Fransa'da Bir Türk
30 Haziran 2009 Salı
Fransa'nın Sochaux Kulübü'nde forma giyen milli futbolcumuz Mevlüt Erdinç Paris Saint Germain'e transfer oldu. Melüt ile uzun süredir ilgilenen Paris kulübü pazartesi günü 4 sularında transferi noktaladı ve Mevlüt Erdinç'i 4 yıllığına renklerine bağladı. İlk olarak Paris Saint Germain Kulübü'nde Mevlüt için 10 Milyon Euroluk bonservis bedeli isteyen Sochaux Kulübü, uzun süren görüşmeler sonucunda fiyatta 1 Milyon Euroluk daha indirim yapmaya ikna oldu ve 9 Milyon Euroluk transfer ücreti karşılığında Mevlüt Erdinç'i Paris kulübüne verdi. Daha öncede Atletico Madrid'ten Gregory Coupet'i transfer eden Paris Saint Germain 2 Temmuz Perşembe günü yeni transferler Gregory Coupet ve Mevlüt Erdinç'i birlikte basına tanıtacak.Fatih Terim kendisini Milli Takım'a aldığında çoğumuzun pek takip etmediği futbolculardandı. Milli Takımımız da U-19, U-21 katagorilerinde de oynadıktan sonra A Milli Takım'a yükseldi ve Fatih Terim'in gözdelerinden birisi oldu. Hem Fransız hemde Türk vatandaşı olan Mevlüt Fransa'nın U-17
takımında oynadıktan sonra Türkiye'ye kazandırıldı. Bu anlamda büyük başarı gösterdik. Çünkü Mevlüt Erdinç büyük gelecek vaad eden futbolcular arasında gösteriliyor. Sochaux'da büyük çıkış yakaladı ve bunun sonucunca Paris Saint Germain'e 9 milyon euro karşılığında transfer oldu. Santrafor olarak, forvet olarak hatta sağ açık olarakta oynayabilir. Hızı ve tekniğiyle ön plana çıkıyor. Gol atmasından çok gollerin oluşumunda daha ön planda kalıyor. Milli Takım'da oynadığı çoğu maçta eleştirilmesine rağmen Fransa'da harikalar yarattı. Henüz 22 yaşında ve hem Fransa'da hem de Milli Takımımız da önemli işler yapacaktır. Burada sormamız gereken Mevlüt 9 milyon euro eder mi acaba sorusu olmalıdır. Fransa ligini çok da izlemediğim için onun Fransa'da yaptıklarını duyum olarak alıyorum. Sochaux ne kadar kötü gitsede Mevlüt Erdinç çok ön plana çıktı. Yalnız orada yarattığı harikaları Milli Takım'a yansıtamadı. Uyum sorunu mu çekti, yoksa sistem mi ona uymadı bilmiyorum ama bir an önce kendine gelmesini bekliyorum. PSG onun için büyük fırsat oldu çünkü göz önünde duran bir takımda forma giyecek ve ileride kendini Avrupa Kupaları'nda da kendini gösterme fırsatı bulacak.
PSG ise eski günlerini aramaya devam ediyor. Mevlüt Erdinç transferiyle birlikte Fransa'nın deneyimli kalecisi Coupet'i de transfer ettiler. Atletico Madrid'de mutlu olamadı ki Coupet Fransa'ya geri döndü. Fransa'da Lyon hakimiyetinin yıkılması çok önemliydi. Şimdi Lyon daha da güçlenip gelmek isteyecek bunun yanında son şampiyon Bordeaux ve Marsilya'da var. PSG'nin de bu yarışın içinde olması yıllardır Fransa'da eksik olan heyecanın geri dönmesine sebep olacaktır.

Ankaragücü 100. yılında büyük oynayacağının sözünü vermişti ve Vassell ile büyük bir hamle yapmaya hazırlanıyor. Darius Vassell uzun yıllar İngiltere Ligi'nde forma giyiyordu ve gösterdiği performansla da İngiltere Milli Takım'ın da uzun süre forma giydi ve Manchester City'e 2005 yılında transferini sağlamıştı. Özellikle Aston Villa'da ki günleri unutulmaz. Ama Manchester City'i Araplar satın aldıktan sonra forvet bölgesine yapılan transferler sonucunda geçtiğimiz sezon sadece 12 maçta forma giyebildi ve hiç gol atamadı. Bu bakımdan bakarsak ligimizde Ümit Karan'ın yaşadığı gibi düşüş yaşadığını görebiliriz. 29 yaşında ve ülkemizde önemli işler yapabilecek güçte. Onun bu düşüşünü Denilson'un düşüş gibi görmek istemiyorum veya Rivaldo'nun yaşı gelince Özbekistan'a gidişi gibi de değil. Türkiye Avrupa'nın önemli futbol ülkelerinden ve 4 büyükler dışında diğer takımlarımızın da böylesine büyük transferler yapması ligimize ayrı heyecan katıyor.






Bu bonservis sorunu yüzünden Rubio'nun Avrupa'da başka bir kulübe de gitmesi söz konusu. Ama onu hangi kulüp alırsa alsın kumar oynamış olacak çünkü her an NBA'e gidebilir. Bu yüzden onun üstüne yatırım yapılamaz. Haberlerde Real Madrid ve bir Türk kulübü Rubio'yu transfer etmek istiyormuş. Bonservis içinse 2 milyon dolar ödenecek. NBA'e gitmesi durumunda 6.6 milyon dolar bonservis var Avrupa'da kalması durumunda ise 2 milyon dolar civarında bonservisle takımdan ayrılabilir. Rubio'da akıllılık etmeyi planlıyor ve başka bir kulübe transfer olup 1 yıl orada oynadıktan sonra NBA yolunu tutacaktır. Bu bonservis sorunu yüzünden Scola uzun yıllar Avrupa'da oynamıştı. Türk kulüpleri deyince aklımıza Efes Pilsen ve Fenerbahçe Ülker geliyor. Efes Pilsen geçtiğimiz sezonda büyük yatırımlar yapmıştı bu sezona da daha güçlü girmek istiyor. Rakoçeviç'i transfer ettiler ve Jasikevicius ismi de onlar için geçiyordu. Efes uzun yılları planlayarak oynamaz her zaman seneyi kurtarır. Bu yüzden Rubio onlar için mantıklı durabilir. Fenerbahçe ise Efes'in aksine planlı hareket ediyor. Genç oyuncular üstüne yatırım yapmayı seviyor. Rubio'da genç ama her an NBA'e gitme durumu var. Aslında iki kulübünde onu getirmesi çok zor ama ben acaba diyorum.

Şimdi Konfederasyon Kupası sonrasında yaptığı açıklamalarla geri dönmek istediğini belirtti ve sipariş takım falanda veriyor. Fenerbahçe kendisi içinde 15 milyon euro bonservis bedeli istiyor ama şu an 10 milyon euro teklif eden kulüpler var. İlk senesinde yaptıklarıyla 4 milyon euro'luk piyasa değeri kaybına uğradı. Milli Takım'da kalmak istiyorsa gerçekten dediği gibi Türkiye'den ayrılmak zorunda. Çünkü Daum ile uyuşacağını da hiç sanmıyorum. Daum Fenerbahçe'de kaldığı 3 sezonda tek forvetli sistemden asla ödün vermedi. David Villa'nın yerine Valencia'ya transferi olabilir. Haberleri de zaten çıkmış. Onun dışında Zenit, Manchester City ve Atletico Madrid'de ilgilenen kulüpler arasında. Herkese hakkında fazlasını veren Manchester City bile Güiza'ya 10 milyon euro'dan fazla vermeyecektir. Fenerbahçe'nin de Güiza'dan fazla beklentisi olmaması gerektiğini düşünerek 10 milyon euro'ya balıklama atlaması onların hayrına olacaktır. Daum'un elinde Güiza bir sene daha kalırsa değeri daha da aşağıya inecek. Bu açıklamalardan sonra falan da Türkiye'ye dönüpte Fenerbahçe'de kalmak istiyorum derse karakter sınav kağıtını da bizlere teslim etmiş olacak. Güiza hem kendin için, hem Fenerbahçe taraftarları için hem de Semih Şentürk için Fenerbahçe'den ayrılman en doğrusu.
Kalli döneminde Emre Güngör takıma katıldıktan sonra defans hattımız Servet - Emre Güngör'den oluştu. Bu ikili ligde önemli işler yapsalarda Leverkusen deplasmanında kötü görüntü çizip takımın mağlup olmasında etken de olmuşlardı. Bu yüzden Popescu tarzında topu geride organize edebilecek futbolcu arayışlarına girildi Meira takıma geldi. Meira'dan da istenilen performans gelemeyince gelen iyi bir teklife takımdan ayrıldı. Geçen sezon sakatlıklar falan derken birçok deneme ile sezon istemediğimiz gibi bitti. Kadroda ki stoperlere bakınca Servet Çetin bu takımın vazgeçilmezi olarak duruyor. Daha önceki yazılarımda da Galatasaray'da gelecek stoperin Servet'i tamamlayabilecek bir futbolcu olması gerektiğini söylemiştim. Yabancı stoperler pahalı ama mutlaka birini almak istiyoruz. Hücumu geriden organize edebilecek, defansı orta sahaya kadar çıkarabilecek lider özellikleri bulunan stopere ihtiyacımız var. Rijkaard'ın sistemi de bunu gerektiriyor.
Servet Çetin & Gökhan Zan birbirlerini Milli Takım'dan tanıyan futbolcular. Fatih Terim geldiğinden bu yana bu ikili sağlam oldukça stoperde ikisini oynattı ve çok da kötü görüntü çizmediler. Görünüşte ikiside ağır gözüksede ben Servet'in çoğu hızlıyım diye geçinen futbolcudan hızlı olduğunu düşünüyorum. Geri dönüşleri harika, bire bir de kolay geçilmemeye başladı hava hakimiyetine asla lafımız yok. Örnek verirsem Lucio'ya uzaktan baktığımızda ağır futbolcu gibi görünsede kusursuz stoperlerdendir. Ya da Stam'da öyleydi. Servet'i bu futbolcularla da karşılaştırmak istemiyorum ama Türkiye'nin Lucio'su, Stam'ı kıvamına geldi. Kendisini Galatasaray'da oynadığı 2 sezonda öyle geliştirdiki kusursuza yaklaştı. Servet'in mücadelesini ve hırsını da hatırlarmak istiyorum. Gökhan Zan ise Servet'e göre biraz daha ağır görünsede ayaklarına hakim, kendinden beklenmeyen işleri yapmamaya çalışan futbolcu görüntüsü çiziyor. Bu yüzden bu ikili birbirini tamamlayabilir ama defansta hücumu organize etmek konusunda sıkıntılar yaşanabilir. Bu yüzden bu ikili oynayacaksa orta sahada ayaklarına hakim, iyi pas yapan futbolcuları oynatmamız gerekecektir.








Neyse geçmişi geçmişte bırakalım. Sonuçta giden 2 sezonu geri getiremeyeceğiz. Linderoth'u şimdi kullanmanın yollarını arama zamanımız geldi. Öncelikle Linderoth'un Galatasaray'a vefa borcu bulunuyor. 2 sezon doğru dürüst maça çıkmamasına rağmen takımda tutuldu, hala onun iyi olacağı düşünülüyor. Sözleşmesi feshedilebilirdi veya askıya alınabilirdi bunlarda yapılmadı. Parasını da gayet güzel aldı. Bu yüzden Linderoth Galatasaray kulübüne ve taraflarlarına vefa borcu var. Bu yüzden elinden geldiğinin en iyisini değil, limitlerinin de üstündekilerini yapmalı ve takıma hızır gibi girmeli. Linderoth karakter olarak çok sağlam ve tam bir profesyonel. Soğuk görünümlü, sokakta görsen kimseye eyvallah demeyecek ifadesi var. Gerçi kuzey ülkelerinin insanları soğuk yemekten böyle oldu. Ama hepside müthiş profesyonel oluyorlar.
Linderoth birazdan Kalli ve Skibbe'nin de kurbanı oldu. Bu iki hocada birbirinin tam tersi idman metodlarına sahip. Kalli Alman nazizminin getirdiği özelliklerle Florya'yı neredeyse kan gölüne çevirdi. Onun zamanında çok sakatlık yaşadık. Skibbe ise idmanlarda çok lay lay lom tavırlar sergiledi. Onun zamanında da idmansızlıktan oyuncu adeleleri oldukça zayıfladı ve ardı ardına sakatlıklar geldi. Bu iki dönemde de Galatasaray'da fizyoterapiden söz edilemedi. Şimdi ise takımın başında Rijkaard var ve Galatasaray'da inanılmaz teknik ekip kuruldu. Albert Roca Pujol ve Carlos Cuadrat Dünyaca ünlü fizyoterapistler. Bu ikilinin oluşturduğu metodlarla neredeyse mezardaki adam çıkıp 90 dakika futbol oynayacak kıvama geliyor. Linderoth'da bu sayede kendine gelebilir. Ayrıca Neeskens'in de yardımlarıyla Linderoth 2 senenin kaybını kısa sürede aşacağını düşünüyorum. Galatasaray'da zaten bu teknik ekibe güvenerek Linderoth'u kamp kadrosuna almaya karar verdi. 
Sercan Yıldırım ve Volkan Şen'i gelen büyük tekliflere karşı satmayan Bursaspor taraftarlarını heyecanlandıracak transfere imza atmak üzere. 34 yaşına gelmesine rağmen Maradona tarafından hala Arjantin Milli Takım'ına alınan Veron DHA'nın haberine göre Bursaspor'la anlaşmak üzere. Geçen sezonda Davids Kocaelispor'a geliyor gibi haberlerde çıkmıştı ama DHA pek yalan haber yapmaz. Veron'un transferleri Bursaspor'luları heyecanlandırdığı kadar Türk futboluna da yeni soluk getirir. Şimdi 34 yaşına geldi artık katkı veremez diyenler elbette olacaktır ama Veron'un tecrübesi Bursaspor gibi takım için çok önemli. Sivasspor örneğinde olduğu gibi Bursaspor'da artık üst sıralara oynamak istiyor. Ellerinde yetenekli kadro var ve bu takıma gerekli takviyelerle zirve yarışına onlarda girebilir. Şehir olarakta Bursa bunu çoktan hakediyor.





Ayrıca Aragones ile yollar ayrılmadan Daum ile anlaştılar ve bu Aragones'in eline koz verdi. Haliyle sözleşmesinin feshi için çok uğraştırdı. Tabi yine Daum'un gelişi resmen açıklanmadı ve teknik direktörleri belli olmadan transferler yapmaya başladılar. Öncelikle Türkiye'de öne çıkan futbolcuları topluyorlar sanırım Daum gelince de yabancı transferine başlayacaklardır. Daum tercihi de ilginç bu adamı takımdan gönderen Aziz Yıldırım'dı, şimdi yine takımın başına getiriyor. Daum'un avantajları Türkiye'yi çok iyi bilmesi ve Fenerbahçe'ye hakim olmasıdır. Zaten üç yıl Türkiye'de şampiyonluk sözü verildi yani Fenerbahçe Avrupa'yı şimdiden gözden çıkartmış duruda.
Trabzonspor'un yaşadığı büyük sıkıntılardan birisi de yabancı kontenjanının dolu olması. Bordo - mavili takımda şu anda Yattara, Tjikuzu, Song, Faty Papy, Brüls, Isaac, Colman, Cale, Sylva ve Alanzinho olmak üzere toplam 10 yabancı futbolcu bulunuyor. Tjikuzu ve Brüls'e de bu yüzden resmi sözleşme imzalatılamıyor. Bu sebeple Faty Papy, Song ve Isaac satış listesine konuldu. Papy genç ve gelecek vaad eden futbolcu onun Çaykur Rize'ye kiralık verilmesi söz konusu. Song ise yaşlandı onu da kadroda tutmak istemiyorlar. Isaac ise geçen sezon neredeyse hiç katkı veremedi. Yalnız anlamadığım olay Cale'yi de elden çıkarmayı düşünüyorlar. Cale geçtiğimiz sezon Trabzonspor'un parlayan yıldızıydı ve birçok takımdan da transfer teklifi almıştı. Şimdi bu tekliflerin kabul edilmesine karar verildi. Tabi bunda Ferhat Öztorun transferinin de etkisi olmuş olabilir ama şampiyonluğa giden Trabzonspor'da Cale mutlaka takımda tutulmalı.
Beşiktaş'ta forma giyerken Ertuğrul Sağlam'ın gözdelerinden birisi konumuna gelmişti ve bu performansı ona Milli Takım kapılarını da açmıştı. Beşiktaş döneminde sağ bek oynamasına karşın İspanya'ya gittiğinde onu stoper denediler. Getafe takımında kendisini pek takip edemedim ama bu sezonu da istediği gibi geçiremediğini biliyorum. Laudrup eğer Getafe'de kalmış olsaydı İbrahim Kaş için durum değişik olabilirdi. Sonuçta olan oldu İbrahim Kaş'ın İspanya macerası erken biteceğe benziyor. Henüz 22 yaşında ve yabancı kontenjanı olan ülkemizde böyle genç futbolculara her takımın ihtiyacı var.




