20 Eylül 2014 Cumartesi

Yaratılan Bu Algı Galatasaray'ı Zaten Başarılı Kılmaz


Her kötü sonucun ardından yaratılan bir Fatih Terim algısı var ve bu algının yaratılmasında da çaba gösteren herkesin Galatasaray'ı tanımadığını düşünüyorum. Galatasaray, Fatih Terim'e mecbur gibi bir hava yaratılıyor ve bizim yanlışlarımız saha içerisinden çok saha dışında. Galatasaray sadece saha içerisinde savaşmıyor diyordum ve arttırarak, Galatasaray kendi içerisinde de savaşıyor diyorum. Keşke saha içerisinde kalabilsek, o zaman yanlışlar biraz daha kolay düzeltilebilirdi.

Herkes Prandelli'ye takılı kalmış durumda. Ligin henüz başı olmasına rağmen, futbol olarak umut vermediğimiz doğrudur, yapılan yanlışlar, özellikle de formayı hak etmeyen bazı isimler üzerinde durulan ısrarlarla Prandelli'yi ben de eleştirebilirim ama iş Prandelli'yi bitirme noktasından, onun futbolu bilmediğine kadar çok derin bir boşluğa doğru yöneltiyor. Klasik Türkiye eleştirileri bir anlamda ama Galatasaray'ın kendi içerisinde yaşadığı kavga henüz 3. haftadan havluyu atmaya çok yaklaştı.

Çare Lucescu'lardan, Mustafa Denizli'ye, Fatih Terim'cilere kadar uzayan bir liste. Mancini takımın başında kalmalıydı diyenlerin sayısı az ama onlar da var. Unutulan nokta ise Bursaspor galibiyetinin ardından baba figürü çizilen Prandelli'nin nasıl oldu da üç kötü sonuçla bu noktaya getirildiği. Galatasaray kendi içerisinde savaşmaya devam etsin, gerçekten başka düşmana ihtiyaç yok.

Gelelim maça, kötü oynadı Galatasaray açık ve net. Topa sahip, ilk yarıda kanatlardan sağlı sollu gelen, hücumda kalmayı da başaran ama pozisyon üretemeyen bir yapı. Karambol toplar hariç, bir tane organize atağımız, Sneijder'in ceza sahası içerisinden bir şutu dışında şu gol de nasıl kaçar dediğimiz bir pozisyonumuz yok. Özetlerden biri bu, hücum planı yok Galatasaray'ın.

Özetlerden ikincisi ise son 15 dakika Emre Çolak'ın sol bek oynaması. Bu da Galatasaray'ın bir planı olmadığının göstergesidir, panik halde, ne yaptığını bilmeyen, her futbolcudan solo performanslar bekleyen ve takım olmanın çok uzağında kalan bir Galatasaray. Kaçımız ikinci yarıya girerken bu maçın çevrilebileceğine inandı, yoksa 2-0'lardan çok maçlar çevirmiştir Galatasaray. Geçen sezon Bursaspor deplasmanını hatırlayın en kötü, 2-0'dan 5-2. Yeter ki o ruh, inanmışlık olsun ama takım kaptanının kafa olarak bittiği, Melo dışında isyan bayrağını açar diye inandığımız bir futbolcunun dahi olmadığı bir takımda da bunu beklemek ne kadar gerçekçi?

Yasin Öztekin'in sağ bek oynaması gibi durumlar konuşulacak son konu bence, denenebilir bu tip maçlarda. Tutar tutmaz bilinez ama farklılık denersin. Sol bek sorunu yaşarken Riera'yı sol bek kazanman gibi, kumardır bu ama girersin, Prandelli de girdi.

Pozitif düşünmeye çalışıyorum ama pozitif nokta çok fazla yok. İlk yarıda takıldım ben. 20 küsür orta yaptık, rakibin tek ortası yokken. Sanki Drogba hala takımda gibi ya da iyi bir pivot santrafor varmış misali. Burak Yılmaz'ı böyle kullanamazsın. Zaten tek santrafor olarak kullanamazsın ama kanat ortalarda ondan kafa golü beklemek Burak Yılmaz'ı tanımıyorum demektir. Böyle oynanacaksa Umut Bulut 11 başlasın, daha faydalı olur.

Bruma değişikliği de hatalı mesela, takımın Sneijder'le birlikte çabalayan iki isminden biriydi ve onun oyundan çıkması Galatasaray'ın zaten az olan hareketliliğini bitirdi. İkinci yarıya hemen 2 değişikle başlamamak diğer hata, bu da olmayan heyecanı daha da öldürdü. Bunun gibi tonla hata sayabilirim ve fatura elbette Prandelli'nin ama zaman tanımadan, yaratılan bu algı Galatasaray'ı zaten başarılı kılmaz. 

Futbol şans oyunu da, Balıkesirspor haddini bilerek, güzel iş yaptı. Defansta kalıp, Alanzinho'nun atacağı toplarla Sercan Yıldırım ve Gökhan Ünal'la birer pozisyona girdi, 2-0'ı buldu. Hızlı hücumlar onlar adına silahtı, iyi kullandılar. Sercan Yıldırım yıllar sonra gol atmayı geçtim, iyi bir maç çıkardı bu sayede. İki gol de seken top belki, bunun dışında Muslera'yı da görmemiş olabiliriz ama bunu futbol şansından öte akıllı oynamaya bağlarım. Galatasaray bir tane pozisyona girmedi, bu da konuşulmalı ve Balıkesirspor tebrik edilmeli.

Orta sahası kötü bu takımın, üçüncü özet bu. Melo da olmayınca daha da bitiyor. Selçuk İnan'ın ahlarda olduğunu, vahlara gelmesinin an meselesi olduğunu görüyoruz. Dzemaili de ortada yok derken, Yekta Kurtuluş'a kalıyor topla dikine çıkıp, pas organizasyonu denemek. Prandelli'nin de en büyük yanlışı buradan gelmekte, bazı gereksiz ısrarlar.

Olcan Adın gibi bir ismin bu takımda olması gerektiğini düşünüyorum, bu konuyu daha uzun konuşuruz. İşin özü, iş taraftarda bitiyor, bu algıyı onlar dağıtacak..

Ronaldinho & Neymar


David Beckham & Zlatan Ibrahimoviç


Sağ Bek Yasin Öztekin?

 
Galatasaray'ın 11'ini maç sabahı öğrenmenin sıkıntılı bir durum olduğunu düşünüyorum. Teknik ekibin bu yönde bir tasarrufu olduğunu düşünmüyorum, eskiden Fatih Terim şov niyetine bir gün öncesinden bazı maçlar öncesinde 11'ini açıklardı ama bu daha farklı bir durum. Köstebek, sızma gibi tabirler de kullanmak istemem ama aşılması gereken bir sorun olduğunu düşünüyorum.

Yansıyan Galatasaray 11'ine baktığımızda Muslera - Yasin Öztekin, Chedjou, Semih Kaya, Tarık Çamdal - Yekta, Dzemaili, Selçuk İnan - Bruma, Burak ve Sneijder'i görüyoruz. Prandelli, 4-3-1-2 dediğimiz formasyonuna devam ediyor ve burada konuşulacak iki durum, Selçuk İnan ısrarı ve sürpriz diyebileceğim sağ bek Yasin Öztekin tercihi.

Zamanında, Kalli de yoklukta Hasan Şaş'ı sağ bek oynatmıştı. Ya da, Fatih Terim'in Kazım Kazım'ı Eskişehirspor deplasmanında oyuna sağ bek olarak soktuğunu hatırlarım. Yiğit Gökoğlan'ı da sağ bek oynatma düşüncesiyle transfer ettiğini biliyorum ayrıca ama bunu hiç denemedi. Bu anlamda Yasin Öztekin'in sağ bek oynatılma düşüncesi de bana ilginç geldi ama denemeye değer.

Yasin Öztekin'in Dortmund altyapısında sağ ve sol beklerde de oynadığını duydum. Ne derece katkı vermiştir, verebilir bilinmez ama Prandelli'nin böyle bir tasarrufu olmuş anlaşılan. Mancini de yeni şeyler denemeyi severdi, bu yönde kazanımları da olmuştu. Semih Kaya'dan sağ bek, Sabri Sarıoğlu'ndan sol bek çıkarabilmişti. Prandelli neden Semih Kaya'yı sağ bekte de düşünmez, Koray Günter stoper ihtimalleri arasına neden hiç yanılmaz bilemiyorum ama bu akşam Yasin Öztekin'i sağ bekte izleyeceğiz, umarım başarılı olur.

Olcan Adın ve Telles tercihlerini de konuşmak lazım aslında. Olcan Adın'ın da sağ ve sol beklerde oynamışlığı vardır, alışık olduğu pozisyonlar ama Olcan Adın değerlendirilmediği gibi, kamp kadrosuna dahil alınmaz oldu. Hepimizin umut beslediği, çok sevindiği bir transferdi ve son döneme de baktığımızda damga vurmuş yerlilerden biri olduğunu düşünüyorum ama Prandelli neden böyle bir karar aldı bilinmez. Telles tercihini anlayabiliyorum, hiç gelişme gösteremedi ve geriye gidiyor ama Olcan Adın kullanılmalı diye düşünüyorum. Teknik direktör belli olmadan transfer yapmanın bir anlamda zararları aslında, bu ihtimali de düşünmek lazım.

19 Eylül 2014 Cuma

Veteran Lig "Hindistan", Son Yolcu Elano


Hindistan Ligi ilginç bir hal almaya başladı. Eski efsanelerin günümüzde oynadığı maçları da severiz, "vay be şu adam neydi" demeyi severiz. Hindistan Ligi'nin de geldiği konum bu, tam anlamıyla bir veteran lig olma yolundalar ve bu tarzın da seveni çok. Alessandro Del Piero, Marco Materazzi, Fransız Nicolas Anelka, David Trezeguet ve Robert Pires, Luis Garcia, Joan Capdevila, Sergio Contreras Pardo, Freddie Ljungberg, James Keene ve David James gibi isimler bu ligde boy gösterecekler, daha da gelecekler var.

Son olarak Elano Blumer'in de Hindistan Ligi'ne gittiğini görüyoruz. Katar, Çin, ABD gibi ülkelere müthiş bir alternatif olmuş durumdalar. Elano'nun gidişini böyle açıklayabiliriz, çünkü Elano 33 yaşında olan bir futbolcu ve Hindistan'a giden futbolcuların yaş ortalamasına baktığımızda 33 yaş aslında o kadar da büyük bir yaş değil.

Elano özeline inersek, olmamış, olamamış bir futbolcu olduğunu görüyoruz. Lucescu'nun Shakhtar'a getirdiği Brezilyalıların çoğu tutan, devamında yıldız olan isimler. O havuzu çok iyi kullanıyor ve bu anlamda da büyük paralar da harcıyorlar. Elano'yu da böyle almışlardı ama tutmamıştı. Shakhtar'dan sonra gelen Manchester City kariyeri de Elano adına bir fırsattı ama olmadı. 

Avrupa'da son durak olan Galatasaray kariyerinin de bir fırsat olduğunu düşünürken, önce 2010 Dünya Kupası yatışı, sonrasında da Galatasaray'ın içinde bulunduğu kötü hal neticesinde Misimovic, Elano gibi isimlerin aslında bir hiç uğruna gittiklerini düşünüyorum. Elano'nun çok başarısız olduğunu düşünmeme rağmen.

2010 Dünya Kupası'nı hatırladım da, Elano iyi maçlar oynasın, piyasa yapsın diye Brezilya'yı tutuyordum. Elano da iyi başlamıştı kupaya, tam piyasa yaptı derken yaşadığı sakatlık onu geriye götürdü ve o sezonun ortasında ülkesine döndü. Neymar'lı Santos'da da Elano'yu izlemek zevkti aslında, güzel işler yaptılar ama yaş 33'lere geldiğinde de para kazanmak bazı futbolcular için biraz daha ön plana çıkıyor ve Elano da bu yolun yolcularından..

18 Eylül 2014 Perşembe

Galatasaray Markasını Tekrar Hatırlamamız Ünal Aysal Sayesindedir

 
Tam emin olmamakla birlikte, ilk kez Ünal Aysal için bir yazı yazıyorum. 2011 Mayıs'ında başkan olmasına rağmen 3 yıl sonra böyle bir yazı yazma gereği duyuyorum, o geçen üç yılda da gelen büyük başarıların farkındalığıyla.

Özhan Canaydın ve Adnan Polat dönemlerinin oldukça başarısız olduğunu ve Galatasaray'ın dip yaptığını benim gibi herkes düşünüyordur. Özhan Canaydın, büyük bir karakter ve çok güzel bir insandır (bu anlamda da asla unutulmayacak) ama onun dönemi başarısız bir dönemdi. Kurtarıcı mahiyetiyle gelen Adnan Polat döneminde ise ortaya konulan içi boş vizyonun yarattığı başarısızlık Galatasaray'ı dip noktaya çekmiştir ve en acı tarafı da Galatasaray belki de hiçbir dönemde o kadar pasif bir görüntü çizmemişti. Bu saha içerisinde oynanan futbol değildir, saha dışarısında Galatasaray'ı düşürdüğü konumla alakalı.

Ünal Aysal dönemi ise bu dip noktadan yeniden başarıya ulaşılan dönemdir. Sadece futbol da değil, basketbol ve diğer branşlarla da birlikte yeniden spor kulübü olduğunu hatırlayan, başarıya odaklanan, daha önemlisi Avrupa kimliğini hatırlayan ve pasif görüntüden kurtaran bir dönem. 

İşin maddi boyutu tartışılır, maddi kısımdan pek anlamam ama ben başarı için geldim diyen ve başarılı olan bir başkan var ortada. Galatasaray'a büyük bir vizyon katmıştır ve bu vizyonun etrafında da yapılan önemli hamlelerle birlikte Galatasaray'ın geldiği noktayı görüyoruz. Tek tek gerçekleşen başarıları yazmama bile gerek yok, görmesini bilen herkes bunun farkındadır.

Fatih Terim üzerinden Ünal Aysal'ın üzerine gidildiğini görüyoruz. Fatih Terim için ilk teknik direktörümüz demesi bence de yanlıştır ama konuşulması gereken konu o değildir. Fatih Terim ismi üzerinden bir gruplaşmaya gidildiğini görüyoruz, Ünal Aysal'cılar ve Fatih Terim'ciler gibisinden. Bu kongre için de değil taraftarlar açısından da geçerli.

Bu tip gruplaşmalar Galatasaray'a zarar verir. Ortada illa bir grup varsa ben Ünal Aysal'ın tarafındayım ama herkesin görmesi gereken şu, Fatih Terim dönemi iyisiyle kötüsüyle bitti. İyi anmak isteyene de kötü anmak isteyene de saygım var (Galatasaray'dan ayrılık süreci ve sonrasında Fatih Terim'i fazlasıyla hatalı ve yanlış buluyorum) ve bu dönem Ünal Aysal'ın dönemi. Geçmişe takılı kalmanın kimseye faydası yok, camiaya da olmayacağı gibi. 

Ünal Aysal'ın başkanlıktan ayrılması Galatasaray'ı en az 10 yıl geriye götürür diye düşünüyorum. Zirve yapmış bir yapı mevcut ve gelen ismin bu vizyonu kaldıramayacağını düşünüyorum. Derin bir Galatasaray var mıdır bilinmez ama Ünal Aysal'ın karşısına çıkacak isim de kimler tarafından çıkarılır az çok biliniyor, muhalif isimler malumunuz.

Elbette Ünal Aysal'ın da hataları olmuştur, en büyük hatası da yönetimini yenileyip bu mevcut yönetimle çalışması. Bu açıdan da mevcut yönetimi yenilemesi, seçime gitmesi ve yeniden başkan seçilip daha güçlü şekilde koltuğuna oturması gerektiğini düşünüyorum.

Galatasaray'ın gelmiş olduğu noktadan ben memnunum. Her sezon Şampiyonlar Ligi'nde oynayan, 3 senede 2 kere şampiyon olmuş, yıllar sonra erkekler basketbolda şampiyon olmuş, Euroleague'de her sezon oynamaya başlamış, kadınlar basketbolda Euroleague şampiyonu olmuş, yıllar sonra lig şampiyonluğuna uzamış, almadık kupa bırakmamış, Galatasaray markasını bizlere tekrar hatırlatmış. Ünal Aysal çok büyük, efsane bir başkandır..

17 Eylül 2014 Çarşamba

Şampiyonlar Ligi'nde 16 maç 9 Gol


Sürekli olumsuzu görmeyelim, bazı olumlu istatistikler de var. Şu an Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde en golcü futbolcusu 13 golle Hakan Şükür ve Burak Yılmaz'ın dün attığı golle birlikte 9 gole ulaştığını söyleyelim. Üçüncü sırada da 6 golle Mario Jardel var ve Jardel'in bunu sadece bir sezonda yaptığını görüyoruz ama o farklı bir mevzu.

Selçuk İnan özelinde olduğu gibi Burak Yılmaz da eleştirilerin odak noktası durumunda. Performansı onun da iyi seviyede değil ama Burak Yılmaz'ı Selçuk İnan'dan ayıran bir özellik varsa, Burak Yılmaz her dönem eleştirildi, en iyi olduğu günler de bile beğenmeyeni vardı. Çok tepki yedi ama o formasını bırakmadı mesela, aksine oynamaya devam etti, Galatasaray'ı da en iyi yaşayan isimlerden biri olduğunu düşünüyorum. 

Karakter farklılıkları, Selçuk İnan belki en iyi arkadaşı ama aslında ondan çok farklı bir karakter yapısına sahip. Ayrıca Burak Yılmaz'a da maç içerisinde tepki göstermek onu daha iyi yapmayacak ya da Galatasaray'ı daha iyi noktaya taşımayacak.

Selçuk İnan'ın düşüşü kafaca bir durum, Selçuk İnan'ın dinlendirilmesi, kendini dinlemesi şart. Burak Yılmaz'ın düşüşü ise tamamen sistem, taktik gibi konularla alakalı. Tek forvet olarak Umut Bulut, Burak Yılmaz'dan daha etkili mesela, yapısı buna müsait. Burak Yılmaz tek forvet oynayamaz, onu kanat forvet gibi kullandığında da geçen sezon olanlar yine olur. 

Ondan en iyi verimi almak çift santrafor oynatmaktan geçiyor ve Pandev uyumu sağladıkça Burak Yılmaz'ın da yükseleceğini düşünüyorum, bu yüzden mevcut düzen içerisinde ısrar etmek gerektiğini düşünüyorum.

Ayrıca Galatasaray forması altında da Hakan Şükür'ün herhangi bir rekorunu kırmak, buna yaklaşmak çok büyük olaydır, konuşulması gereken bir konudur.

Bu Adam Takımın Kaptanı, Unutulmamalı


En dip noktayı görmüş olan Galatasaray'ın yeniden yükselişinde ki en önemli 2-3 isimden biridir Selçuk İnan. Bir anlamda onun Galatasaray'a transfer olması Türk futbol tarihinin de kader noktalarından biri olmuştur ve ilk şampiyonlukta da Selçuk İnan'ın katkısını tartışamayız.

Sadece bir sezon içerisinde Galatasaray'ın simge isimlerinden biri konumuna geldi ve takım kaptanlığına kadar da yükseldi. Geçen yılları birazdan tartışırız, performansı, futbolu inanılmaz bir düşüş içerisine girmiştir ama şu an yaşadığımız süreç Selçuk İnan'ı kaybetme sürecidir ve acil önlem alınmazsa son kaçınılmazdır.

Hala Selçuk İnan'ın önemli bir değer olduğunu düşünüyorum, benim çok sevdiğim futbolcuların başında gelir. Futbolunu ben de beğenmiyorum, en ağır eleştiriyi de ben getiriyorum ama geçmişi ve onun karakterini de unutmadan. Selçuk İnan'ın yeniden toparlanmaması için hiçbir neden yok, bu anlamda Prandelli çok büyük bir değer ama şu sıralar Selçuk İnan'ı sürekli 11 başlatmaktan öte, onu en azından 2-3 hafta yedek oturtabilmek en azından kafa olarak Selçuk İnan'ı geri getirebilir. 

Bu adam takımın kaptanı, bu unutulmamalı. Ayrıca aldığı para üzerinden eleştiriler geliyor, Burak Yılmaz'la ikisinin sözleşmesinin uzatılması da o sırada yanlış bir hareketti ama bunun sorumlusu bu futbolcular değil yönetimdir. Para üzerinden eleştiri yapmak çok çirkin ya da doğru eleştiri doğru kişilere yapılmalı.

Fatih Terim'le gelen 2. şampiyonluğu hatırlayın. Melo felaket girmişti sezona ve her maç kötü oynuyor, takıma geç katılması üzerinden eleştiriler geliyordu. Melo'yu birkaç maç yedek bırakınca, Melo'nun nasıl toparladığını gördük. Aynı şekilde, bir Kasımpaşa maçının ardından Burak Yılmaz'ı da iki hafta yedek oturttu, ısınmaya dahi gönderilmedi ve dönüş yaptığı Antalyaspor maçıyla birlikte çıkışını yeniden izledik.

Selçuk İnan için de yapılması gereken bu, kimsenin forması garanti olmamalı. Kafa olarak kendisini toparlamaya ihtiyacı var bu adamın, gittiği yolun adı tükenmişlik sendromu olacak ve geri dönüşü olmayan bir yola da girmek üzereyiz. İşin tepki boyutunu maalesef ayarlayamıyoruz, doğru yerde doğru zamanda o tepkiyi gösteremiyoruz.

Henüz 2 lig maçı oynadı bu takım ve ilk Şampiyonlar Ligi maçına çıktı. Evet, içeride oynanan Anderlecht maçının telafisi yok ama günah keçileri çıkarmak adına da çok erken bir dönem. Nasıl başarsak öyle gider, bu haftalarda böyle tepkiler geliyorsa ilerleyen haftaları düşünemem. Destek döneminde olduğumuzu düşünüyorum ve biraz zaman vermek gerektiğini düşünüyorum. Bütün takım için bu söylediğim.

Prandelli'nin adaletine güveniyorum ve umarım Selçuk İnan'ı biraz dinlendirir. Onu en iyi şekilde kazanmanın yolunu Prandelli biliyor..

Galatasaray 1-1 Anderlecht, Chedjou'yu Pamuklara Saralım


Chedjou'nun yaptığı asist, onun ulaşabileceği en yüksek seviye, performansını taçlandırabileceği doruk noktası oldu. Maçın sonunda sorumluluğu alıyor ve onca kanatın arasında Chedjou sahneye çıkıyor ve yaptığı asistle takımını mağlubiyetten kurtarıyor. Chedjou adına destanlar yazabiliriz ama genel manada Galatasaray için mevzuya eğildiğimizde ise trajikomik bir durum.

Zor bir maç olacaktı, öyle de oldu. Anderlecht, Galatasaray gibi takımlar açısından ters bir takım, nedeni de Galatasaray'ın bu maçlarda nasıl oynayacağını kestirememek. Geçmiş yıllarda da baktığımızda bu tip maçlarda kaybedilen puanları görüyoruz ve şaşırmadık. Görece olarak, kağıt üzerinde en rahat maç bu görünüyordu, kendi sahanda Anderlecht'den alacağın 3 puanla yola başlamak ama grup 3.'lüğü için dahi avantaj kaybedildi. Yine de ucuz kurtardık, Şampiyonlar Ligi'nde kazanamıyorsan kaybetme felsefesi fazlasıyla geçerli.

Baskıyı kurduğunda, bunu sonuca döndüremezsen Anderlecht cezayı rahatlıkla kesiyor. Yaş itibariyle genç bir ekip ama tecrübe ve akıl üst düzey. Anderlecht için ne durumda olursa olsun, önemli bir kültür dememin de nedeni bu, felsefeleri değişmiyor. Galatasaray karşısında da cezayı kestiler, tam baskının geldiği, rakip sahaya oyunu yıktığımız anda Anderlecht golü geldi, kazanmaya da fazlasıyla yaklaştılar. Çıktıkları her hızlı hücum potansiyel tehlikeydi ve Chedjou, Semih Kaya ve Muslera gibi isimleri her maç olduğu gibi yine ön plana çıkarıyoruz.

Galatasaray'ın çıkabileceği en iyi 11 buydu aslında. Maç öncesi Veysel Sarı yerine Tarık Çamdal'ı yazmıştım sadece, genelin düşündüğü kadro buydu ama maç geneline baktığımızda Veysel Sarı ve Telles'in yapamadıklarını, Tarık Çamdal'ın 10 dakikada yapması bazı şeyleri de özetliyor aslında. İşin bir de Selçuk İnan boyutu var, ayrı bir parantez açılması gereken. Ne hücumda ne de savunmada var, yenilen golde nasıl geçildiğini gördünüz. Dzemaili'nin de savunma zaaflarını konulşabiliriz ve Melo'nun dönüşü bu anlamda Galatasaray'ı kurtardı, her ikisinin yarattığı savunma zaaflarını kapatabileceği kadar tek başına kapattı.

Bruma'nın oyuna girmesi de Galatasaray'ı hareketlendirdi, Pandev henüz uyum aşamasında. Bu yüzden de beklenen hücum organizasyonları gerçekleşmiyor. Sneijder'in aldığı sorumluluğun da altını çizebiliriz, müthiş mücadele etti, özellikle de Selçuk İnan oyundan çıktıktan sonra sazı tamamen eline aldı ama o da sonuca gitmekten henüz uzak.

Tribün profili de konuşulmalı. Ben her şartta Galatasaray'ın, özellikle de Şampiyonlar Ligi'nde yalnız bırakılmaması gerektiğini düşünüyorum. Yaratılan birbir angaryanın farkındayım, tepkiler fazlasıyla anlaşılabilir ama gerek tribünlerin tamamen dolmaması, gerek (haklı gerekçeleri olmasına rağmen) işin tepki boyutunun destek boyutundan önde olması ve her ne olursa olsun Selçuk İnan özelinde başlayan ve bazı isimlere yayılan tribün tepkisinin işin rengini değiştirmesi üzücü. Galatasaray bu maçı kurtardı ama içeride oynayacağımız diğer maçlar açısından tribün boyutunu doğru ayarlayıp, taraftarı takımın rüzgarı yapmak zorundayız.

Ucuz kurtardık, tekrar yazıyorum. Kazanamıyorsan kaybetme ama Anderlecht'i TT Arena'da yenmek zorundaydık, bu maçın telafisinin olacağını düşünüyorum. Ancak Arsenal deplasmanından koparılabilecek puan tekrar bizi iddialı yapabilir, bunu da yapabiliriz ama şu görüntü imkansızı zorladığımızı gösteriyor, her ne kadar imkansızları geçmiş yıllarda imkanlı hale getirmiş olsak.

Önde Özen de çok güzel söyledi "Biz 97'li oyuncuyu A2 takımına koyunca "oo büyük iş yaptık" diyoruz, adamlar bu oyuncuları Şampiyonlar Ligi'nde oynatıyor." diyerek. Bu da Anderlecht'in ortaya koyduğu kültür ile alakalı.

Şu uyum dönemini bir an önce atlatır ve önümüze daha sağlıklı bakarız umarım. Tarık'ın son 10 dakika yaptıkları bile beni heyecanlandırmaya yetti, durum o kadar da vahim değil ama treni kaçırdıktan sonra yola girmek Galatasaray'a ne derece değer katabilir?

15 Eylül 2014 Pazartesi

Başlıyoruz "Şampiyonlar Ligi"

Eskişehirspor maçında kaybedilen puanın telafisi var, ligin henüz 2. haftası ve son gün gelen transferler, bu isimlerin de banko oynayacak futbolcular olması derken telafi edilebilir, zaman gerekiyor. İşin Şampiyonlar Ligi boyutuna indiğimizde ise içeride oynayacağımız Anderlecht maçının telafisinin olduğunu düşünmüyorum, böyle de bir gerçek var.

Eskişehirspor maçında oynanan futbola bakarak Galatasaray için karalar bağlamam. Kötü bir futbol vardı, hücum anlamında keyif vermedi belki ama işin Avrupa noktasında Galatasaray değişiyor. Başında hangi teknik adam olursa olsun söz konusu Avrupa olduğunda Galatasaray kimlik değiştiriyor, bu da Avrupa geniyle alakalı bir durum. Bu yüzden Eskişehirspor maçında şöyle oynadık, Anderlecht maçında da aynısı olur demek mümkün değil.

Zor ama keyifli bir grup. Real Madrid ve Juventus'lu gruba göre daha imkanlı belki ama çok zor. Böyle zor bir grupta da Anderlecht maçlarını kazanmak zorundasın, ortaya bir iddia koyacaksan. Dortmund veya Arsenal gibi takımlar Anderlecht maçlarına 6'şar puan yazabilirler belki ama maalesef Galatasaray'ın bu tip takımlara karşı zorlanabildiğini görüyoruz.

Arsenal veya Dortmund'a karşı kazanmak, puanlar almak Galatasaray adına sürpriz olmaz bence, geçmiş yıllara baktığımızda bunu görüyoruz. Geçen sezona bakın, Juventus'tan 4 puan alabildik, Kopenhag deplasmanında ise kaybettik. Anderlecht'in de ne yapacağını kestirmek güç, belki grubun en zayıf halkası durumundalar ama onlar da önemli bir futbol kültürü, bunun altını çizmek gerekiyor. Galatasaray için de telafisi olmayan ama o kadar da kolay geçmeyecek bir maç

Yabancı sınırının olmaması Galatasaray'ı daha alternatifli kılıyor tabii, 8 yabancısını en iyi şekilde kullanabilir. Mesela, Tarık Çamdal'ı sağa atıp Telles'i solda oynatmak mümkün. Ligde 6 yerliyi seçmek için karalar bağlanırken, Anderlecht karşısında asıl Galatasaray'ı izleyebiliriz. Melo da oynayacak, seyirci de olacak, Pandev, Dzemaili gibi isimler de birlikte oynayabilecek derken Prandelli'nin eli daha rahat.

İşin özünde ise Şampiyonlar Ligi yatıyor, sonunda başlıyoruz, gerçekten özledik. Galatasaray'ın ait olduğu yerin bu lig olduğunu düşünüyorum, Şampiyonlar Ligi'nin verdiği keyif ve heyecan çok başka. Yarın da Galatasaray'ın yapması gereken Avrupa kimliğini ortaya koyması, bu geni hatırlaması. Zor bir gruptayız ama ortada bir iddia varsa bu da Galatasaray'ın geçmişte başardıklarıyla ilgilidir..
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger