Şov Devam Ediyor
30 Mart 2011 Çarşamba
Mekan Brezilya olunca şovun daha da dibine vuruyor insan. Ronaldinho da şovunu en iyi şekilde sergileyenlerden. Maçlarda olsun, idmanlarda olsun her dakika bir futbol sihirbazlığı içerisinde...
Mekan Brezilya olunca şovun daha da dibine vuruyor insan. Ronaldinho da şovunu en iyi şekilde sergileyenlerden. Maçlarda olsun, idmanlarda olsun her dakika bir futbol sihirbazlığı içerisinde...
Mekan Miami olunca Miami'nin de yıldızları doğal olarak orada oluyor. Nadal'ı yakalamışken Wade ve LeBron soluğu tenis turnuvasında almışlar...
Ülkemizde iyi olanın üstüne gidiliyor ve futbolcunun da burada kaldığı sürece karakter sınavı vermesi gerekiyor. Bu da doğal olarak futbolcuyu yıpratıyor ve futbol haricinde birçok cephede daha savaş vermek durumunda kalıyor. İşte bu yüzden Arda Turan için mutlaka Avrupa yolunu tutmalı diyoruz. Orada göstereceği gelişim bir yana, kendisi ile de bu kadar fazla uğraşılmayacağı için kafa olarak saha sağlam kalacak. Bu son dönemde yaşadığı sakatlık, Galatasaray'ın kötü gidişatı falan derken Arda'nın üzerine çok gidildi ve onun da bir noktada patlama yaşaması doğaldı. Ama bu patlamayı önce futboluyla, sonrasında ise tepkisini son derece demokratik şekilde göstermesi Arda Turan'a yakışandı ve öyle de oldu. Arda'nın kendini beğenmiş bir futbolcu olduğu, Dünya'da başka bir yıldızın böyle tavırlar içerisine girmediği falan konuşuluyor ama kimsenin de üzerine bu kadar fazla gidildiğini düşünmüyorum.
Milli Takım'ın en büyük avantajı orta sahasından geçiyor. Son değişimlerle de beraber çok elit bir orta saha hattına sahibiz ve dışarıda kalan isimlerin bile Milli Takım'da gideri var. Bu orta saha da uzun vadede hedeflenen iyi futbolun, turnuva istikrarının anahtarı. Ama şöyle bir durum da var. Çok şeyler beklenen ve şu an Bundesliga'nın en iyi futbolcusu olarak gösterilen Nuri Şahin'in Milli Takım performansı aynı oranda iyi değil ve beklentilerin aşağısında. Bunun da sebebi sanki mevki olarak biraz daha geride oynaması, Nuri'nin Dortmund'da yaptığı işlerin sorumluluğunu başka futbolculara yüklememiz. Bugün oynayan üçlü orta sahamız aynı tipte futbolculardı ama Nuri Şahin biraz daha geride sanki bir ön libero gibi oynadı. Bu da hücum performansını sıfıra indiren unsurdu ama Selçuk İnan ve Mehmet Ekici de hücumda etkili olmaya çalıştılar. Bu da bir anlamda çok sevindirici bir durum ama diğer anlamda Nuri açısından düşündürücü. Bugün Mehmet Ekici yerine Nuri Şahin oynasa, Mehmet Topal da ön liberoya çekilse sanki daha derli toplu bir görüntü olurdu gibime geliyor. Çünkü hücumda kopukluk yaşadığımız anlar oldu ve Arda'nın bireysel yeteneklerine fazlasıyla kaldı iş.
Arda'nın da Galatasaray'dan öte Milli Takım adına daha da olmazsa olmaz bir futbolcu. Arda'nın şu an bir alternatifi yok ve o olmadığında hücum anlamında daha da kısır, bireysel beceriden çok uzak bir Milli Takım tablosu oluşabiliyor. Arda'nın da bugün ne kadar maç eksiği olursa olsun ne denli etkili olduğunu gördük. Maç içerisinde kopukluk yaşadığı anlar da oldu ama genel olarak çok iyi bir maç çıkardı. Gruba bakınca ipler yeniden bizim elimizde, ikinci olmak adına da Belçika deplasmanında beraberlik lüksümüz doğmuş oldu. Haziran ayına kadar Milli Takım'ın daha iyi noktaya geleceğini düşünüyorum. Çünkü çok fazla yeni oyuncumuz var ama bu yeni oyunculara baktığımızda her geçen zaman futbollarının daha da üstüne koyduğunu görüyoruz.
Türkiye adına oynayabilmek adına çok bekledi, çok uğraştı ama şans kendisine verilmedi. Çünkü yaşı ilerlemiş ve o bölgede de çok iyi alternatifler vardı. Gökhan Gönül, Sabri gibi isimler varken acaba Ekrem Dağ kaçıncı sağ bek alternatifi olabilirdi. Tabii, bu adamın repertuarı geniş ve hangi mevkide olursa olsun elinden geleni yapan bir isim ama çok da ihtiyaç duyulan bir futbolcu olamadı. İyi bir alternatif olabilirdi ancak o konuda da ihtiyaç duyulmadığından o da Avusturya tercihinde bulundu ve yarın Türkiye'ye karşı bir terslik olmadıkça ilk 11 oynayacak. Ekrem Dağ'ın durumu Yasin Pehlivan, Ümit Korkmaz misali bir durum da olmadığından bugünün çok zor geçeceğini düşünüyorum. Sonuçta yıllardır Türkiye Ligi'nde olan bir isim ve diğer gurbetçi isimlere de hiç benzemiyor. Düşünsenize Ekrem Dağ'ın bize gol attığını, acaba nasıl duygular içine girer. Büyük ihtimalle sevinmez ama diğer gurbetçilerden farklı olarak bu duruma da oldukça üzülür. Zaten farkı da buradan geliyor ama bugün onun adına profesyonel olma günü ve onun kendi içinde vereceği savaşı da merakla bekleyeceğim.
Bundan bir sezon önce taraftarlar arasında en sevilen futbolcu anketi yapsak, açık ara Kewell'ın bu ankette önde yer alacağını söyleyebilirdim. Çünkü Galatasaray taraftarı mücadele eden, bu forma adına savaşan futbolcuyu seviyor. Şimdi gelinen nokta ise farklı ve üç farklı görüş hakim. Birincisi yine kayıtsız şartsız Kewell'ı sevenler, her ne olursa olsun bu adam takımda kalmalı diyenler. Buna ben de dahilim, gerekiyorsa ben gideyim bu diyarlardan ama Kewell kalsın. Kendisine sevgim ve saygım bu derece büyük. İkinci görüş ise Kewell'ın zamanında hizmeti çok oldu ama artık helallik alıp yolları ayırma vaktidir diyenler. Bu görüşe de bir noktaya kadar saygı duyarım, sonuçta Kewell devamlılığı olan bir futbolcu değil ve yaş 32'ye dayandı. Üçüncü görüşü ise kabullenemiyorum ve nasıl böyle bir düşünce hakim olur anlayamıyorum. Bir anda geçmiş bir yana bırakılıp, sadece bugünü düşünerek Kewell zaten hiçbirşey yapmıyor, çok yararsız bir futbolcu ve şu dakika takımla ilişkisi kesilmeli diyenler. Kewell sadece sempatik, yakışıklı diye seviliyor diyenler. Galatasaraylılar için vefasız derlerdi ve bu görüşün de her zaman karşısında yer alırdım ama bu görüş çok büyük bir vefasızlıktır.
Fenerbahçe, Beşiktaş gibi takımlarda da oynamanıza rağmen sizin özdeşleştiğiniz takım Galatasaray oldu ve taraftarların da çok sevdiği bir isimsiniz. Galatasaray sizin için ne ifade ediyor, önce bunu sorarak röportaja başlayalım...
Sizin benim açımdan en önemli özelliğiniz, müthiş bir profesyonel oluşunuz ve her şartta hazır bir futbolcu olmanız. Yani, bir sezon boyunca hiç futbol oynamasanız bile oynadığınız ilk maçta {üstelik bu maçın ağırlığı büyük olsa da} müthiş bir mücadele gösterebilmeniz. Bu durum nasıl oluştu, futbol yaşantınız boyunca böyle bir özelliğe kavuşmak adına neler yaptınız?

Üç sezon boyunca Galatasaray forması giydikten sonra Beşiktaş'a transfer olma süreci yaşanmıştı ama Beşiktaş'ın ardından da yeniden Galatasaray formasına kavuştunuz. Transfer olduğunuzda da neredeyse bir sezon boyunca tek başınıza idman yapmanıza rağmen Song'un yokluğunda çok kritik görev almıştınız ve yine inanılmaz bir başarı gösterdiniz. Ben hep merak etmişimdir, Beşiktaş'a gitme ve Galatasaray'a geri dönüş süreciniz nasıl gelişti?

Futbol hayatınız boyunca en unutamadığınız anınız ve kariyerinizin başında hedefleyipte gerçekleştiremediğiniz bir hayaliniz oldu mu yoksa ben istediğim herşeyi başardım diyor musunuz?
Futbolculuğa nasıl başladınız ve futbolcu olmaya ne zaman karar verdiniz? Ayrıca kariyerimin altın noktasıdır dediğiniz nokta nedir?

Lucescu'nun ikinci sezonunda Popescu ayrıldıktan sonra Bülent Korkmaz ile çok iyi bir ikili olmuştunuz ve o istikrar sizi 2002 Dünya Kupası'na taşımıştı. Ama Fatih Terim'in göreve gelmesinin ardından fazla forma şansı bulamadınız ve takımdan ayrılmak durumunda kaldınız. Yine de o gün sizden formayı alan Fatih Terim, Euro 2008'de gözü kapalı size formayı yine emanet etti. Fatih Terim'in sizin kariyeriniz açısından önemi nedir, bizlere kendisini nasıl tarif edersiniz?
Aktif olarak futbolu bıraktınız ve sizi bu süre zarfında fazla görememeye başladık, sanırım yılların yorgunluğunu atıyorsunuz. Şimdiki kariyer planlamanız nasıl olacak, yeniden futbolun içerisine girecek misiniz?
Ekol olmak sizce nedir ve ekol kelimesi kullanıldığında Türkiye'de kimleri örnek verebilirsiniz bu konuyla ilgili?
Bülent Ünder'in şu söylemi önemli. ''Şartlar ne olursa olsun, Galatasaray'dan gelen görevi reddetme lüksümüz olamaz'' diyor. Gerçekten de öyle. Durum ne olursa olsun, ateşin içine atlamak bütün Galatasaraylıların boynunun borcu. Bülent Ünder de bu yüzden görevi kabul etti. Belki de sezon sonu kendisinin takımla ilişkisini kesecekler ve bunu da biliyor ama görevi kabul etti. Bunun daha da zor şartlarda olanını Cem Akdağ da geçtiğimiz sezon yapmıştı.
Dün ise Galatasaray kongresinde geçtiğimiz sezon basketbolda yaşanan kaoslar konuşuldu ve anlamadığım bir şekilde Okan Çevik, Koray Mincinozlu gibi isimlerin affedilmesi bile gündeme geldi. Neyse ki Galatasaray kongre üyeleri bilinçli, böyle bir kara lekeyi yaratanları bünyesinde barındırmıyor. Ama bu mevzular geçerken, bu isimlerin affı falan gündeme gelmişken konu hiç Cem Akdağ'a gelmedi, ona orada bir teşekkür dahi edilmedi. Bu da bir bakıma vefasızlıktır ve büyük bir ayıptır. Cem Akdağ'ın ise Galatasaraylılar için ayrı bir yerde olması, onun adına en büyük gururdur ve inanıyorum. Yine ateşin içine atla deseler, ilk koşacak isim o olacaktır.
Yıllardır, Samsunspor'un kötü gidişatından bahsediyoruz. Bu kötü gidişatın içerisinde de arkasına sığınabileceğimiz, işte bu futbolcu da bizim yıldızımız diyebileceğimiz bir isim çıkartamadık. Çok iyi genç yetenekler gördük, işte bu isim damga vuracak dediğimiz futbolcular yaşadık ama iyi bir yıldız malesef bulamadık. Simon Zenke de işte bu anda devreye giriyor, Samsunspor'daki yıldız ihtiyacı karşılanmış oluyor. Artık bizim de takım dara düştüğünde ''şimdi sahneye çıkar ve bu maçı alır'' diyebileceğimiz bir futbolcu var. Geçen haftaların da Zenke adına önemli olduğunu düşünüyorum ama asıl imzayı dün oynanan Diyarbakırspor maçında attı. Attığı üç gol bir yana, takımın Zenke'nin etrafında kenetlenebilmesi, onu benimsemesi ve bir bakıma biat etmesi başrının bir diğer anahtarı konumunda.DİYARBAKIRSPOR: 0 - SAMSURSPOR: 5
Stat: Atatürk
Hakemler: Fethi Serkan Koçak, Muhammet Yumak, Hakan Eygü
Diyarbakırspor: Osman Kurtuldu, Gökhan Solak, Fırat Aşiti Yasak, Ali Aliyev, Vedat Budak (Dk. 86 Vedat), Cemal Doğu (Dk. 60 Murat Kürüm), Mehmet Sıddık İstemi (Dk. 81 Mustafa Kuru), Hikmet Arslan, Kürşat Ergün Aydın, Suat Mutlu, Volkan Yılmaz
Samsunspor: Ahmet Şahin, Adem Alkaşi, Ersin Veli, Kenan Yelek, Alpaslan Kartal, Hakan Bayraktar, Murat Yıldırım (Dk. 74 Abdulaziz Solmaz), Akeem Agbetu, Dilaver Güçlü (Dk. 45 Turgay), Simon Zenke, Ufuk Bayraktar (Dk. 64 Billy xx)
Kırmızı Kart: Dk. 72 Hikmet Arslan (Diyarbakırspor)
Goller: Dk. 52 Agbetu, Dk. 56, 64 ve 83 Simon Zenke, Dk. 73 Billy Mehmet (Penaltıdan)
Kongrelerde, bir zamanların kader belirleyici üyelerinden biriydi. Hep kurtarıcı gözüyle bakıldı, en sevilen Galatasaray figürlerinden biri oldu, kafalarda ''keşke başkan olsa'' düşüncesi daima hakim oldu. Zaten başkan seçilirken de rekor oyla seçildiğini unutmayalım, Canaydın döneminden sonra gelen Adnan Polat ismi bir bakıma devrimle eşdeğerdi.
Şunu söyleyelim, yönetimin idari anlamda ibra olmaması Adnan Polat adına kara bir leke oldu ve artık Adnan Polat ismi Galatasaray'la yan yana anılmayacaktır. Bu kötü dönem kara bir leke olarak tarih sayfalarına yazılmıştır. Bu sonu da Adnan Polat'ın kendisi yarattı, son ana kadar ona istifa imkanı verildi, çok ısrar edildi ama aldığı riskin karşılığı da kötü oldu. Sanırım bunu kendisi de tahmin etmemiştir, oysa olası erken seçim kararını alsa bu olanlar yaşanmayacak ve Adnan Polat'ın bir çıkar yolu daha olabilecekti. Seçimde aday olması veya olmaması bir yana ibra olayı yaşanmayıp en azından kara lekeden kurtulabilirdi, Galatasaray'ın da önünü açardı. İstifa etmek başarısızlığını kabul etmek anlamında olabilir ama burada amaç Galatasaray'sa egolar bir yana bırakılmalı ve herkes başarının etrafında kenetlenmeli.
30 gün içerisinde erken seçime gidilmesi gerekiyor, yeni tüzük bunu gerektiriyor. Adnan Polat'ın bir bakıma kendi getirdiği tüzükte boğulduğunu söylemekte mümkün ama dava hakkı da var diye biliyorum. Büyük ihtimalle bunu da kullanacaktır ama bir sonuç çıkacağını sanmam. Zaman kaybından, daha büyük kaoslara doğru yuvarlanmaktan başka bir işe yaramaz. Olası kongrede ise Ünal Aysal tek aday gibi görülüyor, onun etrafında bir birleşim yaşanacaktır. Fazla bir adayın da çıkacağını düşünmüyorum, çünkü muhalefetin kenetlendiği bir aday var ve bugün yönetimi ibra etmeyen çoğunluğun da aslında daha büyük olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden işaret edilen aday rekor oyla bile seçilebilir ama beklenen güçlü yönetim oluşturulabilir mi bunu merak ediyorum.
Tevez'in muhteşem İngilizcesi. Yıllardır İngiltere'de boy göstermesine rağmen, aksandan mıdır yoksa daha başka birşey mi bilmem ama ne dediğini anlayabilen varsa bana söylesin. Tuncay Şanlı'nın İngilizcesi ile kafa bulurduk ama beterin beteri çok büyük...
Bu Dünya'da güvenilmeyecek bir numaralı futbolcu varsa o da Adriano'dur. Adriano derken bizim Adriano Leite Ribeiro'dan bahsediyorum, Adriano'lar karışmasın. Hani Parma ve Inter'de forma giydiği ilk zamanlar Dünya'nın en iyi futbolcusu bile olabilecek potansiyelde olan, sonrasında yediği önünde yemediği ardında misali futboldan kopan, Brezilya'ya dönüp trapi olan ve geri dönen, Mourinho'nun uğruna bir sezon harcadığı futbolcudan. Uzun bir cümle oldu ama Adriano'nun da kariyeri ancak böyle özetlenebilirdi. Nitekim, Brezilya'ya döndüğünde yine geri döndüm mesajını veren ama Roma'ya geldiğinde keli görünen Adriano'nun sözleşmesi yine fesih edilmişti. O da son zamanların Brezilyalı modasına uyarak bu sefer Corinthians yollarına düşmek üzere, belki de düştü. Ronaldo ve Roberto Carlos'unu kaybeden Corinthians için Adriano küçük bir kalp mesajı, yıldız futbolcu bağrına basma durumu olabilir ve Adriano'nun yaşının hala 29 olması {bir türlü 30'unu bulamıyor} ve Brezilya'ya her dönüşünde de harika işler yapması onun adına bir artı.
Belli ki Hagi kendi geleceğini burada göremediğinden ayrılmaya karar verdi. Bu çok onurlu bir davranış, tıpkı takımın darda olduğunu gördüğünde sorumluluğu almak istemesi gibi. Tıpkı 2003-2004 sezonunda göreve geldiği gibi. Kestirilemeyen nokta ise şu oldu, o zaman iş çok iyi gitti ve Hagi başarılı oldu. Şimdi ise beklenen başarı gelmedi, özellikle de ligin devre arası çok büyük bir bonservis harcanmasına da rağmen işler rayına oturmayınca Hagi'ye duyulan güven azaldı. Çünkü ortaya bir beklenti koyuyorsun ve herkese bir anda heyecan geliyor. O heyecanın karşılığı gelmeyince de yapacak fazla birşey yok.
Adnan Polat'ın görevde kaldığı her dakika daha büyük acı verecek söylemi bu olsa gerek, iyiye gitmek adına hala bir çabalama yok. 2012 yılının Mayıs ayına kadar da bu kabus devam edebilir, daha iyi edeceğim derken yapılacak plansız hamleler işi daha kötüye götürür, yıkılması güç bir enkaz bırakır. Şu an bile içerisinde bulunduğumuz enkaz ortada ve bu enkazı kaldırabilecek {şu yapısız düzen içerisinde} tek isim Fatih Terim ya da Mustafa Denizli. Ama onların da, özellikle de Fatih Terim'in Polat yönetiminde bu işi kabul edeceğini sanmıyorum, büyük ihtimalle o da önünü daha sağlam görmek isteyecek. Tugay Kerimoğlu'nun bile hamlesi ortada, bu zorlu ortamda onu da yiyeceklerini bildiği için görevi kabul etmedi ama Bülent Ünder'in yanında kaldı. Son olarak
Demirören çok değişti, iyiden iyiye Arap sermayesi sahibi olan kulüp başkanları gibi hareket etmeye başladı. Sürekli büyük yıldızların peşinde ve bu durum da Demirören başkan olduğu sürece devam edecek gibi. Yani yeni sezonda da önemli yıldızları Türkiye'de izlemeye devam edeceğiz. Yeni hedefi de Mourinho gibi, tavsiye alma ayağı altında sanki Mourinho'ya yol yapıyor ve ''sana kapımız açık'' mesajını veriyor. Maradona'nın da Mourinho'dan tavsiye almaya gittiğini belirtelim, bir bakıma Ramiz Dayı durumu da var ortada...
Cüneyt Tanman'ı anlatmaya bile gerek yok. Galatasaray tarihinin en kaliteli karakterlerinden biri ve kaptanlık figürü denildiğinde de aklıllara gelen 2-3 isimden biri, belki de ilki. Bu yüzden de biz Galatasaraylıların daima hayır diyemeyeceği isimlerin başında geliyor. Adnan Polat'ın da bunu çok iyi bildiğini düşünüyorum ve bu hamlesinin sebebi bu. Tıpkı Skibbe gittiğinde Bülent Korkmaz, Rijkaard gittiğinde Hagi hamleleri gibi. Zor gibi görünen durumlarda kulübün eski efsanelerine dönüş yapıyor ve onları göreve getiriyor. Devamında ise o efsanalerle de yollar ayrılıyor. Bu yüzden aynı durumu Cüneyt Tanman'ın da yaşayacağını düşünüyorum, zaten vekaleten göreve getirilmiş. En azından Galatasaray.org'da okuduğumuz açıklama bu yönde. Anlaşılan sezon sonuna kadar yola kendisiyle devam edilecek, eğer kongre olmaz da Adnan Polat görevde kalmayı başarabilirse yeni bir sportif direktör arayışına gidebilir ya da başka bir çözüm yolu bulur. Orasını bilemem ama Cüneyt Tanman'ın da gelip geçici biri olmasını istemem. Kendisinin ayrıca scout ekibindeki görevi de devam etmekte, o iş daha uzun vadeli bir plan olduğundan hala altyapısı hazırlanıyor.
Galatasaray'ın aynı sezon içerisinde üç farklı teknik adamla çalıştığına pek şahit olmadım, tarihi bilemiyorum ama en azından benim için bir ilk ve acı bir durum. Hagi'den sonra sezonu Tugay Kerimoğlu'nun tamamlayacağını düşünürken, Tugay Kerimoğlu'nun çok akıllı bir hamle yaptığını gördük ve göreve tek başına gelmedi. Çünkü kendisi için henüz erken ve şu son 8 haftada olası kötü sonuçlarda da kendisinin yıpratılacağı ortada. Bu yüzden sezonu tamamlamak adına daha tecrübeli, kulübün içerisinden gelen bir teknik adamla yola devam edilmeliydi ve bu açıdan da Bülent Ünder'in doğru bir tercih olduğunu düşünüyorum.
Fenerbahçe maçı ile başlayan 2. macera yine bir Fenerbahçe maçı ile son bulmuş oldu. Kısaca tekrar etmek gerekirse, Hagi'nin ikinci döneminin ilk döneminin aksine çok başarısız geçtiğini düşünenlerdendim. Tabii farklı faktörler var ve bunların da etkisi teknik direktör etkisinin üzerinde ama yapacak birşey de yok. İşte eski efsaneler bu yüzden geri dönmesin diyorum, bu tip ayrılıklar yaşanınca da üzücü oluyor.25 Mart 2011 tarihi itibarıyla Teknik Direktörümüz Gheorghe Hagi, antrenörümüz Bogdan Vintila ve kondisyoner Giovanni Melchiorre ile yaptığımız karşılıklı görüşme ve anlaşma sonucunda yollarımızı ayırma kararı vermiş bulunuyoruz.
Galatasaray tarihinin en önemli sayfalarına adını gururla yazdırmış, sarı kırmızı renklere gönül veren her bireyin ve camiamızın sevgilisi olan Gheorghe Hagi’ye; birlikte olduğumuz çalışma sürecinde vermiş olduğu mesai ve emeğe teşekkür ederiz.
Galatasaray Sportif A.Ş.
Lazio'nun Lazio olduğu zamanlardan, Inter, Chelsea ve Milan gibi müthiş takımlara kadar uzanan süper bir kariyer. River Plate ve Genoa'yı da araya sıkıştıralım. Çünkü River Plate onun başlangıç noktası, Genoa ise Inter'den sonraki yıkılmadım mesajıydı. Ama bütün bu takımların aksine Crespo Parma'da güzel diyorum, yakışıyor o formaya. Tabii o eski Parma yok, Buffon'lu Thuram'lı günler çok gerilerde kaldı ama o günlerden de Crespo şu sıralarda Parma'nın başarısı için ter döküyor ve 35 yaşının olgunluğunu yaşadığı şu günlerde olgunluğun da kitabını yazıyor. Günümüzün trendi bu tip Brezilya ve Arjantinli yıldızların ülkelerine dönmeleri, kariyerlerine orada son vermeleri. Hatta bu yaş oranı da giderek düşüyor ama Crespo anlaşılan İtalya topraklarında bu işe son verecek. Asıl isteği ise Dünya futboluna ilk haykırışı olan ve dört süper yıl geçirdiği Parma'da kalabilmek. Eskiden olsa Crespo'nun adı 50 kere Türk takımlarıyla anılmıştı, gazeteler şu sıralar bunu yazıyordu ama o vade de doldu artık. Bu adamı Türkiye'ye getiremedik. Bırakalım İtalya'da kalsın ve Parma forması altında izlemeye devam edelim. Bazı adamlar vardır {Inzaghi gibi} 40 yaşının dolaylarında gezer ama golünü atar, işte Crespo da öyle. Zaten bu yüzden seviyoruz kendisini...
Benim blogger alemindeki en sevdiğim, en beğendiğim ve en ilgiyle okuduğum blog Sarayın Sultanları. Çünkü tam bir konsept blogu ve işin güzeli Galatasaraylı arkadaşların kurmasına, ağırlığı da Galatasaray'a vermelerine rağmen kadın basketbolun genel olarak kalbi bu blogda atıyor. İşin en güzeli ise inanılmaz objektif bir blog. Öncelikle bizlere blogun kuruluş hikayesini ve kendinden yani Aras Kafkaslı'dan biraz bahseder misin?
Galatasaray, kadın basketbolda çok büyük bir ekol. Kimse yokken biz vardık ve bugünlerde konuşulan başarıları biz aslında geçmişte fazlasıyla kazanıyorduk. Ama futbol dışındaki branşlara duyulan ilgisizlik {yönetim bazında}, ekonomik krizler, sponsorsuzluklar falan derken Yenilmez Armada giderek düşüşe geçti, hatta kümeye bile düştü. Sonrasında ise yeniden toparlanma dönemi ve bugünlerde yine Yenilmez Armada'dan bahsediyoruz. Galatasaray ve kadın basketbolu ilişkisi üzerine neler söylemek istersin, geçmişte sence ne gibi hatalar vardı ve bugünlerde takım yeniden yükseliş trendine girdiyse en büyük artı nerede olmalı?

Sezon başı kafanda kurduğun hedefler ile Galatasaray'ın kadın basketboldaki şu an yer aldığı tablo birbirine ne kadar uyuyor ve uzun vadede işe bakarsan Galatasaray'ın geleceği nokta Eurolegue şampiyonluğuna kadar uzanabilir mi?

Taurasi'yi kullanmak için süper coach yetenekleri aramazsın ama Fowles'i kullanmak adına coach yetenekleri lazım gibisinden eleştiriler okuyordum. Sezonun ilk bölümlerinde Ceyhun Yıldızoğlu üzerinden büyük eleştiriler geliyordu ama gelinen noktada da coach'ın hakkı veriliyor. Sen Ceyhun Yıldızoğlu için ne düşünüyorsun, uzun vadede planlanan hedefler içerisinde Ceyhun Yıldızoğlu ismi ne kadar önemli?

WNBA yıldızlarını getirmek zor aslında, bazıları biraz dinlendikten sonra Avrupa'ya dönüş yapmak istiyorlar ama dönüş yaptıklarında da takımların bazı hedeflerden koptuklarını görüyoruz. Tamika için de geç kalındığını düşünüyorum ama yapacak birşey de yok. Nitekim geri geldikten sonra takım üzerinde yarattığı etki ortada. Galatasaray'ı sence Tamika'dan önce ve sonra diye ayırmak mümkün mü ve bu sene şampiyonluk gelecekse bunda temel pay Tamika'da mı olacak?

Taurasi'nin önce doping yaptığı açıklandı, sonra bu karar geri alındı derken ligin bütün seyri değişti aslında. Bu süre zarfında Penny de kaybedildi ve Fenerbahçe'nin büyük güç kaybettiğini gördük. Ama hala bizim adımıza en büyük rakip durumundalar ve play-off finali için şanslar neredeyse eşit olacak. Galatasaray ile Fenerbahçe'yi kıyaslarken neler söylemek istersin ve bu iki takımın rakabetinin kadın basketboluna katkısı ne ölçüde olumlu, ne ölçüde olumsuz?
Şöyle de bir durum var aslında, bakınca Dünya'nın en iyi kadın basketbolcularının Türkiye'ye geldiğini görüyoruz ve takımlarımızın da Avrupa arenasında başarılı olduğunu düşünüyorum. Yıllar içerisinde de bu başarı oranı artacaktır ama Milli Takım aynı ölçüde büyümüyor. Bu kadın voleybolu için de büyük sorun aslında. Bu durum sence neden böyle, Milli Takım'da aynı başarının yakalanamama sebepleri neler olabilir?
Her ne kadar kadın basketbolu üzerine yazılar yazsan da basketbolun her kademesini iyi takip ediyorsun, özellikle de Galatasaray'la yatıp kalkan birisin. Genel anlamda erkek takımımız için düşüncelerin neler ve herkesin dediği o sene bu sene mi?
Galatasaray yönetiminde karmaşa zinciri var ve özellikle de futbola baktığımızda iş kötüye gidiyor. Ama aynı durum basketbol veya diğer branşlar için geçerli değil. Bu kaos ortamında basketbolun bu kadar sağlam adımlar atabilmesini nasıl karşılıyorsun ve futbol için de birkaç kelam etmeni istesem neler dersin?

2014 Dünya Kadınlar Basketbol Şampiyonası da Türkiye'de düzenlenecek. Bu şampiyonanın ülkemizde düzenlenecek olması kadın basketboluna olan ilgi ve basketbolumuzun gelişimi açısından büyük önemi olacak. Sen bu şampiyonanın ülkemizde olacak olması için neler söylersin, sanırım en çok sevinen kişi de sen olacaksın...
Son olarak bizlere söylemek istedikleriniz neler ve bir gelenek olduğu üzere Sportif Cümleler için neler söylemek istersin?
Adnan Polat bir önceki kongrede ''şimdi iki aday var ama bir sonraki seçimde beş aday olur'' demişti. Bunu derken de dayanağı, kulübün iyiye giden maddi durumu ve iyi de bir yönetim gösterdiğini düşünmesiydi. Mali tablo açısından söylenecek fazla birşey yok aslında, mesela mali kongrede ibra edilmeyecek bir durum yok. Ama dediğim gibi, Galatasaray'ı Galatasaray yapan değerlerin zarar gördüğünü düşünüyorum ve her geçen gün de Galatasaray adına daha acı verici günler yaşanıyor. Bunun da tek çözümü kongreden geçiyor, Adnan Polat'ın bu işten çekilmesinden. Onun da düşüncesi ''kendimi kurtarayım'' mantığı bir bakıma. Çünkü en sevilen Galatasaray figürlerinin başında gelen bir insan bir anda en sevilmeyen 2-3 isim arasına adını yazdırdı. Haliyle de şu gün kongre olsa aday olacak durumu yok. Gerçi kongre zamanında yapılsa ve Adnan Polat işleri biraz da olsa yoluna koysa bile yine aday olamaz ama en azından şu sevimsiz imajı üzerinden atmak adına çaba göstermiş olur. Amacı da bu zaten, aşırı inadın sebebi budur. Ama bu inat çare değil ve artçı depremlerin ardından gelecek asıl dalganın önünü kesemez.
Şu anki durumdan daha kötü birşey olamaz mantığını kafalardan bi silelim. Şu an ben aday çıksam, Adnan Polat'a karşı seni destekliyoruz diyen birçok insan bulabilirim. Ama durum bu değil, kötü bir futbol yönetimi ve değerlere zarar veren bir yönetimle karşı karşıyayız ama maddi açıdan da olumlu günler yaşıyoruz aslında. Ya da futbol dışındaki diğer branşlarda. Yani hala Adnan Polat'ın tutunabileceği küçük dallar bulunuyor. Buna rağmen bu dallara tutunması Ünal Aysal karşısında yetersiz olur. Ünal Aysal, Galatasaray Lisesi mezunu olmasına rağmen 60 yaşına kadar kongre üyesi bile olmamış biri olabilir ya da bugüne kadar yönetim kurulları adına herhangi bir çalışması olmamış olabilir. Kendisi hakkında da en sağlam verilerimiz AIG hisseleri dönemindeki büyük yardımları ve o dönemdeki yönetime rahat nefes aldırması. Ama Ünal Aysal başkanlığa aday olduysa bir bildiği vardır, arkasında müthiş bir destek vardır ve yönetimi de bir o kadar güçlü olacaktır. Çünkü bütün muhalefet bu isim arkasında birleşmiş durumda ve çok büyük bir sinerji oluştuğunu düşünüyorum.
Isinbayeva'nın arada esiyor kafasına ve bir yılı hiç yarışmadan geçirebiliyor. Genelde kariyeri bir yükseliş trendinde ama bazen sarsıldığı noktalarda olabiliyor. İşte bu zamanlarda biraz dinlenmek herkese iyi gelir ama 29 yaşındaki bir sporcu da bunları yapınca şaşırılıyor doğal olarak. Isinbayeva bu işte biraz deli, biraz sıradışı. Bu yüzden seviliyor zaten ve bu yıla da sıkı hazırlandığını söylemek lazım. Dünya Şampiyonası'nda yeniden rekorun peşinden gidecektir, Diamond League'lerde de boy gösterecektir ve kısacası süpürme harekatına girişecek yine. Gelecek sene de Olimpiyatlar var bir de, bu yüzden dönüşü önemliydi. Nasıl döndüğü konusunda ise şüphem yok, her zaman en iyi şekilde spora dönmesini bilmiştir.
Galatasaray'ın düştüğü bu durum decoder satışı açısından falan kötü bir durum gibi görünebilir ama haber değerinin de en yüksek seviyeye geldiğini söyleyelim. Artık herkes Galatasaray'la uğraşıyor, olmadık sorunlar hakkında saatlerde programlar düzenleniyor, asılsız haberler ürüyor falan derken en son Mehmet Topal'a kadar uzandı iş. Galatasaray'dan bir yıllık alacağını alamadığı, hakkını helal etmediği falan söylendi. Bunun gibi de küsürlerce asılsız açıklama. Başka biri dense yine bi açık kapı bırakır insan ama Mehmet Topal'dan bahsediyoruz. Türkiye'nin gördüğü en efendi, en uysal, en yapıcı, en kaliteli ve en karakterli futbolculardan biri. Yediği yere de asla laf atmayacak bir isim. Adam kariyerini düşünerek Valencia gibi bir takımın teklifini kabul etmek istemiş ve bunun için de bazı fedakarlıkların altına girmiş. Bundan doğal ne olabilir, zaten gitmesinin meyvelerini de topluyor. Milli Takım'la yolları ayrılmış gibiydi, en son o da oldu ve takıma da geri döndü. Hayat Mehmet Topal'a güzel ve eminim ki o da Galatasaray'ın şu haline en az bizler kadar üzülüyor çünkü en az bizler kadar Galatasaraylı o da. Kendisi de zaten çok şık bir şekilde haberlerin asılsızlığını özetledi...- Galatasaray Kulübü'ne dair olumsuz tek bir söz söylemem, söylemedim, söylemeyeceğim.
- Sürekli mevzu olan Galatasaray'dan alacağım da şahsım tarafından kulübe hibe edilmiştir.
- Zor günler geçiren Galatasarayımıza eski sporcularla yıpratma politikası güdmekteler ve bu politikanın içinde olmayacağım.
- Daima Galatasaray'ın iyi olması için dua edecek ve üzerime düşen bir şey olursa seve seve yapacağım.
Kalli’nin gelişi takıma yeni bir omurga kazandırmıştı. Güzel bir tercihle oyun stili belirlendi. Skibbe takıma getirildi, 4-2-3-1 monte edildi. Galatasaray Benfica, Olympiakos, Bordeaux gibi deplasmanlarda müthiş oyunlar oynayarak, topu rakibe göstermeyerek sonuçlar çıkarmayı bile başardı. Lig tabii ki bu stil oyuna pek müsait değil. Ligimizde bir çok takım önde baskı yaparak, alan kapatma işine pek başvurmayarak bu sistemi çökertebiliyor. He bunun üstesinden nasıl gelirsin? Sabırla. Skibbe’ye o sabrı göstermedik. Olabilir. Skibbe isim olarak da çok tartışılan bir teknik direktördü zaten. Yani gönderilebilir bir hoca. Bu bir seçimdir. Fakat Skibbe’yi gönderip Bülent Korkmaz’ı, yani tamamen farklı stilde bir hocayı getirmek yapılanmanın altından bir taşı çekmek demektir. Nitekim önce UEFA gitti, daha sonra lig gitti. Bülent Korkmaz bunlara rağmen takımda bırakılsaydı çekilen taş yerine konmuş olacaktı. Fakat o da olmadı. Bir taş daha çekilip Rijkaard getirildi. Rijkaard’ı getirmek demek yapılan kuleyi yıkıp, tekrar yapmak demek. Bu da zaman, sabır gerektirir. Skibbe’yle pas yapmaya alışan takım Rijkaard ile lige de iyi başladı. UEFA’da çok güzel sonuçlar aldı ki o sene kupayı alan Atletico Madrid’e hakemlerin büyük katkısıyla elendi. Yani her şeye rağmen iyi bir başlangıç oldu. Şimdi ne yapılmalıydı? Keita’lı, Elano’lu, Kewell’lı, Baros’lu kadroya doğru ve güzel yerli eklemeleri ve eksik yerlere yabancı takviyesi. Peki ne yapıldı? Eldeki maç kazandıran adamlar yollandı. Sistemde bariz şekilde sırıtan, oynayamayacağı belli olan adamlar takımda kaldı. Üstelik yerli kalitesi bile bir kademe aşağı çekildi. Haliyle Rijkaard için saha sonuçları değişmedi. Oysa ki çok değil 3-4 nokta atışla takım bir kademe üste çıkacaktı. 3-4 ismin gönderilmesiyle de kadrodaki işe yaramaz kambur ortadan kalkacaktı.
Bu Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki farktır işte. Fenerbahçe bir 30 dakika hariç sürekli sakin kalıp hiç taviz vermezken oyunundan, Galatasaray dakika ilerledikçe telaş yaptı. Telaş yaptıkça son pası atamadı, son vuruşu yapamadı. Golleri kaçırdı ve Fenerbahçe klasik bir duran top golü ile önce beraberliği buldu. Daha sonra Alex’in harika vuruşuyla mağlup oldu. Bu maçı inanın Fenerbahçe kazanmadı. Galatasaray kendi elleriyle maçı verdi. Taraftardaki çaresizlikten kastım bu. Zira Galatasaray’ın bu sene çok kötü oynadığı maçlar oldu tabii ki fakat Galatasaray çok iyi oynadığı neredeyse tüm maçlarda puan kaybetti. Bu durumun hocayla, oyuncuyla çok çok az alakası var. Bu tamamen özgüven eksikliği. Kendine güveni olmayan bir takımın çektiği şuttan, attığı pastan ne hayır gelir ki? O değil sürekli telaş yapan bir insan ne kadar başarılı olabilir ki? Her şeyi kusursuz uygularsınız, işinizi dosyalarken kağıdı yırtabilirsiniz mesela. Aynı tip örnekler bunlar.Yazı: Anıl Tatar
© Blogger template On The Road by Ourblogtemplates.com 2009
Back to TOP