31 Ocak 2015 Cumartesi

31 Ocak 2005, Frank Ribery Galatasaray'da


Galatasaray tarihine geçmiş, nesilden nesile aktarılacak bir hikaye. Ülkemize gelen birçok potansiyel futbolcu gördük, tanıdık, hala da Bruma ve Telles gibi futbolcuları yaşıyoruz mesela. Birkaç yıl sonra nerede olurlar, ne yaparlar bilinmez, potansiyellerini ne ölçüde değerlendirirler. 

Frank Ribery ise o potansiyeli değerlendirenlerden, bugün Dünya'nın en iyi birkaç futbolcusundan biri durumunda. Hatta 2013 yılının en iyisi bile diyebiliriz. Bugünün yükselen değeri olan Bayern Münih'in büyük kozu. İşte o Ribery'i Galatasaray'ın bulup, getirmesi ne kadar büyük bir olaysa, elinden 200 bin avro gibi bir rakam yüzünden kaçırması da o kadar büyük bir olay.

Özhan Canaydın'ı severim. Çok beyefendi bir başkandı, hala özlemle andığımız bir isim. Ama futbol yönetimi bir o kadar başarısızdı, maalesef bunu da kabul etmek gerekiyor. Sadece Ribery'nin kaçması değil mevzu, yaşanan ekonomik sorunlar, plansız hareketler, 2. Terim dönemi gibi birçok etmen sayılır. Bugünün yükselen borçlarında Canaydın döneminin de payı büyük oldu, maalesef 2000 sonrası Canaydın döneminde o kadar iyi geçmedi.

Ribery'e gelirsek. Galatasaray'a gelmeden önce benim tanımadığım bir futbolcuydu. 2004-2005 sezonunun devre arası transfer döneminde geldi, hatta o dönem Fenerbahçe de Anelka'yı almış ve Ribery transferi sonrasında Anelka'nın bonusu tarzında yorumları da okuduk. Tabii o dönem Anelka büyük futbolcu, gerçi Fenerbahçe'den ayrıldıktan sonra da büyümeye, Chelsea formasıyla da istikrar kazanmayı başardı ama Ribery'nin geldiği nokta çok farklı oldu.

O yarım sezonda oynadığı 17 maç var ve 6 asist 1 gol. Yaş ise 22. Oynadığı futbol hala aklımda, unutlmaz 5-1'lik Fenerbahçe galibiyetini de atlamayalım, Hagi'nin tarihi hatası sonucunda Ribery'i erken oyundan alması farkın daha başka boyutlara gelmesini engellemişti. 

Ribery'nin bu yükselen formu sonrasında da bir sonraki sezon adına biz Galatasaraylılar büyük heyecan duyarken ve yeni bir yıldız kazandık diye düşünürken Ribery'nin elden kaçırıldığı haberini aldık. 200 bin avro, şaka gibi. Özhan Canaydın ise 10 milyon avro'luk madde var, biz haklıyız diye bizleri oyalarken (belki de Canaydın başkaları tarafından kandırılırken) Ribery ise Marsilya formasıyla aldı yürüdü, 2006 Dünya Kupası'nda kendisini tanıttı, 2007 yılında Bayern Münih derken kulüp bazında kariyerinde kazanmadığı kupa kalmadı, Dünya'nın sayılı futbolcularından biri oldu.

Birkaç gün önce rüyasını gördüm aslında, twitter'da da paylaşmıştım. Ribery tekrar Galatasaray'a transfer oluyordu. Olabilir, hayat bu tip sürprizlere açık ama şu sıralar Ribery'i gördüğümüzde düşündüğümüz tek şey, "Ribery bir dönem Galatasaray formasını giydi, şaka gibi"..

Aralık 2000, Bir Türk Takımının Ulaştığı En Yüksek Nokta


Unutmadığım bir tarihtir. 2000 yılı Aralık ayında IFFHS tarafından Dünya'nın en iyi futbol kulüpleri sıralamasında 1. sıraya yükselmiştik. Bir Türk takımının da ulaştığı en yüksek nokta bu olmuştu ve ilerleyen yıllarda biz dahil hehangi bir Türk takımı da bu başarının yakınından dahi geçemedi. Çok uzun yıllar geçebilecek gibi de görünmüyor. O dönem başka, o Galatasaray çok farklıydı..

Anlam Veremediğim Bir Sevda; Stoper Aşkı


Şu an bulunduğu noktaya büyük saygı duyduğumu söyleyerek başlamak istiyorum. Galatasaray dönemini çoğumuz hatırlamaz bile. İstanbulspor'dan transfer edilmişti ve yaz döneminde Gerets'in özel olarak defanstan top çıkarmak üzerine Yalçın Ayhan'ı çalıştırdığını hatırladım. Song & Tamas ikilisinin arkasına alternatif olarak gelmişti ama Song'un Afrika Uluslar Kupası'na gittiği dönemde bu şansı iyi kullanamadı, devamında Emre Aşık yeniden Galatasaray'a döndü derken o sezon şampiyon kadronun içerisindeydi ama katkı sağlamadı. 

Devamında da takımda kalması imkansızdı zaten. Alternatif anlamında bir sonraki sezon Tolga Seyhan geldi, kalite ve tecrübe anlamında bir adım öndeydi ama o da olmadı mesela. Farklı bir konu tabii bu.

Yalçın Ayhan'a saygı duymamın nedeni ise, Galatasaray'dan ayrıldıktan sonra kendisinden herhangi bir beklentim yoktu, bugün olduğu noktaya gelebileceğini tahmin etmezdim ama geldi. İyi bir Süper Lig futbolcusu oldu, Antalyaspor formasıyla istikrarlıydı mesela. Gaziantepspor forması giydi, Orduspor'da oynadı, Kasımpaşa'da kaptanlığa kadar yükseldi derken yaş aldıkça değerlenin bir isim oldu ve sezon başında Beşiktaş'ın kapısından döndüğünü söyleyelim. 31-32 yaş aralığında yapıyor bunu, saygı duyulacak nokta da bu zaten.

Şimdi de Başakşehir formasıyla iyi bir sezon yaşıyor. Ligin en az gol yiyen takımı durumundalar, Yalçın Ayhan da o savunmanın önemli bir parçası. Galatasaray'ın da stoper krizi diye adlandırılan ama bence herhangi bir kriz olmayan bu döneminde gündeme gelmiş, hatta Chedjou erken dönüş yapmasaydı bu transfer de gerçekleşecekti. Büyük hikaye olurdu cidden, Necati Ateş'in yıllar sonra dönüşü misali ama ondan daha büyük bir hikaye. Galatasaray'dan birşey olmayacak diye gönderilen, bir futbolcuydu, yıllar sonra dönüşü olay olurdu.

Yine de kendisine ne kadar saygı duyuyor olsam da Galatasaray'ın ayarında bir stoper olmadığını söylemem gerekiyor, transferi durumunda zaten bunu görürdük. Sadece onun özelinde de konuşmamak lazım, hep yazdığım şeyleri tekrar edeceğim belki ama Serdar Aziz vari bir isim de gereksiz ya da herhangi bir x stoper. Chedjou'nun da erken dönmesi eli rahatlattı. Ayrıca Hakan Balta ve Koray Günter ikilisi o kadar da sırıtmadı, 1-2 haftaya Semih Kaya da geliyor zaten.

Uğur Demirok eğer Trabzonspor'a gitmeseydi Galatasaray'a gelecekti. Yalçın Ayhan, Chedjou dönüşü sonrası rafa kalktı. Bunun adı da transfer yapmak için transfer yapmak, Hamza Hamzaoğlu'nu anlamadığım noktalardan biri. Yine ısrarla stoper istiyor, ben mantığını çözemedim? Mantığını çözemediğim bir konu daha var, onu da ilerleyen saatlerde yazayım. 

27 Ocak 2015 Salı

CIA Ajanı Değilim, Meçhul Şarkıcı Erhan Güleryüz de; Koçum Kosecki

Twitter üzerinden severek takip ettiğim bir karakter Koçum Kosecki. Kendine has tarzıyla olayları yorumluyor, kendisini severek takip ediyoruz. O da sağolsun bizleri kırmadı ve uzun bir aradan sonra beni röportaj olayına geri döndürdü. Hem kendisini merak edenler için, hem de Galatasaray üzerine güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. 


Herkesin merak ettiği soruyla başlayalım, neden Koçum Kosecki, bu nick ile yola devam etmeye nasıl karar verdin?

Koçum Kosecki: Abi herkes merak etmiyordur bunu : ) Öncelikle ropörtaj verecek kalibrede birisi olduğumu düşünmüyorum, soruları “ben kimim ki yahu” cümlesiyle karşıladım ama teveccüh gösterip sorduğun için cevaplamak boynumun borcu tabii.

90 yılında Galatasaray’a gelen Kosecki’yi en çok babam seviyordu sanırım. Ben 5-6 yaşındayken bi idmanı izlemeye gittik. Sarı yelekli takımla, kırmızı yelekli takım maç yapıyordu. İkisi de Galatasaray. Babama “biz hangi takımı tutuyoruz” dedim, “ikisini de tutuyoruz” dedi. Olmaz, bi takımı tutalım diye tutturunca da “sarı takımı tutuyoruz” demişti, “Kosecki sarı takımda.” O dönem ağzından düşürmediği laf da “Koçum Kosecki”ydi. Kosecki gol atıyor “Koçum Kosecki”, başkası gol atıyor “Koçum Kosecki”, son düdük çalıyor, babam eve beni omzunda taşırken yol boyu “Koçum Kosecki” diye mırıldanıyordu.

Kosecki 1992 yılında gitti. Babam da 1993 yılında. Ben daha 7 yaşındaydım kaybettiğimizde. Aklımda çok az şey kalmış, onlardan biri de “Koçum Kosecki”. Vaktiyle Galatasaray Sözlük’e üyelik alırken aklıma direkt bu isim geldi. Öyle de kaldı.


Herkesin bir takım tutma hikayesi de vardır, senin Galatasaray sevdan nasıl başladı, nasıl gelişti ve Galatasaray için unutmadığın, unutamadığın isimler, anlar hep merak ettiğimiz konular.

Koçum Kosecki: Aslında yukarıda bir nevi cevabını vermişim. Babam kendimi bildim bileli beni maça, idmana götürürdü. 92 yılında bi gün iki baklava alıp yine idmana gitmiştik. Babam oyunculara baklava yedirirken foto çektirip evin duvarına asmayı planlıyordu. Gittik, herifin biri koli koli muz getirmiş, oyuncular şişmiş. Babamın baklavalarla ve futbolcularla foto çektirme planı yattı tabii. O an bi baktım oyuncular idmandan çıkıyor. Bi anda Stumpf, Falco, Arif ve Hakan Şükür’ün arasındayım. O neslin yeri ayrıdır her zaman.

Hakan ilk geldiğinde 9 numaralı formasını almak için tutturmuştum. Sene 92. Store filan hak getire. Merter’e girip babamla fellik fellik aradık. Forma var, ama numarası 9 değil. Ben tutturmuşum illa 9 olacak, Hakan Şükür olacak. Akşama kadar aradık bulamadık. Baktık 8 var. Arif’in numarasıydı o zaman yanlış hatırlamıyorsam. Aldı babam, 8’in sol alt kenarını özene bezene kesti. Oldu sana 9. Öyle gururla giymiştim 9’u. Kralı çok severdim o zamanlar.

Yani Galatasaraylılığım öyle Nick Hornby’ninki gibi ani, tutkulu filan olmadı. Normal, düz, Florya’dan, Merter’den geçen, babadan kalma bir Galatasaraylılık.


Twitter'da takip edilen, çok sevdiğimiz bir yüzsün. Esprili bir tarzın var ve seni de farklı kılan yön bu. Sen kendini nasıl tanımlıyorsun, sosyal medyada bu yönle tanınmak nasıl bir olay?

Koçum Kosecki: Üzerine çok kelam edilecek bi şey yaptığımı düşünmüyorum. Tweet yazıyoruz işte : ) Ama Twitter’ı bi yandan küçümserken, bi yandan hakkını verelim. Ortalama 400 insan takip ediyorsam bu 400 kişinin herhangi bir konudaki görüşlerini direkt olarak alabiliyorum. Gerçek hayatta bunu yapmak imkansız. Gerçek hayatta kimi dinleyeceğini seçmen zordur, seçmek yerine bolca maruz kalmak vardır. Twitter bu açıdan gerçekten mühim. Yayın akışını kendin belirleyebiliyorsun, güzel hadise.


Soruları hazırlamaya başladığım tarih Drogba'nın Galatasaray'a transfer olduğu tarihe denk geliyor, 2. yılındayız. Sadece Drogba için sormak istemiyorum, Sneijder'i de işin içerisine katarak yaratılan bu vizyonun devamı neden gelmedi de, şu an yaşadığımız süreç yaşanmaya başladı?

Koçum Kosecki: Drogba ve Sneijder nefis transferler ama vizyon denir mi bilmiyorum. Muhteşem transferler, elbette, fakat bana sonrası düşünmeden yapılmış, etraflıca planlanmadan girişilmiş hamleler gibi geliyor. En azından 2013 ocağında Sneijder ve Drogba’yı alan ekibin 2014 ocağında iyi de para harcayarak yaptığı transferler bu vizyon teorisine ters düşüyor.

Toplama bilgisayarlarda parça uyumu diye bir şey vardır. Eski kasaya yeni bellek kartı takmak istediğinde uyum göstermez. Ya eski bir kart takman lazımdır, ya da tüm kasayı yenilemen. Biz Sneijder ve Drogba’yı aldıysak, tüm kasayı yenilememiz lazımdı. Mevcut takım bu ikiliyi o dönemki fizik kaliteleriyle kaldıracak durumda değildi. Takımı yönetenler o esnada birbirlerini yiyor olmasaydı yine de kısa vadede başarı gelebilirdi, gelmedi.

Maçları coşkuyla beklediğimiz 2013 Şubat ayından bir lig 11’i:

Muslera-Eboue-G.Zan-Dany-H.Balta-Hamit-Selçuk-Sneijder-Amrabat-Drogba-Burak

2015 kadrosunun, gördüğümüz bu kadrodan çok daha kalitesiz olduğu söylenebilir mi? Bence söylenemez. Ama aradan geçen 2 yılda sadece bonservise harcanan toplam 50 küsur milyon Euro’ya çok daha kaliteli bir takım kurulabilirdi. Bu fırsatı kaçırmamız, ve hoca tercihlerindeki epik hatalar bugünü hazırladı bize biraz.


Seveni var, sevmeyeni var, kaçıp gitti diyeni var, kaçırıldı diyeni var, geri dönsün diyen var derken hakkında birçok soru barındıran isim Ünal Aysal. Sen kendisi için ne düşünürsün, nasıl bir başkan profili izledik?

Koçum Kosecki: Bana başkan ve yöneticileri çok sevmek, ateşli şekilde desteklemek çok doğru gelmiyor. Galatasaray’ı, Fener’i, Beşiktaş’ı canından çok seven adamlar bu kulüplere başkan olacak süreçleri tamamlayamazlar. Hiçbir zaman vatanını tüm çıkarlarının önünde seven bir başbakan ya da kulübünü bir taraftar kadar hesapsız seven bir kulüp yöneticisi göremeyeceğiz. Çıkarcı bi kitlenin domine ettiği futbol yönetimi ortamında bize daha çok kupa kazandıran, başımızı daha az öne eğen adamı kendimize yakın bulmaktan, “yiyor ama çalışıyor” der gibi desteklemekten başka çaremiz de yok. Ünal Aysal da takımı oyunda tutmuş, camianın yitirmek üzere olduğu özgüveni geri kazandırmış olmasıyla öveceğim birisi. Ansızın gitmesiyle sonuçlanan son dönemi de sitemi hak ediyor.

Biz futbolu çok iyi niyetle izliyoruz ve arkada dönen tatsız planları çoğunlukla bilmiyoruz. Belki de olay bambaşka şekilde gelişti ve biz burada boşuna konuşuyoruz. Şu sisli ortamda yine de, başkanlar kazandığı kupalar kadar hatırlanır diyebiliriz. Hakan Şükür’ün attığı golden fazla kaçırdığı vardır. Ama bugün kaçırdıkları hatırlanmıyor. Ünal Aysal için de yıllar sonra akla 2 şampiyonluk ve Çeyrek Final gelecek. Bu tabloyu daha unutulmaz da kılabilirdi tabii, yazık oldu, yapacak bir şey yok.


Geleceğe yönelik Galatasaray'la ilgili beklentilerin nedir peki, ne olmasını isterdin de ne oldu veya olmalı?

Koçum Kosecki: Galatasaray’dan en büyük beklentim, çok büyük bir takım olmaya çalışmaması. Biz hiçbir zaman Bayern Münih gibi başarılı olmayacağız. Bayern Münih kadar başarılı olsak bile, Bayern Münih gibi, yani onların tarzıyla başarılı olmayacağız. Barcelona gibi altyapıyla, Real Madrid gibi transferle kupaları kucakladığımız günler gelmeyecek.

Hagi’nin yer aldığı 96-2000 dönemi muhteşem bir dönemdi ama bizi de büyük bir yanılgıya itti. Başarının sadece çok kaliteli ve tecrübeli 2-3 yabancının yanına konan cengaver gibi yerlilerle geleceğini, tek modelin bu olduğunu düşündük. Bu tabii ki bir modeldir ancak bunun işlemesi için Hagi gibi, Popescu gibi, Taffarel gibi 10 yılda bir görülecek adamlara denk gelmen gerekir. Bir zamanların Akçaabat Sebatspor’unu hatırlıyorum. Takımdaki 11 oyuncunun neredeyse tamamı bir zamanlar büyük takımların formasını giymiş oyunculardı. Ama Akçaabat çok çok düşük puanlar alarak küme düştü. Büyük takımlardan aldıkları oyuncuların ne kalitesi ne de top oynama hevesi kalmıştı.

Benim en büyük korkum, Şampiyonlar Ligi seviyesinin Akçaabat Sebatspor’u olmak. Biz başarıyı yakalayacaksak, muhtemelen Atletico Madrid gibi yakalayacağız. Geniş davranan Türk oyuncusuna sahayı dar edecek otoriter bir hoca, kendini dünyanın en büyüğü saymayan yerli, “nereye geldim ben” demeyen yabancı futbolcular ve keyfine göre hareket etmeyen, hocayı dinleyen bir yönetim. Koşarak, mücadele ederek, uğraşarak yakalayabiliriz başarı yakalayacaksak. Yıldız değil, yıldızlaşan futbolcular olacak kadroda. Bizi yenebilen Anadolu takımlarının yaptığını yapacağız büyük takımlara. Anca böyle gelir eski günler, eski günleri yerine getirmeye çalışarak geleceğini sanmıyorum.


Gerçek ismini bilmediğim gibi merak da etmiyorum, zaten seni de özel kılan şey bu. Herkes benim gibi düşünüyordur. Tüm bu internet dünyası dışında neler yaparsın, zamanını nasıl geçirirsin, ne işle meşgulsün. Bu profilin altında yatan kişi kim? (artık öğrendim :) )

Koçum Kosecki: Yani CIA ajanı değilim, meçhul şarkıcı Erhan Güleryüz de değilim. Zamanında nickle başladım, şimdi bi anda kendi fotomu koyup kişisel hesaba dönmek garip geldiği için böyle devam ediyor.

Yıllardır yazarak para kazanıyorum. Senaryo, reklam, yarışma programı derken yazmadığım şey kalmadı. Şimdi de bir ajansta sosyal medya için metin yazarlığı yapıyorum. Markaların sosyal medyada olmasından nefret ederim. Yani iş tekliflerine açığım :(


Bizleri kabul ettiğin için teşekkür eder ve Sportif Cümleler için ne söylemek istersin, ne düşünürsün, hakkımda senden eleştiri almak isterim :)

Koçum Kosecki: Blog hadisesi genelde geniş bir kadro ve büyük bir hevesle açılıp ikinci ayda “beyler bloğu boşlamayın” a evrilen, 4-5 aya kalmadan da tarihin tozlu sayfalarına karışan örneklere tanıklık etti. Sportif Cümleler bu açıdan takdire şayan, büyük bir emekle, özveriyle, kaliteden sapmadan uzun zamandır gidiyor. Bunun yanı sıra blogda yemek tarifleri bölümü olsa iyi olur.(gülüşmeler) Hayatımda ilk kez röportaj veriyorum bir şekilde olayı gülüşmelere bağlamalıydım. Sevgiler.

Sadece Kupa Değil, Tarih de Galatasaray'ın


1995 - 1996 sezonu Türkiye Kupası finali. Yer Şükrü Saraçoğlu Stadyum'u. O zaman final çift maç üzerinden oynanıyordu ve ilk maçı da Ali Sami Yen'de 1-0 kazanmıştı Galatasaray. Rövanş maçında ise normal süre Fenerbahçe'nin 1-0 üstünlüğüyle geçildi ama 116. dakikada Saunders'in muhteşem golü sadece kupayı değil tarihi de Galatasaray'a getirdi. Souness'in Ulubatlı unvanını kazandığı maçtan bahsediyorum, normal bir derbi veya final değildi bu. Fotoğafta da kupa kaldırılıyor, Saraçoğlu'nda kalkan kupalardan biri daha..

2 Yıl Önce Bugün, Drogba Galatasaray'da


Sadece 1.5 sezon oynayıp, böylesine bir iz bırakmak, yıllar sonra bile hatırlanmak Drogba gibi futbolcuların başarabileceği bir şey. Gelecek yıl da 3 yıl önce bugün diyeceğiz, her yıl anmaya devam edeceğiz ama şu dönem yaşanan Drogba özlemi çok farklı.

En az bir sezon daha oynardı, neden vazgeçildi bilmiyorum. Yabancı kontenjanı desek Pandev niye alındı, maddi şartlar desek Olcan Adın ve Tarık Çamdal için o paralar niye harcandı. Drogba bitti desek, bitmediğini Chelsea forması altında görüyoruz. Diego Costa destanı yazılıyor belki ama arkasında tecrübe ve kalite sosu harmanlı alternatifi Drogba var.

Forvet transfer edilmeyecek belki ama bir forvet ihtiyacı olduğu da bir gerçek. Maddi şartlar bu transfere engel. Cassano boşta mesela (Bari ile anlaşacak), 6 ay için inanılmaz bir hamle olurdu. Osvaldo kiralık gitmek için takım arıyor, böyle bir psikopat Galatasaray tribünleriyle kendinden geçerdi. Fernandao deniliyor (asla hayır demem), onun da transferi şu aşamada sıkıntı. Elde Drogba gibi bir isim olsaydı bugün bunları konuşmayacağımız da kesin.

Drogba'yı özel kılan durumlardan biri de hala Galatasaray'ı unutmaması, bu yönde paylaşımlar yapması, takımı iyi takip etmesi. İyi bir Galatasaray taraftarı kazandık aslında, Roberto Mancini misali o da Galatasaray'ı bir ömür unutmaz. 

Bizler de şanslı nesiliz tabii, Drogba gibi bir futbolcuyu Galatasaray forması altında görme şerefine ulaştık. 1.5 sezon içerisinde de bir lig şampiyonluğu, bir Türkiye Kupası, bir Süper Kupa, bir Şampiyonlar Ligi çeyrek final, bir de Şampiyonlar Ligi 2. turu gördük. Tablo da başarılı..

Biraz nostalji yapmak isteyenler için;

Benim İçin Drogba Dediklerinde;  

Didier Drogba Galatasaray'da; 

Drogba'nın Vedası; 


26 Ocak 2015 Pazartesi

Jose Mourinho 52 Yaşında, "The Specieal One"


Seven var, sevmeyen var, hatta öyle ki seven aşırı seviyor, sevmeyen nefret ediyor. Sevgi anlamında ortası olmayan bir futbol insanı. Benim için ise büyük bir idol, sadece futbol anlamında da değil, hayat görüşü olarak.

Efsane 52 yaşına girdi. Bu yaşa kadar yakaladığı başarılar yukarıda. Porto, Inter, Real Madrid ve 2 dönem olmak üzere Chelsea. Bundan sonrasını da düşünerek, bu başarıların yanına farklı başarıları da eklemek mümkün olacak. Teknik direktör için 52 yaş çok genç, Mourinho ise o kadar uzun zamandır hayatımızda ki.

Mourinho'nun çalıştırdığı her takıma büyük sempati duydum, hala da duyarım ama Inter'in yeri bende de bir başka, Mourinho'ya sorduğumuzda onun için de bir başkadır. Birbirine bu kadar yakışan iki farklı karakterdi, henüz 2. sezonunda öyle bir başarı geldi ki Inter adına misyon çok kısa bir zamanda tamamlandı.

Porto'da yaptığı işi ise herhangi bir teknik direktör yapabilir gibi gelmiyor. Önce Uefa Kupası, bir sonraki sezon Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu. Double yapmanın böylesi, üstelik teknik direktörlüğe ilk adım atılan yıllarda.

Real Madrid farklı bir konumda, farklı kuralları olan, farklı yönetilen bir takım. Mourinho isminin de ön plana geçmesini istemediler, istikrarlı başarı bu yüzden gelmedi ama belki Barcelona'ya karşı oynadığı maçlarda değil ama lig mücadelesinde bu hakimiyeti yıkıp lig şampiyonu olması da en kötü döneminde bile istenilen başarıyı yakalayabildiğinin kanıtı.

Chelsea ise onunla özdeşleşen kulüp. Abramoviç'in futbol dünyasında nam saldığı dönem Mourinho ile birlikte gerçekleşmiştir. Büyük transferlerin, paraların takımı olmuştur Chelsea ama Mourinho'dan sonra bir futbol düzeni oturmuş ve yıllar sonra gelen Premier Lig şampiyonlukları gelmiştir. Şampiyonlar Ligi'nde ise yarı finalde Liverpool'a elendikleri maçı hatırladım da. Mourinho'nun o dönemini kapatan maç oldu belki de ama 2. Chelsea dönemi de gayet sağlam bir şekilde yükseliyor.

Henüz yaş 52, teknik direktörlük anlamında genç bir yaş. Sevmeyebilirsiniz ama takdir etmek zorundasınız. Bu adam başka..

FIBA Yılın Oyuncusu; Alba Torrens


Euroleague şampiyonu olan Galatasaray'ın en önemli kozlarından biri de Alba Torrens'di ve bugün boşluğunu dolduramadığımızı da görüyoruz. Böyle önemli bir oyuncunun boşluğunu da doldurmak güç. Üzüldüğüm nokta şu kadroyu koruyamamak oldu. Alba Torrens, Işıl Alben ve Zellous gibi isimlerin yeri doldurulamadı. Euroleague'de de işler iyi gitmiyor, lig için görüntü mükemmel olabilir ama Euroleague şampiyonu olmuş bir takımın bir sonraki sezonda gruptan çıkma şansını dahi zora sokması üzücü bir tablo.

Alba Torrens'in Galatasaray'da geçirdiği üç sezon var. Euroleague şampiyonu unvanıyla gelmişti, şanssız sakatlıklar da yaşadı, sezonu kapattığı oldu ama Galatasaray kendisinden vazgeçmedi. O da muhteşem bir dönüş yaparak, geçen sezon kazanılan Euroleague şampiyonluğunun en önemli yüzüydü belki de. Finallerin MVP'si olmuştu ve sezon sonunda da iyi bir kontrat karşılığı, kadın basketbolu ekolü olan UMMC Ekaterinburg'un yolunu tuttu.

Alba'nın sevdiğim yönü taraftarlarla olan bütünleşmesiydi. Taraftar çok seviyordu kendisini, bu tip yabancılar hangi branş olursa olsun çok sevilirler. Bu açıdan da Alba Torrens asla unutulmayacaktır ve günün birinde Galatasaray formasıyla tekrar izleyebileceğimizi düşünüyorum.

Bu yazıyı yazma nedeni de FIBA Yılın Oyuncusu ödülünü kazanmış olması. Galatasaray'da geçirdiği muhteşem sezonun ardından Ekaterinburg'la da bunun devamını getiriyor. Kariyerinde de 2. kez bu ödülü kazandığını söyleyelim. Yapılan oylamada Sancho Lyttle da 2. oldu, Işıl Alben ise 5. sırada yer aldı.


Futbolcuya Dayalı Düzen?

Galatasaray'ın başarılı bir sağlık heyeti var. Özellikle de sakat oyuncuları beklenen zamandan önce döndürme konusunda başarılı işler yapılıyor. Dün Koray Günter'i 11'de izledik mesela, 2-3 hafta bir zaman verilmişti ama birkaç günde döndürüldü. Aynı şekilde Burak Yılmaz için 1 ay konuşuluyordu ama 1 haftada 18'e girebildiğini gördük. Semih Kaya da Bursaspor maçının ardından dönüş yapacak derken bu anlamda başarılı işler yapılıyor. 

Yener İnce'yi bu konuda tebrik etmek gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde UEFA Elit Doktorlar Zirvesi'nde de futbolcuları geri döndürmede 32 takım arasında 1.oldu mesela, bu konuda gerçekten iyi durumdayız.
 
Yine de sabırlı olmak, doğru anı beklemek gerekiyor. Burak Yılmaz konusunda bunu yaşadık. Futbolcuyu 18'e almak benim de desteklediğim bir karardı, çünkü Burak Yılmaz geri döndü mesajıdır bu. Şampiyonluk yolunda çok değerli bir isim ve Burak Yılmaz'ın olası kaybı 4. yıldız önünde en büyük handikap olacaktı. 
 
Kulübede Pandev ve Sinan Gümüş gibi isimlerin olması da Burak Yılmaz oyuna girmez düşüncesine itti beni, zaten Hamza Hamzaoğlu da maç öncesinde Burak Yılmaz'ı riske atmak istemediğini söyledi. Bu durumda maç 2-0 gidiyorken bu risk alınmaz. Taraftar Burak Yılmaz için bağırmış olabilir, Burak Yılmaz oynamak için diretmiş olabilir ama Hamza Hoca'nın o riski almaması gerekiyordu. Oyuna girmesiyle çıkması bir oldu, bunu gördük. Sakatlık ileriye de atabilirdi, daha kötü sonuçlara da yol açabilirdi ama korktuğumuz başımıza gelmedi, Burak Yılmaz'ın Bursaspor maçında sahada olabileceği açıklandı.
 
Bu hatayı başka bir teknik direktör yapsa bugün asmıştık kendisini ama Hamza Hamzaoğlu'nun duruşu ve kredisi bu tepkilerin önüne geçti, geçmeli de. Ama konuşulması gereken konudur bu, maalesef Burak Yılmaz'ın o dakika oyuna girmek istemesi de futbolcuya dayalı düzenin işaretlerinden biri, kabul etmek gerekiyor.

Hamza Hamzaoğlu'nun iyi yanı, hatasını kabul etmesi ve eleştiriye açık olması. Onu da değerli kılan bu olacaktır. Burak Yılmaz konusunda da hatasını kabul etti zaten ama iş işten geçebilirdi, şanslıydık..

25 Ocak 2015 Pazar

Koray Günter Yanıltmadı, Buna Rağmen Stoper Transferi?


Geçen sezonun başarısız devre arası transfer harekatının başarılı yüzlerinden biri Koray Günter'di. Tanıdığımız, bildiğimiz, takip ettiğimiz bir isimdi ve Galatasaray'a gelişi de beni heyecanlandırmıştı. Geçen sezon fazla şans bulamadı, Prandelli döneminde de yoklar arasındaydı ama Galatasaray'ın şu dönemde yaşadığı stopersizlik sahneyi Koray Günter'e bıraktı ve onun da bu şansı iyi değerlendirdiğini düşünüyorum.

Başakşehir deplasmanında da 11 başlamıştı ama takımın ruh hali, saha, zemin şartları derken o maç ne kadar ölçü kabul edilir bilinmez. O maçta da Hakan Balta ile ikisi oynamıştı. Rizespor karşısında da yine bu ikiliyi izledik ama bu sefer iyi bir uyum vardı, yeni bir stoper hamlesine gerek yok dedirtecek cinsten.

Genç, potansiyelli futbolcunun şans bulması önemli. Koray Günter'in sakatlıktan erken dönmesi sahneyi ona bıraktı, yoksa Melo'yu stopere geçip, daha önce denenmiş ve başarısız olmuş bir kumara yeniden girmek bugün kötü sonuçlara yol açabilirdi. İmkan varsa, devşirme olayına girmeden o pozisyonun futbolcusu oynamalı. Hakan Balta stoper oynayabilir, bunu biliyoruz ama Melo oynayamaz. Koray Günter bugün oynamasaydı, oynayacak isim Emre Can Coşkun olmalıydı mesela. Onun 18'de olmaması da şaşırttı, kulübede stoper yedeği yoktu. Bu da gözden kaçmamalı.

Hala yeni stoper deniliyor, Serdar Aziz'in peşinden gidiliyor ve 3.5 - 4 milyon avro aralığında paraları konuşuyoruz. Serdar Aziz'e bir lafım yok, sevdiğim de bir futbolcudur ama ben yerli bir stoperin gerekliliğini tartışıyorum. Chedjou da Semih Kaya da dönecek, ayrıca Koray Günter ve Hakan Balta'nın da orayı doldurabildiğini gördük. Daha da derine inersek Emre Can Coşkun var, çözümü kendi içimizde arayacak olursak Gökhan Zan'ı sezon sonuna kadar tutma ihtimali de var. Ama biz ısrarla yerli stoper diyoruz, sezon sonunda yabancı kontenjanının genişleyeceğini bilmemize rağmen.

Koray Günter büyük potansiyel, önemli bir yetenek. Dortmund altyapısını yabana atamayız, Koray Günter'den beklentileri vardı, hala da var. Geri alma opsiyonunu bu yüzden koydurdular, Koray Günter gelişime fazlasıyla açık bir isim. Bugün 60-70 metreye attığı topları gördük, bir anda pozisyon yaratabiliyor. Bugün hangi yerli stoper böylesine oyun kurabilir, topu olumlu kullanabilir? Aynı zamanda sert, hava toplarında hakim, fazlasıyla akılcı. Stoper eksikliğinde de değil, kendisine yatırım yapılarak sezona da devam edilebilir, eldeki stoperlerden de çok eksiği yok.

Merak ediyorum neler olacak, Galatasaray'ın bu yerli stoper transferi ısrarı hangi sorunlara yol açacak? Şu takıma yabancı bir forvet alınabilir ya da kiralanabilir. Dzemaili'nin talipleri var ve belli ki kullanmayacaksın kendisini. Ya da Tolgay Arslan gibi bir isim düşünülebilir, orta sahaya alternatif yaratmak adına. Yine denenmiş ve başarısız olmuş bir gerçek, Selçuk İnan veya Melo olmadığında Yekta Kurtuluş.

Lades, Galatasaray 2-0 Çaykur Rizespor


Şu maçın ardından daha farklı şeyler konuşmak isterdim, Sneijder'in futbolunu ön plana çıkarmak, Koray Günter'in futbolundan kaynaklı olası stoper hamlesinin gereksizliği, Bruma'nın yükselişi, Selçuk İnan'ın hücum anlamında katkısı gibi. Yine konuşuruz ama bu maça yönelik akıllarda kalacak olan Burak Yılmaz'ın sakatlığı, Hamza Hamzaoğlu'nun bile bile ladesi.

Burak Yılmaz'ın önemli bir sakatlığının olmaması sevindirici, öncelikle bunu söyleyelim ama alınan bu riskin açıklanır bir tarafı yok. Maç başında Hamza Hoca, önemli bir durum olmadıkça oyuna almayı düşünmüyorum dediği Burak Yılmaz'ı 2-0'dan sonra oyuna alması çok büyük yanlış. Burak Yılmaz'ın istekli oluşunun bu değişiklikte payı çok büyüktür ama teknik direktörün bu durumu yönetebilmesi gerekiyordu, bu riski almaması gerekiyordu. 

Burak Yılmaz'ın önemli bir sakatlığı yok belki ama Bursaspor maçında kendisini kullanacakken, belki de o maçta Burak Yılmaz'dan mahrum kalacağız ve Rizespor karşısında dahi forvet sorun olmuşken, Bursaspor maçında Burak Yılmaz'a çok daha büyük ihtiyacımız vardı. 

Maça dönersek, galibiyeti getiren anahtarın Galatasaray'ın hücumda agresif oyununda, daha önemlisi Sneijder'de olduğunu söyleyelim. Sneijder'in ortada veya solda oynamasının bir önemi yok. Hatta etkili olduğu ölümcül pasların çoğunu da sola deplase olarak kaydetti ama önemli nokta Sneijder'in serbest oynaması. O serbest oynadığında, Galatasaray hücumu çok daha akılcı, çok daha etkili. Sneijder'in de bu sezon oynadığı en iyi maçlardan biriydi. Hatta daha etkili bir forvetle (mesela Burak Yılmaz oynayabilseydi) ilk yarıdan asist şov dahi yapabilirdi.

Forvet sorun, çift forvet oynarken bu sorun o kadar ortaya çıkmıyor ama tek forvete indiğimizde sorun yaşanıyor. Umut Bulut da orayı dolduramadı, çok fazla kaçırdı, çok sayıda topu kontrol dahi edemedi. Sneijder'in Bruma'nın hücumda katkısı, hatta Selçuk İnan'ın da rakip ceza sahası içerisine sıkça girmesi Galatasaray'a gol sorunu yaratmadı ama Bursaspor karşısında daha sıkıntılı bir durum olabilir. Rizespor'un da eksiklerinin altını çizmek gerekiyor, özellikle de savunma anlamında.

Koray Günter konusunda çoğumuz aynı düşünüyor, çok büyük bir potansiyel. Dortmund altyapısının meyvesini de 60-70 metreye attığı paslarla görüyoruz, bir anda gol pozisyonunu savunmadan yaratabilecek yetenekte bir isim. Topu mükemmel kullanıyor, sert ve havadan da etkili. Buradan çıkan sonuç Galatasaray'ın stoper ihtiyacı olmadığıdır, Chedjou ve Semih Kaya'nın yokluğunda Koray Günter & Hakan Balta ikilisiyle de devam edilebilir, edilmelidir. Hamza Hoca'nın açıklamalarından hala bir stoper arayışı olduğu söyleniyor, korkum o ki Serdar Aziz alınacaktır ama şu ortamda çok gereksiz işlerle uğraşıyoruz.

Melo sakatlanır oldu, ligin ilk yarısında da bunu çok gördük. Eski Melo fiziksel anlamda yok, maç içerisinde de bu sakatlıkları çok yaşıyor. Tolgay Arslan ismini bu yüzden yazıyordum, o bölgeye yaratılabilecek, maddi anlamda da en uygun alternatif. Ama bu düşünülmüyor. Ya da belli ki Dzemaili kullanılmayacak, talibi varken satılabilir ve kontenjanda yaratılan boşlukla Osvaldo gibi bir isim kiralanabilir. Bunlar düşünülmeli, ihtiyaç bu yönde ama hala stoper. Buna anlam veremiyorum.

Diyarbakır Belediyesi karşısında mesajı almışız, burası açık. Rizespor karşısında hücumda agresif olduğumuz her dakika pozisyon yarattık, etkisi olduk, baskıyı kurduk. İlk yarıda 25'den sonra kopmalar oldu, tempo düştü ve görüntü kör bir dakikada maçın 1-1'e gelebileceği yönündeydi. Geçen sezon bunu çok yaşadık ama ilk yarının sonunda 2-0'ı bulmak önemliydi. Nitekim ikinci yarıda Rizespor'un etkisi golü getirebilirdi, 1-0'la bu işin gitmeyeceği ortadaydı. Muslera'nın ismini her maç sonu anmak lazım, büyük fark yaratıyor, bugün de yarattığı gibi.

Ligin ikinci yarısı böylelikle iyi başlamış oldu ama önümüz Bursaspor maçı, rakip inanılmaz tehlikeli ve eksikler can sıkıcı. Zor bir hafta bizleri bekler..
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger