6 Aralık 2016 Salı

Andrea Ranocchia & Galatasaray, tarz noktasında çok alakasız bir iş olmaz mı


Chedjou'nun ayrılığı yüzde 99 ihtimalli, Ocak ayında ise Galatasaray'ın yeni bir stoper alma ihtimali yüzde 100. Haliyle de basında bazı isimler konuşuluyor, bizler de o isimler üzerinden gitmeye devam ediyoruz. Gamaspor kaynaklı bir haberdi ve Gökmen Özdemir'in Galatasaray noktasında özel haberlerine de değer veririm, ciddiye alırım. Andrea Ranocchia ilk olarak yazılmıştı, Mamadou Sakho ise ikinci yazılan isim ama Ranocchia'yı konuşalım bugün.

En başta belirteyim, Galatasaray'ın aradığı profil asla değil. Mancini döneminde de gündemdeydi, hatta transferi de gerçekleşmek üzereyken Ranocchia Inter'de kalmaya karar vermişti ve bunun üzerine biraz da mecburiyetten Burdisso gelmişti. Aradan 3 sezon geçti, Ranocchia yine gündemde. Yaşıyla ilgili sıkıntı yok, 28 yaşında ama kalite noktasında sorun var, oyununun gerilediğini düşünüyorum.

En başta tarz noktasında Galatasaray için alakasız bir iş olur. 1.95 boyunda, havadan çok hakim, önemli bir tecrübeye sahip, ayağını temiz sayabileceğimiz bir futbolcu olmasına rağmen ağır, aranan lider profilinde de olmayan bir futbolcu. Olabilirse sol stoper de ilk tercih olmalı, Sakho sol stoper mesela. Serdar Aziz şu an kadroda olmasaydı Ranocchia için burun kıvırmazdım ama ikisini aynı 11 içerisinde pek fazla düşünemiyorum. Menajer önerisi gibi görünüyor, maalesef biz de o öneriler üzerinden yürümeye devam ediyoruz.

Bu sezon Serie A'da 5, Avrupa Ligi'nde 3 maçı var. Çok fazla süre alabildiğini de söylemek güç ki Inter'le ayrılma noktasına gelen bir isim. Galatasaray'ın da kiralık olarak gündemine taşıyacağını düşünüyorum. Mancini çok severdi Ranocchia'yı, oynatan oydu ama Mancini'den koptuğunda da çok fazla gündeme oturan, önem verilen bir isim olmuyor. Bu transfer için Mancini'den de bilgi alınmış olabilir, beklemek lazım.

Hava toplarında da sıkıntı vardı, orası kesin ama Serdar Aziz ile bu sorunu biraz da olsa çözdük diye düşünüyorum. Chedjou & Hakan Balta ikilisi bu noktada yetersizdi, Ranocchia da olursa bu noktada çok daha iyi bir noktaya gelinebilir ama ağır bir isim. Serdar Aziz'e şimdi olduğundan çok daha fazla iş düşmesi anlamına gelir bu, daha hareketli ve süpürücü olmak zorunda, Ranocchia'nın da arkasını toplamak adına. Tecrübesi noktasında da asla lafım yok ama dediğim gibi, aranan profil olduğunu hiç düşünmüyorum. 

Aydın Yılmaz'ın yolu bu, Sinan Gümüş için en büyük tehlike


Aydın Yılmaz'ı da zamanında bekliyordum, belki sakatlık etkisidir bilinmez ama bir türlü olamamış, genç yetenek olarak kalmış ama hakkından fazlasını aldığı her gün bir nefret unsuru haline gelen bir isim oldu. Sinan Gümüş'ün de o yola giriyor olmasından dolayı üzgünüm. Maalesef suç biraz da bizde, öyle erken hareket ettik ve futbolcuyu olmadığı noktaya getirdik ki o da kendini uzak diyarlarda zannetmeye başladı.

Galatasaray tarihinin en disiplinsiz dönemlerinden birini yaşadığımızı söylemiştim, Sinan Gümüş de bu disiplinsizlik içerisinde savrulan futbolculardan biri. Takıldığı gurbetçi tayfadan kaynaklı mı bilmiyorum ama hal, hareketleri de iyi noktada değil. Futbol bir yana, ilk tanıdığımız Sinan Gümüş ile bu isim arasında fark büyük, oysa henüz kanıtladığı bir şey yokken.

Hamzaoğlu döneminde hakkının yendiğine katılıyorum, Bruma'yı biraz da Sinan Gümüş için kiralık olarak yolladık diyenlerin Sinan Gümüş'e doğru şansı verdiğini düşünmüyorum. Mustafa Denizli dönemi bir şekilde formayı aldı, iyi gidiyordu ama sakatlık engel oldu. Geri döndüğünde ise sezon bitiyordu ama iyi bitirdi, yine de kazandırdığı veya iyi oynadığı büyük bir maç olmadı. Bunu da eklemek lazım.

Bu sezon ise şans buluyor, sezona onunla başladı Riekerink. Bir süre sonra yine ona döndü ama başka bir noktada. Gelişim gösterdiğini düşünmüyorum, geriliyor. Beğenmediğimiz Yasin Öztekin de bence onun önünde, oysa bu fırsatı değerlendirmesini beklerdim. Kulübede atar yapmayı tercih ediyor, bu öz güvenin kaynağı da maalesef bizler olduk, onu çok erken getirdiğimiz noktayla.

Bundan sonra ne olur sorusunu bekleyip göreceğiz ama Sinan Gümüş'ün Aydın Yılmaz yoluna girdiğini söylemek zorundayım, umarım toparlar. İnandığım bir yetenek ama artık genç de değil, bir şeyler kanıtlama zamanı geldi. Birinin dur demesi gerekiyor, yoksa kaybolacak. Bugün ona destek olanların yarın böyle düşüneceğini sanmıyorum, bu tabloda tabii..

5 Aralık 2016 Pazartesi

Kaybolan adalet, büyüyen kaos.. Bunların sorumlusu Riekerink


Geçen sezonu ile bu sezonunu kıyaslayayım diye düşündüm, birbiriyle alakalı iki nokta var. Adalet anlayışını yitirmesidir asıl nokta ve yitirdiği adaletin de aldığı talimatlarla alakalı olduğunu düşünüyorum. Bu da hoş bir durum değil, koltuk sevdasına buna razı olmak benim kaldıramayacağım bir durum olurdu. O koltuk Galatasaray teknik direktörlüğü bile olsa.

Riekerink'den geçen sezon beklenti neydi dersek, gemiyi sağ salim limana yanaştırmasıydı. Elinde fizik ve kafa anlamda bitmiş bir kadro vardı, kötü başladı ama iyi bitirdi. Emre Çolak'ı kazanması mesela, Denayer ve Carole'nin sağladığı gelişim, son haftalara doğru gelen iyi futbol, maçlara doğru hazırlanmak (fizik yetersizlik dahilinde 2. yarılarda düşüş olsa bile), duran top organizasyonları gibi olaylar. Azdan çok almayı başardı, o gemi sağ salim karaya yanaştı.

Riekerink'le devam edelim hiç demedim, yaz dönemi bloga onlarca teknik direktör adayı yazdım mesela. Vadesi dolmuş Schaaf'a kadar düşmüştüm, en azından tecrübe diyerek. Yönetim ise Fatih Terim dedi, o olmayınca da Riekerink'e mecbur kaldı. Teknik direktör falan aradıklarına da pek inanmıyorum, b planı buydu işte. O noktada da isyan etmek yerine zaman vermeyi tercih ettim, yapacak başka bir şey yoktu çünkü.

Yaz döneminde de doğru işler oldu, kadro dışılar gibi. Kolay kolay herkes cesaret edemezdi o işe, kararı kim aldı bilmiyorum ama pastadan payı Riekerink aldı ve "bey" söylemi de onunla alakalıdır. Başlangıç güzeldi, destek olduk, haftalarca bekledik. Benim bekleyişim Trabzonspor maçına kadardı, o ana kadar geçen süreden de hiç memnun değildim ama ısrar etmek istedim, olmadı. Sonrasında da olan oldu zaten.

Oyun gelişmiyor, pas ve topa sahip olmaktan kaynaklı bir fetişlik var. Oyunun gelişeceğine de pek ihtimal vermiyorum, hatta Galatasaray'ın iyi çalıştığına da inanmıyorum. Riekerink'den yardımcı hocalarına kadar, herkes suçlu. Kadro tercihleri adil değil, Linnes'in kesilmesi ve bulamadığı şanslar gibi, talimat neticesinde ısrar ettiği Sabri Sarıoğlu gibi. Oyuncu değişikliklerine, oyunu kenardan hiç okuyamamasına girmiyorum bile. Dün bir yorum okudum, Riekerink atar yemekten korktuğu için oyuncu değiştiremiyor diye.

Riekerink kaldıramıyor Galatasaray'ı, esas nokta bu. Gömlek ağır geldi, taşıyamıyor. Gerilmeye de başladı, kaybetmediği bir tek "sakinliği" kalmıştı ama onu da kaybedecek. Adalet yok, futbol yok, kaos var derken hala şampiyonluk iddiası diyorsak Riekerink ile yolların çoktan ayrılması lazım. Hazır 2 haftadır işler istediğimiz gibi gitmişken, önümüzde güzel bir fikstür varken..

Bugün kazandık, yarını kim garanti edecek.. Kasımpaşa 1-2 Galatasaray


Kazanılması gereken bir maçtı, kazanıldı. Şu tabloda normal şartlarda futbola bakmam ya da diğer meselelere. 3 puan önemliydi, bu alındı ve bir anda kendimizi şampiyonluk potasında bulduk. 2 haftadır her şey lehimize gelişiyor, bu fırsatı da tepemezdik. Soru şu, yeniden şampiyonluk potasına girdik ama kaçımız başarılı olacağımıza inanıyoruz?

Galatasaray pas yapıyor, sürekli pas yapıyor ve rakamlar bunu başarılı kabul edebilir. Tablo şu, pas yapıyoruz, rakip ceza sahasına inmeden geri dönüyoruz ve top Muslera'da. Birçok kez tekrarlanan bir durum, Hücum organizasyonundan veya tempodan bahsetmemiz imkansız. Bu kadar fazla topa sahip olan ve pas yapan takımdan baskılı oynamasını beklersiniz, bu pasların o zaman bir anlamı olur ama istatistiklere bakınca Kasımpaşa'nın bulduğu pozisyon ve şutları Galatasaray'ın üzerinde.

10 kişi kaldıklarında da değişmiyor tablo, baskı yemeye devam ediyoruz. 2-2'de bitebilirdi bu maç, şu aldığımız 3 puan, bu oyun dahilinde gerçekten mucize. Podolski'nin erken golü, Carole'nin muhteşem asisti ve Bruma'nın şapkadan çıkardığı tavşan. Özet bu, yine Bruma'nın ayağına bakıyoruz, bakmaya da devam ederiz. O da sağ olsun, kötü gününde dahi bir sürpriz yaratabiliyor ve takımını ipten alıyor. Adanaspor deplasmanı da aynısıydı, yine yaptı.

Podolski iyi bir bitirici, yay civarında topu aldığında büyük tehlike işte. Attığı gol çok klas bir bitiricilik, erken de bulduk golü. Orada oyunu koparmak lazım işte, tempo kurulmalı, baskı gelmeli. Sneijder'i yine beğendim mesela, oyunu hızlandırmak için elinden geleni yaptı ama ayak uyduran yok. Pas yapıyoruz, rakip yarı sahaya girmeden geri dönüyoruz ve bu oyun tüm maç devam ediyor. Yüzde 65'lerde topla oynama yüzdesi var, pas rekorları kırılıyor ama nafile. Bu ülkenin gerçeği bu değil, Riekerink'in pas fetişliği maalesef sonumuz olacak. Bugün kazandık ama yarını kim garanti edebilir. Kasımpaşa maçı kağıt üzerinde en rahat geçmesi gereken karşılaşmalardan biriyken.

Gamsız isimler var, maalesef o isimler haftaya da oynayacak olanlar. Sabri Sarıoğlu gibi, görüntü paylaşamıyorum ama izleyenler gördü. Kanadından adam kaçırıyor, kovalamıyor mesela. Yedirdiği gol malum, gücü, temposu yerlerde. Yasin Öztekin'i de ekleyeyim listeye, tamam Sinan Gümüş'ün önünde ama hızlı çıkarken kaç tane hızlı hücumu katlettiğini sayamadım. Tempo arıyoruz, Kasımpaşa gol arıyor ve kalabalık geliyor ama kaptığımız topları değerlendiremiyoruz, yana paslarla oyalıyor ve başlamadan bitiriyoruz. 

1-1'in ardından biraz tempo geldi, sonrasında da 2. gol bir şekilde geliyor. 2-1 sonrası da yine uyku dönemi, yana pas, sağa pas, sola pas. Barcelona düzeni bu değildi, eğer o örnek alınıyorsa. Bu ekiple de o oyunu oynamak imkansız, yaratılmak istenen bir pas kültürü de yok. Dikine oynamıyoruz, oysa dikine oyunda etki edecek isimlerimiz var, o oyunu de yönlendirebilecek ayaklar mevcut. Sneijder ve Bruma'yı maksimumda kullanamamaktır bu.

Asıl konuya gelirsek, ilk oyuncu değişikliği 89'da Linnes'le geliyor. 90+1 Eren Derdiyok, 90+2 Josue ile de devam ediyoruz. Ortada iyi bir oyun da yok ama 89'a kadar bekliyoruz. O dakikadan sonra da oyuncu değiştirmek ne anlam ifade etti dersek, futbolculara maç başı kazandırdı işte. Riekerink bunu hep yapıyor, oyunu kenardan okumak, yön vermek, değiştirmek gibi vasıfları yok. İzliyor, bugün de izledi, yarın da izler. 

Linnes konusu ayrı hikaye zaten, suçu Bursaspor maçında iyi bir performans göstermek olabilir, hem de sol bekte. Ya da Sabri Sarıoğlu ve Cavanda'dan iyi sağ bek olmaktır suçu. Abdullah Avcı'nın elinde olduğunu düşünün mesela Linnes'in, Uğur Uçar'dan verim alan Abdullah Avcı'nın. Biz 89'da oyuna almayı tercih ediyoruz, kullanmıyoruz. Riekerink'in adalet anlayışını tartışalım, konuşulması gereken asıl konu bu.

Kazanılan maçın ardından Riekerink ile yolları ayırmak en doğru hareket olacaktı, hazır şampiyonluk potasına tekrar girmişken. İddia yaratmanın yolu buydu ama böyle bir uygulama yok. Bugün kazandık ama yarını kimse garanti edemez, içeride oynayacağımız x maçta bile kazanırız diyemem, o günleri yaşıyorum. Tek gerçek Muslera, onun dışında da inandığım çok bir şey kalmadı..

3 Aralık 2016 Cumartesi

Mücadeleyi, isyanı herkes görmek istiyor.. Sezonun en önemli karşılaşması


Bursaspor maçı öncesinde de Elmander'i paylaşmıştım, Kasımpaşa öncesinde de Kewell'ı paylaşmak istedim. Totem de diyebilirsiniz buna ama elimden geldiğince, elimden geldiğince mesaj vermeye çalışıyorum işte. Mükemmel bir cumartesi gününü geride bırakıyoruz, hatta 2 haftadır işler istediğimiz gibi şekilleniyor diyebiliriz. Anlamsız puanlar kaybedildi, hala futbol anlamında çok fazla umut yok ama potaya girme fırsatı elimize geçti işte. Başakşehir evinde puan kaybetti, Fenerbahçe - Beşiktaş derbisi berabere bitti. Kasımpaşa karşısında kazandığın an Fenerbahçe'nin üstüne çıkıyorsun, Beşiktaş'la fark 3, Başakşehir'le de 5'e iniyor. Şampiyonluk potasıdır yani bu, kalan maçları düşünerek bir fikstür avantajı da olacak. Telafisi yok yani, şöyle oynarsan kazanırız, böyle oynarsak bu olur gibi bir mazeret kalmadı. Bursaspor karşısında oynanan futbol umut vericiydi, ilk defa iyi oyunu 90 dakikaya yayarak oynamıştık, Elazığspor karşısında ise tüm umutlarım yerle bir oldu ama cumartesi akşamı yaşananlar yeniden bir ışık yaktı. Çıkıp kazanacaksın, net bir şekilde, iyi de bir futbolla. Şampiyonluk mesajını vermek için fırsattır bu, telafisi olmayacak. Umarım herkes bunun farkına varır, Galatasaray adına sezonun en önemli maçı. O mücadeleyi, isyani herkes görmek istiyor..

Seyreyle maziyi #17; Berkant Göktan'ın kariyerinin kırılma noktaları


Bir dönemin en büyük yıldız adaylarından biri. Hatta o dönem için şöyle diyelim, Türkiye'yi değil de Almanya'yı tercih etmiş olsa çok daha farklı bir kariyer onun olabilirdi. Bayern altyapısının da yıldız isimlerinden biriydi, o dönem Türkiye Ümit Milli Takım maçları da biraz da Berkant Göktan için izlenirdi. Bu adamın Galatasaray'a transfer olması da benim adıma çok şaşırtıcı ve fazlasıyla heyecan uyandıran bir durumdu.

Lucescu dönemi de Berkant Göktan adına fena geçmedi, sezona iyi giremedi ama sezonun devamı onun adına verimliydi diyebiliriz. 10.5 numara aslında, forvet özellikli 10 numara dediğimiz isimlerden. Kanatlarda da oynayabiliyordu, bu noktada da bir hücum jokeri. Lucescu da katkı almayı başardı, Şampiyonlar Ligi'nde de çok fazla şans verdi ve 21 yaşında bir futbolcuydu. Lucescu devam ediyor olsa belki yine iyi bir gelecek onun olabilirdi, Fatih Terim'le çok fazla yıldızlarının barıştığına pek inanmıyorum.

2001-2002 sezonunda toplamda 30 maçta 5 gol 4 asisti var, bu gol ve asistlerin hepsi ligde gelmiş. Şampiyonlar Ligi'nde Galatasaray'ın oyun tarzı biraz daha farklıydı, o noktada değerlendirme yapmak lazım. 

Fatih Terim dönemini yazmak istiyordum aslında, dediğim gibi o yıldızlar bir türlü barışmadı. Neredeyse sıfırlanan bir kadro vardı, bir önceki sezondan gelen nadir isimlerden biri de Berkant Göktan oldu ama o kalabalık içerisinde kayboldu. 2002-2003 sezonu da bu noktada onun için hayal kırıklığı, süre aldığı sadece 11 maç var. Herhangi bir Şampiyonlar Ligi maçında ise süre dahi alamadı, oysa bir önceki sezon 9 tane Şampiyonlar Ligi maçı vardı. 11 maçta 3 golü var, aklımda kalan etkili bir performansı olmadığı gibi çoğu maçta da kadroya dahi girememiş.


2003-2004 sezonu ise daha da büyük bir hayal kırıklığı. O sezona yönelik hatırladığım bir efsane performans var ama, 2-0 kazandığımız Juventus maçını sanırım kimse unutamaz. Kanatta oynuyordu o gün ve saf kalite bir kanat performansıydı, yıldız oyuncu gibi. O gün çok heyecanlanmış ve ilerisi adına umutlanmıştım ama o maçın öncesi de sonrası da Berkant Göktan adına kayıp. Her sezon bir önceki sezona göre daha büyük hayal kırıklığı. 12 maçta oynamış, 1 asisti var. 3 tane Şampiyonlar Ligi maçı var ama bu sefer.

Berkant Göktan adına ilk kırılma noktası Almanya tercihinde bulunmaması olabilir, ikinci kırılma noktası da Galatasaray tercihi belki de. Almanya'da kalabilirdi, mutlaka kariyeri çok daha iyi şekillenirdi. Çok büyük bir yetenekti çünkü, bugün yetenek gözüyle baktığımız Hakan Çalhanoğlu, Yunus Mallı gibi isimlere oranla potansiyeli çok daha yüksekti. 

Üçüncü bir kırılma noktası daha var ama, o da 2003-2004 sezonu sonunda sözleşmesi bittiğinde Beşiktaş'a gitmesi. Beşiktaş'ın da kadroyu sıfırladığı dönem, günde 2 tane transfer açıkladıkları zamanlar. Herkesi aldılar neredeyse, ülkeyi süpürdüler. Galatasaray ise Hagi ile küçülmeye gitti bir anlamda, transfer olayına çok girmediler, mevcut kadroyla bir şeyler denendi. Berkant Göktan'ı da tutmak istiyordu Galatasaray ama kalmadı. Kalmış olsa belki de daha fazla şans bulacaktı, 24'lü yaşlara gelmişti ve artık tecrübe zamanlarıydı. Kendi de söyler, verdiğim en yanlış karar diye. Beşiktaş'ın o kadrosu içerisinde kayboldu gitti, sadece 1 maçta süre almış, o da 26 dakika.

Daha öncesinde de Berkant Göktan'la ilgili yazmıştım, SC Nostalji köşesinin de ilk konuklarından biri olmuştu. İsteyen onu da okuyabilir;

Bu yazı da yukarıdaki fotoğraftan kaynaklı, Fatih Terim'le ikisini yan yana gördüğümde bir şeyler yazmak istedim, sonrasında konu dallanıp budaklandı. İnandığım, transferiyle beni heyecanlandıran, gidişiyle üzüldüğüm ve çok beklediğim isimlerin daima başında gelir. Yazık olan kariyerlerden biri daha..

Kim inanırdı Diebler'ın 8'de 1 üçlük atacağına


Kazanırsın, kaybedersin ama şu görüntüyü görmek güzel. Özellikle de felaket bir sezon başlangıcının ardından. Şöyle bir istatistik var, Euroleague'de oynadığımız ilk 5 maçta yediğimiz sayı ortalaması 97, sonraki 5 maçta ise 77.6'ya çekmişiz bunu. Ergin Ataman'ın özüne döndüğünü, geçen sezon oynattığını oyunu hatırladığını daha önce yazdım ve takımın ayağa kalkması da böyle oldu. 

Baskonia karşısında ilk periyotta bunu unuttuk ama doğru oyuncularla, doğru oyunu oynamaya çalıştığımızda geri döndük, son 1 dakikada kaybettik. Real Madrid ve Maccabi deplasmanları gibi çok üzüldüğüm bir maç oldu ama Zalgiris deplasmanı veya Fenerbahçe maçları gibi kolay teslim olmaları kabul etmiyorum ben.

Diebler'ın 8'de 1 üçlük attığı bir maç, genel tabloda ise 22'de 3 üçlük bulmuşuz. Takımın normal yüzdesi yüzde 40 bandında, Baskonia deplasmanında yüzde 19'da kaldık. Bu kadar kötü şut attığın bir maçta da oyunun içinde kalmak, hatta kazanma noktasına gelebilmek önemliydi. Şu geri dönüşte Diebler'ın payı büyük mesela, savunma anlamında yaktığı ateşle ayağa kalktık ama öyle şutlar kaçtı ki kırılma noktalarında yine kırıldık ama bir şekilde hep ayağa kalktık. Diebler özelinde değil bu yazdığım, genel tablo buydu maalesef.

Daye'yi kazanmak lazım, maalesef sakatlıktan dönemedi. Topu eline verdiğimizde, maç içinde istikrarlı şekilde skor üretecek bir isim arıyoruz. Oyun sıkışıyor bazı noktalarda, Baskonia karşısında da bu yaşandı ama o ismi bulamadık. Son periyotta üst üste üçlük denediğimiz ve kaçırdığımız bir dönem var mesela, galiba 4 üçlük üst üste kaçtı. Bir kırılma anı da o mesela, işte o zamanlarda skorer ismi bulamadık.

Pleiss'i doğru kullanıyoruz artık, geri dönüş noktasında onun katkısı da çok kritik oldu. Sinan Güler ve Schilb'in sahada kaldığı anlarda iyiydik, skor noktasında sıkıştık, onların da kaçırdığı zamanlar var ama skoru tutma noktasında da hücumda önemli katkılar verdiler. Micov'u işin içine sokamadık ama, kötüydü ve ısrar etmek durumundaydık. Son periyotu koparan noktalardan biridir mesela, Dentmon noktasında da aynı şey geçerli. Dentmon'un sahada kaldığı dönemde rakibin avantajı büyük oldu, farklı geriye düştük. Olmuyor bu sistemde, ilk 2 periyotta bu kadar sahada kalmasını ben anlamadım.

Son 1 dakikada kaybetmek üzücü ama kolay teslim olmamak, geri dönmeyi başarmak, savunma düzeyini de belli bir noktaya getirmek önemli. Kötü başladık, çok fazla kredi tükettik ve o kaybolan kredileri de böyle ekstra deplasman galibiyetleriyle telafi etmek mümkün. Baskonia karşısında bu şans vardı ama felaket şut attığımız bir güne denk geldi, şanssızdık. Mücadele güzel ama bu noktaya getirdiğimiz bir maçı kaybetmenin de hüznü büyük..

2 Aralık 2016 Cuma

Bruma tamam da, Carole ve Sinan Gümüş için neden ücret arttırımlı yeni sözleşme?


Lionel Carole'nin sözleşmesi 2019'da bitiyor, 700 bin avro da yıllık ücreti var. Yaş ise 25'e geldi, 1.5 milyon avro'luk bonservisiyle de güzel bir scout işiydi. Galatasaray'da öyle yıllık ücretler var ki Carole'nin aldığı şu ücret doğru sınırlar içerisindeydi, her anlamda başarılı bir iş.

Katkı da aldık, kimse almadık diyemez. Farklı anlamlar yükledik ama, beklentiyi yüksek tuttuk. Bu da Carole'nin yükselişiyle alakalıydı ama bir noktada tıkandı işte. İyi bir alternatif, o dönem Telles'in arkasına çok daha güzel bir işti ama Telles'in gidişi sonrası tek kaldı, bu sezon da başka bir alternatifi yok, Linnes oynuyor işte. Aşırı yüklendik belki de, performansı geçen sezonun gerisine düştü.

Profesyonel kariyerinde ilk golünü Elazığspor maçında attı mesela (resmi maçlarda). Asist yönü de iyi bir isim değil, Galatasaray formasıyla 46 maçta 2 asisti var, hücum yönü iyi bir isim hiç olmadı. Daha güvenli oynayan, savunma özelliğiyle ön plana çıkan bir futbolcuydu ama bu sezon o özelliği de geriledi derken aslında bir sağ bek olan Linnes'in de sol bekte arkasına düştü diye düşünüyorum.

Yine de iyidir Carole, takımda kalmalıdır, doğru alternatiftir. Bir sol bek ihtiyacı açık, umarım Ocak ayında bu konuda adım atılır ve doğru rotasyon altında da Carole'nin daha verimli olabileceğini düşünüyorum. Evrilir belki de, stoper de oynayabilir, enerjisiyle orta sahada oynayabilir gibi. Hamza Hamzaoğlu hazırlık kampında bu yönde deniyordu mesela, sonra üzerine gidilmedi.

Takıldığım nokta var ama, Carole'nin sözleşmesinin uzatılması düşünülüyormuş ve 700 bin avro'luk ücretin 1 milyon avro dolaylarına çekilmesi planlanıyor. Talibi mi var bilmiyorum ama böyle bir hareketin gerekliliği nedir onu da tartışmak lazım. Bruma'nın sözleşmesini uzatın, ücretini de arttırın, nedenlerini yazdık çünkü. Carole için mantık bulamıyorum, maalesef kötü yönetiliyoruz. Saha içini konuşuyoruz ama saha dışında daha büyük bir kaos var..

Sinan Gümüş için de aynısı geçerli, onun da sözleşmesinin uzatılması düşünülüyor ve aldığı ücret arttırılacak. Neden, hangi performansa dayanılarak bu karar alındı? Performans anlamında çok düştü, aşırı kötüledi ve ısrar da edilmesine rağmen iyiye yönelmiyor. Hal hareketleri ortada, Elazığspor maçı malumunuz. Bilemiyorum..

Giden geri gelmiyor, maalesef acı çok büyük


Futbol dünyasının en acı hikayelerinden biri, Chapecoense'nin yıllar içerisinde yazdığı çok büyük bir destan maalesef ki acımasız kaderi yaşamak durumunda kaldı. Futbolun değiştiğini, endüstriyel boyutları yazar dururuz ama bu acı tablo üzerinden aslında hala umut olduğunu görebildik. Atletico Nacional'in Copa Sudamericana'yı Chapecoense'ye vermesi ve kupanın başarı gelirini de bağışlaması. Çoğu Brezilya kulübü de bazı oyuncularını bedelsiz olarak kiralamaya hazır, ayrıca Chapecoense gelecek sezon kayıtsız şartsız önümüzdeki sezon Copa Libertadores'e alınacaklar. Sevilla'nın da merhum futbolculardan birini sembolik olarak transfer etme kararı var. Bir umut bunlar işte, hala futbola yönelik umutların olduğuna yönelik. Umarım Galatasaray da güzel bir hareket yapar, aynı şey diğer Türk kulüpleri için de geçerli. Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın tek gün içerisinde 45'er dakikalık bir turnuva düzenlemesi ve geliri de Chapecoense'e vermesi gibi, bu sadece bir örnek. Futbol dünyasının başı sağ olsun, giden geri gelmiyor ve maalesef acı çok büyük..

1 Aralık 2016 Perşembe

Mehmet Ekici & Galatasaray, Kadroda 8 Numaraya Alternatif Yok


Galatasaray adına yakın geçmişin hataları diye bir liste yapsam, Mehmet Ekici ve Tolgay Arslan gibi futbolculara üst sıralardan yer verebilirdim. Bu isimler öyle makul rakamlara Trabzonspor ve Beşiktaş tarafından transfer edildiler ki, aldıkları katkının da o rakamların üzerinde oldu. Yabancı kontenjanıyla da uğraşıyorduk üstelik ama böyle isimleri görmedik veya görmezden geldik. Haliyle de kayıp oldu. Ayrıca bu tarz gurbetçilerin de ülkemizde önemli işler yaptıklarını düşünüyorum, geneli böyle. Almanya'da potansiyel vaat eden ama beklentiyi karşılayamayan bu isimler, Türkiye'ye geldikten sonra aşama kaydediyorlar. Son örneği de Tolga Ciğerci ve yarattığı fark.

Mehmet Ekici'yi 1.5 milyon avro'ya transfer etmişti Trabzonspor ve 3. sezonuna girmiş durumda. Bu yıllar zarfında da Trabzonspor neredeyse her sezon kadrosunu sıfırladı, sürekli bir transfer yapabilme halindeydi derken bugünün ekonomik tablosu ortaya çıktı. Çoğu transferi hatalıydı, gereksiz maliyet içerdi ama Mehmet Ekici belki de en istikrarlıları oldu, makul bir hamleydi. Adını duyurdu, kafasını kaldırdı ama ayağa kalktığını yine de düşünmüyorum, Trabzonspor'un kaosla geçen yılları zarfında onun da kaybolup gittiği zamanlar oldu, sakatlık dönemleri de derken bugüne bakınca beklentinin aşağısında. Trabzonspor'un kaosla geçen zamanı zarfında kaybolmaya da yakın.

Yaşı 26, o da uzun zamandır bildiğimiz, takip ettiğimiz isim ve bilmeyen yaşını daha büyük bekler. Öyle değil işte, sezon sonunda da sözleşmesi bitiyor. Trabzonspor'da sözleşme yeniler mi bilinmez ama Galatasaray'da görmek isteyebileceğim alternatiflerden biri. Sezon sonunda bonservisi olmayan bir Mehmet Ekici için kimsenin hayır diyeceğini düşünmüyorum. Hem Selçuk İnan hem de Sneijder adına iyi bir alternatif. Selçuk İnan'dan daha iyi bir isim değil ama Selçuk İnan'ı alternatif altına alacak, ilerleyen dönemde de onun yerini alabilmesi anlamında beklentimin olacağı bir futbolcu.

Şu sıralarda Josue'den bekliyoruz bu alternatif yaratma durumunu ama 10 numara özellikli bir isim o, Mehmet Ekici ise 8 numara özelliğinde. Tolga Ciğerci 6-8 arası diyoruz, Nigel De Jong 6, Selçuk İnan ise 8. Hamit Altıntop'u alternatif anlamında yazabiliyoruz ancak, aslında orta saha için şu an bile bir alternatif boşluğu var. Josue'nin 8'i kaldırabileceğini sanmıyorum, en azından görmüş olduk. Daha çok 10 numara ve kanatlar adına alternatif gibi görünüyor, Özellikle 8 numara anlamında bir isim daha isterdim mevcut kadroda. Nuri Şahin'i bu yüzden yazmıştım, Mehmet Ekici'yi de sezon sonu için yine bu yüzden yazıyorum.

Potansiyeli ve yeteneği de daha üstte, şu an Trabzonspor'da bunu karşılayamıyor. Galatasaray'da yapabilir diyorum, oyun görüşü, pas yeteneği, şut özelliği kıymetli. Yaşı da malum, uzun süre fayda da mümkün olacaktır, böyle bir girişim yapılmasını isterim. Sözleşmesi bitiyor, talipleri olacaktır ki mutlaka düşünmek lazım..

Galatasaray'da operasyon vol. 238718378


Çıkan haber bağlığı şu, "Galatasaray'da büyük operasyon". Operasyon denildiğinde en anlarsınız, benim için büyük bir değişim hareketidir mesela bu. Chedjou'nun Ocak ayında kesin olarak gideceğini söylüyoruz mesela, bu bir değişim hareketidir, operasyon halkasıdır ama bu ağırlıkta bazı isimlerin ayrılması durumunda "operasyon" kavramı geçerli olur. Ama haberi tıkladığımızda çıkan manzara, yukarıdaki resimler. Yanisi de şu, "Galatasaray'da operasyon vol. 238718378". Hep aynı haberler, 1-2 isim belki değişiyor, arada gidenler de oldu ama bazı isimler bir türlü gönderilemedi. Keşke gitseler ayrı konu da bunun adı operasyon mu oluyor, değişim hareketi diye buna mı diyeceğiz. Galatasaray'a lafım değil tabii, bu futbolcular üzerinden "operasyon" adı altında haber yapan muhabirler için söylüyorum. Ocak ayına dönelim, Salih Dursun dışında kalan 3 ismin de takımdan gönderilebileceğini pek düşünmüyorum. Aralarında futbol oynamaya tek niyetli isim o, diğerleri yatış tayfa. Umut Gündoğan, Jem Karacan, hatta Endogan Adili. Bu isimlerin futbol oynamaya pek niyeti yok ve Ocak ayında aralarına Ontivero da katılacak..

Sneijder için böyle bir açıklamayı ilk kez görüyorum


Cenk Ergün'ün dış basına yaptığı bazı açıklamalar var. İtalya pazarına yönelik konuşmuş mesela, bazı beğenilen futbolcuların olduğunu ve ara transferde ffp kaynaklı hamleler yapılacağına yönelik. Bunun için de bazı isimlerin elden çıkarılması gerektiğini söylemiş, stoper hamlesi için Chedjou'nun ayrılığı gibi mesela. Bir de Sneijder konusu var, bir teklif gelirse ciddiye alınacağına yönelik.

Sneijder üzerine bu haberler hep çıktı ama ilk kez böyle bir açıklama görüyorum. Takımın yıldızı olduğu, tutmak istediklerine yönelik yorumlar okurduk, bu sefer teklifleri ciddiye alabilecekleri belirtilmiş. İlk kez böyle bir açıklama görüyorum ki önem verme nedenim bu, belli ki Sneijder, hatta Podolski vari bazı istikrar anlamında düşüş yaşamaya başlayan yıldızlar üzerine bir değişim hareketi planlanıyor olabilir.

Sadece Sneijder üzerine okumamak lazım, Muslera haricinde herkes girebilir bu listeye. Yaşlanan bir Galatasaray'dan söz ediyoruz, gençleşmesi gerekiyor ve bazı yıldızlarının da yaşadığı istikrar sorunu büyük. Bu isimler de en çok kazanan futbolcular, haliyle ffp dengesini sağlamak güç. 

Sneijder'in Bursaspor karşısında iyi oyunu bir umuttu, Galatasaray'ın da Sneijder oynadığı sürece başarılı olabileceği (mevcut kadroda) düşüncesi de doğrudur ama bu sezon ilk defa iyi oyununu 90 dakikaya yayabildiğini görmüştük. Podolski için de geçerli bu durum, Selçuk İnan, Chedjou diye de uzar bu liste.

1-2 sezon önce bu tarz haberler çıksa taraftar isyan ederdi, şimdi ise bu durumu herkesin kabul edeceğini, hatta destekleyeceğini düşünüyorum. Değişim gerekli, gelebilecek teklifler karşısında da hayır deme lüksümüzün bulunduğunu pek düşünmüyorum. Burak Yılmaz'ı Çin'e satmak bu konuda atılan ilk adımdı mesela, devamı zaman içerisinde gelmelidir.


Haber burada, nasıl karşılanacağını merakla bekliyorum. Avrupa zor görünüyor, ABD en önemli seçenecek gibi ve sadece Sneijder değil Podolski adına da geçerli bir durum..

Klaas-Jan Huntelaar & Galatasaray, yılların bitiremediği bir sevda


Huntelaar'ın Galatasaray'ın transfer gündemine gelmediği bir sezon yok, sürekli konuşulan bir isim. Son 5-6 sezonu Huntelaar ile geçirdik, Ocak ayı adına da yine gündeme getiriliyor. Galatasaray'ın bu konuda bir girişimi olacağına inanmıyorum, Elimizde yaşlanan bir kadro var ve gençleşmek gerekiyor, yeni bir +30'luk ismi daha kaldırabilmek güç.

Huntelaar'ın kalitesi üzerine kimsenin kuşkusu yoktur, sağlıklı bir Huntelaar elbette büyük bir fark yaratırdı. Fizik üstünlüğü olan, havadan çok hakim, oyun aklının da güçlü olduğu iyi bir bitirici. Ceza sahası içerisinde etkisi büyük ama topu oraya getirebilmek Galatasaray adına mesele. Eren Derdiyok biraz da bu yüzden etkisiz, kendisini doğru kullanamadık. Podolski'nin forvette gezerek oynaması bu noktada fark yarattı (Bursaspor maçında), haliyle de pas oyununu aradığı forvet tarzı biraz da bu yönde.

Ayrıca Galatasaray'ın da bir forvet ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum, asıl ihtiyaç sağ açık bana göre. Hele ki Huntelaar gibi bir isme hiç ihtiyaç yok, elimizde zaten doğru kullanamadığımız Eren Derdiyok gibi bir isim varken. Sneijder kaynaklı dış basında çıkan haberler bunlar, dediğim gibi bu noktada bir girişimde bulunacağımıza ihtimal vermiyorum.

Son dönemini de sakatlıklara kurban verdi, futbolu da bu anlamda geriledi ve yaş 33. Sezon sonunda sözleşmesi bitiyor, Schalke'den ayrılığı da bu noktada kaçınılmaz. Ajax'a dönebilir diye tahmin ediyorum, uzak diyarları düşünmüyorsa ki mutlaka o diyarlardan da teklifler olacaktır. Huntelaar gibi bir isim şu noktada bizim için geçici bir çözüm olur ve böyle bir çözüme de ihtiyaç yok.

Galatasaray'ın gündemine yıllardır geliyor ama, en iyi zamanlarında da geliyordu, en kötü zamanlarında da yazılıyor. Geçen sezon bekliyordum mesela kendisini, bu konuda da girişim olmuştu ama Hamza Hamzaoğlu'nun forvet noktasındaki vetolarına takılan isimlerden biri de oydu. Gignac, Mario Gomez, Huntelaar diye uzayan bir liste. İyi mi kötü mü oldu bilmiyorum ama yıllar sonra Galatasaray'a gelemeyen isimler diye bir liste yaptığımızda onun da yeri üst sıralarda olacak..

30 Kasım 2016 Çarşamba

Chedjou'nun son şakası, Galatasaray 1-1 Elazığspor


Chedjou gidecek, Galatasaray formasıyla da çok yüksek ihtimalle son maçını oynadı. Gider ayak son dakikada yaptırdığı penaltı ve yedirdiği golle de son şakasını yapmış oldu. Maçın geneline de bakınca Chedjou & Cavanda hattından gol yememek büyük sürpriz olacaktı ki Elazığspor son 20 dakikada kaçırdığı gollerle ve kurduğu baskıyla beraberliği, hatta galibiyeti dahi hak etmişti. Maçın Galatasaray adına adamı Cenk Gönen, bu da izlemeyenler için dahi her şeyi özetler.

Koskoca Galatasaray, Elazığspor karşısında 2. yarıda 2 tane pas yapamadı. Son 20 dakikada verilen pozisyonların ve yenen baskının haddi hesabı yok zaten. 2. yarıda oyuna giren adamlara bakalım peki; Podolski, De Jong ve Bruma. Skoru tutmak adına De Jong, hücum edebilmek adına Bruma oyuna giriyor. İlk 11'i konuşmaya bile gerek yok, yedek kadro diyoruz ama çoğu sezonun genelinde oynayan isimler. 

İlk 11'i geçtim, 18'e bakıyorum ve bir tane genç isim yok. Mustafa Kapı olayında yaptığı şovdu o vakit, bu bariz belli ama biz o dönem Riekerink'i destekliyorduk. Birhan Vatansever, Kerem Çalışkan gibi isimler yok mesela, oysa biz Riekerink'i altyapı hocası olarak, gençlere şans vermesiyle bilirdik, en azından bunu bekliyorduk. As oyunculara yakın bir 11, oyuna giren isimler derken şu takımın böyle bir futbol oynaması kabul edilemez. Genç isimlerle daha kötüsü olmayacaktı yani, en kötü tablo yine buydu.

Galatasaray tarihinin de en disiplinsiz dönemlerinden birini yaşıyoruz. Otorite sorunu var, bunun yanında adalet dengesi de kayıp. Selçuk İnan ve Yasin Öztekin tepkilerinde haklıydı mesela, adalet dengesini sorguladılar. Sinan Gümüş ise büyük hatalı, dayanağı nedir, şu berbat futboluna bakarak mı bu tepki? Yarın başkası da tepki verecek, bu böyle devam eder. Kadro dışı bırakıyorsun ama 1 hafta sonra o isimler geri dönüyor, Sinan Gümüş için de bu tarife geçerli olur. Hata biraz da bizim, Sinan Gümüş'ü bu noktaya getiren de biziz.

Eren Derdiyok'la maça başlanıyor ama yine onunla alakasız bir oyun, Selçuk İnan çıkıyor Josue 8'e alınıyor ama tüm bu hamleler tamamen lakayıt görüntünün eseri. Yasin Öztekin ve Sinan Gümüş kendi futbolunu kovalıyor, saha dışı gibi taktik anlamda da bir disiplin yok, şu isim de mücadele etti diyebileceğim tek futbolcu Cenk Gönen. Josue ve Cavanda konusunda ise yanılgım çok büyük, şu tabloyu hiç tahmin etmiyordum.

Beklemek ise hata, hala boşa kürek çeviriyoruz. Kaybedilen zaman ise cabası, Galatasaray'ın Riekerink'le daha iyi olmasının imkanı yok. Bu takımdan çok şey beklemişiz, böyle bir disiplinsizliği Galatasaray tarihi pek az yazmıştır..

Ryan Donk'un kırılma noktası, yeni teknik direktör Juan Carlos Garrido


Real Betis'in yeni teknik direktörü olan Juan Carlos Garrido, Donk için kırılma noktası oldu. O geldiğinden bu yana Donk'un ilk 11'de şans bulduğunu görüyoruz, 4. ilk 11'ini de devirdi. Kiralık anlaşması şöyle diyordu, 20 resmi maçta maksimum 45 dakika görev alırsa, Real Betis Galatasaray'a 1.538.750 avro ödeyerek bonservisini zorunlu almak zorunda. Biz de şafak sayıyoruz sanki, kaldı 16 diyebiliriz. Donk'un Galatasaray'da bir geleceği yok çünkü, kendisi başarısız ve transfer edilme şartları itibariyle de alakasız bir transferdi, bunun da zararını çektik diye düşünüyorum. Şu an Donk'un yıllık ücretinin 500 bin avro'sunu Galatasaray ödüyor mesela, Donk'un geri dönmesi durumunda da bu 1.5 milyon avro olacak. 2.5 milyon avro'luk bonservisten geçtim, sözleşmesinin bitmesine 6 ay kalan, 30 yaşındaki isim için verdik bu paraları. En azından bu opsiyon karşılanırsa zararın neresinden dönülürse kârdır diyeceğiz. Son maçta stoperdi mesela, orta sahada da kullanıldı derken Juan Carlos Garrido kendisinden vazgeçmedi şu ana kadar, oynayabileceği her pozisyonda kullanmaya devam ediyor. Umarım bozulmaz şu tablo, yeni hoca gelene kadar Donk kayıplar arasındaydı ama şu günleri görebilmek bizler açısından güzel..

29 Kasım 2016 Salı

Yasin Öztekin'in 11 başladığı maçlarda henüz mağlubiyet yok


Galatasaray'ın asıl ihtiyacının sağ açık olduğunu yazmıştım, bu sorun Yasin Öztekin kaynaklı değil ama. Yasin Öztekin'i sağ tarafta kullanmanın onu en az yüzde 50 aşağıya çektiğini düşünüyorum ama mecburiyet, sol tarafta daha etkili bir Bruma var. Bu yüzden de forvetten öte bir sağ açık gerekiyor, Yasin Öztekin'i de 12. adam gibi kullanmak çok daha verimli olacak.

Konu bu değil tabii, geçen haftalara bakalım. Yasin Öztekin'in bu sezon 11 başladığı maçlarda henüz mağlubiyetimiz yok. Kaybedilen maçlarda ise Yasin Öztekin'in ya yedek ya da 18'de olmadığını görüyoruz. Bu sezonun en formda 5 ismini sayacak olsam içlerinde Yasin Öztekin olur, sevin, sevmeyin ya da beğenip beğenmeyin fark etmez, doğru olan budur.

Sağ tarafta yüzde 50'si ile oynamasına rağmen mücadele tarafı bu sezon için yüksek. Gol atıyor, attırıyor, bu detay da var ama mücadele anlamında gerçekten iyi. Geçen sezon, ondan önceki sezonun getirdiği havanın kurbanıydı, bu sezon ise toparladığını, özünü hatırladığını düşünüyorum. Katkısı da bu anlamda yüksek, en azından Sinan Gümüş'ün arkasında kalmayı asla hak etmiyor.

Bursaspor maçında attığı gol güzeldi bu arada, genelde etkili anları yine sola geçtiği zamanlarda geliyor ama sağ tarafta oynama mecburiyetini de iyi kaldırdı, en azından mevcut kadroda mutlaka 11 oynaması gereken isim olduğunu düşünüyorum. Transfer noktasında ise o pozisyon bir transfer ister ama bu Yasin Öztekin'le alakalı bir nokta olmaz.

Bazı isimleri sevmemek, beğenmemek maalesef ki düşünceleri çok değiştiriyor, ön yargı yaratıyor. Yasin Öztekin için de bu geçerli, bazı kişiler şu performansı görmez, haklarını vermez. Sevip, sevmemek önemli değil, mevcut olan içinde olanı görmek lazım. Oraya transfer gerekli, bunu ben de yazıyorum ama mevcut kadroda da Yasin Öztekin'in 11 başlamamasını bana kimse açıklayamaz..

Forvetten öte sağ açık için transfer yapılması gerektiğini düşünüyorum


Bu yazdığım da Podolski'yi çok tuttuğum için değil, mevcut kadro üzerinden devam ediyorum. Sigthorsson'un hala geri dönememesinden kaynaklı bir forvet gündemi var gibi, en azından gündeme gelen, transferi düşünülen bazı isimler var. Vargas bunlardan biri mesela, mutlaka başka isimler de gündeme geliyordur ama Sigthorsson geri dönemese bile Galatasaray'ın öncelikli ihtiyacının forvet olduğunu düşünmüyorum.

Hakan Balta için artık sol bek oynayamaz, o stoper diyorum mesela. Eskiden de çok tempolu sayılmazdı ama sol bek olarak fazlasıyla güvenliydi. Şimdi biraz daha yavaşladı, temposu iyice çöktü ve onun stopere geçmesi kariyerini de uzatan harekettir. Podolski için de aynısını düşünüyorum, temposu eski düzeyinde değil ve bu yüzden de kanat olarak verimli olacağını düşünmüyorum. Forvet oynamalı, bitiricilik noktasında çok iyi ki böyle çok daha verimli.

Eren Derdiyok'a göre bir oyun oynayamıyoruz, bu da onu verimsiz kıldı. Hareketsiz, topsuz oyunda da pek görünemiyor. Riekerink'in vazgeçmediği iki şey var, pas oyunu ve topa sahip olma durumu. Podolski ise gezerek oynuyor, sahte 9 misali. Pas oyununa katılıyor, topla kat ediyor, şut özelliğiyle de tehlike yaratıyor. Sneijder'e de yakın oynadığında bu ikili arasında güzel bir organizasyon var, Bursaspor maçında izledik. Yasin Öztekin'in golüne de bakın, orada yaratılan organizasyona. Podolski'nin o pasını Eren Derdiyok'dan görmek zor olacaktı.

Podolski & Eren Derdiyok ikilisiyle de yürümek mümkün, forvet konusunda bir aciliyetin olduğunu düşünmüyorum. Sigthorsson da umarım döner, en azından alternatif olmayı başarır. Ne durumda bilmiyorum ama şu Türkiye Kupası maçlarında kendini hazırlayabilse güzel olurdu. Sezon sonunda ise neyin ne olacağına bakardık, duruma bağlı bir forvet adımı atılır ama bu sezon açısından acil bir noktada değiliz.

Transfer yapılması gereken pozisyon bana göre sağ açık, o bölgeye bir isim lazım. Oynadığı kanadı kapatabilecek, akıllı, içe kat eden değil de çizgiyi kullanabilecek bir isim. O konuda da düşüncemi sonra yazarım ama Yasin Öztekin ne kadar elinden geleni yapsa bile sağ tarafta yüzde 50'si ile oynar. Bruma için de bu geçerli, ikisi de sol tarafta verimli. Sinan Gümüş ise maalesef iyi anlamda istikrar sağlayamadı, asıl ihtiyacın sağ açık olduğunu düşünüyorum..

28 Kasım 2016 Pazartesi

Chedjou dönemini kapattık, iyisiyle kötüsüyle


Daha önce de yazmıştım, Chedjou'nun dönemi kapandı arkadaşlar. Bu saatten sonra forma giyebilme ihtimali olduğunu düşünmüyorum, gözden tamamen çıkarıldı. Sezon sonunda sözleşmesi bitiyor, Ocak ayında da Afrika Uluslar Kupası yolculuğu olacak ki kendisi üzerinden plan yapmak imkansız. Sözleşmesinin uzatılmasını çok istedi ama şu şartlarda imkansız, beklentinin de uzaklarında olduğu için.

Ujfalusi'den sonra ihtiyaç lider stoperdi, Chedjou'dan da beklenen buydu ama profili bu değil. Ocak ayı döneminde anlaşılmıştı hatta ama Drogba transfer gerçekleştiğinde Chedjou transferini sezon sonuna ertelediler, sonrasında da ilk hamle oldu zaten. Geldiğinde belki de Fransa'nın en iyi stoperiydi belki de, özellikleri itibariyle de Türkiye'nin en farklı stoperi belki ama bir stoperden beklediğiniz öncelikli ihtiyaçları Chedjou'dan karşılayamadık.

İyi bir pasör mesela, oyunu iyi kuruyor, topla dikine çıkabiliyor, sürpriz golleri var ve duran toplar noktasında da önemli bir koz. Ama dalgın, çabuk dağılıyor, odaklanamıyor. Ondan kaynaklı yenen gol sayısı da çok olduğu gibi istikrarlı geçirdiği bir dönem yok. Hamza Hamzaoğlu'yla gelen şampiyonluk sezonunda iyi işler yaptı ama Galatasaray'da 4. sezonu, genel tabloya baktığımızda da negatif unsurlar çok daha fazlası. Agresif değil, çok fazla hamleli değil, temaslı oynamıyor, o güveni maalesef veremedi.

Bu yaşa gelmiş bir stoperin de yanında lider bir profil arıyor olması ayrı bir konu. Chedjou ile bu sezona da başladık ama felaket girdi sezona, gözden düşmesi de çok sürmedi. Serdar Aziz & Hakan Balta ikilisi daha çok güven veriyor, oyun kurma işini yine Hakan Balta yapabiliyor ama beklenen agresiflik ve hamle gücü Serdar Aziz'de mevcut. Ama yine de bir lider stoper ihtiyacı var, sol ayaklı olması da çok daha iyi olurdu. Ocak ayında bu konuda bir hamle bekliyorum ama kim olur bilemem. Bazı isimler saydık ama onlar da sağ ayaklı, büyük ihtimalle de sağ ayaklı bir stoper gelecektir ama tecrübesi, liderliği kıymetli olacak, Serdar Aziz'i de yükseltecek.

Chedjou'nun yolu ise ülkesine düşer, yüksek ihtimal Marsilya ile anlaşır. Ocak ayında bir bonservis beklentim yok, belli ki uzak diyarlara gitmek istemeyecektir. Maaş bütçesinden düşecek, bu da olumlu bir durum. Yeni gelecek stoperin boşluğu da böylece oluşmuş olacak. Daha iyisini beklerdim Chedjou'dan, genel tablo maalesef olumlu olmadı..
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger