27 Şubat 2015 Cuma

Nuri Şahin, Tolgay Arslan ve Yasin Öztekin


Bu üçlüden alıp yürüyen Nuri Şahin oldu ama diğer isimler de önemli noktadalar. Tolgay Arslan'ı Beşiktaş formasıyla izliyoruz, Liverpool karşısında turu getiren adam. Çok istemiştim Galatasaray'a transferini ama akıllara dahi getirildiğini düşünmüyorum ve bugün Tolgay Arslan gibi bir ismin de Galatasaray kulübesinde olmadığını söyleyelim. Ama Beşiktaş'ın böyle bir alternatifi var. Yasin Öztekin'in ise Bundesliga kariyeri olmadı belki ama Türkiye'de işlediği kariyer inişler ve çıkışlarla Galatasaray'a kadar geldi. Gençlerbirliği, Trabzonspor, Erciyesspor derken Galatasaray'a transferini tahmin etmiyordum, transferinden sonra da böyle bir etki yaratabileceğini hiç düşünmüyordum. O da Hamza Hoca'nın kazanımlarından. Nuri Şahin ise Dortmund'un çocuğu oldu. Real Madrid denedi, Liverpool gördü ama dönüp dolaştığı, en iyi olduğu forma Dortmund forması, orası da çok net. Bir de bu üçlüye Koray Günter'i eklemek lazım, o bu isimlere göre daha alt yaş kategorisi ama Dortmund altyapısının ülkemize sunduğu isimlerden biri, o da Galatasaray'la yürüyor, gelişiyor. Çok iyi bir kariyeri olabilir ve korkum o ki Dortmund da kendisini geri alabilir. Böyle bir hakları var. Zaman içerisinde de Dortmund altyapılı daha çok gurbetçi futbolcumuzu görür, izleriz. Alt yaş Milli Takımlara baktım da, Dortmund altyapısı her zaman olduğu gibi çalışıyor..

25 Şubat 2015 Çarşamba

Hakan Çalhanoğlu'ndan Sevgilerle


Rudi Völler'in Fatih Terim'i daveti yeni değil. Daha önce de Hakan Çalhanoğlu ve Ömer Toprak'ın durumunu görüşmek için Almanya'ya davet edilmiş ama o zamanlar doğan algı Fatih Terim kimsenin ayağına gitmez üzerineydi. O süreçte de Hakan Çalhanoğlu ve Ömer Toprak Milli Takım'a davet edilmemişlerdi.

Bu sezon Hakan Çalhanoğlu'nun kendini Avrupa futboluna tanıtmaya başladığı sezon. Bayer Leverkusen formasıyla yarattığı harikaları izliyoruz zaten. Bu yaşta Almanya tarihinin en iyi frikik kullanan futbolcularından biri olarak görülüyor mesela. Herhangi bir Milli Takım'ın böyle bir futbolcusu olsa, takıma ilk yazacağı futbolcu olacağı gibi, takımı onun etrafına dizer. 

Hakan Çalhanoğlu'nun Türkiye'yi seçmesi gerçekten büyük iş. Böyle gurbetçi yeteneklerin genelde Almanya'yı seçtiğini biliyoruz, Hakan Çalhanoğlu da bugün Almanya Milli Takım'ını seçmiş olsaydı oynardı yani, bu kadar basit. Bunu Löw de söyler, Fatih Terim de biliyordur ama suçsuz olduğu bir konuda cezayı çeken, günah keçisi ilan edilen isim de Hakan Çalhanoğlu olmuştu. 

Buna rağmen Hakan Çalhanoğlu Milli Takım forması giymek istiyor, seçimi adına da asla pişman değil. Gökhan Töre için bağışlayıcı olan bu kesimin de Hakan Çalhanoğlu'nun hakkını vermesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu konuyu çok konuştuk, eskide kaldı. Önümüze bakacak olursak, Milli Takım'ın da Hollanda karşısında çıkacağı olmazsa olmaz maçlar öncesinde Hakan Çalhanoğlu ve Ömer Toprak için af süreci doğdu. Rudi Völler'in talebini ilk etapta değerlendirmeyen Fatih Terim'in bu sefer çağrıya kulak verdiğini ve Leverkusen - Atletico Madrid maçını yerinde izlediğini gördük. Rudi Völler'le de görüştü, futbolcularla da görüşmüştür, bu isimlerin Milli Takım'a geri dönme süreci başladı.

Olması gereken de bu, böyle isimleri kaybetmek gerçekten kolay ama bu sefer kazanmak olaydan ziyade kazanmak büyük bir gereklilik, hata telafisi bir anlamda. Euro 2016 adına şans oldukça azaldı ama gelecek adına Hakan Çalhanoğlu gibi bir isim fazlasıyla değerli olacak.

Zamanlama manidar sadece, bunu yazmadan edemem. Milli Takım böyle kötü bir durumda olmasaydı eğer üzerine de düşünmek lazım. İşler iyi gitse belki de bu geri dönüş olmayacaktı ama umarım tablo bu değildir, gerçekten futbolcular kazanılmak istenmiştir. Öyle olaylar yaşandı ki güvenemiyorum maalesef.

Bayer Leverkusen de kendi evinde Atletico Madrid'i 1-0 yendi, gol Hakan Çalhanoğlu'ndan. Fatih Terim'in de maçı izlediğini bilen Çalhanoğlu'nun mesajı net verdiğini düşünüyorum. Rudi Völler de Terim hamlesiyle Çalhanoğlu'nun performansını katladı bu arada, mesajı gerçekten net verdirdi. 

Şöyle bir kadro düşündüm geçen:

Volkan Demirel
Gökhan Gönül, Egemen, Ömer Toprak, Caner
M.Topal, Selçuk İnan (Nuri Şahin & M.Ekici)
Töre, Çalhanoğlu, Arda
Burak Yılmaz

Kötü bir Milli Takım değil, hatta Colin Kazım'ın yükselişini de göz önüne alırsak artık Burak Yılmaz da alternatifsiz değil. Alternatifleri de olan, iyi bir Milli Takım. Hakan Çalhanoğlu, Ozan Tufan gibi genç yetenekleri de olan, geleceğe dönük işler de yapabilecek bir yapı. Şu takımı başarısız kılmak gereçekten büyük başarı, Euro 2016 şansının bu kadar zora girmesi inanılmaz..

Kelsey Bone'yi Geri Döndürmek Başarı Değil, Gereklilik


Ben bu olayın bir başarı olduğunu düşünmüyorum, hata telafi edildi, Bone'nin geri dönmesi bir gereklilikti. Bu yüzden de geri dönmesinden ziyade böyle bir sürecin bir daha yaşanmaması adına çaba gösterilmeli. 

Sezon başında Zellous konusunda da yapılması gereken buydu, yapılmadı. O da ilerleyen dönemde Fenerbahçe'ye gitti, daha kötüsü yerine transfer yapılmadı, hala da yapılmıyor. Euroleague için süre de bugün yarın bitiyor diye biliyorum. Bugün Zellous olsaydı transfer değil de Euroleague şampiyonluğunun tekrarı için acaba mı sorusunu soruyor olabilirdik.

Kelsey Bone olmadan süreci de iyi atlattık, Euroleague'de gruptan çıkmayı Bone olmadan başarabilmek çok büyük iş. Ekrem Memnun'un bu kısıtlı, dar ötesi rotasyonda böyle bir başarıya imza atması onun kalitesini gösteriyor. Şimdi Bone'nin dönmesiyle birlikte şüphesiz eli rahatladı, uzun rotasyonundan ziyade uzun kalitesi inanılmaz yükseldi ama hedef Euroleague ise (rakip Fenerbahçe) bir kısa hamlesinin gerçekleşmesi gerekecek.

Dediğim gibi, Bone'nin dönüşü önemli, geri döndürülmesi büyük bir adım ama asla bir başarı değil, hatanın geç de olsa telafi edilmesi. Sevindirici nokta şu, kadın basketbol takımı adına da geç de olsa çaba göstermek, başarı için uğraşmaz. Bu da önemli ama dediğim gibi, çok geç atılıyor bu adımlar. Neden bu noktaya gelindi, neden uğraşıldı, neden daha rahat başarıya yürümek varken sürekli uçurumun kenarına gelindi. Bunu düşünmek lazım..

24 Şubat 2015 Salı

Ne Kadar Kolaymış Transfer Yapmak "Ali Lukunku"


Bolluk denizine bakar mısınız, gönderdiğin futbolcunun yerini doldurmak ne kadar kolaymış eskiden. Hala Aysal'ın borçlarından bahsedilir, yaratılmak istenen algı borçları Aysal'ın yarattığı üzerine ama Galatasaray'ın Özhan Canaydın'dan sonra yaşadığı dönemleri inceleyin, herşeyin cevabı orada.

Biz mevzuya geri dönelim. 2002-2003 sezonu. Lucescu gitmiş, Fatih Terim gelmiş. Kaynak sınırsız, bol keseden harcanıyor. Sezon başı yeni bir kadro kuruluyor, bu beğenilmiyor ve sezonun ortasında yeniden bir takım kuruluyor. Felipe'yi yolluyorsun Revivo geliyor, Almaguer saçmalığın tutmuyor Abel Xavier geliyor, Christian beğenilmiyor ve Ali Lukunku alınıyor. Ne kadar kolaymış transfer yapmak.

Ali Lukunku'yu konuşmadan önce Christian'ı anmak lazım. Transferin son günlerinde takıma katılmıştı, iyi de bir futbolcuydu, Fransa Ligi kariyeri hiç fena değildir mesela. PSG'den hatırlarız kendisini, Altay deplasmanında da tribündeydim ve çok beğenmiştim ama gönderildi. O dönem beklentiyi karşılayamadığın futbolcuyu birkaç ayda yollayabiliyordun, imkan sınırsız. 

Devre arası transfer döneminde ise Ali Lukunku transfer edildi. Bugün hala anıyoruz kendisini, o dönem transfer başarısızlıklarının zirve isimlerinden biri. Benim tanımadığım bir futbolcuydu, genel kesimin de tanıdığını düşünmüyorum. Nasıl, ne düşünülerek transfer edildiği konusunda da bir bilgim yok. Yıllarca Standart Liege formasını giymiş ve zirve transferini Galatasaray'la yapmış. O yarım sezonda da 14 maça çıkıp attığı 5 gol var. Hava toplarına hakimdi, kafayla güzel top indiriyordu. Aklımda kalan tek özelliği bu.

CM 03-04'ü oynayanlar bilir. Galatasaray'dan futbolcu göndermekte zordu, açamıyordum resmen yabancı kontenjanını. Ali Lukunku gitmek bilmiyordu, oyunda olduğu gibi gerçek hayatta da aynısı oldu. Sezon bittiğinde istenilmeyen bir futbolcuya dönüştü, kadro dışı bırakıldı, gönderilmek için neredeyse cebine para verip yollanacaktı. Yollanamadı tabii, devamında takıma alındı, Şampiyonlar Ligi kadrosuna ismi yazıldı. Bir Gaziantepspor deplasmanında sonradan oyuna girip gol atmışlığı da vardır. 2-2 bitmişti o maç. Ercan Taner'in Lukunku attı Lukunku, Lukunku, Lukunku söylemi, unutulmaz.

Galatasaray'dan sonrası da doğal olarak kayıp. Lille'ye gitmiş hiç forma vermemişler, sonrasında da Belçika'da gezmiş durmuş, adını da duymadık zaten. Zirvesini Galatasaray'da yapıp, Galatasaray'da kaybolan bir isim daha..

23 Şubat 2015 Pazartesi

Geldik Mi Dzemaili'nin Değer Kazandığı Döneme


Eskişehirspor'la deplasmanda oynanan kupa maçı. Dzemaili çok uzun bir aradan sonra forma giyiyor, ilk 11 oynadı o maçta ve haliyle de etkili olmadı. Dramatik olan taraf, maç sonrasında Hamza Hamzaoğlu'nun Dzemaili'yi takımda düşünmüyoruz ama kendisini görmek için oynattım söylemiydi. O gün yazdık, bugün ise o zaman yazdığımız noktaya geldik. 

Ne olursa olsun, maç sonrasında kadronda olan bir futbolcu için medya önünde öyle bir söylemde bulunulmaz. An gelir ve o futbolcu değer kazanır, ihtiyaç olur. Bugün olduğu gibi. O gün söyledikleri için de belki bugün pişmandır Hamza Hoca. Özeleştiri yapmayı seven bir isim çünkü, onu başarılı kılacak formül de bu.

Her yazdığım bir anlamda klişe ama tekrarlamak gerekiyor. Melo ve Burak Yılmaz'ın alternatifleri yok. Bu isimler olmadığında takımın yaşadığı sorunlar malum. Burak Yılmaz yoktu birkaç hafta mesela, son iki haftada da 11 başladı ve farkı izledik. Melo'nun geçmiş maçlarda olmadığında Galatasaray'ın en denli sorunlar yaşadığını gördük, Melo bunun bu sezon olmadığı maçlarda kayıplar yaşandı.

Melo'nun eskiden tek sıkıntısı gördüğü kartlar ve aldığı cezalar üzerineydi. Bu durum bile belli başlı alternatif yaratmak için önemli bir nedendi ama bu sezon itibariyle Melo fazlasıyla da sakatlanır olmuştu, maç içerisinde de. Yok yani alternatifi, bu kadar basit. Ara transfer döneminde Tolgay Arslan diye boşuna söylemedik, alınmadı. Haliyle de bugün yaşanan sorunları hep birlikte göreceğiz.

Melo'nun yokluğu bir domino etkisi mi yaratacak acaba? Sorulması gereken soru bu. Bursaspor maçını hatırlarım, futbolcuların yeriyle çok fazla oynadığında Hamza Hoca'nın çok yanlış yollara saptığını görüyoruz. Ama Melo'nun yerini doldurmanın da tek yolu orta sahayı biraz daha kalabalık tutmak sanki, Melo'nun yerine şu oynar ve sorun olmaz diyebileceğimiz bir durum yok.

Alternatiflere bakalım. Hamit Altıntop, Dzemaili, Yekta Kurtuluş, Emre Çolak, ön libero geçmişlerini düşünerek Chedjou ve Koray Günter. Hangisi gerçek anlamda Melo'nun yokluğunu aratmaz, cevap hiçbiri. Melo'nun yerini doldurmanın yolu da sistem üzerinde biraz oynamak, formasyonu değiştirmek, kalabalık bir orta saha sanki.

4-3-3'e dönülebilir mesela. Selçuk İnan, Hamit Altıntop ve Emre Çolak orta sahası. En makulü de bu görünüyor. Hücum kanatlarında ise solda Sneijder, sağda Bruma veya Yasin Öztekin, önde Burak Yılmaz. Yine Melo'nun yarattığı agresifliği bulamayız, savunma anlamında sorun mutlaka yaşanır ama Selçuk İnan'ın biraz daha defansif aksiyon içerisinde yer alacağını düşünerek en azından hücum sorununa Hamit Altıntop ve Emre Çolak çare olur. Hem topla dikine çıkış, hem de pas anlamında. Mücadele eder bu üçlü, en önemlisi de bu.

Melo'nun yerine Hamit Altıntop'u yazmak ve Selçuk İnan'la birlikte ikili kullanmak tehlike mesela. Sivasspor karşısında müthiş iş yaptı ama Melo'yu aradığımız anlar da oldu, özellikle de oyunun Sivasspor lehine döndüğü anlarda. Bu maç tuttu ama daha zorlu maçlarda sıkıntı büyük olur. Aynı şey Dzemaili, Yekta Kurtuluş, Emre Çolak gibi isimler için de geçerli. 

Dzemaili'yi yabana atamayız bu durumda, mutlaka kullanılmalıdır, rotasyon içerisinde düşünülmelidir. Önemli bir kariyer, iyi bir futbolcu ama Hamza Hoca sonrasında hiç fayda sağlayamadık. Tecrübesi, kalitesi iş görür, yabana atılacak bir isim olmadığını düşünüyorum ama Hamza Hoca ne düşünür acaba, tahminim Dzemaili'nin onun için son tercihlerden biri olduğu.

Son ihtimal ise Chedjou veya Koray Günter'in ön libero geçmişlerine bakıp bir alternatif yaratmak. Koray Günter'in orjini ön liberodur, sonrasında stopere geçti ama Melo'nun yerine orta sahada oynayacak isim o değil. Chedjou o boşluğu biraz doldurabilir, topla da dikine çıkışları yapar, topu iyi saklar ama savunma alarm verir bu durumda. Hakan Balta & Semih Kaya veya Semih Kaya & Koray Günter ikilileri Chedjou'yu stoperde aratır, bu durum da Chedjou'nun ön libero ihtimalini ortadan kaldırır.

2 ay yok deniliyor, açıklama da 4 hafta idman yapamayacağı yönünde ama Melo erken dönebilir, geçmişte de örneklerini gördük, Melo savaşçı bir futbolcudur. Erken dönüşü beni şaşırtmaz ama önümüzde bir Fenerbahçe maçı olduğunu düşünürsek sıkıntı yaşayacağız bu dönemde, doğru formasyonu ve doğru tercihleri görmek zorundayız. Bu zorlu sınav Hamza Hoca'nın, bakalım nasıl çıkacak..

Son 15 Yılın En İyi Yedek Kalecisi Anketi


Son 15 yılın en iyi yedek kalecisi anketi sonuçlanmış ama şıkların arasına koymadığım bir seçenek var, aslında bu anketin kazananı da o. Galatasaray'ın değil son 15 yılda, daha da öncesi dönemlere de inerek hiç iyi yedek kalecisi olmadı. Güvenebileceğimiz, şu olmasa bile arkasında bu bekliyor diyebileceğimiz bir yedek kalecimiz yok. 
 
Fenerbahçe'ye bakıyorum Mert Günok var ve yıllar içerisinde de daima iyi kaleciler buluyorlar, yetiştiriyorlar, Beşiktaş'a bakıyorum Cenk Gönen ama Galatasaray yıllarca bu soruna çare bulamadı. Son olarak yıllık ücret anlamında kesenin ağzı da açıldı ve Sinan Bolat transferi gerçekleşti ama o da olmadı, bu yaraya da nasıl çare bulacağız bilmiyorum.

İyi kalecilerimiz hep oluyor, istikrar sahibi kaleciler, hatta ülkenin en iyi kalecileri. Taffarel öyleydi, Mondragon fazlasıyla istikrarlıydı, Muslera şu an ülkenin tartışılmaz şekilde en iyisi. Ama alternatif isimleri olmadı. 
 
Anket sonuçlarına inersek yüzde 37 ile Aykut Erçetin ilk sırada. Doğal sonuç, diğer adaylar içerisinde yine de en istikrarlısı oydu. Galatasaray'a ilk geldiği dönem 2003-2004 sezonunun devre arası. Eser Özaltındere beğenmişti ve büyük potansiyeldi. O sezon oynadığı bir Trabzonspor deplasmanı var mesela, gerçekten yetenekliydi ama yeteneğini öne atamadı. Yıllar içerisinde şans da buldu, Galatasaray'la sözleşmesi bitti ama altı ay futbol oynamadı yine Galatasaray'a döndü mesela. Herkesin yedeğiydi, yeri geldi Galatasaray onunla şampiyon da oldu ama Aykut Erçetin'ın adı yedek kaleci olarak kaldı, o da ötesi için bir çaba içerisine girmedi zaten. İstediği kariyeri aldı bir anlamda.

 
Yüzde 22 ile Kerem İnan ikinci sırada yer almış. O da Galatasaray altyapısının yetiştirdiği ve tabii ki olmayan kalecilerden. Chelsea ile oynanan 5-0'lık maçın ardından Mehmet Bölükbaşı dönemi bitmişti ve Kerem İnan o günden itibaren 2. kaleci olarak boy göstermeye başladı. Bir sonraki sezon Taffarel'in sakatlığında ilk maçı Monaco deplasmanıydı mesela, kalesine gelen ilk dört şut gol olmuştu. Yani o da olmadı, sonrasında bir sezon daha kaldı Galatasaray'da, yedek kaleci olarak devam da edebilirdi ama o oynamak istedi. Buna saygı duyulur işte, belki sonraki oynadığı kulüplerde olmadı, kariyerinin ilerleyen döneminde de 2. Lig kalecisi olarak nam saldı ama bir çaba var, Aykut Erçetin'de bu yoktu mesela.

 
Yüzde 18 ile de Richard Kingson üçüncü sırada yer almış. Galatasaray'da oynadığı resmi maç sayısı çok azdır, hatta sadece bir maça çıktı diye hatırlıyorum ama ankette üst sıralarda yer alması onun Galatasaray dışında edindiği Türkiye kariyeri ile mi alakalı bilmiyorum. Nam-ı değer Faruk Gürsoy. Türk vatandaşlığına da geçmişti, Galatasaray'ın Gana harekatında gelen isimlerden biriydi ama Galatasaray kariyeri diye birşey pek oldu diyemem. Kalması durumunda iyi bir alternatif olurdu, çünkü kariyeri çok iyi, Dünya Kupalarında oynadı bu adam, Türkiye'de iyi bir geçmişi var. Ama askere alıyorlardı az daha, o da çareyi kaçmakta buldu.

22 Şubat 2015 Pazar

Burak Yılmaz'dan Neden Kahraman Yaratılmaz?


Yıkmak istediğim bir algı var, bu konuda da belki 50. kez yazacağım ama yine bu algı yıkılmayacak, biliyorum. Galatasaray futbol tarihinde bu denli hakkı yenen başka futbolcular da vardır ama Burak Yılmaz konusu bir başka. 

Onun ulaştığı istatistiklere herhangi bir yabancı futbolcu ulaşsa şu an heykel tartışmaları yapıyorduk ya da x takımın forveti olsa besteleri yapılıyordu ve o besteler de bu günlerde yapıldı zaten.

Şöyle diyelim, Burak Yılmaz'ın eksiklerini, noksanlarını yazıyoruz. O noksanları da olmasaydı eğer kendisini Galatasaray formasıyla izliyor olabilir miydik?

Ben buraya yazabilirim, oynadığı son 11 maçta 10 gol 3 asist yapmış diye. 2 sezon öncesine inerim ve Şampiyonlar Ligi'nde ulaştığı gol sayısını da yazabilirim, 29 yaşında olmasına rağmen hala gelişiyor olmasını profesyonelliğe bağlayabilirim ama bunun da değeri olmaz eminim.

Burada çeşitli yüzdeler döndürüyoruz, gol sayıları, istatistikler. Bir de bunun yanında Burak Yılmaz'ın ulaştığı asist sayısı. Sadece gol atmıyor yani, attıran da bir forvet ve Türkiye'de böylesi var mı desem başka takım taraftarlarını geçeyim bazı Galatasaraylılar dahi buna tepki verebilir. 

Kendi elimizdeki değerin kıymetini bilememek. Bazı değerlerin kıymeti biliniyor aslında, bilelim de ama bazı isimler için 2. sınıf muamelesi? Selçuk İnan'ı sevmeyeni anlarım aslında, geçen sezon Fenerbahçe derbisinde yaptığı hadise affedilecek bir şey değil, bu yüzden anlarım onu sevmeyeni ama Burak Yılmaz'ı sevmeyeni anlayamam.

Galatasaray'da 3. sezonu içerisinde, bu 3 sezon içerisinde de yaptıkları ortadadır, yukarıda da dediğim gibi gol sayıları, asist rakamları, başarılar ama takımın da en çok yuhalanan isimlerindendir. Bir kere de dönüp tepki verdi mi, sorun çıkardı mı, aksi bir yorum yaptı mı? Belki doğuştan Galatasaraylı değil ama Galatasaray'a geldikten sonra gösterdiği Galatasaray duruşunu da kaç futbolcu göstermiştir. Bir de böyle düşünmek lazım derdim ama bunun da bazı dostlarımızın algısında bir değişiklik yaratacağını düşünmüyorum.

Benim için "Kral" Hakan Şükür'dür, onun seviyesine de kimse ulaşamayacaktır ama hatırlarım da onun bile hakkını çok yedik, oynadığı her saniyenin kıymetini bileceğimize. Böyle de düşününce Burak Yılmaz için yapılanlar çok da garip gelmiyor aslında bana.

Drogba geldi, Burak Yılmaz oynamaya devam etti, üstelik Drogba'dan en iyi şekilde faydalanarak. Yarın x santrafor gelir, üstelik yabancı sınırı da rahatladı bu sefer ama Burak Yılmaz yine oynamaya devam edecektir. Bu tip isimleri yabancı sınırı durduramaz, bunu göreceksiniz. Belki de o zaman hakkı verilecek, bilinmez.

Dün Burak Yılmaz'ın attığı golü yine x santrafor atsa iman gücünden girilir, maneviyattan devam edilirdi. Ki x santrafor attı da o golü, dediğim tarzda yorumları da okuduk. Burak Yılmaz o golü bulunca adı şans oldu ama, ne şanslı adam değil mi Burak Yılmaz. İşin doğrusu da şanstır aslında, Burak Yılmaz'a o golde şansı yardım etti, tıpkı bahsettiğim santrafor o golü attığında da şansın yardım etmesi gibi ama o isim sahipleniyor, ondan kahraman yaratılıyor. Biz ise Burak Yılmaz'ı nasıl eleştirsek sorusu üzerindeyiz, farklı sorular arıyoruz, her seferinde de o soruyu buluyoruz.

İşin özü, Galatasaray şampiyon olacaksa Burak Yılmaz'la olacak. Bu kadar basit. İsteyen kabul etmeyebilir. Sezon sonunda görüşmek dileğiyle..

21 Şubat 2015 Cumartesi

Viraj Kritik, Galatasaray Savunması İse?


Rakip, şartlar, Melo'nun yokluğu derken fazlasıyla zorlanacağımızı düşündüğüm ama genelinde görece kolay alınan bir galibiyet. Sivasspor deplasmanında gelen üç puanın şampiyonluk yolunda çok değerlini olduğunu herkes söyler ama oynadığımız maçlarda, rakip kim olursa olsun, iyi olduğumuz dönemleri göz önüne alırsak rahat bitiremiyoruz o maçı. Balıkesirspor maçının 3-0'dan sonra oluşan görüntüsü ya da bu maçta 1-0 gidiyorken maç kaçan goller, 3-1'e geldiğinde maç o skoru koruyamamak, son 5 dakikada da olsa yine acaba mı sorularını sormak.

Ligin ilk yarısının aksine Hamza Hoca yeni bir düzen oturttu, bunun üzerine gidiyor. Burak Yılmaz önde tek forvet ama algısı değişti, sadece rakip savunma arkasına koşu yapmaktan öte, tüm pas organizasyonlarının içinde. Sneijder forvetin arkasına geçti, kanatlarda da Bruma ve Yasin Öztekin. En önemlisi ise sol bek için Olcan Adın kazanımı, bu da değerli bir hamle olduğu gibi hücumda da artı bir yabancı anlamına geliyor. Bu yeni düzende de Galatasaray hücumu daha verimli, ligin ilk yarısının aksine hücumun tıkandığı bazı dönemler olmuyor, Galatasaray hep aktif ama savunmada yaşanan o hatalar, takımın da en rahat giden anda vitesi anlamsız yere düşürmesi daha rahat, daha farklı alınması gereken galibiyetlerin önünde engel.

Sergen Yalçın'ın Batuhan Karadeniz'i erken oyuna alması ekmeğimize yağ sürdü aslında. Bir anda formasyonu değiştirdi, o da 1-1'in bu değişikliğin hemen ardından geleceğini düşünemedi. Orta sahada bir eksilen Sivasspor da  1-1'den ilk yarı bitene kadar Galatasaray'ın o kroki halinden yararlanamadı. İkinci yarıda da kafa olarak toparlamış Galatasaray'ın kurduğu orta saha üstünlüğü rahatlıkla 3-1'i buldurdu, görece kolay bir maç izlememizi sağladı.

Melo'nun alternatifsiz olduğunu düşünüyorum. 1-1'den sonra ilk yarı bitene kadar, 3-2'den sonra maç bitene kadar Melo'yu aradık, bu iyi aslında, iş genele yayılmadı, Galatasaray orta sahası beklenen sıkıntıyı yaşamadı. Bunda da Hamit Altıntop'un mükemmel oyunu etken, fazlasıyla iyi oynadı, mücadele anlamında tabii ki kimse bir Melo değil ama Hamit Altıntop'un oyun aklı çok fayda sağladı. Selçuk İnan'la birlikte orta saha üstünlüğünü hemen hemen maç boyunca ellerinde tuttular.

Olcan Adın'ın da altını çizelim. Savunma sorunu olduğu doğrudur, bu yaştan sonra da ne kadar düzeltir bilinmez ama hücum bek anlamında Hakan Ünsal'dan bu yana, böylesine bindirebilen ve hemen hemen her bindirmesinde etki yaratabilen bir sol bekimiz olmadığını söylersem abartmış olmam. Savunmada hatalar yaptı, çok zorlamamış görünmesine rağmen İbrahim Akın'ın tekniği Olcan Adın'ı bazen ters duruma düşürdü ama hücum anlamında Olcan Adın'ın verimi çok fazlaydı. 

Ayrıca Galatasaray şampiyonluk yarışında Burak Yılmaz olduğu sürece var. 1 gol 1 asist. Onu sadece attığı gollerle değerlendirmek en büyük yanlış. Bugün de farkını ortaya koyduğu gibi, son 10 dakikada Umut Bulut oyuna girdiğinde Galatasaray hücumunun yitirdiği aklı da gördük. Alternatifi olmayan bir diğer isim de o.

Bunun dışında söylenecek çok şey yok. Dediğim gibi, savunmanın anlık hataları büyük sorun. Chedjou & Koray Günter uyumu hala oturmadı. Pozisyon hatalarından geliyor goller, bire bir, mücadele anlamında sorun yok. Sivasspor'un ilk golünde faul inanılmaz büyük bir hata, alakası yok ama Sivasspor o duran topun başına geldiğinde gol olacağını anladım. Herkes alakasız bir şekilde, alakasız yerlerde duruyor. İkinci gol aynı şekilde, pas ve İnrahim Akın'ın savunma arkasına o sarkışı muazzam ama hiç mi takip yok, onu akıl edebilecek bir isim? Sivasspor inanılmaz oynadı, çok pozisyon kaçırdı diyemiyoruz maç boyunca ama iki gol buldular, başka takımlar da buluyor. Balıkesirspor bile 10 kişiyken buluyor.

Eleştiriyoruz belki ama Semih Kaya'nın dönüşü olumlu olacak. Sabri Sarıoğlu'nun dönmesinin olumlu olduğu gibi, sağ bek nefes aldı. Galatasaray ise bu üç puanla birlikte şampiyonluk yolunda önemli bir virajı daha geçti. Eskişehir, Sivas deplasmanları bize hep ters gelmiştir, bu döngüyü kırmak önemli..

Samsunspor'un Süper Lig Yolu


Sezon başında şunu söylüyordum, bu takım geçen sezon kurulan takıma göre daha iyi. Tutulması gereken isimlerin takımda tutulmasının yanında önemli de takviyeler geldi ama maddi sorunlar aşılamadı. Maddi sıkıntıların ışığında da Erhan Altın eleştirildi sürekli, ben de eleştirdim kendisini, çünkü yaptığı yanlışlar da büyüktü ama o dönem kendisinin ne yaşadığını bilemeyiz. Başkası olsa giderdi, beklemezdi bu kadar tepkiye ama ısrar etti, yönetim de ısrar etti (belki de maddi sorunların getirisinden) ve bugüne geldik.

Bugün ne oldu sorusunun cevabı önemli. Samsunspor öncelikle yönetim sıkıntısını aştı, yeni yönetimle birlikte de maddi sorunları dinlemiyoruz. Futbolcu alacakları konuşulmuyor mesela, futbol içinde kalmayı başardılar. Ara transfer dönemi mükemmel geçirildi, transfer edilen isimlerden öte takımdan gönderilen isimlerle birlikte taşlar yerine oturdu. Ofoedu ve Sezer Özmen gibi iki hamleyle takımın hücumda ve savunmada çehresi ne kadar değişti gördük. Gallin Ivanov'u yazmadım, onun için beklemek lazım ama en azından alternatif, orası net.

Transfer döneminde kararları veren, yaptığı yanlışlardan da dönen isim Erhan Altın. Gerçi sezon başında da istediği isimlerin büyük çoğunluğu alınmadı ama ara transferde iki dokunuşla çehreyi de değiştirdi. Adiloviç konuusunda verdiği karar da doğruymuş, bu konuda da takdiri hak ediyor. Bizler Adiloviç'i neden oynatmadığını sorgularken, o Mbilla ile ne kadar doğru yaptığını gösterdi.

Kayserispor ligin maddi anlamda da kadro anlamında da en güçlü takımı. Sezon başında da söylediğim gibi onlar bu ligden rahatlıkla çıkarlar ama çok da büyütmemek lazım. Samsunspor'un bu maçtan alacağı üç puandan fazlasıyla emindim. Kayserispor'un eksikleri malum, özellikle hücum anlamında sorun yaşadılar, bitirici ayakları yoktu. İlk yarıda da 1-0'ı bulmanın güveniyle, ikinci yarıda savunmaya fazla gömülmüş gibi göründü Samsunspor ama iyi savunma yaptı, rakibe pozisyon vermedi ve 2-0'la rahat bir maç kazandı. Skor önemliydi, zirve yolunda atılan adım büyük oldu. 

Samsunspor bu dengeli kadrosuyla her takımı her yerde yenebilir. İyi takım oldu çünkü. Daha önemlisi Süper Lig'e çıktığı sezon verdiği heyecanı veriyor ama geç başladılar, sıkıntı bu. İlk iki sıra adına iş işten geçmiş olabilir, bunu söylemek istiyorum. Ama play-off'u da garanti görüyorum ve play-off'a kalınması durumunda Samsunspor'un Süper Lig şansı da geçen sezona göre daha fazla olacaktır. Hiçbiri olmasa bile gelecek sezon adına yatırıma devam, iskelet sağlam çünkü ve maddi şartların da oluşmaya başladığını görüyoruz..

20 Şubat 2015 Cuma

İstikrar Artık Onun İçin Semt Adı Değil


Fenerbahçe onu transfer ettiğinde önemli potansiyeldi ve geldiği sezon itibariyle de müthiş başlamıştı işe. Zico'nun Fenerbahçe'sinin önemli kozlarından, bir de bunun yanına Şampiyonlar Ligi çeyrek finalini eklemişti. Chelsea'e attığı golü hala hatırlarız. Devamında da Euro 2008 kadrosunda yer buldu, Milli Takım'un yarı final başarısında da çok büyük pay sahibiydi, turnuvanın en iyilerinden.

Kazım Kazım'ın böylesine istikrar yakaladığı bir dönemi kariyerinde bulmak zor. Nitekim, Euro 2008 sonrası Fenerbahçe'de geçirdiği sezonlarda sorunlarıyla, yaşayış biçimiyle, istikrarsızlığıyla nam saldı, Türk futbol tarihinin en sorunlu futbolcuları arasında yer aldı. Toulouse'ye kiralık olarak gitti geldi akıllanmadı derken Fenerbahçe de dayanamadı ve futbolcuyu serbest bıraktı. Sonrası ise Galatasaray. O da yeni bir hikaye.

Kariyerinde en uzun süre forma giydiği takım Fenerbahçe'dir belki ama iki yarım sezonu toplarsak, sadece bir sezon Galatasaray forması giyen Kazım Kazım'a hangi takımı tutuyorsun diye sorsak Galatasaray der. Ama Galatasaray formasıyla da istikrarı yakalayamadı. Belki sorunlu futbolcu kimliğinden uzaklaştığı, biraz olsun olgunluk kazandığı dönemdir bu ama 2010-2011 sezonunu bir kenara bırakırsak (kötü bir dönem diye), 2011-2012 sezonunda takım şampiyonluğa giderken, o da takımın en önemli isimlerinden biriyken o sezonun devre arasında ayrılmak istemesi, iki maç yedek oturdu diye böyle birşey düşünmesini hiç anlamadım, anlamayacağım.

Bir de şu var, öyle bir zamanda bunu diyorsunuz ki, transferin son günleri, yerinize kim alınabilir? Yiğit Gökoğlan gelmişti mesela ama Kazım'ın tırnağı olamayacak bir isim. Kazım gibi bir ismi kaybetmek istemezdim, hem kanatlarda, hem forvette oynayabilen güçlü ve teknik bir isim. Tek sorunu ise istikrar, bu kadar basit. O dönem ayrıldı Galatasaray'dan, önce Olympiakos'a kiralık gitti ama olmadı, sonraki sezonda da Fatih Terim kendisini Galatasaray'da tutmadı. Blackburn Rovers formasıyla da kiralık geçirdiği bir sezon var. Ondan sonraki sezon ise Galatasaray'ın kadrosundaydı aslında, kamp döneminde takımlaydı ama şans bulamadı, oynamayacağı da anlaşıldığından Bursaspor'a 200 bin veya 300 bin avro gibi komik bir ücret karşılığı satıldı.

Bursaspor dönemi de son derece istikrarsız geçirdiği bir dönem. Bir sezonda 16 maça çıkmış sadece, sonrasında da kadro dışı bırakılmıştı. Fenerbahçe'den belalısı Daum'la orada da buluşmuştu ve haliyle yıldızlar barışmadı. Şenol Güneş sezon sonunda geldiğinde Kazım'ı kazanma yoluna gider dedim ama denemedi bile, vardır hocamın bir bildiği. Hocam bu futbolcuda kazanılma ışığı görmediyse cidden Kazım'dan birşey olmaz derken Feyenoord formasıyla yakaladığı istikrar beni şaşırttı. Belki de kariyerinin en verimli dönemini geçiriyor, yaş 28.

Kazım Kazım'ın kariyerinde iyi geçirdiği iki dönem var. Birincisi Fenerbahçe formasıyla geçirdiği ilk sezon, ikincisi ise Feyenoord dönemi. 26 maç 10 gol 6 asist. Bunların 1 gol 3 asist'i de Avrupa Kupaları'nda. Dün Roma'yı ateşe atışını izlediniz. Bu sezon gerçekten çok farklı ve kariyerinin en verimli dönemi. Üstelik ondan daha birşey olmaz denilen zamanda. Kazım Kazım'ın futbolunu beğenen ve inanan biri olarakta bu çıkışını izlemek beni mutlu etti.

Fatih Terim'in futbolcu üzerindeki tutumunu merak ediyorum. Kazım bu formuyla Milli Takım'ı fazlasıyla hak ediyor. Gol ayağı anlamında Burak Yılmaz'a alternatif yaratamadığımız şu dönemde Kazım Kazım'ı alternatif olarak düşünmek mümkün. İstatistik anlamında da yanlarına yaklaşabilen başka yerli yok. Eğer Galatasaray günlerinden kalan yaşananları bir kenara bırakırsa Fatih Terim, Kazım'ı yeniden Milli Takım'a çağırır. Çağırmalıdır da. Belli ki Kazım değişmiş, müthiş de bir istikrar yakaladı.

Lejyoner algısını da konuşmak lazım aslında. Arda Turan, Salih Uçan gibi isimler bizim evladımız, hatta gurbetçileri de işin içine katarak Nuri Şahin, Hakan Çalhanoğlu gibi isimler de (gerçi onlar da Arda Turan, forma dahi bulamamış Salih Uçan kadar konuşulmuyorlar). Milli Takım geçmişi olduğu için Kazım Kazım'ın da konuşulması gerektiğini düşünüyorum, sonuçta bu takımın o da bir parçası olabilir ve temsil ettiği ülke Türkiye. Şu ana kadar da iyi gidiyor, kendisinden söz ettiriyor ama yeteri kadar ilgi görmediğini düşünüyorum. Sinan Kaloğlu da zamanında Vitesse formasıyla iyi işler yapmıştık ama konuşulmadı, Çağdaş Atan'ın Basel günleri değerliydi ama konuşmadık, Gökdeniz Karadeniz diye bir gerçek var ama aklımıza dahi gelmiyor. Bu algı da garip..
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger