30 Ekim 2014 Perşembe

Yerli Hakimiyeti Mutlaka Kalkmak Zorunda


Galatasaray'da bir gruplaşma var, her dönem olduğu gibi. Ama Fotomaç'ın bu kurgusu işin başka boyutu. Her transfer dönemi ütopyaları malum ama bu fotoğrafla birlikte bizlere özlenen bbg günlerini geri getirmek istemişler sanki. Müthiş bir hayal gücü, efsane kurgu. Buradan kendilerini tebrik etmek lazım, şu kurguyu oluşturan beyin ne büyük bir beyindir. İnanılmaz.

Dünya'ya dönecek olursak, Galatasaray'da her dönem gruplaşma var. Özellikle de 2000 sonrasında. Drogba'nın açıklamalarını da okuduk, kendisine pas atılmadığından girmiş, Fatih Terim'den, yönetimden çıkmış. Açıklamalarının zamanı gereksiz ama doğrudur. Keşke oynadığı dönemde bunları dile getirseydi. Bugün söylemesinin bir anlamı kalmadı çünkü.

2000 sonrası bu yerli - yabancı ayrımı hep oldu. Bazı futbolcular da sabote edildi, buna da inanıyorum. İsimler değişiyor ama yapı hep aynı. Bugün Sneijder'e pas atılmıyor, dün Drogba'ya, ondan önce Elano'ya, ondan da önce Lincoln'e gibi. Gruplaşmayı yaratan isimler ise bugün x, dün y, ondan önce z. 

Gruplaşmayı yaratan bazı isimleri kovsak, onların yerine gelecek isimler de yarın aynı şeyi yapacak. Bu da Galatasaray'ın değişmez bir gerçeği. Buna yönetim zaafiyeti de diyebilirsiniz, nitekim bugünlerde Abdürrahim Albayrak bunu aşmak için elinden geleni yapıyor ama her dönem bu konulara şahit oluyoruz ve bu yerlilerin yerini yabancılarla dolduramadığımız sürece bu sorun devam eder.

Alın size yabancı kontenjanının kalkması için bir neden daha. Yerli hakimiyeti mutlaka kalkmak zorunda. Takım içerisinde kafa yapılarını değiştirmek gerekiyor. Bugün arma için savaşan futbolcuları saysak, son 5 yıla bakarak yüzde 90'ının yabancı futbolcular olduğunu görüyoruz. Sahada ruh gibi dolaşan, gruplaşma yaratan isimler ise yerliler.

Sorun yeterince açık..

29 Ekim 2014 Çarşamba

Lider


"Gidelim konuşalım. Sorunu yüz yüze konuşarak çözelim. Hoca ağır antrenman mı yaptırıyor? Onu da yine konuşarak halledelim. Bu sorunların hiçbiri konuşmadan hallolmaz. Avrupa'da bu kadar para kazanamayacağımızı biliyorsunuz. Toparlanalım, kendimize gelelim ve takımı şampiyon yapmak için elimizden geleni yapalım"

Millet Gazetesi'nin haberi bu. Dün, Hamit Altıntop futbolcuları toplamış ve sorunların çözümü adına girişimde bulunmuş. Tam bir lider gibi. Hamit Altıntop'un farkı da buradan ortaya çıkıyor, doğuştan lider ve bu özelliğini kullanmamız gerekiyor. Kötü giden şu günlerde onun yol göstericiliğine ihtiyacımız var. Takımın kaptanı Selçuk İnan ama kendisinin sadece görüntüde olduğunu, tamamen dip yaptığını görüyoruz. Şu ortamda takımı geçtim, kendisini dahi ayağa kaldıramaz. Yük Hamit Altıntop'un üzerinde..

27 Ekim 2014 Pazartesi

Sabri Sarıoğlu'nun Dönüşü

 
Sabri Sarıoğlu'nun affedilmesi, takımın olağanüstü kampa alınması yönetimin ilk icraatları oldu. Kurtuluş reçetesi bu değil ama Prandelli'yi gönderebilmenin üzeri örtülmüş hali. Senin beceremediğin işi biz beceririz mesajıdır. Doğru mudur yanlış mıdır bilinmez ama yeni yönetim ortaya bir irade koymaya çalışıyor.

Sabri Sarıoğlu'nun neden kadro dışı bırakıldığını anlamamış ama desteklemiştim. Prandelli geldiği ilk dönemde esen değişim rüzgarları hoşuma gitmişti ama bu değişimi yanlış kişilerle yaptığımızı bugün görüyoruz. Mevcut Galatasaray kadrosu ruhsuz, kötü oynayan ve çabalamayan birçok futbolcuyla dolu. Galatasaraylılığını tartışıyoruz çoğu futbolcunun, bu takıma duydukları saygıyı. Bu anlamda Sabri Sarıoğlu'nun dönüşü olumlu.

Tabii bu kadro dışını kim yaptı, hala açıklığa kavuşmamış bir mesele. Ünal Aysal'ın kararı mıydı, Mancini'nin raporu muydu yoksa Prandelli'nin tasarrufu mu olmuştu?

Prandelli'nin tasarrufu olması zor, bir futbolcuyu görmeden nasıl böyle bir kanıya varabildi. Ama bu kadro dışıyla ilgili her açıklamasında da bu kararı kendisinin aldığını söylüyordu. Kim bıraktı, neden bıraktı umarım açıklığa kavuşur diyelim.

Gerçek olan şu, Veysel Sarı'dan daha bek kere bektir. Üstelik geçtiğimiz sezon Mancini ile birlikte sol bek oynayabilme özelliğini de sonunda kazanmıştı. Yıllardır denenmiş ama olmamış, Mancini ile birlikte bunu da yapmıştı. Birçok maç şans bulmuş, bana göre iyi bir sezon geçirmişti. Mesela, Semih Kaya'nın sağ bek oynaması da değerliydi ama Prandelli hiç gitmedi bunların üstüne. En azından Sabri Sarıoğlu'nun dönüşü sağ bek rotasyonuna nefes aldırır. İşin teknik boyutu da böyle.

Yarın neler olacak merak ediyorum, çok şeye gebe bir gün..

Umut Bulut > Burak Yılmaz, Başakşehir Maçının İstatistiği Öyle Diyor

 
Burak Yılmaz üzerine müthiş bir istatistik var. Başakşehir maçında 90 dakika sahada kalan Burak Yılmaz sadece 25 kere topla buluşmuş. 51. dakikada oyuna giren Umut Bulut ise 20 kere topla buluştu. Üstelik Umut Bulut oyuna girdiğinde, zemin ve şartlar futbol oynamanın oldukça dışındaydı, bu da önemli bir faktör.

Burak Yılmaz'ın futbolu üzerine mükemmel bir istatistik bu. Sadece ama sadece rakip savunma arkasına koşu yapmayı deniyor ki onu da yaptığını söyleyemeyiz. Dün de söyledim, Galatasaray gibi bir takımın santraforu bu değil, eski Burak Yılmaz da bu değildi ama o Youla vari bir forvet olmayı deniyor, bitmiş orta sahayla da Burak Yılmaz'a istediğini vermek imkansız, verilmemeli de. Galatasaray'ın santraforu böyle oynamamalı.

Umut Bulut'u ise her dönem eleştiririz, beğenmeyiz, geçtiğimiz sezon ben de çok eleştirdiğim ama bir konuda hakkını yiyemeyiz, adam mücadele ediyor, istiyor, arıyor. Yaşı 31 oldu, Burak Yılmaz'dan da 2 yaş daha büyük ama mücadele azim anlamında Burak Yılmaz'dan çok daha genç. Bu sezona da baktığımızda hem Burak Yılmaz'ın hem de Pandev'in çok önünde. Arıyor adam, karıştırıyor, hücumda kaos yaratıyor ve bu da Galatasaray'ın işine geliyor aslında ama kullanılmıyor.

Burak Yılmaz her maçta 11 başlıyor..

Koca Galatasaray Bu Adamlara Kalmış

 
Hagi'nin Misimovic'i kadro dışı bırakmasını hatırladım. O dönem yanlış bir karar diyordum, hala da arkasındayım ama kadro dışı bırakma nedeni, yeterince koşmaması ve o ruhu sahaya yansıtmamasıydı. Oysa Misimovic'in tarzı buydu ama neyse. Geçmiş günler.

O gün Hagi'nin yaptığı bu uygulama, bugün geçerli aslında. Bugün olması gereken bir hamle. Bunu isteyen birçok futbolcumuz var, başta da Selçuk İnan ve Burak Yılmaz gelmekte. Keşke bu tarz bir hamle yapılsa ve Galatasaray'a yakışan isimler forma şansını bulsa. Eminim, Prandelli kalırsa bir sonraki maçta yine bu isimler 11 başlayacak, bu futbolculara dayalı düzen Galatasaray'da bitmiyor.

2000 sonrası Galatasaray'ında bunlar hep oldu. Futbolcular değişiyor ama o yapı kurulu, asla bitmiyor. Dün Servet Çetin, Rijkaard'ı sırtından hançerlerdi, bugün ise Selçuk İnan ve arkadaşları önce Mancini, sonra Prandelli derken bu durum devam ediyor, bugün yine yaşanıyor.

Evet, Prandelli kötü ve gitmesi gerekiyor ama tek suçlu o değil. Prandelli'den sonra da bu düzen devam edecekse gitmesinin bir espirisi kalmayacak. Bu anlamda özlediğim isim Kalli, kırılması gereken kalemleri çok güzel kırardı. Bu düzeni yıkacak isim o olacaktı ama 2. döneminde maalesef yaşı ve sağlık durumu buna engel oldu.

Suçlu biraz da biziz aslında. Başta da ben geliyorum, biraz günah çıkarayım. Selçuk İnan'ı ve Burak Yılmaz'ı kaf dağına çıkaran bizleriz, en azından çoğunluğumuz. Zamanında bunu yaptık. Selçuk İnan'ı Xavi ilan ettik, Burak Yılmaz'ı alternatifsiz derken bugün bu noktaya geldiler. Bu noktaya gelmelerinde de taraftarın da büyük emeği var. Selçuk İnan, Fenerbahçe maçında formayı çıkardığı gün buna karşı duran taraftarlar vardı, bir de destek olan (benim gibi). Keşke o gün dur diyebilseydik, bugün belki de bu noktaya gelmeyecektik.

Sabri Sarıoğlu'nun sezon başında kadro dışı bırakılmasını, değişim adı altında desteklerken bugün gördüğümüz, bu ruhsuzların Sabri Sarıoğlu'nun tırnağı olamayacağıdır. Galatasaray'ın bu adamlara kalmış olması en büyük yara.

Diğer acı taraf, Galatasaray'ın son yıllarına damga vurmuş, tabiri caizse reyis kıvamına gelmiş futbolcuları sayalım desek, sayacağımız hemen hemen tüm isimler yabancı. Riera'sından, Kewell'ına, Drogba'sına, Elmander'ine diye uzayan bir liste. Araya herhangi bir yerliyi eklemek imkansız ama sorunları yabancı futbolcular çıkarıyor değil mi?

Bu ortamda da tabii bu isimler yabancı sınırını destekler. Bugün Yekta Kurtuluş'un İlkay Gündoğan'dan fazla kazandığını görüyoruz, Galatasaray'da futbol ortamı maalesef bu. Bu durum yabancı sınırıyla alakalı ama fazlasıyla bizim hovardalığımız.

Başakşehir maçına dönüyorum, Muslera'nın çaresizliği, Melo'nun oyundan çıkarken üzüntüsü, Sneijder'in kendini nasıl yırttığını gördünüz. Bugün, bu adamlar Galatasaray'dan ayrılıyorum dese yine zirve takımlarda oynar, talipleri çıkar ama bizim yerli tayfamızın üzüldüğünü düşünmüyorum. Takım kaptanı zaten havlu atmış, kafasında olayı bitirmiş ama Kasımpaşa maçında da 11 çıkacağından, maç başı ücretini cebe atacağından emin..

Geçtiğimiz sezon, Drogba itham ediliyordu. Maç seçiyor, maç satıyor diye. Chelsea maçında özellikle çok konuşuldu bunlar ama Drogba'nın kalitesini geçtim, sahaya yansıttığı ruhun yakınından geçen yok..

26 Ekim 2014 Pazar

Prandelli ile Galatasaray'ın Geleceği Yok

 
Avrupa'yı bir kenara atamazsın, Galatasaray'ın kuruluş amacı "Türk olmayan takımları yenmek". Bu gerçek nesilden nesile aktarılır, biz böyle gördük, böyle büyüdük. Sen 4 yediğin Dortmund maçından sonra, bizim için asıl hedef Başakşehir maçı diyerek, bu maçta da 4 yiyorsan şu saniye istifa etmen gerekir. Prandelli ile geçen her saniye şu andan itibaren zarardır, çok büyük ziyandır.

Galatasaray gelişmiyor, aksine geriye gidiyor. Sorun sadece Prandelli'de de değil, Galatasaraylıyım diye geçinen ama sahada ruhunu kaybetmiş başta Selçuk İnan ve Burak Yılmaz olmak üzere bazı futbolcularda. Galatasaraylılık bu değil. Daha önce de Galatasaray'ın kötü zamanlarına denk geldik ama bu kadar ruhsuz bir dönemi daha önceleri çok hatırlamıyorum.

Galatasaray koşmuyor, agresifliğini kaybetti. Dortmund maçında rakipten daha az koşman bir yana, Başakşehir bile koşu mesafelerinde sana nal toplatmış. Dortmund maçında yaptığın faul sayısı 3, Başakşehir maçında ise 9. Bu takım rakibini ısırmıyor, bu istatistiklerde ruhsuzluğun aynası.

Nereden bakarsak bakalım elimizde kalır. Pandev diyoruz, her Şampiyonlar Ligi maçı 11 başlayan adam bugün 18'de yoktu mesela. Bruma 2-3 hafta 18'e dahi alınmadı, Olcan Adın ligde var, Avrupa'da yok. Ayrıca Dortmund maçından sonra Olcan Adın ve Veysel Sarı için Başakşehir maçını düşünerek onları dinlendirdim diyorsun. 

Hedef maç Başakşehir'di, hadi Dortmund maçını geride bıraktık. Bu maç üzerinden, yağmuru veya rüzgarı mazeret olarak öne süremeyiz. Yağmur ve rüzgar altında 2-0'dan 4-0'a geldi maç. Galatasaray her koşulda gol yedi, rakip kaleye gidemedi, pozisyon bulamadı.

Selçuk İnan'a bakıyorum. Ayhan Akman'ın 35 yaşındaki görüntüsü. Ama bir fark var, Ayhan Akman hırslıydı, mücadele etmeye çalışıyordu. Selçuk İnan ise kat ve kat daha fazla kazanmasına rağmen kendisine saha içerisinde sabit bir yer belirlemiş ve bir sağa atıyor, bir sola. Dikine veya araya oynamak yok, top sürmeyi zaten unuttu, şut denemez, oyunu yönlendirmez. Ve bu adama Türkiye'nin en iyi orta sahası diyorduk, geldiği hale bakın. Onu bu hale Prandelli getirmedi, bunu da belirteyim.

Burak Yılmaz'a bakalım, Türkiye'nin en iyi yerli forveti diye adlandırdığımız futbolcuya. O da Youla evrimini tamamlamak üzere, hem de Beşiktaş'a transfer olan değil, Eskişehirspor'dan sonra oradan oraya savrulan Youla'ya. Sadece ama sadece rakip arkasına koşu deniyor. Top tutmak yok, hareketli oyun yok, şut yok, hava hakimiyeti zaten yok ve sen koskoca Galatasaray santraforusun.

Semih Şentürk'e bakın, her yaşta Semih Şentürk. Bugün forvetim diyen yerli forvetten daha forvet. Bitiricidir, takımını hücumda tutar, pas yapar, hareketli oynar. Bunlar da neredeyse koca bir sezon oynamamış Semih Şentürk yapıyor, her ne kadar genç olsa bile 30'lara gelmiş Semih Şentürk. Bu görüntüye bakıp, Burak Yılmaz için konuşabiliriz.

Uğur Uçar ve Ferhat Öztorun'u konuşalım. Galatasaray çıkışlı futbolculardır ama Galatasaray sonrası kariyerleri oradan oraya savrulmakla geçmiştir, vasat görüntüyü aşamamışlardır. Onları transfer etmezsiniz, eyvallah ama bugün bakıyoruz bu maliyetsiz, bonservisi olmayan adamlar ligin en az gol yiyen takımın bekleri. Senin Veysel Sarı ve Tarık Çamdal'ından daha bek oynadılar. Biz ise bu yolda milyonları gömdük.

Doğru tercüme edilmedi (her zaman olduğu gibi) ama Melo sahada ruh gibi yürüyen futbolcular olduğundan bahsetti. Sonuna kadar da haklı. Melo'nun oyundan çıkarken üzüntüsü, Sneijder'in de yırtınması, Muslera'nın ise çaresizliği dışında ruh gösteren, karakter yansıtan 4. bir futbolcumuz yoktu bugün.

Prandelli ile Galatasaray'ın geleceği yok. Dortmund maçından sonra bu maçta da 4 gol yemesi olayın özeti aslında. Hiç vakit kaybedilmemeli, Galatasaray'ın Prandelli ile bir geleceği yok..

25 Ekim 2014 Cumartesi

Yeni ve Geçici Dönem; Başkan Prof.Dr. Duygun Yarsuvat


Yaşadığımız dönemin adı "kriz". İşin ekonomik boyutu ne durumda bilmiyorum, sürekli ekonomik durumun iyi gitmediği söyleniyor, finansal fair-play derdiyle de uğraşıyoruz derken yeni yönetimin önceliği bu ekonomik görüntüye yön vermek olacaktır.

Ünal Aysal'ın devam etmesi yanlısıydım ama devam etmedi, istediği yetkileri alamadı. Bu güvensizlik ortamında da daha fazla başarılı olamayacağını düşündü. Galatasaray'a önemli değerler katan bir başkan olarak hatırlayacağım, kümede kal Galatasaray'dan her sezon Şampiyonlar Ligi oynayan ve orada da iddia yaratabilen bir yapıya büründük. Basketbolda gelen başarılar malum, artı olarak spor kulübü yarattı. Kısacası, Galatasaray'a Galatasaray olduğunu hatırlatan bir başkandı. Son kez kendisine teşekkür etmek istiyorum.

Zamansız bir ayrılık oldu bu, seçim kararı erken alındı, aday olması gereken isimler bu yüzden aday olamadı. Adnan Öztürk, Cemal Özgörkey gibi isimleri sayabiliriz. Bu kriz anında aday olan, camiayı toparlamak için hareket eden ve başkan seçilen Duygun Yarsuvat Hoca'yı tebrik ediyorum, umarım ayağa kalkmasını bilir ve bu kriz dönemini en iyi şekilde atlatırız.

Geçici bir dönem bu. Mayıs ayına kadar devam edecek bir yönetim. Mayıs ayına kadar da aday olmayı düşünen adaylar hazırlıklarını yapıp, Galatasaray'da başkanlık yarışı yapacaklardır. Bu geçen süre ise kısa gibi görünen ama önemli bir dönem. 4. yıldız yarışı devam ediyor, Avrupa hedefi ne olursa olsun mevcut, basketbolda yükseliyoruz, bu yükselişin sekteye uğramaması gerekiyor ve finansal fair-play lanetinden de kurtulmalıyız. Bu anlamda işleri çok zor.

Alp Yalman ismine saygı duymama rağmen, Adnan Polat döneminin devamı olacaktı, bu da Galatasaray için iyi olmayan bir durumdu. Bu anlamda da Duygun Hoca'nın kazanmasına çok sevindim. Yine de beklediğimden fazla oy aldığını da söylemem lazım, daha güçlü bir muhalefet bu seçimden galip ayrılabilirmiş, bunu gördük.

Duygun Hoca'nın yönetiminde ise hem Ünal Aysal döneminden gelen isimler var, hem de yeni isimler. İşleyen bir süreç var ve bunun devam gerektiğinden, bu isimlerin tekrar yönetimde olması güzel. Ali Dürüst ve Abdurrahim Albayrak'ın da dönüyor olması, Galatasaray'da yitirilmeye başlayan yönetici & futbolcu köprüsünün yeniden kurulmasını sağlayabilir, bu önemli.

24 Ekim 2014 Cuma

Sezon 2001-2002, Galatasaray'ın Transfer Fotoğrafı


2001-2002 sezonunda Galatasaray kadrosu büyük bir başkalaşım geçirdi. Lucescu'nun da başarısı buradan kaynaklanmakta. O dönem maddi sorunlarla uğraşan bu takım, toplama takım hüviyeti kazanmıştı. Hagi, Popescu, Okan Buruk, Emre Belözoğlu, Fatih Akyel, o sezonun devre arasında Hakan Ünsal, Ümit Davala gibi Uefa Kadrosu'nun önemli parçaları ayrılmış ve yerine gelen isimler de özellikle yabancılar anlamında kiralık futbolcular, düşük maliyetli isimler oldu ama Galatasaray çıtasını korumuş ve lig şampiyonluğu, Şampiyonlar Ligi'nde de son anda kaçan çeyrek final bileti olarak bizlere dönmüştü. Lucescu'nun kariyerinde efsane sezonlardan biridir..

Fotoğraf ise beni eskilere götürdü. Hatırlıyorum, gazetede bu resmi kesmiş ve duvarıma yapıştırmıştım. O dönemin önemli bir transfer harekatıydı aslında bu.

Berkant Göktan, o dönemin gurbetçi kralıydı. Bugünlerde hep bahsediyoruz, gurbetçi futbolcuların gelişimi, hangi Milli Takım'ı tercih edecekleri gibi konuları. Berkant Göktan da büyük bir yıldız adayıydı, Türkiye Ümit Milli Takım'ının da gelecek adına en büyük kozuydu belki de ve bu ismin o dönem Galatasaray'a imza atması bana göre büyük olaydı. Tabii geçen sezonlar Berkant Göktan adına bitişin resmi oldu, Lucescu'nun Galatasaray'ında kötü işler yaptığını söyleyemem ama Fatih Terim'in Galatasaray'ında hiç iyi izlenim vermedi, sözleşmesi bittiğinde de Beşiktaş'a imza atması kariyeri anlamında sonun resmi oldu.

Ayhan Akman da önemli futbolculardan biriydi. Gaziantepspor'la gösterdiği çıkış, onu rekor ücretle Beşiktaş'a taşıdı ama böyle bir maliyetten sonra oluşan beklentiler Ayhan Akman'ın en büyük engeliydi. Şöyle de birşey var, Ayhan Akman transferi her iki kulübün görüşüp, anlaştığı, bonservis bedeli ve takas karşılığı gerçekleşen bir transferdi. Bu anlamda da günümüzde bile çok örneği yoktur.

O dönem Beşiktaş'a takas olarak gönderilen Ahmet Yıldırım, bir sonraki sezon Beşiktaş'ın 100. yıl kadrosunda önemli kozlardan biri olacaktı, bunu da atlamamak lazım. Lucescu, Ahmet Yıldırım'ı Galatasaray'dan göndermiş ama Beşiktaş'a gittiğinde formayı ona teslim etmişti. Ayhan Akman ise yıllarca Galatasaray'da oynadı, kaptanlığa kadar yükseldi. Ofansif bir oyuncuydu, defansın derinliklerine doğru bir futbol başkalamışımı geçirdi, son dönemlerinde hep eleştirildi ama Galatasaray tarihinde öyle ya da böyle yer aldı, daima anılacak.

Önemli bir jokerdi. Heinz tutmadı mesela, o sezonu sol açık olarak geçirdi. Yeri geldi sağ kanatta oynadı, bir maçta stoper dahi oynadığını hatırlarım. Bu transferden kim kazançlı çıktı dersek, kısa vadede Beşiktaş belki ama uzun vadede Galatasaray'ın kazançlı olduğunu görüyoruz.

Ümit Karan ise döneminin önemli bir forvetiydi. Gençlerbirliği formasıyla Milli Takım'a kadar yükselmiş bir isimdi ve Galatasaray'a transferi o dönem için çok değerliydi. İlhan Mansız'ı da istiyordu aslında Galatasaray ama İlhan Mansız'ın Ümit Karan'a verilen ücreti görmesi neticesinde Beşiktaş'ın yolunu tutması unutulmayan bir andır.

Ümit Karan da yıllarca Galatasaray formasını giydi, goller attı, Gerets'le gelen şampiyonlukta takımın en büyük gol silahıydı, kariyer zirvesi gördü, her zaman önemli bir forvet alternatifi oldu ama forvet sıkıntısı çeken Milli Takım'da önemli bir alternatif olmadı mesela. Ersen Martin'in bile Milli Takım'a çağrıldığı zamanlar vardır ama Ümit Karan bu anlamda çok kullanılmadı, Galatasaray'dan sonra Eskişehirspor'a gitti, futbol oynadı, sportif direktör oldu, sonrasında girdiği işlerle de kendisini bitirdi, Galatasaraylıların gözünden düştü.

Mondragon ise bu isimler arasında en tanınmayanı. O dönem bizler için soru işareti bir kaleciydi, en azından ben tanımıyordum. O dönem gerçi birçok kiralık yabancı gelmişti. Fleurquin gibi, Perez gibi, Victoria gibi. Mondragon da onlardan biriydi, o sezon gelen şampiyonlukta da büyük payı oldu, uzun yıllar Galatasaray formasını giydi. Belki çok üst düzey bir kaleci değildi ama istikrarlı bir isimdi, çok maç kurtardı, efsane performanslar arasına adını yazdıracağı çok maçlar oynadı.

Kiralık olması sezon sonunda büyük sorun oldu aslında. Beşiktaş kendisini çok istedi, kulübüyle de anlaştı, herkes transfer bitti derken Mondragon'un Galatasaray aşkı onu takımda tuttu. Fatih Terim, Lucescu'nun getirdiği birçok ismi silerken, Mondragon'u silmemesi de altı çizilmesi gereken bir durum. Mondragon'u çok istedi ve takımda tuttu. Beşiktaş ise Cordoba'yı aldı, önemli bir kazanım oldu onlar adına ve en büyük gurur kaynakları ise, biz Mondragon'u almadık, Kolombiya'nın birinci kalecisini aldık oldu. Yıllar boyu bunu çok dinledik ama Mondragon'un bıraktığı izlenim, geçirdiği yıllar çok daha büyük oldu bence.

2001-2002 sezonunun transfer resmidir bu. Fotoğrafı görünce yazmak istedim, nostaljiyi zaten seviyorum, bu fotoğrafta beni eskilere götürdü..

23 Ekim 2014 Perşembe

Victor Valdes & Manchester United


Bana sorarsanız hala Dünya'nın en iyi kalecilerinden, özellikle de pas oyununa yatkın sistemlerde iz bırakan isimlerden biri Victor Valdes. Her dönem eleştirildi, beğenilmedi, hakkı fazlasıyla verilmedi ama Barcelona'nın yapısında da çok önemli bir değerdi.

O Victor Valdes'in bugün takım bulamadığını görüyoruz. Ekim 23 oldu ama hala anlaştığı bir takım yok. Monaco'ya gidiyorken, sakatlık durumundan bu anlaşma gerçekleşmedi ve belki de yaratılan o sakatlık algısı bugün Victor Valdes'in önünde en büyük engel oldu. Neredeyse kimse yüzüne bakmıyor, konuşmuyor, Victor Valdes boştaymış demiyor.

Premier Lig takımlarının ilgisi var tabii. Liverpool'a gideceği söyleniyordu ama Manchester United ile idmanlara çıkmaya başlamış. De Gea'dan doğan bir hoşnutsuz durum var onlarda da. De Gea aynı şekilde oynadığı hiçbir dönem çok beğenilmemiş, genç bir yatırım olarak görülen, ısrar edilen ama belki de istenilen seviyeye gelemeyecek bir kaleci. Manchester United de alternatif yaratmak amacıyla Victor Valdes gibi bir tecrübeyle çalışabilir.

Van Gaal ne düşünüyor, ne planlıyor bilinmez..

Inter'in Kapanan Dönemi, Moratti de Bıraktı


Moratti de Inter'i bıraktığına göre, çok önemli bir dönemi kapattık demektir. Javier Zanetti'nin futbolu bırakmasıyla kapanan Inter döneminde Moratti son halka oldu. İyisiyle kötüsüyle iz bırakan bir isimdi, 2000 sonrası İtalya futboluna damgasını vurmuştu.

Juventus'un şike sonrası küme düşürülmesinin ardından, o buhrandan sadece Inter güçlü çıkabildi aslında. Lig şampiyonlukları, harcanan büyük paralar, sonrasında daha büyük paralar derken hedef aslında lig başarısından öte Şampiyonlar Ligi'ydi ama bu Mancini ile olmamıştı. Mourinho ile zirve dönemlerini yaşadılar, sadece 2 sezonda hayal edilen tüm başarılar geldi.

Mourinho sonrası ise enkaz. Mourinho, Inter ile yapabileceği daha büyük birşey kalmayınca ayrıldı, Real Madrid'e gitti ve Inter enkazı da başladı. Yatırımları kısmadılar ilk etapta ama Benitez ile başlayan bu kötü dönem, giderek maddi sorunlara doğru uzandı, şampiyon kadrodan iyi isimler ayrıldı, futbolu bıraktı derken Juventus yine sahne aldı ve İtalya futbolunu onlar yönlendiriyor.

Inter için kalan, Moratti ile yaşanan o başarılar. Eski günler gelir mi bilinmez, şu an için Juventus ve Roma'yı konuşuyoruz. Inter misali Milan da maziyi arayanlardan ama bu dönem onların dönemi değil.

Moratti'yi de Sneijder transferiyle unutmayacağız tabii, Ünal Aysal'la yenen bir öğle yemeği ve akabinde gerçekleşen bu transfer..

Galatasaray'ın "Sol"u


Arda Turan'ın yerine alınan futbolcudan beklenti doğal olarak büyük olur. Oynadığı futbol iyi gitmediğinde, aldığı yıllık ücreti de işin içine katarlar ve eleştiri boyutu yükselir. Riera'nın ilk sezonu da böyle geçti. Eleştirilerle dolu, beklentiden uzak. 

İkinci sezonunda ise takımın sol bek yarasına merhem oldu. Hakan Balta inişli, çıkışlı bir futbolcudur. Her dönem beğenilmez ama ondan da vazgeçemezsiniz. Riera ise hayatında belki de hiç sol bek oynamamışken, bir anda Galatasaray'ın sol beki oldu. Üstelik bu değişimi 29-30'lu yaşlarda yapıyor. Genç futbolcuyu oynadığı pozisyon anlamında daha rahat değiştirirsiniz ama bu yaşlarda olan futbolcuların önemli bir futbol kültüründen gelmesi lazım. 

Riera da bunu gösterdi, sol bek olarak oynamaya başladı, Galatasaray ise Riera'nın sol bek performansıyla Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final bile gördü. Bu adam Cristiano Ronaldo gibi isimler karşısında da sol bek oynadı, sırıtmadı da. İyi, kötü değerlendirirsiniz ama oynadı.

3. sezonunda ise yabancı sınırı daha fazla gün yüzüne çıkmaya başladı, bir anda Hakan Balta yeniden formasına kavuştu. Riera ise o sezon ilk maçına Real Madrid karşısında sol bek olarak çıktı derken Fatih Terim'le yollar ayrıldı, Mancini geldi, bu sefer Riera'yı sadece sol bek olarak izlememeye başladık. Juventus deplasmanında sağ açıktı mesela, o sezonun ilk yarısında da birçok pozisyonda oynadı, iyi de gidiyordu.

Artık Galatasaray'ın özdeş futbolcularından biri olma yolundaydı. İyi para kazanıyordu, bunu atlamak imkansız ama elinden geleni de yapıyordu, karakteri, tecrübesi, Galatasaray'ı yaşaması bizler için değerliydi. 

Önce Telles'in sol bek olarak transfer edilmesi, devamında da Hajroviç transferi derken Riera'nın sözleşmesi fesh edildi, sağolsun bu konuda da Riera'nın zorluk çıkarmadığını görüyoruz. Yanlış bir ayrılıktı bu, Hajroviç kumarı uğruna Riera harcandı ama o vakit bunu düşünmedik, yeni transferlerin heyecanı derken, bugün ne yaptık biz diyebiliyoruz, pişmanlık diz boyu.

Geçen bu sürede, Telles gram gelişme göstermediği gibi, Hajroviç ise kaçıp gitti. Hajroviç'den birşey olmayacak gerçi, bugün Werder Bremen'de de sorgulanan bir futbolcu ama onun kaçması büyük bir yönetim skandalı. Ribery etkisi yapmayacak olmasından ötürü konuşulmayacak belki ama 2.5 - 3 milyon avro gibi bir bonservis uçtu gitti. En önemlisi, kendisinden fayda sağlanamadığı gibi, Riera'nın tecrübesinden de faydanılanamadı. 

Telles ise bugün hala forma buluyor, Şampiyonlar Ligi'nin değişmesi ama aklımda iyi kalan tek anı yok. Maalesef, başta ben olmak üzere Telles'i bu duruma getiren de bizleriz. Çok şişirdik, o gün Allah'ım sol bek diye inlerken bugün Telles'i yerden yere vuruyoruz. Ülkemizde genç oyuncu yetişmiyor, bunu Bruma'da da görüyoruz, Telles'de de. Bugün Riera olsaydı, eminim Telles'den fazlasını verirdi.

Koca kanat sadece Telles'e bırakıldı diyorlar ama dün oynanan düzende Galatasaray çeyrek final gördü, Riera da sol kanatı tek başına kullanıyordu, aynı şekilde Eboue de sağ tarafı. Oluyor yani, oynayabilen oynuyor, oynanır da. 

O Riera ise bugün hala Galatasaray'ı yaşamaya devam ediyor. Paylaşımlarını zevkle takip ediyoruz. Özür borçluyuz kendisine, ben öyle düşünüyorum..
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger