29 Eylül 2014 Pazartesi

25 Şubat 2010, Gianluca Rocchi ve Galatasaray

Hakem konuştuğumuzu çok görmemişsinizdir, sevmiyorum hakem muhabbetlerini. Çok ekstra bir durum olmadığı sürece de değinmem, saha içerisinde kalmak isterim ama şu an yazacağım durum ekstra durumlardan biri. Çünkü Galatasaray tarihinin kırılma noktalarından biridir bana göre.

Gianluca Rocchi, meşhur Galatasaray - Atletico Madrid maçının hakemiydi. Arsenal maçına da o atanmış, o meşhur 25 Şubat 2010 tarihinden bu yana da kendisiyle karşılaşmamıştık. Şimdi kendisinin Arsenal maçına atandığını görmek, haliyle eski anıları gözler önünde getirdi.

Rijkaard'lı Galatasaray dönemi, hepimizin Total Futbol aşkıyla tutuştuğu yıllar. Barcelona'da yarattığı etkiyi Galatasaray'da görmek en doğal hakkımızdı ama bu işin Mustafa Sarp, Barış Özbek, Ayhan Akman veya Dünya Kupası yatışında olan Elano'yla olmayacağını sonradan öğrendik.

Ama o sezona yönelik akıllarda iki şey kalacaksa, birincisi Galatasaray'ın lige yaptığı müthiş başlangıç (6'da 6). İkincisi ise Avrupa Ligi gruplarında yarattığı etki. 6 maçta 4 galibiyet, 1 beraberlik ve son formalite maçında gelen mağlubiyet. Son maça liderliği garantilemiş şekilde çıkmıştık, ötesi yok. Şanssızlık ise 3. turda karşımıza Atletico Madrid'in gelmesi. Atletico Madrid, o sezon Avrupa Ligi'ni kazanmıştı.

Galatasaray ise ligin ikinci yarısına değişim içerisinde başlamış. Baros ve Kewell'ın sakatlıklarının ardından, Jo ve Giovani Dos Santos gibi isimler alınmış, Nonda gönderilmiş ve statü gereği de Jo'yu Avrupa Ligi'nde kullanamıyoruz. Bu anlamda da saçma bir transfer olduğunu yine hatırladım. O forvetsiz Galatasaray'da da Arda Turan, Keita ve Giovani Dos Santos gibi isimler değişmeli forvet oynuyorlar. Düşündüm de, biz bu yapıda ligi iyi bile bitirmişiz, o sezon Rijkaard'ın hakkını biraz olsun yedik bence.

Konuya dönersek, ilk maç Calderon'da ve Keita'nın mükemmel performansı, attığı golle de maç 1-1 bitmiş. Avantaj büyük ama Galatasaray'ın iyi oynamadığını da söyleyelim. Ali Sami Yen'de yine maç 1-1 giderken, 79. dakikada Caner Erkin'in olduğu bir pozisyon vardı. Rakip oyuncu topu yerde engelledi, bunu herkes gördü, hadi hakem görmedi diyelim, o sezon yeni uygulanan kale arkasında olan hakem de görmedi. Gözü önünde üstelik. 

O gün 6. hakem mevzusuna olan olmayan inancımı da yitirdim. O penaltıyı görmeyecekse o hakemin işi ne, neden orada ya da ne işe yarıyor. Bu soruyu yıllar boyunca kendime sordum, henüz bir cevap veremedim. Cevabı bulanlar yorum bölümüne yazabilirler.

Caner Erkin de verilmeyen penaltının gazıyla birer dakika arayla ikinci sarı karttan kırmızı kart yedi, akabinde 89. dakikada golü de yedik ve 2-1'le turu kaybettik. Sonra o Atletico Madrid gitti kupayı kazandı, Caner Erkin sezon sonunda Fenerbahçe'ye gitti, şimdilerde ise o gün sol bek oynadığı için eleştirilen adam, bugün en iyi sol beklerden biri oldu. Rijkaard desek belki o gün bir devrim yaratacakken bugün nerede bilmiyorum bile. Yıllar içerisinde Atletico Madrid'le de dostluk ilişkileri ilerledi, karşılıklı futbolcu transferlerini gördük, bugün Arda Turan orada aldı yürüdü.

En üzüldüğüm nokta ise, Leo Franco'nun Galatasaray kariyerinde tek iyi oynadığı maçlar da Atletico Madrid serisiydi, adamın başka iyi maçı da yok, performansına yazık oldu..

27 Eylül 2014 Cumartesi

Chedjou'yu Hepimiz Yeni Tanıyoruz


Chedjou konusu, bu sezon konuşulması gereken bir numaralı konudur. Bu yüzden de maç yazısı içerisinde değil de, ayrı olarak değinmek istedim. Onun bu yükselişi konuşulması gerekiyor, şu an performasıyla tartışmasız şekilde takımın bir numarası. 

Fedakar futbolcuyu seviyorum, Chedjou'nun duran toplarda ileri çıkıp attığı goller bir yana, Anderlecht maçında olduğu gibi ya da Sivasspor karşılaşmasının son bölümünde ileri çıkıp, kanattan yaptığı asist denemesi fedakarlıktır. İşin savunmak, bu tekniği de ortalama bir stopere göre büyük ekstrası belki ama fedakar futbolcu, işin hücum tarafında da ben buradayım diyor. Bu da kötü başlayan sezon içerisinde Galatasaray'ın fark yaratabildiği durumlardan biri oldu.

Geçen sezonun hayal kırıklıkları oylamasında birinci sırada yer alabilecek bu adamın, bu sezon gösterdiği bu yükseliş gerçekten inanılmaz. Büyük beklentilerle geldi, tarzı itibariyle de "uzun" yeni Popescu listemizin üyelerinden biriydi ama hem yaşadığı sakatlıklar, yabancı kontenjanı, uyum sorunu derken Chedjou'yu geçtiğimiz sezonun sonlarına doğru izlemeye başlamıştık. O sezonda bile, duran toplarda ileri çıkıp attığı kritik goller vardır, Chelsea maçı gibi. Fenerbahçe yıllarca Lugano'dan bu anlamda çok ekstra goller kazandı, belki bu anlamda bir Lugano değil ama Galatasaray'ın son döneminde de gol sayısı iyi olan bir stoperi olmamıştı.

Bu sezon başlarken de, 5+3 sarmalında neredeyse hepimizin kulübede düşündüğü bir isimdi. 5+3'ü de geçin, Balanta hayalleriyle yaşadık. Balanta potansiyel bir stoper olabilir ama Chedjou varken yeni bir yabancı stoper hamlesinin gereksik olduğunu hep söyledim, ayrıca yeni bir yabancı stoperin yeni bir kumar olacağını da. Bunu da Chedjou'nun futbolu kanıtladı. Sezon ilerliyor, Pandev ve Dzemaili gibi yeni yabancılar da geldi ama 5 yabancılı 11 kuralına rağmen Muslera'nın ardından ilk yazacağınız yabancı bugün Chedjou'dur.

Sivasspor karşısında attığı golün ardından Erkan Koyuncu'ya selamı ise onun ne kadar "adam" olduğunu bizlere göstermiştir. Çok karakterli, güzel bir futbolcu. 2. sezonu belki ama hepimiz yeni yeni tanıyoruz diyebilirim Chedjou'yu...

26 Eylül 2014 Cuma

Galatasaray 2-1 Sivasspor, Tribün Gibi Tribün


Passolig'in yansımaları, geçen sezon 40 bin ortalamayla oynayan bir takım 10 bin kişiye oynayabiliyor ama bir detay var. Galatasaray tribünlerini sezon başından bu yana konuşuyoruz, takımı ne kadar olumsuz etkileyebileceklerini. Belki bugün tribünler boştu ama mevcut taraftar kitlesi de doğru bir taraftardı, takımını öne taşıyan, Galatasaray'ın ihtiyaç duyduğu. Zamanla bu tribünler dolar mı bilmem ama bu 10 bin kişi gelecek adına doğruyu hepimize gösterdi.

Maça geçersek, Prandelli denemeye devam ediyor. Futbolcu tercihlerinde de, sistem arayışlarında da. Hala doğruyu bulamadı, deneye deneye bulacak belki ama bu süreçte kaybedilebilecek puanların lig maratonunda sıkıntı yaşatması muhtemel. Mancini döneminde de bunu yaşadık, Prandelli döneminde de yaşıyoruz. Sezon başında ciddi hazırlık maçı yapmamanın ya da az sayıda maç oynamanın faturası da olabilir bu, Prandelli eleştirilecekse öncelikle bu noktada eleştirilebilir.

Prandelli, sezon başında bu sezon dörtlü savunmayla oynayacaklarının kesin olduğunu söylemişti ama Sivasspor karşısında 3-5-2'yi izledik. Bir anlamda İtalya Milli Takım'ından sonra sandığa kaldırdığı sistemine geri döndü de diyebiliriz. 3-5-2 keyifli sistemdir, doğru uygulanması durumunda bundan zevk alırsınız ama Galatasaray açısından riskli bir sistem, uzun vadede götürdükleri de olabilir. 3-5-2 için çok da uygun bir kadro yapımız olduğuna inanmıyorum.

Sivasspor hücumu seven bir takım, bu maçta da hücum oynadılar. İlk yarı maçta 2-0 da öne geçebilirlerdi, 2-2 de bitebilirdi ilk yarı ya da ikinci yarıda yakaladıkları ivmeyle maçı da çevirebilirdi. Savunma anlamında, özellikle de her hızlı yakalandığında iflas etmeye yakın bir Galatasaray izledik. 

Ama maçın hareketini yapan isim de Prandelli ve kattığı bu artı saha içerisinde gördüğümüz birçok eskiden çok daha değerli. Sneijder'i bu pozisyonda oynatmak için almadık elbet, belki uzun vadede daha farklı sonuçlar ortaya çıkacak ama kötü durumda yaptığı bu yeniliğin takımı özellikle de hücum anlamında yukarıya taşıdığını düşünüyorum. Orta sahanın en gerisinde oynayan isim Sneijder'di bugün ve takımın oyun kurması, olumlu pas atabilmek ve Selçuk İnan'u yükseltmek açısından çok değerli bir hamleydi.

Sneijder'in böylelikle oyun içerisinde daha çok kaldığını düşünüyorum, çok daha fazla topla haşır neşir oldu, bu da hücumda daha pozitif bir Galatasaray yarattı. Orta sahada veya hücumda top alan isimler geriye dönmek zorunda kaldıklarında döndükleri isim Sneijder'di ve böylelikle hücum tıkanmadı, daha düzenli bir yapı izlediğimizi düşünüyorum. Selçuk İnan'ın da pas istatistiği oldukça iyiydi ve Dzemaili'nin de yükselmesi durumunda bu orta saha yapısı Galatasaray açısından çok değerli.

Prandelli'yi eleştirdiğim diğer nokta, maç 2-0 gidiyorken Bruma'nın ortamı doğmuştu ama onu oyuna almadı. Bulduğu boşlukları iyi değerlendiremedi Galatasaray, hızlı çıktığında etkili olamadı. Sivasspor fazlasıyla risk almıştı ve oyun tempo kazandığında Bruma ile işi bitirebilirdi. Maç 2-1 olduğunda ise Hamit Altıntop'un oyuna girmesi oldukça değerliydi. Yekta Kurtuluş takım her hızlı hücuma çıktığında hücumda kaldı ve geri dönemedi. Yediğimiz kontralarda Sivasspor'un boşlukları bu kadar rahat bulması biraz da bu yüzden, Hamit Altıntop son 15 dakikada Galatasaray orta sahasına akıl katmıştır, keşke daha fazla oynayabilse. Fark yaratacağına inanıyorum.

Chedjou'nun yükseliğini konuşabiliriz ya da Olcan Adın faktörünü. Olcan Adın da fazlasıyla katkılı oldu, onun saha içerisinde gezgin yapısı Burak Yılmaz'ı da oldukça rahatlattı ve ayrıca Burak Yılmaz'ın sadece bir kez ofsayta düştüğünü görüyoruz, bu da önemli bir gelişme. Hücumda daha kontrollü olabilirsek ve biraz daha organizasyon kurabilirsek fark yaratıp, bu tip maçları kopartabileceğiz ama 3-5-2 ne kadar tutacak, bunu Prandelli'nin düşündüğünü ne kadar yapabileceği belirleyecek.

Maç içerisinde, Olcan Adın sol bek oynasa, Hamit Altıntop sağlıklı dönse ve Dzemaili'nin yerinde kullansak, Bruma'yı da Burak Yılmaz'ın yanına atsak diye düşündüm. Veysel Sarı'dan verim alamıyoruz, sol tarafta Hakan Balta'yı yazdığımızda da bu kanat bekli sistemde verimli olması imkansız, Cicinho ikinci yarıda otoban yaptı orayı, ayrıca hücum bakımından da fayda gösteremedi Hakan Balta. Yenilen golün başlangıcında yaptığı hata cabası. Olcan Adın'dan iyi bir sol bek yaratılabilirdi ama burada oynamak isteyeceğini hiç düşünmediğim gibi, Hamit Altıntop'un da sağlıklı kalmasının bir garantisi yok.

Pandev'in yokluğunu da sorgulamak lazım aslında, 18'de bile yoktu. Topu hücumda tutmak gerektiğimizde ve kapalı savunmalara karşı hızlı hücumlarda zorlandığımızda fazlasıyla iş yapabilecek bir isim ama hala hazır olmaması şaşırtıcı bir nokta. Dzemaili geldiğinin ertesi formayı kaptı ama Pandev'i hala doğru dürüst izleyemedik.

İşin özü, Galatasaray daha iyi olur, zaman vermek gerekiyor. Prandelli zaman verilmek için değen bir hoca, 3 haftada silip atmanın kimseye bir faydası yoktu. Lig yeni başladı, uzun ve bu sezonun yapısı da şampiyonluk puan barajının aşağısında kalacağını gösteriyor. Puan kayıpları sık yaşanacak..

25 Eylül 2014 Perşembe

Galatasaray İçin; Ünal Aysal

Daha önce de yazdım, yine yazıyorum. Benim bu konuda safım belli, Ünal Aysal'ın devam etmesini istiyorum. İşin ekonomik boyutuncan çok anlamam, ben işin sportif başarı tarafındayım ve bu konuda da Ünal Aysal'ın çok başarılı olduğunu görüyoruz. Sanırım yaptığı en büyük icraat, işi sadece futboldan çıkarıp diğer branşlara da yayabilmesi ve Galatasaray'a tekrar spor kulübü olduğunu hatırlatabilmesidir.

Futbol tarafına indiğimizde, her sezon Şampiyonlar Ligi oynayan, Sneijder, Drogba, Mancini veya Prandelli misali hamleler yapabilen bir yapı var. Göreve geldiğinde Galatasaray'ın konumunu hatırlayın ve şu an geldiği noktayı. Burada konuyu Fatih Terim'e bağlayanlar da olacaktır ama Ünal Aysal'ın Fatih Terim'i takımın başına getirmesi ne kadar doğru kararsa, onu takımdan göndermesi çok daha doğru karardır. Dün Ünal Aysal'ın bu konuda açıklamalarını dinledik ve karşı taraftan aski yönde de bir açıklama gelmedi. Bu anlamda da Ünal Aysal'a fazlasıyla hak veriyorum.

Ortada yaratılmış bir vizyon, tekrar hatırlanan bir Galatasaray markası var. Bunu da başaran isim benim gözümde Ünal Aysal'dır. Elbette yanlışlar var, bunlar da konuşulur ama doğru ve yanlışları teraziye koyduğumuzda doğrular çok daha ağır basıyor ve Ünal Aysal'ın devam etmesini çok istiyorum ama bunun da çok zor olduğunu görüyoruz. Büyük ihtimalle geri dönmeyecektir, umarım ısrarlar fikrini değiştirir ve daha güçlü bir yönetimle, daha güçlü bir yapı kurulur.

Üzüldüğüm konu ise dün Ünal Aysal'a başkan ol, bizi kurtar diyenlerin bugün Ünal Aysal'ın başkanlığını yıkmak istemesi ve dün olduğu gibi Alp Yalman'ın etrafında toplanmalarıdır. Alp Yalman'ı severim, akil adamdır, beyfendi bir kişiliktir ama ortam savaş ortamı, bu savaş ortamını da Alp Yalman'ın duruşu itibariyle yürütebileceğini sanmıyorum. 

Bu yüzden de Galatasaray için Ünal Aysal diyorum..

24 Eylül 2014 Çarşamba

Galatasaray Liv Hospital 2014-2015


Galatasaray'ın Euroleague günü yapıldı ve Galatasaray Store'nin üretiminde olan formalardan biri de gün yüzüne çıkmış oldu. Bu formanın anlamı, efsane ismimiz Dawkins'li yılların forması olması. Futbolda üç parçalı misali, basketbolda da bir nostalji harekatı var. Fotoğrafta Jawai'nin instagram hesabından..

22 Eylül 2014 Pazartesi

Bir Futbolcu Söyleyin, Gol Sevinci Attığı Golden Güzel Olan


Son yıllara baktığımızda, reyis sıfatında anabileceğimiz futbolcuların geneli yabancı isimlerden oluşuyor. Yabancı kontenjanı, yerli ağırlığı diyoruz ama takımını kayıtsız şartsız sahiplenen, yenilgiye isyan edebilen, beraberinde liderlik vasıflarını getirebilen isimlerin geneli yabancı. Kewell, Elmander, Ujfalusi, Baros diye uzatabilirim bu listeyi. Bu tablo da aslında bugünün Galatasaray'ında olayın özeti.

Bugün Harry Kewell'ın doğumgünü olduğundan, büyük üstadı analım, biraz nostalji yapalım istedim. Kewell'ın benim için önemi büyük, Kewell kadar inandığım, güvendiğim, sevdiğim futbolcu sayısı çok azdır. Bu adamın Galatasaray forması giymiş olması, iyisiyle kötüsüyle üç sezon geçirmiş olması benim için ayrı bir gurur kaynağı. Kewell söz konusu olduğunda objektif veya gerçekçi olamam, bunu da beni takip edenler bilirler.


Bir futbolcu söyleyin ki gol sevinci attığı golü gölgelesin. Beşiktaş deplasmanında attığı güzel golün ardından o sevinci attığı golü fazlasıyla gölgelemişti ve hala da ezberimizdedir. Unutamam o anı ve Kewell & Galatasaray denildiğinde bu tip unutulmayacak anlar fazlasıyla vardır.

İşin taktik boyutuna da inebiliriz. Galatasaray formasıyla 91 maç 34 gol ve 18 asist. Yanıp tutuşuyoruz ya, kanatlar neden gol atamıyor diye, Kewell'dan bu yana gelen bir sorun bu. Kewell bu anlamda müthiş bir kanat oyuncusuydu. Skibbe'nin 4-2-3-1'in de sağ kanatta oynadı mesela, sol kanat oyuncusu olmasına rağmen ya da Rijkaard döneminde Baros'un sakatlığı sonrası forvet oynadı. O sezonun ilk yarısına baktığımızda da ligin en iyisiydi, taa ki o da sakatlanana kadar. Belki alışık olduğu ama kendisine ters gelecek pozisyonlarda da oynamasına rağmen işini müthiş yapmıştır. 

Şanssızlık noktası ise yaşadığı sakatlıklardı, maalesef kariyeri boyunca bunlarla uğraştı. Müthiş Liverpool kariyerini de bitiren bu durumdur, daha ötesi de olabilirdi onun için. Gerçi bir futbolcunun ulaşabileceği en yüksek noktaları da gördü (Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu gibi) ama daha farklı noktalarda olabilirdi, olmadı. Belki de olmaması onu Galatasaray'a taşıdı, bu açıdan da bakmak lazım ama Galatasaray formasıyla da bu sakatlık hadiseleriyle çok uğraştı. Yine de herkesin bitti dediği anda yeniden ortaya çıktığı, sahne aldığı forma da Galatasaray oldu, bu anlamda Kewell için Galatasaray çok değerli.



Diyorum ya, lider vasıf diye, işte bunun en büyük örneği de Hamburg maçlarıydı. Meira satılmış, elde sağlam stoper olarak Emre Aşık kalmış, Hakan Balta stopere çekilmiş ve Hamburg maçları da sezonun en önemli maçları. Hamburg'u geçsek, Avrupa Ligi'nde alıp yürüyeceğiz. Bir de işin Bülent Korkmaz boyutu var, kendisi büyük Galatasaray efsanesidir ama o dönem için yeni bir teknik direktördü ve bir anda ateşten gömleği giydi. İşte o an, Kewell bu noktada devreye giriyor ve teknik direktörüne "altyapılarda stoper oynadım, oynayabilirim" diyor. Bu sorumluluğu kaç futbolcu alır. Kewell'ın stoper oynaması doğrudur, yanlıştır bunu tartışırız ama burada asıl konuşulacak nokta Kewell'ın aldığı bu sorumluluk, gerçekten çok büyük olaydır bu.

Galatasaray'ın iyi olmadığı dönemlere denk geldi belki ama yaşattığı üç sezonla da herkesin unutmayacağı bir futbolcu oldu. Bugün kendisini anıyoruz, yarın da anacağız, sonrasında da. Belki günün birinde Galatasaray'la yolları da kesişir, bilinmez. Türkiye'de futbol Galatasaray'a karşı oynanan bir oyundur diyen, bugün twitter'da kendisini takip ettiğimizde hala Galatasaray için ölüp biten, bizleri takip eden, unutmayan gerçek bir değer olduğunu düşünüyorum..

20 Eylül 2014 Cumartesi

Yaratılan Bu Algı Galatasaray'ı Zaten Başarılı Kılmaz


Her kötü sonucun ardından yaratılan bir Fatih Terim algısı var ve bu algının yaratılmasında da çaba gösteren herkesin Galatasaray'ı tanımadığını düşünüyorum. Galatasaray, Fatih Terim'e mecbur gibi bir hava yaratılıyor ve bizim yanlışlarımız saha içerisinden çok saha dışında. Galatasaray sadece saha içerisinde savaşmıyor diyordum ve arttırarak, Galatasaray kendi içerisinde de savaşıyor diyorum. Keşke saha içerisinde kalabilsek, o zaman yanlışlar biraz daha kolay düzeltilebilirdi.

Herkes Prandelli'ye takılı kalmış durumda. Ligin henüz başı olmasına rağmen, futbol olarak umut vermediğimiz doğrudur, yapılan yanlışlar, özellikle de formayı hak etmeyen bazı isimler üzerinde durulan ısrarlarla Prandelli'yi ben de eleştirebilirim ama iş Prandelli'yi bitirme noktasından, onun futbolu bilmediğine kadar çok derin bir boşluğa doğru yöneltiyor. Klasik Türkiye eleştirileri bir anlamda ama Galatasaray'ın kendi içerisinde yaşadığı kavga henüz 3. haftadan havluyu atmaya çok yaklaştı.

Çare Lucescu'lardan, Mustafa Denizli'ye, Fatih Terim'cilere kadar uzayan bir liste. Mancini takımın başında kalmalıydı diyenlerin sayısı az ama onlar da var. Unutulan nokta ise Bursaspor galibiyetinin ardından baba figürü çizilen Prandelli'nin nasıl oldu da üç kötü sonuçla bu noktaya getirildiği. Galatasaray kendi içerisinde savaşmaya devam etsin, gerçekten başka düşmana ihtiyaç yok.

Gelelim maça, kötü oynadı Galatasaray açık ve net. Topa sahip, ilk yarıda kanatlardan sağlı sollu gelen, hücumda kalmayı da başaran ama pozisyon üretemeyen bir yapı. Karambol toplar hariç, bir tane organize atağımız, Sneijder'in ceza sahası içerisinden bir şutu dışında şu gol de nasıl kaçar dediğimiz bir pozisyonumuz yok. Özetlerden biri bu, hücum planı yok Galatasaray'ın.

Özetlerden ikincisi ise son 15 dakika Emre Çolak'ın sol bek oynaması. Bu da Galatasaray'ın bir planı olmadığının göstergesidir, panik halde, ne yaptığını bilmeyen, her futbolcudan solo performanslar bekleyen ve takım olmanın çok uzağında kalan bir Galatasaray. Kaçımız ikinci yarıya girerken bu maçın çevrilebileceğine inandı, yoksa 2-0'lardan çok maçlar çevirmiştir Galatasaray. Geçen sezon Bursaspor deplasmanını hatırlayın en kötü, 2-0'dan 5-2. Yeter ki o ruh, inanmışlık olsun ama takım kaptanının kafa olarak bittiği, Melo dışında isyan bayrağını açar diye inandığımız bir futbolcunun dahi olmadığı bir takımda da bunu beklemek ne kadar gerçekçi?

Yasin Öztekin'in sağ bek oynaması gibi durumlar konuşulacak son konu bence, denenebilir bu tip maçlarda. Tutar tutmaz bilinez ama farklılık denersin. Sol bek sorunu yaşarken Riera'yı sol bek kazanman gibi, kumardır bu ama girersin, Prandelli de girdi.

Pozitif düşünmeye çalışıyorum ama pozitif nokta çok fazla yok. İlk yarıda takıldım ben. 20 küsür orta yaptık, rakibin tek ortası yokken. Sanki Drogba hala takımda gibi ya da iyi bir pivot santrafor varmış misali. Burak Yılmaz'ı böyle kullanamazsın. Zaten tek santrafor olarak kullanamazsın ama kanat ortalarda ondan kafa golü beklemek Burak Yılmaz'ı tanımıyorum demektir. Böyle oynanacaksa Umut Bulut 11 başlasın, daha faydalı olur.

Bruma değişikliği de hatalı mesela, takımın Sneijder'le birlikte çabalayan iki isminden biriydi ve onun oyundan çıkması Galatasaray'ın zaten az olan hareketliliğini bitirdi. İkinci yarıya hemen 2 değişikle başlamamak diğer hata, bu da olmayan heyecanı daha da öldürdü. Bunun gibi tonla hata sayabilirim ve fatura elbette Prandelli'nin ama zaman tanımadan, yaratılan bu algı Galatasaray'ı zaten başarılı kılmaz. 

Futbol şans oyunu da, Balıkesirspor haddini bilerek, güzel iş yaptı. Defansta kalıp, Alanzinho'nun atacağı toplarla Sercan Yıldırım ve Gökhan Ünal'la birer pozisyona girdi, 2-0'ı buldu. Hızlı hücumlar onlar adına silahtı, iyi kullandılar. Sercan Yıldırım yıllar sonra gol atmayı geçtim, iyi bir maç çıkardı bu sayede. İki gol de seken top belki, bunun dışında Muslera'yı da görmemiş olabiliriz ama bunu futbol şansından öte akıllı oynamaya bağlarım. Galatasaray bir tane pozisyona girmedi, bu da konuşulmalı ve Balıkesirspor tebrik edilmeli.

Orta sahası kötü bu takımın, üçüncü özet bu. Melo da olmayınca daha da bitiyor. Selçuk İnan'ın ahlarda olduğunu, vahlara gelmesinin an meselesi olduğunu görüyoruz. Dzemaili de ortada yok derken, Yekta Kurtuluş'a kalıyor topla dikine çıkıp, pas organizasyonu denemek. Prandelli'nin de en büyük yanlışı buradan gelmekte, bazı gereksiz ısrarlar.

Olcan Adın gibi bir ismin bu takımda olması gerektiğini düşünüyorum, bu konuyu daha uzun konuşuruz. İşin özü, iş taraftarda bitiyor, bu algıyı onlar dağıtacak..

Ronaldinho & Neymar


David Beckham & Zlatan Ibrahimoviç


Sağ Bek Yasin Öztekin?

 
Galatasaray'ın 11'ini maç sabahı öğrenmenin sıkıntılı bir durum olduğunu düşünüyorum. Teknik ekibin bu yönde bir tasarrufu olduğunu düşünmüyorum, eskiden Fatih Terim şov niyetine bir gün öncesinden bazı maçlar öncesinde 11'ini açıklardı ama bu daha farklı bir durum. Köstebek, sızma gibi tabirler de kullanmak istemem ama aşılması gereken bir sorun olduğunu düşünüyorum.

Yansıyan Galatasaray 11'ine baktığımızda Muslera - Yasin Öztekin, Chedjou, Semih Kaya, Tarık Çamdal - Yekta, Dzemaili, Selçuk İnan - Bruma, Burak ve Sneijder'i görüyoruz. Prandelli, 4-3-1-2 dediğimiz formasyonuna devam ediyor ve burada konuşulacak iki durum, Selçuk İnan ısrarı ve sürpriz diyebileceğim sağ bek Yasin Öztekin tercihi.

Zamanında, Kalli de yoklukta Hasan Şaş'ı sağ bek oynatmıştı. Ya da, Fatih Terim'in Kazım Kazım'ı Eskişehirspor deplasmanında oyuna sağ bek olarak soktuğunu hatırlarım. Yiğit Gökoğlan'ı da sağ bek oynatma düşüncesiyle transfer ettiğini biliyorum ayrıca ama bunu hiç denemedi. Bu anlamda Yasin Öztekin'in sağ bek oynatılma düşüncesi de bana ilginç geldi ama denemeye değer.

Yasin Öztekin'in Dortmund altyapısında sağ ve sol beklerde de oynadığını duydum. Ne derece katkı vermiştir, verebilir bilinmez ama Prandelli'nin böyle bir tasarrufu olmuş anlaşılan. Mancini de yeni şeyler denemeyi severdi, bu yönde kazanımları da olmuştu. Semih Kaya'dan sağ bek, Sabri Sarıoğlu'ndan sol bek çıkarabilmişti. Prandelli neden Semih Kaya'yı sağ bekte de düşünmez, Koray Günter stoper ihtimalleri arasına neden hiç yanılmaz bilemiyorum ama bu akşam Yasin Öztekin'i sağ bekte izleyeceğiz, umarım başarılı olur.

Olcan Adın ve Telles tercihlerini de konuşmak lazım aslında. Olcan Adın'ın da sağ ve sol beklerde oynamışlığı vardır, alışık olduğu pozisyonlar ama Olcan Adın değerlendirilmediği gibi, kamp kadrosuna dahil alınmaz oldu. Hepimizin umut beslediği, çok sevindiği bir transferdi ve son döneme de baktığımızda damga vurmuş yerlilerden biri olduğunu düşünüyorum ama Prandelli neden böyle bir karar aldı bilinmez. Telles tercihini anlayabiliyorum, hiç gelişme gösteremedi ve geriye gidiyor ama Olcan Adın kullanılmalı diye düşünüyorum. Teknik direktör belli olmadan transfer yapmanın bir anlamda zararları aslında, bu ihtimali de düşünmek lazım.
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger