beklentiyi karşılar mı? Beklentiden kasıt şu, tarz anlamında aranan isim mi ya da sorunsal yapısı takımı nasıl etkiler. Galatasaray'ın hataya lüksü olmayan iki pozisyon var, acil anlamda transferini yapmak zorunda olduğu. Defansif orta saha ve forvet konusunda seçici olmak ve nokta atışı yapmak zorundalar. Max Kruse'nin ise ne kadar nokta atışı olacağı tarzı ve karakteri anlamında tartışılacaktır.

Riekerink'in düşüncesi önemli. 4-3-3 oynatıyor ve forvet tercihi de bir sahte 9'dan yana. Geçen sezon da Podolski'yi böyle kullanmış ve katkı almıştı. Max Kruse ısrarının da bundan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Oyun kurucu, kanatlarda da rahatlıkla oynayabilen, oyun bilgisi ve aklı yüksek bir isim. Bu özelliği de onun hücumun her noktasında oynayabilmesine sebep,

Gladbach günleri çok iyiydi, Favre'nin 4-4-2'sinin ileri ucunda büyük katkı vermişti ve 12 milyon avro gibi bir rakama da Wolfsburg'a geçti. Wolfsburg günleri de hayal kırıklığı diyemeyiz, 43 maçta 9 gol 12 asisti var ama yapısı sorunlu. Alman Milli Takım'ından bu yüzden gönderildi, hatta Wolfsburg'dan ayrılma nedeni de bu olacak.

Kalitesinden şüphemiz yok, yaşı da 28. Riekerink'in 4-3-3'ünde de katkı vereceğini düşünüyorum. Skorer kanatlarımız var, Podolski, Bruma ve Sinan Gümüş gibi. 4-3-3 oynuyoruz, Sneijder biraz daha orta sahaya gelmiş durumda ve en ileri uçta kullanmak istediği ismin de oyun kurucu özelliği olmasını, hareketli ve serbest oynamasını istiyor Riekerink. Bu anlamda Max Kruse doğru aday, beklentiyi karşılar.

Yaşayacağı sorunlar anlamında ise, bu transferi yaparken böyle durumları göze almak durumundayız. Poker tutkusu olduğunu biliyoruz mesela, belki Kıbrıs'ı keşfedecek. Ya da başka meseleler ama futbol oynadığı sürece bunlar sorun değil, işine bakması ve profesyonel davranması kafi. Beklenti de bu zaten, topunu oynaması. Riekerink'in iletişimi burada devreye girecek..

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Mario Gotze Borussia Dortmund'da


İki açıdan bakıyorum mevzuya. Birincisi tamamen mantık dahilinde. Dortmund, Mkhitaryan'ı kaybetti ki Tuchel'in sistemi dahilinde Hummels ve İlkay Gündoğan'a oranla daha büyük bir kayıp olduğunu düşünüyorum. 4-3-3 oynuyor ve kanatlardan biri Reus'ken, diğeri ise oyun kurucu özellikli olan Mkhitaryan'dı. Mkhitaryan da kendisi adına en iyi sezonunu yaşadı, devamında da Manchester United yolunu tuttu. O boşluğu doldurmanın da en iyi yollarından biri Mario Gotze transferi.

Yine aynı mantıktan devam edeyim, Dortmund bu sezon transfer olayında büyük kazandı ama takımın en önemli isimlerini kaybederek. Transfer harekatını övdük, gençleşmek güzeldi, geleceğe dönük sağlam bir yapı kuruluyor belli ki ama kaybolan tecrübe ve kısa vadeli kalite kaybını pek kimse konuşmadı. Bir yandan geleceğe dönük oynarken, bir yandan da bu isimlerin kaybı sonrası ses getirmek, iddialı bir hamle yapmak gerekiyordu. Mario Gotze bu anlamda yine iyi transfer, hatta gelen tüm isimler içerisinde de Dortmund'un en iyi hamlesi.

Bayern'de yapamadı ama, uzun zamandır orada ama beklentiyi karşılayamadı. Guardiola'nın frekansına bir türlü giremedi ve rotasyon futbolcusu olmaktan da öteye gidemedi. 45 milyon avro gibi bir rakama transfer edilmişti diye hatırlıyorum, yine büyük kazanmıştı Dortmund. O dönemin altın çocuklarından biriydi tabii, büyük ses getirmişti bu hamle ve beklentiler onlar adına büyüktü ama yapamadı. 

Bir süredir de konuşuluyordu aslında bu geri dönüş, Guardiola'nın ayrılığı sonrası gerçekleşmesi ilginç olan. Yaş da hala 24, bu da diğer ilgi çekici nokta. Çok genç yaşlarda adını duyurdu, yükseldi, düşüş yaşadı ama hala yaşı 24. Yeniden kafayı kaldırmak adına da Tuchel'in Dortmund'u doğru adım, Tuchel'in sistemine de bire bir uyacak bir isim. Bu anlamda yine Dortmund adına müthiş bir transfer olması.

İşin mantık tarafı bu, gelelim duygusal kısma. Dortmund'dan Bayern'e giden halkanın ilk üyesidir Mario Gotze. Tek olmadı, devamında bir çok isim Bayern'e geçti. Lewandowski'yi izledik, sonra Hummels. Guardola kalmış olsa belki de İlkay Gündoğan. Son da olmaz, bundan sonra bu geçişleri izlemeye devam ederiz. Tüm ayrılıkları sindirmek, mantığa oturtmak mümkün ama Mario Gotze'yi ayıran bir kısım var.

Bu takım Şampiyonlar Ligi finaline yükselmişti, rakip Bayern. Mario Gotze'nin transferi ise bu finalden önce belli olmuştu, gitmek için elinden geleni yapmış ve ayrılmıştı. Finalde Grosskreutz ilk 11'di, Gotze oynayacaktı belki de 11. Sonradan girdi gerçi oyuna ama kendini ne kadar verebildi? Bu benim için büyük bir ihanettir, Lewandowski'yi alkışlarla uğurlarken Götze'ye gösterilen tepkinin nedenidir. Dortmund ne kadar sindirir bu hamleyi bilinmez, taraftar benimser mi, nasıl karşılar. Duygusal anlamda bakıyorum, ben bu transferi içime sindiremedim.

Galatasaray Tarihinin En Kötü Formalarından Biri Olabilir


Nike bu işi abarttı iyice, 3. formalar hep böyle. Alakasız bir renk ve desen. Galatasaray tarihinin göreceği en kötü formalardan biri olabilir, yorum yapmaya dahi gerek yok..

Şu Aşamada Yapılması Gereken, Bruma İle Yeni Sözleşme İmzalamak


Şu dönemin bir numaralı ismi, Bruma da olmasa diyoruz. Bizi heyecana ve meraka sevk eden, yeni sezon adına umutlu kılan yegane isimlerden. Her 3 yazıdan biri de Bruma üzerine olmaya başladı ama ne yazalım, takımda kalması için endişeliyiz. 

Şöyle güzel bir durum da var ama, Bruma'nın PSV'e satılacağını düşünmüyorum artık. Bruma'nın hazırlık kampında verdiği görüntünün ardından olası daha yüksek piyasa ihtimali neticesinde Bruma'nın takımda tutulacağını düşünüyorum. PSV'nin teklifi 6-7 milyon avro'yu geçmiyor, oysa daha fazla kazanmak mümkün. Şu sıralar 12 milyon avro'lar dolayı bir teklifin de geleceğine inanmadığım için Bruma kalacaktır, kalmalıdır da. 

Tehlike ise şuradan kaynaklı, Bruma'nın kontratında son 2 yıl. Görünen de o ki Bruma gelişmeye, aşama kaydetmeye devam edecek. Haliyle bu da yeni talipler demek ki sözleşmesinde son 1 yılına giren isim için de bonservis düşer, hem de ciddi oranda. Bu yüzden de yapılması gereken şu aşamada Bruma ile yeni sözleşme imzalamak. Bu sayede hem Bruma gidiyor mu kalıyor mu haberlerinin önü kesilir, hem Bruma geleceğini Galatasaray'da görmeye başlar, hem de eliniz güçlenir. 

1.1 milyon avro gibi bir yıllık ücreti var diye hatırlıyorum, 1.6-1.7 milyon avro gibi seviyelere de çekilebilir bu rakam. Kimler hangi paraları alıyor biliyoruz, Bruma da kazanabilir, bunda bir şey yok. Ya da kamp döneminde iyi oynadı diye yazmıyorum bunları, piyasası ve geleceği garantiye almak anlamında söylüyorum. Bruma için yeni yazmıyorum, hep yazdım, Sociedad günlerinde de. Takip edenler zaten bilecektir.

Bu arada, Sinan Gümüş için de aynı tarife uygulanmalı. Hem ücretinde iyileştirme, hem uzatılmış bir kontrat. Bu isimler kulübün geleceği, büyük paralar kazanma hayalleri varsa da bu isimler üzerinden bu gerçekleşebilir. Geçmiş zamanda saçma sapan kontrat iyileştirmelerine şahit olduk ama asıl atılması gereken adım buydu. Sözleşme iyileştirme böyle olur..

19 Temmuz 2016 Salı

Kupanın Kazananı Bruma


Başlıkta da dediğim gibi, kupanın kazananı Bruma aslında. İlk kamp dönemine damgasını vurdu. En büyük gelişimi de öz güven kaynaklı. Real Sociedad günlerinin büyük hayal kırıklığı olduğunu düşünüyordum ama İspanya'da geçen bir sezon bile Bruma'ya mental anlamda çok şey katmış. Öz güveni kazanmış, yere sağlam basıyor, çok istekli ve sürekli arıyor, bitirici özelliği gelişmiş, çok şık goller attı ve yeni sezon Galatasaray'ını düşününce de en büyük heyecan noktası. Umarım ayrılmaz, kaybı çok büyük olacaktır.

Riekerink de klasik Hollandalı misali 4-3-3 oynattığını görüyoruz. Sneijder'i de sol içe yerleştirdiğini gördük. Sneijder de toparlamış, daha hareketli, fiziksel defolarını üzerinden atıyor. Bruma'yı da bu kadar etkili kılan en önemli unsur Sneijder aslında. İlk yarıda Galatasaray sol tarafı Bruma & Sneijder ikilisiyle müthiş kullandı. Oraya Carole'yi de yazdığımızda güçlü bir sol taraf ortaya çıkıyor, bu üçgen de saha içinde takımın en önemli kozu olacaktır.

Sol tarafı bu kadar iyi kullanırken sağ tarafta zayıf kaldık, Sinan Gümüş'ü kullanamadık. Linnes'i Sinan Gümüş'ün arkasında izlemek isterdim, Linnes önünde iyi bir açık olduğunda hücum etkisini en az 3 kere daha yükseltiyor ama savunmada aynı dengesi yok ki yenen golde rakibini kaçırdı. Sneijder de ilk yarıda sol tarafta kalınca sağ taraftan destek alamadık. Hamit Altıntop 6 numara gibiydi, Birhan Vatansever ise sağ iç orta saha gibi oynadı ama defansif anlamda büyük katkı verdi. Kayarak kaptığı toplar, takımını hızlı çıkarması değerli. Bence iyi bir alternatif ama hücumunu da görmek lazım, gelişmeli.

İkinci yarılarda ise oyuncu değişiklikleriyle birlikte doğal olarak düşüş olabiliyor. Bir ara Tarık Çamdal & Donk ikilisiydi orta saha, stoperiniz 90 dakika Salih Dursun zaten. Gol yememek doğal olarak kaçınılmaz. Riekerink deniyor ama, başka bir yolu da yok. Mevcut kamp kadrosunda ne orta saha, ne stoper, ne de forvet rotasyonu var. O da bazı etkisiz ve gönderilmek istenen isimleri farklı pozisyonlarda denedi. Tarık Çamdal'ın orta saha oynaması gibi, kötüydü ama sağ bek günlerine oranla sırıtmadı da. 

Bu maçlar da bunun için, denersiniz, bakarsınız. Kazanmak veya kaybetmek o kadar önemli değil ki ilk kamp dönemi de bizler adına "acaba hangi futbolcuyu kazanırız" üzerineydi. Birhan Vatansever kazanıldı mesela, Bruma heyecan yarattı, Emrah Başsan, Endogan Adili ve Berk İsmail Ünsal dahi biz buradayız mesajını verdiler. Gelişme gösterdiğimiz açık, aynı şekilde eksikler ve gitmesi gereken futbolcular da. Verimli bir kamp dönemi olduğuna inanıyorum..

Klasik Ama Yeni Parçalı


Daha önce de yazdım gerçi ama yeni formalar ilk defa bu kadar detaylı bir şekilde karşımızda. 3. bir forma daha olacak ve mor renkte olacağı söyleniyor, alternatif bir forma olacak. Henüz görüntüsü olmadığı için paylaşamıyorum ama Galatasaray'ın turuncu gibi tutan ve sevilen bir forması varken, alternatif düşünceler neden alakasız renklere kayıyor bilmiyorum. Parçalı ve beyaza gelirsek, ilk defa böyle bir parçalı giyeceğiz galiba. Klasik ama çok yeni, yatay çizgili tırtıklar var. Kırmızı şort, sarı çorap kombinasyonu hoşuma gitti ama formayı elime almadan yine yorum yapamayacağım. Bu tırtık mevzusu ilk etapta hoşuma gitmedi. Beyaz ise sade, geçen sezonun siyah forması misali. Bu tarz formalar her zaman hoşuma gidiyor, bu da hoşuma gitti..

 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger