16 Aralık 2017 Cumartesi

Transfer tarzı "2018" #11; Domenico Criscito


Asamoah'ı zorlama devam ediyoruz da rüzgarın yönü öyle değişti ki. Alex Sandro'nun önüne geçti Asamoah, hatta bu hızla Ocak ayında Alex Sandro'yu satmayı düşünüyorlar. Sezon sonunda Spinazzola da dönecek, Roma'lı Emerson için 20 milyon önermişler ve Asamoah da istikrarlı şekilde forma giydikçe "mutluyum" mesajları verir oldu. Ocak ayında imkansız o iş, sezon sonu için ise zor bir süreç bekliyor bizi.

Konuşulan diğer isim Filipe Luis. Keşke diyorum, hala Dünya'nın en iyi sol beklerinden biri. Filipe Luis mi Asamoah mı kıyası yapmayacağım, her ikisinin birbirine oranla farklılıkları var. Filipe Luis'in yaşına veya maliyetine takılmıyorum, ihtimal varsa gerçekleşmeli. Haberler de ısrarla "olabilir" yönünde olsa da mantığım almıyor, Atletico Madrid Ocak ayında bu iş için neden evet desin. Olmama olasılığı yüksek yani, bir zor süreç daha.

Kesin olan bir sol bek transferinin gerekliliği. Asamoah'ı sezon sonu için bağlasak bile Ocak ayında bir sol bek transferi gerekiyor. Asamoah'ın Ocak ayında geleceğini bilsem Evra gibi geçici bir çözüm için evet derdim mesela. Kiralık bir ihtimal de zorlanabilirdi, tamamen geçici çözüm noktasında. Latovlevici de geçici çözüm değil miydi diyebilirsiniz, soran da haklı gerçi. Beklentim vardı, hiç mantıksız değildi ama olmadı işte, tutmadı.

Son ismi geçen isim ise Domenico Criscito. Sezon sonunda sözleşmesi bitiyor ve görünen o ki sezon sonunda ayrılacak. Galatasaray'ın Ocak transferi için onu da listeye aldığı ve bonservisine 1 milyon avro önerebileceği konuşuluyor. Zenit'i veya futbolcuyu ikna edebileceğimizi düşünüyorum, bu transfer için ısrarcı olursak gerçekleşir. Asamoah ve Filipe Luis gibi isimleri konuşurken insanların kafasında "acaba" sorusu doğabilir ama gayet sağlam, tecrübeli ve kaliteli bir sol bektir.

Benim sol bek için önemli kıstaslarımdan biri geriden oyun kurabilmesi. Ayaklarına hakim, geriden oyun kurabilecek, teknik özelliği yüksek bir sol bek alınmalı. İsmi geçen sol beklere baktığımızda da arayışımız bu tarzda. Criscito biraz Blind gibi, stoper özellikli ama teknik özelliğiyle ön plana çıkan bir sol bek. Sol stoper sorunu da yaşıyoruz mesela, bir noktadan sonra oraya çekebiliriz, 3'lü savunma formasyonlarını daha rahat oynayabiliriz. Blind gibi, sol bek, stoper veya orta sahada oynayabiliyor.

Forma istikrarı da yüksek. Yıllardır Zenit formasını aynı istikrarda giyiyor, bu sürede 22 kez İtalya Milli Takım forması giyen, daha doğrusu o havuzda olan bir futbolcu. Anlatmak istediğim şu, Asamoah veya Filipe Luis gibi sol bekleri zorlasak dahi yine sezon sonu için düşünülebilecek isimlerden biri. Savunma jokeri çünkü, 3'lü savunmaları çok deniyoruz ve sol stoper gerekliliği olacak. Domenico Criscito değerli bir futbolcu, transferini ciddi anlamda düşünmeli..

Bunu haber üzerine yazıyorum, belki de böyle bir şey yoktur


Diego Simeone "Arda Turan ve Diego Costa'da olduğu gibi gerekirse Griezmann'dan da vazgeçebiliriz" demiş. Hatta devamı da var, Griezmann'ın hücum oynayan bir takımda çok daha başka işler yapabileceğini düşünüyorum diyor. Griezmann'ın geldiği noktada en büyük pay sahibi belki de, yukarıda vazgeçebiliriz dediği isimler gibi. Şu itirafı herkes kolay kolay yapamaz, Simeone'nin insan yönetimi müthiş.

Konu başka tabii. Diego Costa geri döndü, Filipe Luis de geri dönmüştü, yarın Griezmann gitse o da geri dönebilir. Arda Turan'ın ise böyle bir şansı yok, şu ortamı nasıl yarattı gerçekten bilmiyorum. Barcelona'ya gitmesi değil de gitmek için yaptığı uğraşı konuşmalı. 

Para değil konu, 40 milyon avro gibi bir rakam kazandırdı, Atletico Madrid'de de yaptığı önemli işler var ama geri dönemiyor işte. Atletico Madrid açmayacak ona kapı. Gerçi içinde bulunduğu konum itibariyle de bu zor, kendisini bu sezon henüz izleyemedik.

Barcelonalı bir yetkili başlıklı haberler var da ben çok ihtimal veremiyorum. 20 milyon avro'yu veren Arda Turan'ı alır demişler, bu parayı kim verir ki. Çin belki derim, şu dönem onlar dahi böyle bir bonservisin altına girmez. Kiralık gitmesi bir ihtimal, ne kadar kiralık bırakmayız deseler bile. Ahmet Bulut uğraşıyor, Monaco gibi bir kulüp bulabilir desem o dahi zor. Yine iş Galatasaray'a geliyor da bahsedilen bu şartlarda imkansız.

Bir haber de Arda Turan'ın Galatasaray'a kırgın olduğu. Buna da bir mantık bulamadım, Arda Turan kırgınlık yaşayacak ne yaşamış olmalı. Taraftara ise bu kırgınlığı yanlış, ortamı yaratan kendisi çünkü. Şu zamanlar "gelmesin" algısı büyük ölçüde kırılsa da hala Arda Turan'ı istemeyen taraftarlar var ve haksız sayılmazlar. Ya da yaz dönemi gelmek istiyordu da teklif gelmediği için mi bu moda girdi bilmiyorum. Tabii bunu haber üzerine yazıyorum, belki de böyle bir şey yoktur.

İşte Telles'in gerçek potansiyeli


Telles ve Bruma evlatlarım gibi, nereye giderlerse gitsinler takipte olacağım. Hazır Telles'le alakalı çok iyi bir istatistik varken yazmış olalım. Telles bu sezon Porto formasını 22 maçta giydi ve 9 asisti var. Bu asistlerin 4'ü ligde, 2'si ise Şampiyonlar Ligi'nde. Geçen sezon da 45 maçta 10 asist yaptı ve her geçen dönem çok daha fazla üzerine koyuyor. İşte Telles'in potansiyeli buydu.

Galatasaray Telles'i alarak çok önemli bir transfere imza atmıştı. Yanlış bir döneme geldi aslında, o karambol içinde istikrarının sarsıldığı, beklenti dışında hareket ettiği zamanlar oldu ama Telles'i gerçek anlamda kullanabilen bir teknik direktörümüz olmadı. Mancini de dahil buna, iyi bir başlangıç yapmasına rağmen çabuk düşmüştü, yabancı kontenjanının zorlamasıyla da bir oynadı bir oynamadı.

Prandelli dönemi de aynı hesap, Tarık Çamdal'ı dahi sol bekte görebiliyorduk. Hamza Hamzaoğlu ise Telles için ısrarcıydı ama Telles'in hücumdan ziyade savunma yönünü gördük. Savunma tarafını geliştirdi, hücum olarak beklenileni veremeyince de mutsuzdu insanlar. Beklenti var çünkü, Allah'ım sol bek nidalarıyla geldi, potansiyeli dahiliyle de heyecanı yüksekti.

Galatasaray forması giydiği 60 maçta 4 asisti var sadece, durumu buradan anlayabilirsiniz. Inter'e gönderilmesini anlamamıştım ama, o sezon patlama yapacaktı, iyi çalışıyordu. Inter'e gönülsüz gitti, bence beklenileni de veremedi ama Bruma'nın yaşadığını o da yaşadı. Öz güveni kazandı, sezon sonu Porto teklifiyle geldi ve isteyerek gitti. Bugün ise müthiş durumda, 2 sezondur üzerine koyarak devam ettiğini söyleyebilirim.

Gerçek potansiyeli bu, Galatasaray'a gelirken ki beklentiyi Porto'da karşılıyor. Büyük bir hücum beki, şu an Galatasaray'da olmasını öyle isterdim ki. 3'lüyü sık deniyoruz, sağda Mariano tamam da solda Telles gibi bir futbolcumuz yok. Telles'i aldığımız paraya satmak, sadece 1.5 sezon izleyebilmek cabası. Biz zarar ettik ama o kendini kurtardı..

SC 11 #2; Doğru yer, yanlış zaman


Geç başlattığım bir yazı dizisi. Konularına kadar hazırlamış ve not etmiştim ama bir türlü başlangıç yapamadık. 2. başlığa geçelim, bu sefer "yanlış zaman" başlıklı. Yanlış zamanda Galatasaray forması giyen futbolcular üzerinden bir 11 oluşturdum. Unuttuğum isimler olabilir, ya da "şunun yerine bu olmalıydı" gibi düşünenler de olabilir, yorum kısmına beklerim.

Kaleci için çok fazla seçenek yok, hatta De Sanctis dışında alternatif yok. Kaleci pozisyonunda istikrarlı yabancılarımız oldu, o aralıkta kalan isimler arasında ise De Sanctis'in yanlış zamanda geldiğini düşünüyorum. Galatasaray sonrası kariyeriyle de bunu gösterdi, hala forma giymekte.

Sağ bek için de çok fazla alternatif bulamadım. Cesar Prates diyenler olacaktır ama hiç de yanlış zamanda gelmedi, kapasitesi dahilinde iş yaptı. O pozisyona Abel Xavier dışında yazabileceğim çok fazla isim yok. Çok yanlış zamanda geldi diyemem de ayrılığı zamansız oldu sanki, o ara çok kolay futbolcu gönderiyor ve yerine başka bir isim alıyorduk.


Sol bek için ise biraz daha alternatif sahibiyiz, bana göre yanlış zamanda gelen isim Insua'ydı. Liverpool'dan kiralanmıştı, fazlasıyla potansiyel sahibiydi. Rijkaard'la kısa süre çalışabildi, Hagi ise hiç yüzüne bakmadı, şanssızlığı da tam olarak buradan. Çağlar Birinci'nin dahi arkasındaydı, çok yanlış zamanda gelen bir sol bek. Galatasaray sonrası kariyeriyle de bunu gösteriyor.

Stoperler ise Neill ve Meira. Neill şanssız bir döneme denk geldi, özellikle Rijkaard / Hagi dönemine bakarak. O da takıma uydu, kötüler arasında yer aldı ama çok daha fazlası olabilirdi. Meira da aynı şekilde, çoğu maçta orta sahada dahi oynatıldı. Orta saha kurgusu o kadar zayıftı ki Meira'yı de kötü gösteren unsurlardan biri bu oldu.

Orta sahaya Cana ve Dzemaili'yi yazdım. 2010 - 2011 sezonundan birçok isim bu kadroda yerini aldı zaten, Cana da onlardan biri. Çok daha fazlası olabilirdi, onu Fatih Terim'le de birlikte izlemek isterdim. Dzemaili ise Prandelli'nin ardından bir daha şans bulamayanlardan. Önce yabancı kontenjanı, sonra da Hamza Hamzaoğlu en büyük şanssızlığı oldu.


Misimovic'i tartışmayız sanırım, 10 numarada kesinlikle o olmalı. Önemli bir futbolcuydu, biz ise ondan hiç fayda sağlayamadık. Hagi'nin gazabına uğrayanlardan, neden kadro dışı kaldı hala bir cevap yok.

Giovani Dos Santos'un şanssızlığı ise Keita aslında. Sağ kanat olmasına rağmen solda oynamak zorunda kaldı ve solda oynatıldığında da yaratıcılık bekledik. Haliyle adı bal yapmayan arıya çıktı ve bu noktada yanlış zamanda Galatasaray forması giydi diyebilirim.

Solda ise tabii ki Harry Kewell. Tüm Galatasaraylıların unutamadığı futbolculardan biri, öyle döneme denk geldi ki bu adama bir şampiyonluk hediye edemedik. İyi kadrolar içerisinde oynadı ama dengesiz ekiplerdi, hücumu güçlü / orta sahası zayıf gibi. O elinden geleni yaptı, unutulmayanlardan biri oldu.

Forvette ise Podolski, çok yanlış dönemde Galatasaray forması giyenlerden. Fatih Terim dönemi alabilmiş olsak çok daha başkası olabilirdi, geldiği zaman itibariyle kötü bir döneme denk geldi. Onun da elinden geleni yaptığına inanıyorum, iz bırakan futbolculardan biri oldu..

15 Aralık 2017 Cuma

Dünden bugüne Galatasaray kadroları


Görmezden geliniyor diye düşünüyorum, tabii benim hatam. Saha içine o kadar odaklandım ki bu tarz konuları doğru şekilde anlatamadım. Dünden bugüne Galatasaray kadroları da böyle bir konu, hatta bana göre blogun en özel parçalarından biri. Kendi arşivimdi aslında, merakımdan bu tarz fotoğrafları biriktiriyordum. Bunun adlandırmasını yapamıyorum, 11 fotoğrafı mı yoksa poster mi deniliyor. Her neyse, yıllar önce bloga taşımaya karar verdim ve bloga açtığım ilk sekmedir hatta. 2012'den bu yana da geliştirerek büyütmeye devam ediyorum, arşiv içinde olmayıp sizin elinizde olan fotoğrafları da beklerim. Keşke kronolojik olarak sıralayabilseydim, ilk etapta karışık başladık, sonra da o karmaşa içinde devam etti. Geçmişten bugüne kadar bulabildiğim tüm kadrolar bunlar, bilmeyenler için paylaşmak istedim, linkten bakabilirsiniz;

Transfer tarzı "2018" #10; Fernandinho


Futbolcunun kralı işte, yaşına bakmayacağınız adamlardan. Guardiola da bakmıyor mesela, olmazsa olmazlarından biri. Manchester City'e yaşattığı büyük bir dönüşüm var, Galatasaraylı Fernando da dahil olmak üzere birçok isimle yaz döneminde yolları ayırdılar. Fernandinho ise bu değişime rağmen takımın vazgeçilmezi, belki de City'nin alternatifi olmayan tek futbolcusu.

İmkansızı kovalamak bir anlamda, şu an Dünya'nın en iyi futbol oynayan takımının en önemli parçalarından biri. Yaşı itibariyle önüne veya arkasına bir alternatif alacaklardır, Fernandinho bir anda rotasyona da geçebilir ama vazgeçilmez. Bu tempoyla da Manchester City'de 35 yaşını da görür, Yaya Toure örneğinde olduğu gibi. Sezon sonunda sözleşmesi bitiyor ama şu aralar Manchester City'den 1 yıllık sözleşme yenilendi haberi gelir.

Başka bir adam tabii, kendisini Fernando'yla kıyaslayamayız. Aynı pozisyonun futbolcuları ama tarzlar bambaşka. Fernando daha stoper özellikli, savunma özellikleriyle ön plana çıkan bir isim. Fernandinho ise "regista" diyeceğimiz adam, teknik ve pas özelliği yüksek, geriden oyun kurabilen, topla dikine müthiş oynayan. Felipe Melo'nun Galatasaray'da yarattığı fark da bu özellikleriyle gelmişti, Fernandinho ise bu yaşında dahi Manchester City'de yapıyor, istikrarlı şekilde devam ediyor.

Manchester City tutar diyorum, başka bir takımla anlaşsa dahi o Galatasaray olmaz. Keşke gelse, fark yaratmaz, takımı sürükler, böyle bir futbolcu. Yaz dönemi de Fernando ile Fernandinho'yu karıştırmışlardı, o dönem de yazmıştım. Yeri geliyor stopere dahi çekiliyor, Guardiola'nın taktik esnekliği içinde çok önemli bir adam.

Galatasaray'ın orta sahasına böyle bir isim gerekiyor. Fernandinho gelse 8 gibi izlerdik, mevcut orta saha rotasyonunda pasör bir 8 aranıyor. Belhanda o işi yapıyor ama bambaşka tarz, 10 mu 8 mi hala kararını veremedi. Badou Ndiaye, Tolga Ciğerci gibi isimler de müthiş pasörler değil, Fernando da aynı şekilde ve daha stoper özellikli. Hem böyle agresif, hem pas özelliği olacak bir orta saha yaz döneminin en büyük hedeflerinden biri olur..

14 Aralık 2017 Perşembe

Gomis'in Malatya deplasmanında sahada olması kritik


Olması gereken oldu, kafadan söyleyeyim. Gomis'in bu pozisyonda kırmızısını bile tartışırım, o harekete 2 maç ceza doğru olmayacaktı. Babel ve Alper Potuk gibi örnekleri biliyoruz, Gomis'in de cezası en kötü ihtimalle 1 maça indirilmeliydi ve öyle oldu. Feghouli'yi de unutmadık ayrıca, yine kırmızısının tartışılacağı pozisyon yüzünden 3 maç ceza almıştı. Gomis için verilen kararı adil bulmayanlara bunları hatırlatmak lazım.

Gomis olmazsa üzerinden çıkarımlar yapıyordum, bu iyi oldu. Alternatifi yok, Ocak ayında bu konuda bir hamle gerekecek. Eren Derdiyok, Gomis'in yerini bir türlü dolduramadı ve Gomis'in olmayacağı ilk maç olacaktı bu. Birlikte de uyumlu bir ikili değiller, özellik itibariyle benzer yanları var ve Eren Derdiyok mücadeleden çok uzakta. Gomis'in yerine oyuna girdiğinde de olmadı, birlikte kullanıldıklarında da Gençlerbirliği maçı haricinde fayda sağlamadılar.

Sinan Gümüş'ü düşünmek lazım demem bu yüzden, mevcut içerisinde farklı tek forvet alternatifi. Daha hareketli, kanat özelliği olan, top taşıyabilecek, bitirme noktasında iş görebilecek diyelim. Belhanda 8 oynamaya şartlı, Gomis'e yakın oynamıyor ve etrafında bir oyuncu kullanamadığımız için gol özelliği dışında bir nimetinden faydalanamıyoruz. Sekenleri toplayacak, Gomis duvar olduğunda pas alacak ya da verkaç kovalayacak. Bu isim Feghouli de olur mesela, Sinan Gümüş de olur.

Demem şu, Eren Derdiyok'un yerine Sinan Gümüş'ün ismini yazalım. 11 için demiyorum, kenardan getireceğimiz isim Sinan Gümüş olsun, Eren Derdiyok değil. Çıkan isim de Gomis olmasın, Sinan Gümüş'ü onunla birlikte kullanalım, yakın oynasın. Ocak ayında da yeni bir forvet alternatifi aranabilir. Yedek kulübemiz gerçekten kötü ama bazı isimleri kazanmak için çabalayalım, Sinan Gümüş'ü son dönemde ne kadar eleştirsem de kazanmaya oynayabiliriz.

Gomis'in Malatya deplasmanında olacak olması kritik, yokluğu tüm düzeni bozmak anlamında gelecekti. Eren Derdiyok / Sinan Gümüş ikilisini bir arada izleyecektik bence, format değişecekti. Şimdi Gomis'i tek başına kullanabiliriz, x bir hücumcudan vazgeçme gereği kalmadı. Zor deplasman olacak, 3'de 3 yolunda 2. ayak..

Yeniden Tsubasa..


Tsubasa için zayıf noktam, gözümün nuru ya da başımın tacı diyeyim, tanımları daha da arttırırız. Benim için dün de önemliydi, bugün de, yarın da öyle olacak. Yaşımdan bağımsız bir şey, seviyorum bu animeyi. İzlemediğim serisi de kalmamıştır, Türkçe / Japonca ya da başka bir dil fark etmiyor, ısrarla takip ediyorum.

En son Tsubasa J serisini izlemiştim ama Tsubasa Road To 2002'de kaldık. Bir süredir haberleri vardı, nihayet fragmanına da kavuştuk. 2018 Dünya Kupası için geri dönüyor Tsubasa ve bu seride Messi, Ronaldo gibi futbolcular da olacak. Road To 2002'de bir başlangıç hikayesi izlemiştik, fragmandan gördüğüm kadarıyla yine böyle olacak.

Road To 2002 benim için bir yerde hayal kırıklığıydı, Tsubasa'nın Japonya'dan ayrıldıktan sonraki süreci çok hızlı anlatılmış ve Dünya Kupası ilk maçının santrasıyla bitmişti. Umarım o süreç biraz daha detaylı işlenir, benim merak ettiğim o. Dünya Gençler Futbol Şampiyonasında Japon Milli Takım'ına doyduk ama sonrası yok, Road To 2002'de Hollanda ile bir hazırlık maçı var sadece. Brezilya'yla oynanacak açılış maçında Brezilya'nın başında Roberto Hongo vardı, Tsubasa'yı ona karşı izlemek isterdim. Neyse, fragmanı şöyle bırakayım; 


Kimin orjinal Nintendo'su vardı bilmiyorum, benim yoktu mesela. Çakması bir şeyler oynuyorduk, etraf bu klonlarla doluydu. Tsubasa'nın oyun kaseti de çok yaygın görülmezdi, sahip olanlar ise kendini özel noktalara taşırdı. Atari olayına meraklıydım, milyon tane oyun kasetim vardı ama Tsubasa oyununa kavuşmam geç oldu. Tsubasa 2'yi unutamam, Arapçaydı üstelik. Özel şifre defterim dahi vardı, o Arapça şifreleri yazacağım diye verdiğim çabayı başka bir şey için göstermedim.


Şu oyunda yaşadığım heyecan ve gerilimi de ömrümde unutmam. Bugün bilgisayarda oynama imkanım var, üstelik Türkçe olarak ama cesaret edemiyorum, gözüm almıyor. Bazen şifreleri yazıp, özel olarak bazı maçlar yapıyorum, baştan sona bu oyunu nasıl bitirdiğimi hatırlamıyorum bile. Bu oyunda Tsubasa'lı Japon Milli Takım'ına doymuştum mesela, müthiş bir kadro ve onu yönetmesi çok zevkliydi. Oyunun müzikleri desek apayrı hikaye, stratejisi, oyuncu güçlerini koruma çabası, maçı soğutmak, rakibi kalene yaklaştırmamak, rakibin iyi kalecilerini zor durumlara düşürmek için rakip ceza sahasında verilen savaş. 

Tonla Tsubasa oyunu çıktı bunun üzerine ama en iyisi Tsubasa 2'dir, oynayan herkes bunu kabul eder. Hem Tsubasa olması, hem o döneme göre stratejisinin, yapay zekasının, hatta hikayesinin müthişliği. Hikaye boyutu var bir de, Tsubasa'nın Brezilya'ya gitmesiyle başlıyoruz. Sonra Misaki'li Nankatsu, devamında Tsubasa'nın Sao Paolo'suyla hazırlık süreci, devamında ise Japonya'yla Asya ve Dünya Şampiyonaları. Oyunu bitirmek kolay değildi, onu söyleyebilirim. Hikaye ise müthiş, sinematiklerine kadar..

Son 1 haftada öyle şeyler yaşandı ki


Tudor konusunda çok büyük bölünmüşlükler vardı, buna ben de dahilim. Başarı noktasında Tudor'a güvenmiyorum, o konuda bir değişiklik yok. Yine de Tudor'un başarılı olmasını birkaç ay öncesine oranla çok daha fazla istiyorum. Son 1 haftada öyle şeyler yaşandı ki birçok kişi benim gibi düşünür oldu.

Okan Buruk'a teşekkür etmek lazım, bunu ilk gösteren kendisi oldu. Had ve terbiye sınırını aşan cümleleriyle bunu sağladı. Yönetim de maalesef bu konuda bir duruş gösteremedi, Tudor'un arkasında duramadı. Taraftar duruyor işte, yönetimin yapamadığını yaparak. Okan Buruk için Galatasaray kapısı kapanmıştır. Yarın Akhisarspor'dan ayrılabilir, x bir Anadolu takımına da imza atar ama camiası kalmamıştır. Eski defterlere girmiyorum bile, Ankaragücü maçı, Inter'den Beşiktaş'a transferi gibi. 

Diğeri de Sivas Belediyespor maçı, olmayan Galatasaray rotasyonu. Tudor'u en çok eleştirdiğimiz noktalardan biriydi, oyunu okuyamaması ve bu anlamda hamle yapamaması. Şimdi ise şu noktaya geldik, Tudor ne yapsın, haklıymış. Mevcut malzemeyi çok iyi kullandığı söylenemez, daha dar yedek kulübesiyle de iş yapabilen teknik adamlar var ama Galatasaray'ın kulübesi gerçekten kötü.

Fenerbahçe'nin Adana Demirspor karşısında yaptığı rotasyona bakıyorum, bir de bize. İlk 11 için kalitemiz yüksek (sol tarafı eksik olsa bile) ama kenardan bunu destekleyemiyoruz. İyi ki Avrupa'da devam etmiyoruz demiştim, o sıkışık fikstürde bu kadroyla iş yapmamız imkansızdı. Ya Avrupa devam ederdi ya lig, ikisi bir arada mümkün değil.

Son 2-3 gündür çok fazla Tudor yazdığımın farkındayım. Nedeni bu adamın yalnızlığı, kimseden destek alamaması, bazı taraftarın dahi başarısızlığı istiyor olması. Eleştiri tamam, desteği çekmek hayır. Bu yüzden diyorum ki birkaç ay öncesine oranla Tudor'un başarılı olmasını daha çok istiyorum. Son 1 hafta da bazı şeyleri gözler önüne serdi, umarı bu yönde adımlar atılır..

13 Aralık 2017 Çarşamba

Taffarel gittiğinden bu yana Muslera'nın düşüşte olduğunu düşünüyorum


Muslera hala bu ülkenin en önemli kalecisi, tartışmam bile. Galatasaray'ın da en önemli kozlarından biri, Muslera gibi bir karaktere sahip olmak çok değerli. Bunları herkes biliyor, sürekli konuşuyor, uzun uzun yazmıyorum. Değinmek istediğim konu başka, yavaş yavaş konuşulması gerekiyor. 

Dillendi çünkü, eminim ki bu sorunu herkes görüyor. Her şey bitti de sıra Muslera'ya mı geldi demeyelim, çözülmesi gereken bir mesele. Taffarel eleştiriliyordu mesela, Galatasaray'ın kaleci çıkartamamasından ötürü. Alttan kaleci yetiştiremedik ya da gelen kaleciler gelişim gösteremedi. Muslera'nın yedeği kabul edeceğimiz tüm kalecilerin yarattığı sorunlar oldu ve bu konuda eleştirilen isim Taffarel'di. 

Ben ise buna katılmıyordum, Taffarel'in önemli bir kaleci hocası olduğunu düşünenlerdenim ki şu an Brezilya Milli Takım'ında zaten. Taffarel'in önemini Muslera'nın mevcut durumuna bakarak değerlendirmek lazım, Taffarel gittiğinden bu yana Muslera'nın düşüşte olduğunu düşünüyorum. 

Eski havasında değil, bazı bariz hataları var ve düzelmiyor. Yan top sıkıntısı başta gelir, eskiden pek konuşmadığımız bir konuydu. O sorunda Melo gibi havadan iyi olan isimlerin yokluğu da etken ama Muslera'nın o toplara pek çıkmaması ve çizgide kalması da konuşulur. Tek sorun bu değil, yerleşim hatasını konuşalım, hocalar değişmesine rağmen bir türlü çözüm gelmemesi diğer nokta ama Muslera da bunun merkezinde. 

Konsantrasyon sorunları yaşayabiliyor, caydırıcı özelliği sekteye uğradı. Geçtiğimiz sezon Frans Hoek gibi ünlü bir kaleci hocası getirmemize rağmen onu istemedi, Fadıl Koşutan'la devam ediyor. O dönemden bu yana ise düşüşte, eski havasında değil. Ben sorunun bundan kaynaklı da olduğunu düşünüyorum, Muslera ekseninde kararlar alıyoruz ama bunları görmek gerekiyor. Taffarel sonrası bir boşluk oluştu ve dolduramadık. Muslera da bundan olumsuz olarak etkilendi..

21.11. 2017 tarihinde yazıldı..

Seyreyle maziyi #37; Bu kadroya iyi bakmak lazım, yazdıkları büyük bir tarih var


Bu kadroya iyi bakmak lazım, yazdıkları büyük bir tarih var. 10 - 11 Aralık 2013 tarihleri asla unutulmayacak, belki de TT Arena'nın gördüğü en büyük 2 gün. Biliyorsunuz, dünden bugüne Galatasaray kadroları diye bir arşivim var ama şu fotoğrafa sahip değildim. Gökhan Zan'ın paylaşımı sonrası kavuştum ve arşivin en kıymetli fotoğraflarından biri oldu.

Mancini büyük adam, başta onu belirtelim. Başarısı ya da başarısızlığı ayrı konu, onun Galatasaray için özel bir insan olduğundan ve büyüklüğünden kimsenin kuşkusu olmamalı. Mustafa Denizli günlerine dönüyorum, Atletico Madrid deplasmanına çıkamamıştı. Tercihtir, vardır bildiği diyerek saygı duyayım ama Mancini'nin imza attıktan 2 gün sonra Juventus deplasmanına çıkmasına ne diyeceksiniz. Ve o deplasmanda galibiyet o kadar yakındı ki.

Gruptan çıkmak apayrı hikaye zaten, ölüm grubu resmen. Real Madrid ve Juventus rakipler, siz o Juventus'a 2 maçta yenilmeyip, onların üzerinde gruptan çıkıyorsunuz. Juventus ertesi sezonun Şampiyonlar Ligi finalisti ve 2013- 2014 sezonunun rekor puanlı Seria A şampiyonu. Bir düşüş ya da başarısızlık hikayesi yok, aksine Galatasaray'ın yazdığı büyük bir destan var.

Maçın anlamını, hikayesini yazmayacağım. Tarif edemem çünkü, dillendiremem. Herkesin o maça yönelik bir hikayesi var, yorumlar kısmına yazmanızı da çok isterim. Kadroyu konuşalım, Mancini'nin Juventus karşısında bozduğu ezberi. Sezon içinde 3'lü denemeleri oldu, ağırlıklı olarak 4-3-3'le devam etti ve Ceyhun Gülselam / Yekta Kurtuluş ikilisinden birini mutlaka kullandı ama 3'lü savunma olayının ağırlığını Juventus karşısında izledik.

Juventus'u tanıması etmen tabii de Galatasaray'a bu hakimiyeti şaşırtıcı. Dersine çalışmış belli ki, 2 gün sonra çıktığı maçta da bunu denedi, bu maçta da. Dizilim şu;

Muslera
Chedjou G.Zan Semih
Eboue Melo Selçuk Riera
Sneijder
Burak Drogba

Yine o sezona baktığımızda Drogba, Burak Yılmaz, Umut Bulut üçlüsünün aynı anda sahada olduğu maçlar vardı. Burak Yılmaz'ı sağ / sol kanatlara yakın oynattığı çok maç var. Sneijder ağırlıklı olarak 4-3-3'ün solundaydı ve en iyi Galatasaray dönemini geçirdi. Bu maçta ise 3'lü savunma ve buna yakın bir dizilim. Yine Sneijder sola, Burak Yılmaz sağa yaklaştı tabii, büyük bir mücadele ve Juventus karşısında geri durmayan, çata çat futbol oynayan bir Galatasaray vardı.

Gökhan Zan da önemli tecrübe, 3'lüye dönerken sırıtmıyor, o sezon çok fazla şans bulmasa bile. Hakan Balta da böyle bir futbolcuydu, tecrübeleriyle hiç sırıtmıyorlardı. Eboue ve Riera gibi kanatlarla da bu oyunu oynamak mümkün. Sorun forvet noktasında biraz, Burak Yılmaz bunu oynamayı pek sevmiyor, Amrabat ve Bruma gibi alternatifler olsa da yabancı kontenjanı elimizi kolumuzu bağlıyordu. 

Gomis'in olası yokluğu sonrası tek ihtimal Eren Derdiyok değil, bunu Tudor söylüyor


Yeni Malatyaspor maçında Gomis'in olası yokluğu sonrası tek ihtimal Eren Derdiyok değil, bunu Tudor söylüyor. Sinan Gümüş de oynayabilir, ya da Eren Derdiyok / Sinan Gümüş ikilisi birden. Tudor'un Sinan Gümüş yorumu bence doğru, kanat oyuncusundan ziyade forvet diye bakıyorum. Çünkü iyi bir bitirici ama tek başına oynadığında değil, forvetin tamamlayıcısı olmalı.

Podolski gibi özellikleri yok, Sivas Belediye maçında bunu gördük. İlk yarıda 10 numara gibiydi, ikinci yarıda forvette tek başınaydı ve gol atmasına rağmen büyük bir etkisi vardı diyemem. Teknik özelliği ve iyi bir sol ayağı var, bitiriciliği ise apayrı noktası. Yalnız top saklayamaz, duvar olamaz, bu tarz bir forvet özelliği yok. 

Bu özellikleriyle iyi bir tamamlayıcı, Gomis veya Eren Derdiyok'la da gayet uyum gösterir. Eğer Sinan Gümüş'den bir şeyler bekliyorsak bunu düşünelim, Gomis / Eren Derdiyok değişiklikleri ya da ikisini birlikte kullanmak verimli olmuyor. Sinan Gümüş'ü düşünmüyoruz, gol aradığımız dakikalarda Gomis'in yanı için mevcut kadronun en iyi alternatifi.

Gomis'in de cezasının 1 maçta kalacağına inanıyorum, Yeni Malatyaspor maçında sahada olmalı. Örnekler var çünkü, Babel ve Alper Potuk gibi. Akhisarspor maçında Gomis'in kırmızı kartı dahi tartışılırken ona 1 maçtan fazla vermenin bambaşka anlamları olur. En kötü durumu düşüneceksek eğer Gomis'in yokluğunda bu yazdıklarım düşünülmeli. Eren Derdiyok'u kullanmak bir şey ifade etmeyecek. Sinan Gümüş'ü de onunla birlikte kullanmak en doğru alternatif.

İstek lazım tabii, Sinan Gümüş için yazdığım tüm eleştiriler geçerliliğini koruyor. Bunu futbolcu isteyecek, o formayı alacak. Şans bulmadı değil, Tudor verdi üstelik. İstikrar sağlamalıydı, bambaşka konulara dalmadan ya da olmadan oldum havasına girmeden. Tudor'un ondan yana beklentisi olduğunu düşünüyorum, kimseden söz etmezken onu özel olarak konuşuyor..

Sivas Belediyespor 2-1 Galatasaray, Tudor haklıymış


Tempolu, gümbür gümbür, güzel bir maç elbette beklemiyordum. Yine de rakibin kim olduğu ya da ilk maçın sonucu böyle bir görüntüyü beraberinde getirmemeli. Biraz formanın ağırlığı olur ama bizler vurdumduymazlar ordusu izliyoruz. Elbette bu maçta sahada izlediğimiz futbolcular yedek olacak ve sezon içinde şans bulamayacaklar, niye oynasınlar.

Acı gerçek, rotasyon yapan ve 10 kişi kalan rakip karşısında Galatasaray yedeklerinin iflasını izledik. Yedek kadromuzun yüzde 90'ı koca bir sıfır, bu da çok büyük sorun. İyi ki Avrupa'da devam etmedik, sık rotasyon yapmak zorunda olduğumuzu düşünün bir de. Emin olun, şu an şampiyonluk yarışından bahsetmiyorduk. İlk 11'de de sıkıntılı taraflarımız olsa da yine de lig kalitesinin üzerindeyiz, yedekler anlamında ise küme düşmemeye oynarız yorumları hiç de haksız değil.

Lazım, yedekler manasında da büyük bir enkaz var. Boşuna yazmadım, gençler oynasın, gideceği belli isimler şans bulmasın. Ağırlığı genç olan bir kadroyla kaybet, en fazla yeniliyorsun işte, 5-1'in ardından turu kaybetmezsin. Gökay Güney biraz varlık gösterdi, Recep Gül hiç iyi durumda değildi ama hiç önemi yok, kötü oynayan onlar olsun. Tarık Çamdal'ı izlemeyelim, Donk'u, Eray İşcan'ı görmeyelim.

Bir yandan iyi oldu diyorum, Tudor'u oyuncu değişiklikleri konusunda eleştiriyorduk. Adam haklıymış, kimi oyuna alacaktı ki, ne değiştirecekti. Kenara baktığında güvenebileceği kim var, o seyri nasıl değiştirecek. Bursaspor ve Akhisarspor maçlarında yine yaptı bu işi, diğer maçların mazereti gayet bu olabilir. Birçok hatası var ama bu konuda hak vermeye başladım, şu rotasyon içinde şampiyonluk yarışı gerçekten büyük iş.

Maçın konuşulacak bir yani yok, bahsedilecek her şeyi yazdım. Transfer lazım, bu kulübenin çehresi mutlaka değişmeli. Gençler değil mevzu, şans bulmaması gereken ama yer dolduran futbolcular. Tarık Çamdal ya da Donk'a da takılmayın, Koray Günter'i, Eren Derdiyok'u, Emrah Başsan'ı diye uzar liste. Sivas Belediyesi karşısında kaybedebiliyorlar, kaybetmelerinin yanında varlık dahi gösteremiyorlar. 

12 Aralık 2017 Salı

Gönderileceği belli bazı isimleri izlemeyelim artık, böyle bir genç ekip içerisinde


TT Stadyumu'nda oynanan Sivas Belediye maçında yazdığımı yine tekrarlayayım. Takımda şans bulması imkansız, gönderileceği kesin bazı futbolcular var. Donk, Tarık Çamdal ve Eray İşcan gibi isimlerden söz ediyorum. Donk ve Tarık Çamdal'ı ilk maçta izledik, bu isimlerin forma giymesi Galatasaray'a ne kazandırdı mesela. Onların yerine x genç futbolcu şans bulsa kaybeder miydik, soru bu.

O maçta Barış Zeren ve Recep Gül gibi genç futbolcular maçın sonlarında oyuna dahil oldular ve kısa zaman zarfında taraftarı heyecanlandırdılar. Böyle bir rakip karşısında 5-1'lik maçın rövanşını ancak bizim gibi manyak Galatasaraylılar izler. Bu tarz maçlarda taraftarın beklentisi genç futbolcular, biz de bunu istiyoruz. Heyecan buradan gelir ve maç kadrosuna baktığımda da birçok genç futbolcu var. 

Batuhan Şen, Gökay Güney, Barış Zeren, Emirhan Civelek, Batuhan Tekin, Ali Ülgen, Celil Yüksel, Sefa Özdemir, Recep Gül gibi gençler maç kadrosunda, sayı bir hayli fazla. Şu isim neden yok demeyin, ağırlıklı olarak U21 kadrosuna yönelinmiş ve bazı futbolcuların da sakatlığı var. Anlatmak istediğim şu, Tarık Çamdal değil de sağ bekte Ali Ülgen, stoperde Donk değil de Gökay Güney, Eray İşcan yerine Batuhan Şen oynasın. 

Batuhan Şen
A.Ülgen Çalık Gökay Sefa
Günter B.Zeren
Sinan Başsan Recep
Derdiyok

Böyle bir kadro olabilir mesela, gayet heyecanlı izleyebileceğimiz. Gözden çıkan isimlere bir şans daha vermeyelim artık, hele ki bu skorun ardından olabildiğince çok genç futbolcuyu izleyelim. Yeni kazanımlar neden olmasın, bazı isimlerin çıkış noktasını bu maç olarak neden anmayalım..

Filipe Luis'in ilk ismi geçtiğinde konuşulan "Arda Turan'la mı gelecekler acaba" oldu


Arda Turan'la alakalı 3 ay önce bir anket açtığımda görüşler başkaydı, bugün ise bambaşka. Twitter'da sordum, Filipe Luis / Arda Turan transfer paketine ne dersiniz diye ve yüzde 53 isterim şeklinde cevap verdi. Arda Turan'a ilk etapta ben de karşıydım ama gelinen nokta, konuşulan konulara bakınca fikrim evriliyor.

Filipe Luis'in ilk ismi geçtiğinde konuşulan şey "Arda Turan'la mı gelecekler acaba" oldu. Çok yakın arkadaşlar, böyle bir konunun konuşulduğu da söyleniyor ve işin ucunda Ahmet Bulut var. Hala ihtimal vermiyorum gerçi, Filipe Luis'i Atletico Madrid neden bıraksın diyorum. Son maçın adamı seçildi, oynuyor, önüne bir isim gelse dahi Ocak ayında bırakılacak bir futbolcu değil.

Arda Turan için de şartlar zor. Ahmet Bulut'un açıklamalarına bakınca, Barcelona'da aldıkları 7-8 milyon avro'luk ücreti arıyorlar. Bunu da her takımın karşılaması güç ve Arda Turan'ın geldiği nokta bunda büyük etmen. Bu sezon neredeyse topa değmedi, istenmiyor, şans bulamıyor. Yaş da 30 oldu, menajeriniz Ahmet Bulut olsa dahi zorlanıyorsunuz.

Arda Turan'ın Galatasaray'a gelebilmesinin iki yolu var. Ya Arda Turan büyük fedakarlık yapacak, ya da Barcelona yıllık ücretin önemli bir bölümünü ödemeyi göze alacak. Düşünüyorum, aradıkları büyük takımlar böyle bir riske girmez. Premier Lig'de orta sıralar olabilir diye düşünüyorum, olmadı Arap dünyası veya Uzak Doğu dışında şansı kalmıyor. Eğer amaç bu yıllık ücreti ödeyecek kulüp bulmaksa.

Bir noktada Galatasaray'a gelebilecek gibi iş, taraftarın da olumsuz algısı kırılmaya başladı. Bence ihtiyaç da var, sahada isyan eden, gerekirse hakemle uğraşacak bir futbolcunun yokluğuna dönüyoruz. Filipe Luis gibi bir ihtimalle de gerçekten hiç de fena görünmüyor. Yakın arkadaşlıkları bir yana, uyumlu ikili. Birbirlerini ikna noktasında da fazlasıyla söz sahibiler.

Filipe Luis'in transfer ihtimaline çok değindim ama yine yazayım. Ocak ayında transfer tahtaları açılacak, o pozisyona iddialı bir transferleri olabilir. Filipe Luis de geleceğimi düşünüyorum, 32 yaşındayım ve garanti kontrat anlamında gitmek istiyorum derse gelir. Bu anlamda mantıksız değil ancak Atletico Madrid'in Ocak ayında bırakması zor. Keşke gelse tabii, şu an bile Dünya'nın en iyi sol beklerinden biri..

Geçmiş zaman olur ki #4; Michael Owen Galatasaray'da


2001 - 2002 sezonunu konuşmayı o kadar severim ki. Her anlamıyla müthiş hikaye, Lucescu'dan gün itibariyle ne kadar soğumuş olsam bile. Şampiyonlar Ligi 2. tur grupları, Barcelona, Roma ve Liverpool'lu grup. Efsane maçlardı ve bir o kadar şanssızdık. Fotoğraf da Ali Sami Yen'de oynanan Liverpool maçından, 1-1 bitmişti. Maç sonu Owen Galatasaray forması giymiş ve tribünleri selamlıyor..

11 Aralık 2017 Pazartesi

Tercihleri yine geçici, en azından sezonu kurtarmak anlamında


Büyük istikrar sahibi teknik adamların ardından yaşanan buhranlar bir futbol klasiğidir. Ne kadar düzen ya da sistem takımı olsanız da bunu yaşayabiliyorsunuz, Dortmund örnek işte. Klopp sonrası Tuchel tercihi doğruydu, 2 sezonluk Dortmund kariyeri de asla kötü geçmedi ama gerek futbolcular, gerek üst yapıyla kötü ilişkileri bu kariyeri uzun kılmadı. 

Peter Bosz tercihini anlamamıştım, Ajax'la Avrupa Ligi finali oynamasının etkisi belki de, bilmiyorum. Dortmund'un da genç yapısından yola çıkıp, ileriye dönük düşünülen bir adım gibi düşünülmüş olabilir. Sezona müthiş girdiler, gollü maçlar, oynanan futbol tatmin edici bir futbol izledik. 

Sonrasını konuşmayalım bile, efsane çakıldılar. Şampiyonlar Ligi'nde aldıkları 2 puan var sadece, tarihin en düşük puanlı Avrupa Ligi bileti alan takımı oldular. Bundesliga'da 8. sıradalar, liderin 13 puan gerisinde. Geç kaldılar bu değişim için, kimsenin Bayern'i geçme beklentisi yoktu ama bu tablo da kabul edilemez. 2. Leipzig ile puan farkı 5, Şampiyonlar Ligi yolunda atılan bir adım oldu. 

Tercihleri yine geçici, en azından sezonu kurtarmak anlamında, Peter Stöger ismini böyle tanımlıyorum. Köln'de başarılı dönemleri var, imkanlar dahilinde başardığı iş önemliydi. Bu sezon farklı tabii, Köln'ün sadece 3 puanı var, o da çakıldı. Yapılan anlaşma sezon sonuna kadar, Stöger'in de bunu kabul etmesi reddedilemeyecek bir fırsat olmasından. Galatasaray'ın Hamza Hamzaoğlu hamlesinden pay biçin, benzer bir hesap. 

Başarılı olursa devam edilir ama Dortmund'un sezon sonu için hayali Julian Nagelsmann olacak. Tercihleri sürekli bu yönde, kendini kanıtlamış, tecrübe ve iddia sahibi isimleri pek düşünmüyorlar. İyi bir proje dahilinde Klinsmann olabilir mi acaba diye düşünüyordum, gündeme dahi gelmemiş. 

Çok da fazla teknik adam yoktu zaten, Tuchel'in geri dönmesi dahi konuşuluyordu. Favre ismi de geçmiş, sezon başında kabul etmediğini biliyorum, Nice'da proje sahibi. Sistem güzel ama, teknik adamla yolları ayırıyorsunuz, hocayı anında belirliyorsunuz, bizim ise bundan tanıtımdan yarım saat önce haberimiz oluyor..

Galatasaray iştahını kazandı, bu maçı 4-0 kazansak böyle etki etmezdi


Haftalardır Tudor'u eleştiriyorum, hatta Fatih Terim'in ihtimal olduğu noktada 2. tercihim yok. Hala aynı noktadayım, Tudor'a güveniyorum ve büyük bir seri yakalayabiliriz güvenine sahip değiliz. Destekliyorum ama, keşke başarsa, keşke bizleri yanıltsa ve sezon sonunda gönül rahatlığıyla "yanıldık" diyebilsek. Yalnız bir konuda takdir ediyorum, şu ortamda başarılı olmaya çalışıyor. Kendisine güvenilmediğini, yarınını göremediği bir ortam bu.

Haftalardır eleştiriyorum, takdir edilecek noktaları da yazmadan geçmek istemem. Bilirsiniz, ön yargı düşmanıyım. Bir insanı sevmemek ya da beğenmemek, onun iyi yaptığı işleri görmezden gelinmesi anlamını taşımamalı. Tudor konusunda bu var, o yaratılan algı diyor ki "bu maçı Tudor değil, taraftar kazandı". Bursaspor deplasmanı için de bu yazılmıştı, Tudor'un yaptığı değişikliklerin hatalı olduğu konuşuluyordu. Kimse Le Guen'in Tudor'un ne yaptığını çözemediğini ve buna karşı önlem alamadığını konuşmadı.

Tudor'u en çok eleştirdiğim konulardan biri, oyuncu değişikliklerinde geç kalması, genelinde de hatalı hareket etmesi. Diğeri de maç planlarının ne kadar iyi olsa da maçın gidişatına göre kurgu yaratamaması. Büyük maç olarak adlandırdığımız karşılaşmalarda bu yüzden kaybettik, gidişata göre hamleler yapamadı veya geç kaldı. Daha doğrusu bunu maç önünde düşünmedi ve o gidişat içerisinde cesur hareket edemedi.

Bursaspor deplasmanı bunu yapmıştı oysa. 3'lüye dönmesi, Feghouli ve Yasin Öztekin hamleleriyle bambaşka kurguya geçmesi rakibi bir hayli şaşırtmış, cesur hareketti. O galibiyet ne kadar kabul edilmese de Tudor'a yazılır, Akhisarspor karşısında olduğu gibi. Hamle olarak o kadar cesur hareket etti ki geri dönüşte çok büyük etki etti. Daha doğrusu kaybedecek bir şeyi yokmuş gibi diyelim, oysa her maçta böyle düşünmeli.

Maç yazısında bu konuyla alakalı yazdığım bölümü tekrar paylaşayım;

"2. yarıda 3'lüye dönmesi gibi, ilk etapta direkt olarak Fernando'yu stoperlerin arasına attı ama Fernando ileriyi zorlamaya devam etti. Badou Ndiaye'yi daha özgür kıldı devamında, Belhanda ve Feghouli da Badou Ndiaye'yle aynı çizgiye geldiğinde hücum noktasında patlayıcı bir güç oldu. 51. dakikada 2-2'yi bulduk, 2-1 sonrası da o coşkuyu gören herkesin maçı çevirmemiz noktasında kuşkusu yoktu. Doğru olan durmamaktı ve Galatasaray da son ana kadar durmadı, zorladı. Geri dönüşlerin hastasıyız işte, öz güven kazandıran bir maçtı bu."

Fernando stoperlerin arasındaydı ama hücumu zorladı, çok da temiz bir vuruşla golünü attı. Maicon / Garry Rodrigues hamlesiyle daha hız kazandık, tempoyu yükselttik ve rakip sahaya çok çabuk geçtik. Riskli oynuyorsunuz, rakibin kontra imkanına karşı, çıkan ismin Maicon olması doğruydu. Denayer sağ çizgiden bir asist yaptı, Serdar Aziz rakibini sürekli orta sahada karşıladı. Nedenini buradan anlamak mümkün. Badou Ndiaye'ye verilen özgürlük ise sezonun geri kalanında nasıl oynamamız gerektiğine yönelik bir mesaj.

2-2'yi bulduk, 10 kişi kaldık ama Eren Derdiyok'u oyuna alırken çıkardığı isim Linnes oldu. Nasıl olsa 2-2'yi bulduk, 3'ü zorlarız ama kazanamıyorsak kaybetmeyelim demedi. Yasin Öztekin'i sol bek gibi oynatmak bir mesajdır, geri çekilmiyorum dediniz. 3-2 devamında geldi, rakibin de kontra imkanları oldu ama sürekli zorladınız, son dakikada Feghouli'nin attığı gole kadar. Galatasaray iştahını kazandı, bu maçı 4-0 kazansak böyle etki etmezdi. 

Bunda da bir numaralı pay sahibi Tudor, maç özelinde hakkının verilmesi gerekiyor. Maç planı da doğruydu, çıkan 11'den yana sıkıntı yok. Maç içindeki değişkenlere göre cevapları oldu, risk almaktan kaçmadı ve cesur hareket etti. 3'de 3 diyordum, ilk ayaktı Akhisar karşılaşması. Bu maçın kazanmanın önemini de Beşiktaş ve Başakşehir'in puan kayıplarında görmüş olduk..

10 Aralık 2017 Pazar

Hücum organizasyonu, ön alanda daha akıllı hareket etmek anlamında Feghouli şart


Feghouli'yi ayırdım, Belhanda ve Badou Ndiaye'yle birlikte ara sıcak yapmayayım dedim. Özel olarak konuşmamız lazım, beklentimizin en üst düzey olduğu futbolcuların başında geliyor. Kimine göre ilki bile olabilir, çok özel bir futbolcu. Denir ya, tek başına maç alacak, seyir değiştirebilecek bir isim. Bursaspor karşısında bunu yapmıştı, Akhisarspor maçındaki geri dönüşte de imza sahiplerinden.

Şanssızlıklar da üst üste geldi. Yaz döneminde yaşadığı bir sakatlık var, West Ham United'daki kampın yarısını kaçırmıştı. Galatasaray'a geldiğinde sakattı, geri dönüşü Eylül ayını buldu ve o dönem iyi bir Galatasaray vardı. Takıma girdiğinde ve form kazanıyor dediğimiz dönemde ise Trabzonspor deplasmanında yediği kırmızı kart, aldığı ceza ve 1 aylık ayrılık daha. 

Şimdilerde yeniden form kazanma evresinde. Sağ kanatta bir Garry Rodrigues gerçeği var, orası kesin. Kapasitesi dahilinde iyi iş çıkarıyor ve özellikle sağ tarafta oynadığında potansiyelinin uç noktasında dolaştığını düşünüyorum. Mücadelesi ve enerjisi önemli, katkısı çok oldu, hatta itiraf edelim ki Feghouli'nin de önünde. 

Feghouli'nin dönüşünde bunu tartıştık, forma adaleti dendi. Haksız görüş olmasa da Feghouli'yi bir noktada kazanmalı, verebileceklerinin sınırı çok daha yukarıda. Tudor da bunu istiyor, bir an önce Feghouli'yi kazanmayı deniyor. Cezası biter bitmez formayı verdi, bu maçla birlikte de kazanmaya başladığını, tempo kazandırdığını görüyoruz. Feghouli'nin iyi olduğu, onu tanıdığımız yer sağ kanat, Garry Rodrigues'in kenara alınması bu yüzden.

Şu olabilir, Feghouli'nin 10 numara özelliğinden hep bahsederim. 3-4-2-1'de olmadı ama Akhisarspor karşısında olduğu gibi bir düzende olabilir. Belhanda ve Feghouli bence serbest roldeydi, 2. yarıda Garry Rodrigues sağ tarafa geçtiğinde Feghouli daha bir 10 numara gibi oynadı hatta. Beşiktaş maçında sol taraftaydı mesela, bence o maçın ilk yarısını da iyi geçirmişti. Oynayabiliyor, illa Garry Rodrigues'i kesme, Feghouli'yi sağ tarafa atma gibi bir durum yok.

Ligin 2. yarısıyla birlikte Feghouli'nin maçları daha forse ettiği ve kazandırdığı anlara da şahit oluruz. Yeteneği, kalitesi çok yüksek, Galatasaray adına olmazsa olmaz parçalardan. Kenardan getirip, yavaş yavaş ısıtmaktan ziyade bir an önce formayı vermek doğru kararmış, bunu söyleyebilirim. Yaratıcı olmakta sorun yaşayabiliyoruz, Feghouli'siz Belhanda bence zorlandı. Hücum organizasyonu, ön alanda daha akıllı hareket etmek anlamında Feghouli şart..
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir