
Atilla Çelik: Geçtiğimiz sezona ve de bu sezon başındaki gelen geçen her topu içeri alan defans örgüsü ile kıyasa gittiğimizde savunmanın her geçen gün daha iyiye gittiğini, biraz daha oturduğunu söyleyebiliriz. Ama bunu son üç maça dayandırabiliriz. Eskişehirspor, Gaziantepspor ve Bucaspor maçlarına. Bu üç takıma baktığınızda fiziksel olarak hala hazır olmayan bir Eskişehirspor, bu sezon gol noktalarında büyük sıkıntı yaşayan Gaziantepspor ve genelde uzun top oynamaya çalışarak gol bulmaya çalışan ve son vuruşlarda beceriksiz olan, dört golünün üçünü defans oyuncularının attığı Bucaspor’dan bahsediyoruz. Hücum bölgesinde yeterince sorun yaşayan bu takımlara karşı başarılı olabilmek, Galatasaray defansın tam olarak düzeldiğine dair kesin bir referans olamaz. Ama bir düzelme olduğu gerçektir. Bunu hücum hattı iyi olan bir rakibe karşı değerlendirmek daha uygundur.
Bir takımın hücum anlamında iyi olması, pozisyonlara girmesi salt hücum karakterli oyunculara bağlanamaz. Aynı zamanda ileride sağlıklı bir şekilde çoğalmayı gerektirir. Galatasaray’ın hücum hattı ile orta saha ve defans hattı arasında maalesef büyük bir açıklık var. Galatasaray hücuma çıkarken dar alanda oynamıyor ve geniş alanda, oyuncuların birbirinden kopuk olduğu bir anlayışla hücum etmeye çalışıyor. Hal böyle olunca, iş tamamen bireysel yeteneği olan ve rahat adam geçen oyuncuların bireyselliğine kalıyor. Tıpkı Arda’ya mahkum kalındığı örneğinde olduğu gibi.
Misimoviç yapı itibariyle rahat adam eksiltebilen bir oyuncu değil. Aksine sihirli paslarıyla asıl hünerini gösteren bir asist canavarıdır. Kewell ise fiziksel durumu nedeniyle Arda gibi sürekli ve rahat bir şekilde adam geçebilecek bir oyuncu değil. Baros ise zaten en uçtaki adam ve ona top gelmediği sürece ne yapsa boştur. Tüm bunları üst üste koyduğunuzda Arda merkezli ataklara çıkmayı alışkanlık edinmiş ve inisiyatifi daha çok ona bırakan bir hücum olgusu görürsünüz. Bu olgudan Arda’yı çıkardığınızda ve Misimoviç’i eklediğinizde tamamen değişen bir yapı ve uyumsuzluktan söz edebiliriz. Durum buysa eğer, yapılması gereken şey çok basit. Hücuma sık sık katkı verecek orta saha oyuncuları bir gerekliliktir. Orta sahadan hücum oyuncularına sağlıklı paslar gelebilmelidir ki gerisini onlar halletsin. Ama son maçlara baktığınızda Kewell ve Misimoviç’in sık sık orta sahaya geldiğini, kendilerini yorduğunu, hücum bölgesinden uzaklaşmak zorunda kaldıklarını görürsünüz. Orta sahaya yapılacak bir hamle ve Arda’nın bir yerli olarak bu kadroya dahil olması çok kritik öneme sahip. Çünkü Arda takıma katıldığında hücumdan bir yabancı kesilecek ve o yabancı kontenjanından Cana sevaplanabilecektir. İşte o zaman bazı şeylerin değiştiğini göreceğizdir.
Şunu kabul etmek lazım ki hücum hattında Misimoviç ve Pino gibi yepyeni oyuncular var. Bu oyuncuların gerçek birliktelikleri bir iki maç ile sağlanacak diye bir kaide yok. Zamanla düzeleceklerdir.

Atilla Çelik: Cana’nın yanına kimi yerleştireceğiniz sorusu çok karmaşık cevaplar içerebilir. Çünkü mevcut orta saha oyuncularından kimi koyarsanız koyun elinizde kalacaktır. Eğer Cana’yı orta sahaya monte ederseniz yanına koyabileceğiniz dört oyuncudan bahsedebiliriz: Ayhan, Mustafa Sarp, Elano ve Musa Çağıran.. Bana kalsa iç saha maçlarında, hatta görece kolay maçlarda Elano’yu değerlendirmek daha mantıklı olabilir. En azından Elano verimli pas trafiğiyle hücum bölgesine gerekli topları çıkarabilir. Ama görece zor maçlarda Elano’nun olacağı bir orta saha defansif anlamda zafiyetler içerebilir. Mustafa Sarp ise çok koşsa ve mücadele etse bile, topları kazanmak konusunda çok düşük bir verimlilikle oynuyor. Ayrıca bazen sürekli koşsa da bunları gereksiz bölgelerde ve hiç ihtiyaç yokken yapabiliyor. Ne zaman ne yapması gerektiğini bilme konusunda Mustafa Sarp’ın zafiyeti var. Ayhan ise tüm bu isimler içerisinde ileri geri çalışmak konusunda isteğe en yatkın oyuncu konumunda. Ama yaşı ve oyun anlayışı nedeniyle o da bir yere kadar. Aslında Ayhan Akman bana göre an itibariyle asıl ihtiyaca cevap verebilecek bir oyuncu değil. Kötünün en iyisi konumunda diyebiliriz. Eldeki mevcutlar da bu. Bana kalsa, Cana’nın değil hemen yanında, birazcık önüne, biraz daha içte yer alması gereken oyuncu Elano’dur ama bu sefer yabancı kontenjanı sıkıntısına takılıyorsunuz.
Rijkaard ile uyuşmamak derken, biz taraftarlara sorduğumuzda Ayhan ve Sarp için demediğimizi bırakmazken, Rijkaard bu iki oyuncudan çok farklı bahsediyor. Bizler kötü derken o iyi diyor. Ya da Bucaspor maçı sonrası iyi oynadık gibi bir cümle de kurabiliyor. Asıl bu noktaya takılıp kalmış durumdayım.

Atilla Çelik: Sistem sayılarının önemi olmaksızın kanatların nasıl çalışması gerektiğini çok iyi biliyoruz. Mümkün mertebe dikine giderek sıfıra inmek ve oradan çıkarılan güzel paslarla gol ile burun buruna gelebilmek. Sıfırdan kesilen ortaların tehlikeli olmasının en büyük sebeplerinden biri defans oyuncuları için çok ters ve tehlikeli toplar olmasıdır. Bu durumlarda hücum eden takımın forvet oyuncuları daha iyi pozisyon alabiliyor ve rakip savunmayı ters ayakla yakalayabiliyor. Baros’un geçen sezon kanat oyuncusu gibi sıfıra inerek attırdığı golleri hatırlayabiliriz, 3-1’lik Panathinaikos ve 3-2’lik Gaziantepspor maçlarında olduğu gibi.
İsteğe göre içe de kat edebilir kanat oyuncuları. Arda ve Kewell’ın yaptığı gibi. Fakat kanat oyuncularının en etkin olabilecekleri nokta delici olarak dikine oynamalarıdır. Elano’nun bunu yapabilmesi mümkün değil. Çünkü hem hızlı ve seri değil, hem de geçerek adam eksiltebilecek durumda değil. Oyunculuk özelliklerinde bu yok.
Pino’nun özellikle maçın son 10 dakikasında çok etkili olduğunu gördük. Bunun nedeni gerçekten çok basitti. Pino çok hızlı ve seri oyuncu. Bu tür oyuncular eğer dar alanda da bu özelliklerini yansıtabilirlerse muazzam tehlikeli olurlar. Ama Pino dar alanda boğulan, etkili olamayan bir oyuncu. Geniş ve boş alanlar bulduğunda kazandığı hız ivmesiyle çok rahat adam geçebiliyor. Bucaspor maçının son 10 dakikasında bulduğu pozisyonları hem Cana’nın verdiği ani kontra toplara ki Bucaspor savunması bu ani paslara hazırlıksız yakalandı, hem de Bucaspor’un risk almak zorunda kalıp savunma bölgesini biraz boşaltmasına yontabiliriz. Bucaspor risk alınca ve arka bölgesini boşlayınca, Pino istediği boş alanları bulmuş ve hızını kullanarak üst üste tehlikeli pozisyonlar yaratmıştı.

Atilla Çelik: Aykut Kocaman’ın o değişmeyen yüz ifadesini anlayamayanlardanım. Bizler insanız. Futbolcular insan. Etten ve kemikteniz. Duygularımız var. Futbolcuların da duyguları olduğu gibi. Bir oyuncu hocasının yüzüne, tavırlarına ya da mimiklerine baktığında bir şeyler görmek isteyebilir. Görmek istemese bile hocasının tavırlarından bir şeyler kazanabilir. Bunlar negatif ve pozitif etkiler de olabilir. Ama en azından taktiği, sistemi çizen bir yöneticinin ne gibi tepkiler verdiğini ve nasıl bir yolda olduğunun işaretlerini almak isteyebilir. Aykut Kocaman’ın yüzüne baktığınızda hiçbir şey göremezsiniz. Her ne kadar profesyonel oyuncu olunsa bile, en profesyonel oyuncular bile onlara hükmeden liderlerinden bir ışık, ruh almak isteyebilir. Eğer siz bir hoca olarak takıma bir ruh, istek, güç ve duygusal manevralar veremiyorsanız, oyuncularınızı duygusuz, isteksiz putlara çevirebilirsiniz. Mümkün müdür, misal Fatih Terim’in o isyankar tavırları olmasaydı sahada olan oyuncular bir isyankarı oynasın?
Her şeyi geçtim. Bir insan olarak düşünün. Tamamen tepkisiz bir insanla konuşmak isteseniz ve konuşsanız ne kadar istekli olursunuz? Bu muhabbetin içine ne kadar girmek istersiniz? Pozitif bir ışıkla kaplanır mısınız? Yüzü gülen, mimikleri olan, babacan olabilen ya da en azından agresif de olsa bir tavır takınan mimikler karşısında daha farklı ve yoğun şeyler hissetmez misiniz? Günümüzde futbol sadece taktik ve sistemle işlemez, içeriğinde psikolojik dokunuşları da barındırır. En iyi hocalar da bunların hepsini çok iyi uygulayabilenlerdir.

Atilla Çelik: Bazı insanlar Galatasaray’ın sabote edildiğini, biraz sakat olduğunda Gökhan Gönül oynamazken, Sabri’nin yine de oynadığını, neden oynatıldığını sorgulayabilir. İşin içinde bir bit yeniği arayabilir. Sorduğun sorunun içeriğinde çok önemli bir detay vardı. Sakat olsa bile oynamak isteyen oyuncunun ruh hali! Arda ve Sabri zannedersem bu konuda çok milliyetçi düşünüyorlar. Ayağım kopsa da bu forma için her şeyimi veririm diye düşünüyor olabilirler. Hal böyle olunca fazla bir şey diyemiyoruz. Sanıyor musunuz ki, Sabri biraz sakat olsa, oynamak istemediğini ya da oynayamayacağını söylediğinde Hiddink onu zorla oynatsın! Sakatlığı olan oyuncuların zorla oynatılacağını düşünmüyorum. Bu oyuncuların kendilerine bırakılan bir durum. Zannedersem Galatasaray’dan Milli Takım’a giden oyuncuların genel bakış açıları ne olursa olsun oynamak üzerine kurulu ve haliyle ilgili oyuncunun oynama isteği karmaşık düşünceleri beraberinde getirebiliyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder