19 Kasım 2017 Pazar

Denayer anladım atletik adamsın ama ayakta kal, ısrarla atlama, kayma


Maicon da kötü bir maç çıkardı ama onunla alakalı takıldığım bir nokta var. Bazı defoları zaten vardı, seri bir rakip karşısında karşı karşıya kalmaması gerekiyor. Bunu da şu zamana kadar engelliyorduk, düzen içinde Maicon da yükseliyordu. Yine yükselir, o ayrı nokta. Maicon niye Elia'yla bu kadar baş başa kalmak durumunda kaldı, Mariano neredeydi. Onun kötü performansına mazeret bulabilirim, Denayer'in ise asla.

Denayer daha hareketli, hızlı ve atletik bir futbolcu. Adebayor'u durdurma görevi ona verilmiş, maç içinde bunu gördük. Adebayor ise Galatasaray yarı sahasında cirit attı, o kadar rahattı ki. Denayer'i hava topunda ezdi, hadi bunu anlarım. Hız noktasında dahi Denayer'i zorladığı, hatta geçtiği anlar vardı. Fizik mücadeleye girmiyorum bile, Serdar Aziz'i bu yüzden öne koyuyorum ya. 

Bunları da geçtim, anladım atletik adamsın ama en azından ayakta kal. Her pozisyonda sürekli kayıyor ya da atlıyor. 3. gol işte, penaltı çizgisinin orada ayakta kalması gerekirken topa yattı, Muslera'nın işini yapmaya kalktı. Ona çarpan top ise Muslera'yı terse yatırıp gol oldu. Kırılma anıydı bu gol, Galatasaray dönebilirim mesajını veriyorken o golle birlikte havluyu attı.

Olmayacak sanırım, buna kanaat getirir oldum. İyi alternatif, transferine sevindim ama Serdar Aziz'in önünde falan değil. Kontrolsüz hareket ediyor, atletik bir futbolcuyum diyerek sürekli atlıyor, zıplıyor ve hataya aşırı müsait. Gelişmesini, büyümesini bekliyordum, o potansiyeli de vardı ama yerinde saymayı tercih ediyor gibi.

Fenerbahçe maçında da böyleydi, ilk yarıdan 10 kişi kalabilirdik. Başakşehir maçının ise belki de en kötü futbolcusuydu, Adebayor karşısında varlık dahi gösteremedi. Takım savunması çöktü, Muslera'sına kadar birçok ismi eleştiririm ama Denayer bu isimlerin arasında dahi sivriliyor. Ne kadar kötü durumda olsak bile 2-1 sonrası gerçekten geri dönebilirdik, o baskıyı hissettirmiştik, geliyorduk. Kırılma anını yaratıyor kontrolsüzlüğü..

Rakibe hazırlık böyle olur


Rakibe çalışmak nedir, küçük bir örnek vereyim;


Abdullah Avcı: "Duran top çözüm noktalarından biriydi. Günde 45 dakika duran top çalıştık. Oyuncularım sıkılıyordu biraz ama 9 golün 5'ini duran toptan yiyen bir Galatasaray vardı karşımızda."

Koca bir Milli Takım arası vardı ve iki takım teknik direktörün maça hazırlığını gördük. Abdullah Avcı en ince detaya kadar inmiş, 3'lü savunmaya karşı ya da çift forvete karşı önlemlerimiz var demişti. Tudor ise bir büyük maçı daha kaybediyor, üstelik büyük hezimetle.

Bunun mazereti yok, bu tarz maçlarda önlem adı altında aldığı tüm kararlar tutmuyor. İşin aksi şu, niye önlem alıyor, neden rakibe göre kurgulanıyoruz. İyi oynadığımız bir oyun vardı, çık onunla oyna ve gerekirse kaybet. 3 at 4 ye, maç sonunda kaybedebiliriz de diyelim. Biz rakibe şartlanıyoruz, aldığımız önlem de o kadar anlamsız kalıyor ki.

Emre Belözoğlu oynasa bile sakat sakat oynamak durumunda olacaktı, Mahmut Tekdemir zaten yoktu. Gökhan İnler / İrfan Can Kahveci orta sahası da daha zayıf kalıyor, niye orta sahayı kalabalık tutuyoruz ki. Tolga Ciğerci ve Badou Ndiaye'yi bitirdik işte, orta sahaya önlem aldık, rakip kanatlardan çok rahat geldi. Mariano da ezildi Latovlevici de, Elia ve Visca karşısında bir varlığımız yoktu.

Basit şeyler bunlar, atomu parçalamak değil. En azından ben görüyorum, Tudor'un görmemesine tarif bulamıyorum. Feghouli yoksa Garry Rodrigues oynar, sezon başındaki düzenine dönersin. Bu da seni hücuma taşır, orta sahada da sert kalırsın, mücadele gücün yükselir ve rakibin kanatlardan bu kadar etkili olamaz Gerekirse kaybedersin ama ezilmezsin işte, yapılması gereken buydu.

Abdullah Avcı bu tarz maçları iyi oynuyor, rakibe göre kurgu almaksa bu işi müthiş yapıyor. Tudor ise bu tarz maçlarda aldığı tüm kararlarda hatalı, hamleleri tutmuyor. Durum böyle ama ısrar ediyor, sürekli deniyor, bozuyor. Gerek yok ki, iyi bir sistemin varsa devam et bu maçlarda, denemelerini Gençlerbirliği gibi rakipler karşısında yaparsın ve tutar. Sonra bunun üzerine gidersin..

18 Kasım 2017 Cumartesi

Başakşehir FK 5-1 Galatasaray, Tudor'un hamleleri bir anlamda taraftara küfür etmek


Kolay / zor fikstür yorumlarına katılmıyorum. Rakipler belli, sırayla oynuyorsun işte. Konuşulması gereken konu bu değil, ezber bozmaya takılıyorum. Rakip veya büyük olarak kabul ettiğimiz her maçta değişen bir düzen var, rakibe göre kurgulanmaya çalışan Galatasaray. İstisnasız bu maçların hepsini kaybettik, niye?

Emre Belözoğlu / Mahmut Tekdemir orta sahası Başakşehir'in kalbi, sağ bek Caicara ise en önemli parçalarından biri. Gökhan İnler / İrfan Can Kahveci orta sahası yumuşak olur, sağ bek Uğur Uçar'ı zorlarız diye düşünmeniz gerekiyor, çok basit. Biz ise 4-3-1-2'yle sahaya çıkıyoruz, bozmamız gereken bir rakip orta sahası yok ki. Kanatsız düzende de Uğur Uçar'ı zorlamak gibi bir şey söz konusu olmuyor.

Geçen sezon Adanaspor'la oynanan maç vardı, orta saha göbeğinde Josue'nın yıldızlaştığı. O maçı 4-0 kazanmıştık ve ertesi hafta Başakşehir'le oynayacaktık. Aynı düzenle çıktık sahaya, 4-0 kaybettik ve bu maça benzer bir görüntüyle. Gomis / Eren Derdiyok ikilisi de aynı hesap, çift forvet sahaya çıkmak daha iyi hücum yapacağın anlamına gelmiyor. En basitinden, birbirini tamamlayacak ikili değil. Gençlerbirliği karşısında oyununu eviren, mücadele eden bir Eren Derdiyok vardı. Başakşehir karşısında ise bundan çok uzaklarda.

4-3-1-2 içinde Tolga Ciğerci ve Badou Ndiaye kayboldu gitti. Hata çok daha öncesinden başlıyor, ısrarla Badou Ndiaye'nin hücuma daha yakın oynaması gerektiğini ve geride oynamasının 10 liralık malzemeden 5 liralık katkı anlamına geldiğini söyledim. Bu adamı Tudor dizginledi, yavaş yavaş sönüyor işte. Tolga Ciğerci'nin ekstra skor katkısı vardı, bu düzende onu da göstermesi imkansız. İlk yarıda biraz Belhanda oynamaya çalıştı, ikinci yarıda o da söndü.

Adebayor senin sahanda cirit attı durdu, hızlı oyuncularıyla da geldikleri her an golü buldular zaten. Senin çift forvet oynaman bir şey ifade etmedi, maç sonu 16 şutun var ama çoğu boş. Başakşehir ise 6 şutta 5 gol buluyor, bu kadar basit. Üstelik bunu eksikleriyle yapıyor, lider takıma karşı. Abdullah Avcı bu tarz maçları hep iyi oynuyor da bu göstere göstere kaybetmek, sinip gitmektir. 

4-1 gerideyiz, ilk oyuncu değişikliği geliyor ve maçı böyle tamamlıyoruz. Maç sonu sorulduğunda da Gomis / Eren Derdiyok ikilisinden gol beklentim vardı diyor. Tudor'u genel için destekledim de bu biraz dalga geçmek. 4-1 sonrası Garry Rodrigues'i oyuna almak bir anlamda taraftara küfür etmek. Eleştiren haklı, taraftarın tepkisine kimse bir şey diyemez.

Bunun mazereti yok, göstere göstere fark yedik. Abdullah Avcı arayı boş geçmemiş, Galatasaray için çift forvet oynarlarsa böyle, 3'lü savunma oynarlarsa böyle üzerinden planlar yapmış. Tudor ise iyi gideni bozmakla meşgul, koca arayı boş geçmiş. Bu mantıkla Beşiktaş'ın tarifesi de farklı olmaz. İyi olduğun noktalardan ısrarla vazgeçiyorsun, özellikle bu maçlarda. Büyük maçları kazanamıyor eleştirisi değil konu, bu tarz maçlarda rakibe göre kurgulanmaya takılıyorum.

Fernando / Badou Ndiaye orta sahası, forvet arkası Belhanda, sağ taraf Garry Rodrigues, sol taraf Tolga Ciğerci işte, klasik olan bu. Maç içinde de dönmedik buna, anlayamıyorum. Maçı 2-1'e en güzel anda getirdik, baskıyı kurmuştuk ve bir hamle yap işte. 3-1'e geldikten sonra kırıldı maç, yine izledi ve 4-1'i bekledi. Pozisyonlar buldun, kanatlardan geldin, rahat ortaladın ama pozisyon üretemiyorsun, baskını destekleyemiyorsun. Bunu ben görebiliyorum, Tudor nasıl göremiyor..

Yerli futbolcu sorununda, alternatif de çok fazla yokken gönderilmez


Östersunds maçının ardından üzeri çizilen bazı isimler var, o günden bu yana şans bulamayan. Ahmet Çalık o isimlerden biri, Maicon / Denayer / Serdar Aziz rotasyonunda yer bulamadı. Bir farkı var yalnız, gözden düşen dediğim isimlerin geneli gönderilmesini beklediğimiz futbolcular. Ahmet Çalık'ın ise rotasyonda yeri olduğunu düşünüyorum, Tudor buna izin vermeyecektir.

Sizi bilmiyorum, benim tuttuğum futbolculardan biriydi. Mücadeleci, agresif, hava toplarında iyi, maliyeti itibariyle doğru alternatif. Geçtiğimiz sezonun devre arasında ihtiyaca yönelik bir hamle olmadı ama şartlar onu alternatif olmaya itti. Takımın en az kazananlarından, sorunsuz bir futbolcu. Eminim ki Tudor da kendisinden bu anlamda memnun.

Kolay güvenemiyor yalnız, Fenerbahçe maçı bunu gösterdi. Ya da Denayer veya Serdar Aziz'in yokluğunda 3'lü savunmaya devam edilememesi gibi. Kupa maçları bekleniyor olabilir, Ahmet Çalık'u orada görmek gerekecek. Maicon / Ahmet Çalık tandemi Östersunds karşısında güven vermedi ama Maicon'un da kötü performansı vardı orada. Serdar Aziz'in yükselişi, Denayer'in dönüşü derken bu rotasyon içinde yer bulamadı.

İstikrarlı bir savunma hattımız var ve maç trafiği büyük rotasyonları gerektirmiyor. Avrupa Ligi'nde devam ediyor olmayı bu anlamda isterdim, böyle futbolcuların daha çok şans bulduğunu görürdük. Avrupa için kadro bildirimi noktasında bazı sorunlar da olacak, Türkiye altyapısı almış futbolcu eksiği var. Yerli olayına girmiyorum bile, sürekli konuştuğumuz konu. Ahmet Çalık'dan bu anlamda vazgeçmemek gerekiyor.

Gençlerbirliği'nin onu kiralamak istediği yazılıyor, genç yaşında oranın kaptanıydı ve bunu da iyi uyguluyordu. İzin verilmeyecektir, 4. stoper noktasında transfer yapamayacağımıza göre Ahmet Çalık'dan vazgeçilmez. Eleştiriliyor, çok beğenilmedi, o da şu ana kadar beklentiyi karşılayamadı ama yerli futbolcu sorununda, alternatif de çok fazla yokken gönderilmez..

17 Kasım 2017 Cuma

Tudor kırsın bu algıyı diyorum, kazanalım şu maçı


Tudor'u eleştirdikleri tek bir dal kaldı, o da büyük maçları kazanamıyor vurgusu. Doğru bir eleştiri, hiç lafım yok. Ben de istiyorum bu maçları kazanmayı ama şampiyonluk yolu burada geçmiyor. Geçmiş yıllarda da yaşadık bunu, iki Fenerbahçe maçını kaybettiğimiz, üstüne birinde 4-0'la ezildiğimiz sezonda Fenerbahçe'nin üzerinde şampiyon olduk.

Tudor geldiği günden bu yana oynanan ve "büyük olarak" adlandırılan maçlara bakalım. Geçen sezon kaybettiğimiz Beşiktaş maçında Talisca'nın barajdan seken frikiğini hatırlarsınız. Tudor'un 2. haftası, hiç alakası olmayan futbolcularla yeni bir düzen denemiş ve o maçta başarılı olmuştu. O zaman eleştirildi, "Galatasaray rakibi durdurmak için mi oynar" denildi ama öyle bir görüntüde oynar işte. 

Fenerbahçe maçı var, son dakikalarda Josef'in kafasıyla 1-0 kaybettiğimiz. Sneijder önündeki boş kalede Volkan Demirel'i nişan alıyorsa burada sorumlu Tudor olmuyor. İyi oynamadık ama rakibin üstünlüğü yoktu, kaybettik. Oysa o maçta beraberlik gelse ligi Fenerbahçe'nin üzerinde bitiriyorduk, haliyle Östersunds'la sonuçlanan bir süreç yaşamıyorduk. O gün kazanmak için risk aldı eleştirildi, bugün risk almıyor diye eleştiriliyor. Ortası yok yani.

Başakşehir maçı hayal kırıklığıydı, herhangi bir mazereti yok. O aralar sık bir formasyon değişimi izliyorduk ve önceki hafta Adanaspor'u 4-0 yendiğimiz düzenle Başakşehir karşısına çıktık. Sezonun en kötü maçıydı belki de, o maçın günahı Tudor'un işte. 

Bir de bu sezon oynadığımız Fenerbahçe maçı var, 0-0 biter. Maç içinde öyle şeyler oldu ki berabere bitmesi iyidir dedim. İyi oynamadık, orası net. Yalnız rakibin de bir üstünlüğü olmadı, üstüne hakemi hala konuşuyoruz. Öyle şeyler yaşandı ki futboldan önce konuşulacak çok şey var. Tudor'dan önce konuşulacaklar var yani, ihaleyi ona bırakamıyorum. Maç planı doğruydu, iyi bir başlangıç oldu ama Serdar Aziz'in sakatlığı, değişen düzen ve hakemler.

Trabzonspor maçını yazmıyorum, o maçı kazanmış olsak eminim ki "Trabzonspor'un durumu ne ki bu maçı büyük olarak adlandırıyoruz" olacaktı. Trabzonspor büyük bir takım, Trabzon zor bir deplasman ama oluşacak algıyı yazıyorum işte. Geçen sezonu da bir kenara bırakıyorum, bu sezon kazanılamayan bir Fenerbahçe maçı var ve büyük maçları kazanamıyor algısını geçen sezon üzerinden konuşamam.

Böyle maçları oynamasını bilen ve kaybetmeyen bir Başakşehir var, o anlamda Abdullah Avcı'nın hakkı verilir. Beşiktaş'ın Akhisarspor karşısında puan kaybetmesinin ardından biraz daha anlam kazandı. Düşünce şu oldu haliyle, "kaybetmesek de olur" gibi yorumlar var. Bu maç sonu yapılacak bir yorum, Fenerbahçe maçında olduğu gibi öyle değişkenlikler olur ki "beraberlik" iyidir dersiniz, puan durumundan, şartlardan bahsedersiniz. 

Bildiğim tek bir şey var, Galatasaray kendi doğrularından vazgeçmemeli. Geçen sezon "savunamıyoruz" üzerinden konuşurdum, bu sezon ise "savunabiliyoruz". Savunma ana planımız değil ama, önlem adı altında aldığımız çoğu kararın tutmadığını düşünüyorum. Beraberlik mantığıyla oynamamamız gerekiyor, kazanmak hedef olmalı ve bu yönde bir kadro sahada olmalı. Maç sonunda ne konuşuruz bilmiyorum, hedefimiz kazanmak olmalı.

Bir yandan da Tudor kırsın bu algıyı diyorum, kazanalım şu maçı. Başakşehir'le 6, Beşiktaş'la 7 puan farkını göreceğiz ve bu avantajın tarifi yok. Galatasaray için kolay fikstür algısı yapılıyordu, ligin ilk yarısı bitecek neredeyse ve bu maçın ardından çıkılacak Beşiktaş deplasmanı kalıyor sadece. Yine yazıyorum, şampiyonluk yolu derbilerden öte diğer maçlarda. Gençlerbirliği, Akhisarspor gibi maçlarda puan kaybetmemek mesele, rakip gördüğün takıma yenilmediğinde zaten avantajlısın..

Türk futbol tarihinin en önemli olaylarından biriydi ama bu konu pek konuşulmamıştı


Türk futbol tarihinin en önemli olaylarından biri ama bu konunun hiç konuşulmadığını hatırlıyorum. 2002 yılında Ballon D'Or ödülü için Yıldıray Baştürk de adaylardan biriydi ve 10 isim arasındaydı. Bugünlerde bu ödül için çok sayıda futbolcu açıklanıyor, sonrasında sayı 3'e düşüyor. O dönem biraz daha farklıydı diye aklımda, Yıldıray Baştürk'ün yaptığı büyük işti.

Bazı futbolcuların hakkını hiç veremiyoruz, hatta yok gibi davranıyoruz. O isimlerin geneli de Alman altyapısı almış, futbolcu kariyeri Türk Ligi'nden geçmemiş isimler. Mesele gurbetçilik değil, bu ligin uzaklarında şekillenen kariyerler. Yıldıray Baştürk de bu tarz futbolcuların öncüsü, onun sonrasında Nuri Şahin başta olmak üzere görmezden gelinen çok futbolcu var.

Leverkusen'de muazzam bir kariyerdi. Şampiyonlar Ligi finalini unutmam, Ballack'lı Lucio'lu müthiş takımın 10 numarasıydı bu adam ve o başarının mimarlarından biriydi. Okan Buruk, Emre Belözoğlu gibi isimler kadar gündem olmadığını hatırlıyorum. 2002 Dünya Kupası'nda da Türk Milli Takım'ının 10 numarasıydı ve merkezinde onun olduğu takımın Dünya 3.'sü olduğunu gördük. Yine de o takımda çoğu futbolcu kadar gündem olmadı, konuşulmadı.


Nuri Şahin'den kaynaklı bunları yazıyorum. Bu adamın 29 yaşında Milli Takım'a bırakmasına takıldım ve bunun ardı gelecek. Yıldıray Baştürk'ü bu anlamda anımsadım, böyle bir futbolcudan gerçek anlamda katkı alamamak, onu değerlendirememek üzücü. 2008 Avrupa Şampiyonası'nda kadroda olmaması, bu da konuşulmalı. Tümer Metin vardı ama o yoktu, Fatih Hoca düşünmedi bile. Bazı isimlere şartlı bakıyor, özellikle o dönem çok daha agresifti bu konuda. Yıldıray Baştürk de onlardan biri zaten, o kadroda yer alamaması büyük hayal kırıklığıydı ve sonra da toparlayamadı zaten.

Bugün için de aynı şey geçerli. Yıldıray Baştürk gibi isimlere büyük saygı duyuluyor ve seviliyor. Gurbetçi futbolcuları bulma ve ikna konusunda kullanılabilecek bir isim. Türk futbol tarihinin en iyi futbolcularından biri, en azından böyle hatırlıyorum kendisini. Galatasray'a da dönem dönem yazılan, ismi geçen bir futbolcuydu. Gelmesini o kadar isterdim ki..

Çark dönüyor, her şey istediğimiz gibi ama iki adımda bir geriye bakıyoruz


Değişmemiz gerekiyordu, değiştik. İyi giden bir düzen ve karakterli yabancılar, şu ana kadar ki başarının sırrı. Eksiklerimizi de biliyoruz, Ocak ayında atılacak adımlardan, yaz dönemi yapılacaklara kadar. Çark dönüyor, her şey istediğimiz gibi ama iki adımda bir geriye bakıyoruz. Nedeni de Arda Turan'ın olası transferi, bitmiyor yani, ısrarla gündem oluyor.

Transferin son günü dahi bunu konuştuk, transfer dönemi bittikten sonra da konuşmaya devam ediyoruz. Arda Turan'ın Barcelona'da bir geleceği olmadığı kesin. Sakatlığı var deniliyor ama gözden çıkarıldığını, şans verilmeyeceğini herkes biliyor. Bahsi geçen bazı takımlar var, ben onlara da ihtimal vermiyorum. Kimse Arda Turan için büyük bir yatırım yapmaz, nedeni futbolculuğundan ziyade içinde bulunduğu konum. Haliyle gözler Galatasaray'a çevrili.

Futboluna, futbolculuğuna ya da Galatasaraylılığına lafım yok. Türk futbol tarihinin en kariyerli futbolcusu, bunu da tartışmam. Atletico Madrid'de yaptıkları, Barcelona'ya transfer olduğu rakam ve bu adam Türkiye altyapılı. Arda Turan'ı eleştirince nedense bunları yok saydığımız varsayılıyor, en azından ben bunların altını ısrarla çiziyorum. Kafasını futbola odaklamış bir Arda Turan'ın da getireceği kalite büyük. 

Sorun da burada başlıyor, kafasını futbola odaklayabilecek mi. İş tamamen güvensizlikle alakalı, Barcelona'ya transfer olduğu günden bu yana Arda Turan'ı saha içiyle yorumlamak imkansız. Keşke sadece saha içine baksak, bu düzen içinde ne yapar ya da onunla nasıl bir oyun oynanır gibi konuları konuşuyor olsak. Arda Turan için önce saha dışını konuşuyorsunuz, saha içi çok daha sonra gelir. Güvenemiyorum yani, taraftarın Arda Turan'ı istememesi kadar doğal bir şey yok. 

Bazı abartı yorumlara katılmıyorum ve Arda Turan transfer olursa Galatasaraylılığımdan da bir şey kaybetmeyeceğim. Desteğe devam, iyi oynayanın hakkını veririm. Abartı yorumlar ise şöyle, Selçuk İnan 11'e döner, Hakan Balta affedilir, takım içi şu olur gibi. Yazılanların yüzde 90'ı olmaz ama hazır olmayan, aylardır top oynamayan bir Arda Turan var. Kimi keseceksiniz mesela, Ocak ayında gelse yaz dönemine kadar hazır olabilecek mi. Her şeyin ötesinde, sadece saha içine mi odaklanacak.

Ben de biliyorum bu tarzda bir isme ihtiyaç duyduğumuzu. Yeri geliyor saha içinde kavga edecek futbolcu arıyoruz, hakeme baskı kurabilecek. Fenerbahçe maçı buna örnekti, o gün Arda Turan'ı aradım mesela. Saha içine biraz daha odaklanayım, tüm sezonu koş koş şekilde oynayamazsınız demiştim. Topu tutmanız, hücumda kalmanız, biraz daha yaratıcı olmanız gerekiyor. Galatasaray'ın olmazsa olmazı temposu ve baskısı. Arda Turan'ın Atletico dönemi tam bu oyunun imzası ama o dönemden geriye çok bir şey kalmadı sanki.

Bu iş olacak, onu da biliyorum. Ocak mı olur yaz mı bilmiyorum, Arda Turan'ın Galatasaray'a transferi gerçekleşecek. Oldu üzerinden yorumluyorum, Arda Turan sonrası nasıl olur diye düşünüyorum. Taraftarın geneli istemiyor, büyük bir sevgisizlik tablosu var. Bumu nasıl yıkacak, kendisini nasıl sevdirecek göreceğiz. İş iyi oynanacak birkaç maça bakıyor, taraftar her şeyi unutur da işin bir de medya ayağı var. Zor yani, her yönüyle..

16 Kasım 2017 Perşembe

Beklediğim gibi ilerlemedi, bunu kabul ederim


Plan doğruydu da işler beklediğim gibi ilerlemedi. Transfer döneminin sadece Türkiye için açık olduğu, kimsenin kolay kolay futbolcusunu bırakmayacağı ortamda Linnes / Latovlevici rotasyonu kötü bir plan değildi. Asamoah beklentiniz vardı, o gelesiye kadar ki süreci de böyle tedavi etmek istediniz. Bu son derece akılcı bir harekattır.

Latovlevici'nin geçen sezonu oldukça parlak, daha doğrusu Tudor'un ondan aldıkları. Bildiğimiz bir isim, uyum sorunu yaşamasını beklemediğimiz, geldiği gibi katkı verebilecek. Şampiyonluk bilen bir futbolcu ayrıca, Steaua Bükreş günleri bunu söylüyor. 1 yıllık sözleşme yaptınız, takım içi dengelere oranla oldukça az kazanıyor ve zarar etme şansınız az. 550 bin avro bonservis ayrıca, daha iyisini alamazdınız.

Burada Latovlevici'yi çok destekledim, daha doğrusu beklemeyi tercih ettim. Onunla oynanan tarz doğru çünkü, Latovlevici hücum demekti. Ne kadar beklenilen görüntüden uzak olsa bile sağ / sol dengesi anlamına geldi, Mariano'yu rahatlattı. Beklemediğim durum burada başlıyor, soldan etkisi olmadı. İşi dengelemek tamam, kağıt üzerinde tarz doğru ama bunun geri dönüşü yok.

İşi aksi Latovlevici böyle bir isim değildi. Sol ayağı gayet temizdi, duran top kullanmaya kadar iyi iş çıkarırdı. Ortalarını eleştiriyoruz mesela, en iyi noktası buydu belki de. Galatasaray'da ise felaket, ısrarla orta deniyor ama isabeti yok. Taraftar da soğuk bakmaya başladı, eleştiriliyor. Bana sorarsanız Linnes'le aralarında büyük farklar yok, ben ikisinin de ayrılacağını düşünüyorum.

Ocak ayında Asamoah'ın transferi halinde takımdan ayrılacağı söyleniyor. Sezon sonunda ise bu iş kesin gibi, Linnes'i de buna dahil ederek. Beklediğim gibi ilerlemedi, bunu kabul ederim. Hayal kırıklığı noktasına doğru gidiyor ama bu transfer için kötü işti diyemem, çok akıllı bir hareketti. Tudor da en az benim kadar hayal kırıklığı yaşıyor..

Fernando bu rolden memnun mu bilmiyorum ama ağırlıklı böyle oynamak durumunda


3'lü savunma üzerinden ihtimaller düşünüyorum, Twitter'da paylaştığım konulardan birini yazayım. Bu düzenin Başakşehir maçında olmayacağını düşünüyorum ve olmamalı da, bunu başta belirteyim. 3'lü savunma için daha fazla uğraş, pratik gerekiyor ve şu aşamada iç sahada iyi bir plan olabilir. Badou Ndiaye'nin dönüşünü varsayarak, Fernando'yu stoperlerden biri olarak düşünebilir miyiz diye sormuştum. Şöyle yazayım;

Muslera
Maicon Fernando Serdar
Mariano Badou Ciğerci Garry
Feghouli Belhanda
Gomis

Şu 11'in bir sol stopere, sol kanada ve bir 8 numaraya ihtiyacı var, orası kesin. Feghouli ve Belhanda arası rol paylaşımı da gerçekleşmeli ama konumuz Fernando. Zaten maç içinde ağırlıklı olarak böyle oynuyoruz, Badou Ndiaye 6 numara gibi oynuyor, Fernando ise stoperlerin arasına girerek orayı 3'lüyor. Bunun nedeni de geride baskı yememiz, topu oyuna iyi çıkaramamamız.

Fernando bu rolden memnun mu bilmiyorum ama ağırlıklı olarak böyle oynamak durumunda. Melo gibi değil o, daha stoper özellikli. Topla dripling özelliği o kadar iyi değil, pas ve tekniği de aynı şekilde. Savunma özelliği ve lider karakteriyle ön plana çıkıyor, sezonun da en iyilerinden. Onu stopere yazmanın pozisyonuyla oynamak olduğunu düşünmüyorum.

Gençlerbirliği karşısında Fernando / Tolga Ciğerci iyi iş çıkardı ama ideal ikili değil. Bu da Fernando'nun hücum aksiyonunun çok iyi olmamasından, Tolga Ciğerci'nin de ideal 8 olmamasından kaynaklı. Badou da o isim değil ama Tolga Ciğeci'yle tempo noktasında iyi iş çıkarırlar, bu Badou Ndiaye'yi daha öne atmak anlamına gelir. Topla dripling özelliğini unuttuk, bunun gibi. Fernando da arkasında 2 stoperin varlığıyla kendisini biraz daha öne atabilir, orta sahayı destekler.

Geriden oyun kurmakta zaten sorun yaşıyoruz, Gençlerbirliği karşısında dahi bunu yaşadık, baskı yedik. Fernando bu durumda geriye gelmek durumunda, stoperlerin arasına giriyor. Onu direkt stoper yazmak, önünde ise hem topu ileri taşıyabilecek ve tempo yapabilecek bir ismi kullanmak mantıklı görünüyor. Kafama yattı bu 11 ama 3'lü planı çalışmak, üzerinde durmak lazım. Başakşehir karşısında olmaz, Alanyaspor karşısında ise tekrar denenir.

Fernando'nun düşüncesi mühim, böyle oynamak mı istiyor yoksa Tudor'un bir planı mı bu? Tudor'da bitiyor yine iş, Fernando'yu ikna edebilmesinde. Maicon / Serdar Aziz iyi bir stoper ikilisi, sigortaları ise Fernando. Stoper veya orta sahada rahatlıkla düşünüyoruz, maç içinde yer değiştirebiliyoruz, hamle şansı anlamına geliyor. Yazdığım bu kadroyu merak ediyorum, göreceğimizi de umuyorum..

5 Kasım 2017 tarihli yazı..

Çok iyi ve formda futbolcular ama Milli Takım için önlerinde öyle isimler var ki


Galatasaray'ın birçok yabancısı Milli Takım'larına seçilemiyorlar. Gomis mesela, ne kadar formda olsa da önünde öyle isimler var ki, üstelik yaş anlamında çok daha genç. Maicon, Fernando, Mariano da bu listede ve onların ortak özelliği de ülke Milli Takım formalarını hiç giymemiş olmaları. Çok iyi futbolcular ama önlerinde öyle isimler var ki düşünülmüyor bu futbolcular.

Kaliteleri ve form durumları ayrı nokta. Ülkemizden Brezilya Milli Takım'ına giden çok futbolcu oldu, bu futbolcuların da şansı bir yerde doğabilir mi diye düşünüyorum. Mariano'yu düşünüyorum, Dani Alves ve Danilo gibi isimler var o rotasyonda. Yine de ismi geçiyor, seçilebilir üzerinden bazı yorumlar var. En azından havuzun içinde diyelim, istikrarı ve formuyla. 

Fernando'ya bakacak olursak Casemiro, Paulinho ve Fernandinho gibi isimlere denk geliyor. Bunlar o pozisyonda seçilen futbolcular, derinlere indikçe Fernando'nun zorlayabilecek başka isimler de var. Melo'dan kıyas yapın, Brezilya Milli Takım'ına seçilen ve oynayan bir futbolcuydu. Fernando daha başka bir tarz, defans yönü daha ön plana çıkıyor ve tercihler genelde Melo tarzında, oyunun iki yönünde etkin olabilecek, pas aksiyonu daha yüksek isimler.

Maicon'da ise anlamadığım bir durum var. Portekiz pasaportu da var kendisinin ama herhangi bir Milli maçı görünmüyor. Brezilya'da şansı yok gibi bir şey, stoper rotasyonu fazlasıyla iyi. Thiago Silva, David Luiz, Miranda, Marquinhos gibi isimleri sayıyoruz ve başka isimler de var. Maicon'a sora gelinceye kadar liste öyle kabarık ki. Portekiz Milli Takım'ında oynayabilme durumu nedir bilmiyorum, orada kesebileceği isimler var. Neto çağrılıyor, oradan pay biçin, hangisi daha iyi. Fernando'nun da Portekiz pasaportu var bu arada ama onun Brezilya Genç Milli Takımlarında forma giymişliği var.

Karakterli yabancılar diyoruz, zor desem de imkansız tablo yok. Yüzde 1'lik şansı dahi zorlayacak, bu yolda hayal kuracak isimler. Buna Gomis'i de dahil ediyorum, 32 yaşında ama çalışma temposunu görüyorsunuz. Fransa Milli Takım'ı adına şansı yok diyoruz, Galatasaray dışında bir hedef yok yani. İstese kontratın üzerine yatar ki böyle isimleri çok izledik. Yapmıyor ama, çalışıyor, diğer isimler gibi. 

15 Kasım 2017 Çarşamba

Ocak mı olur yaz mı bilmiyorum, ayrılık ufukta


Ligde 4 maçı var, toplamda 67 dakika sahada kalabildi. Sinan Gümüş'le birlikte pek düşünülmüyorlar, yolun sonuna yaklaşıyor gibiyiz. Sezon sonunda sözleşmesi bitiyor ve Galatasaray yönetimi ısrarla bu sözleşmeyi uzatmadı. Yasin Öztekin'in de çoğu açıklamasından bu durumu kabullendiği belli, eminim o da yeni dönemini planlamaya başladı. Ocak mı olur yaz mı bilmiyorum, ayrılık ufukta.

125 maçta 26 gol 27 asist, Hamza Hamzaoğlu dönemi gelen şampiyonluğun da en önemli parçalarından biriydi. Yine de bir türlü taraftar benimseyemedi. Önce sözleşme mevzularıyla soğuttu kendisinden, devamında ise bencil görüntüsüyle. Her sezon 10 gol civarında gezen bir kanadı kötü olarak adlandıramayız, geçen sezonu da bana göre iyi geçti. Yine de benimsenmiyor işte, bazı noktalarda öyle tercihleri var ki.

Östersunds maçları bazı futbolcuların sonu oldu, o zamandan bu yana şans bulamıyorlar. Yasin Öztekin, Sinan Gümüş, Ahmet Çalık, Selçuk İnan gibi isimler buna örnek. Tudor'un geçtiğimiz sezon Yasin Öztekin'i beklenmedik pozisyonlarda oynattığını gördük oysa. Beşiktaş maçı vardı, 3-4-2-1'in sağ kanadı tamamen onundu ve sırıtmamıştı. Bu sezon Bursaspor karşısında da 3-4-2-1'e döndüğünde Mariano / Yasin Öztekin değişikliğini yapmıştı, yine sırıtmadı. Başka etkisi yok ama, bu sezonu tamamen kayıp.

Birçok talibi çıkacaktır, özellikle Anadolu için kıymetli alternatif. Emin olun, yabancı sınırı katı bir şekilde uygulanıyor olsaydı beklediği sözleşmeyi çoktan almıştı. Kabul edelim ki alternatif noktasında güven vermiyor, en azından o bağ koptu. Gideceği takımda iyi işler yapacağını bilerek yazıyorum bunları..

Yunanistan'ı dip noktasından çok kısa bir sürede ayağa kaldırdı ve iddia sahibi yaptı


Bu aralar sevdiğim isimleri yazmayı seviyorum sanırım, ısrarla bugün üzerinden geçmişe dönüyorum. Yunanistan - Hırvatistan baraj maçından kaynaklı Skibbe'yi tekrar hatırlayınca yazmadan geçemedim. Ülkemizdeki Skibbe algısı malum, kötü hoca der geçilir. Oysa iyi bir teknik adamdır, Galatasaray dönemine bakınca da hakkı yeterince teslim edilmemiş, zamansız gönderilmiştir. 

Onun takımdan gönderilmesiyle Uefa Kupası'nı tekrar kazanma ihtimalimiz ortadan kalkmıştı, oysa o dönem öyle olasıydı ki. Kalli boş adam değil, Skibbe'de potansiyel görmüş ve Galatasaray'a önermişti. Skibbe'nin beklenti ölçüsünde kariyerini şekillendiremediği doğrudur ama Galatasaray'da başarılı olmasın diye de her şey yapıldı. Futbolcularından yönetime kadar, altı çok güzel oyuldu. 

Skibbe döneminde oynanan 4-2-3-1 ve Kewell / Lincoln / Arda / Baros dörtlüsünün yarattığı hücum kalitesini sonrasında bir daha alamadım. Düşünün ki o takımda Selçuk İnan / Melo orta sahası vardı, neler olurdu acaba. O orta saha hattına rağmen böyle bir hücum kalitesi yaşamıştık. 


Devamında Skibbe'nin kariyeri genellikle inişli geçti ve 2015 yılında Yunanistan'ın başına geçmesi benim için sürprizdi. Gerçi dip yapmıştı Yunan Milli Takım'ı, büyük beklentileri yoktu. İşte o Yunanistan'ı aldı ve Dünya Kupası potasına soktu, baraj maçı oynattı. Sokratis ya da Mitroglu dışında aklıma gelen iddialı futbolcuları da yok, o malzemeyle bu derece başarılıdır. 

Hırvatistan'a elenmek doğal, bunda bir başarısızlık yok. Anlamadığım şu ki Skibbe'nin geleceği tartışılmaya başlamış, ülkemizde çıkan yorumlara baktığımızda zaten kötü hoca. Yunanistan'da başardığı çok büyük bir iştir, Milli Takım'ı dip noktasından çok kısa bir sürede ayağa kaldırdı ve iddia sahibi yaptı..

Transfer ütopyası "2018" #7; Atila Turan


Galatasaray'ın sol bek durumunu konuşarak başlayalım. Asamoah beklentisi malumunuz, Ocak ayında bu transferi gerçekleştirmek adına büyük bir çaba var. Olmadı yaz döneminde bu transfere kesin gözüyle bakılıyor. Linnes / Latovlevici rotasyonunun beklenen etkinin altında kaldı ve Ocak ayında sol bek transferi olmazsa olmaz görünüyor. Asamoah'ın transferi durumunda Latovlevici'yle yolların ayrılacağı da söyleniyor.

Ocak ayında yerli atağı olacak, orası kesin. Birçok isim konuşuyoruz ve bu harekatın yaz döneminde de devam edeceğini söyleyebilirim. Yerli bir sol bek mutlaka istenilecek, kim olur bilmiyorum. Asamoah'ın gelmesi durumunda Latovlevici'nin Ocak, yaz döneminde de Linnes'in ayrılıklarını bekliyorum. İşte o vakit Atila Turan ismi Galatasaray'ın gündemine gelir.

Bu konuda çok fazla alternatif yok. Aziz Behich veya Atila Turan diyorum, ikisinden biri transfer edilmek istenecektir. Uğur Çiftçi, Sakıb Aytaç gibi isimlere pek ihtimal vermiyorum ve görünüyor ki alttan da kısa vadede bir isim gelmeyecek. Tercihim Aziz Behich olur ama hamle ihtimali kalmazsa Atila Turan'a yok diyemem. Yine bu konuda maliyet konuşur, yabancı sınırıyla alakalı olumlu tablo elimizi güçlendirir.

Atila Turan Fransız altyapılı bir futbolcu. Bu çıkışı göstermesi daha önce bekleniyordu ama Kayserispor döneminde beklenen atılımı yaptı diyebiliriz. Yeterliliği yine tartışılır, Kayserispor için bakarsak bu çıkışın önemli parçalarından. Deniz Türüç'le birlikte öne çıkan, transferi konuşulan bir futbolcu. Milli Takım'a kadar yükselmeyi başardı, her ne kadar yeterliliği tartışılsa bile.

Ne iyi bir hücumcu, ne iyi bir savunmacı. Dengeli bir bek gibi dursa da Galatasaray açısından yeterli bir isim diyemem. Özellikle savunma tarafında yaşadığı sorunlar var ama yerli bir sol bek ihtiyacı mutlaka olacak, bu anlamda yaz döneminin adaylarından biri. Kayserispor pusuda bekliyor, Deniz Türüç'le birlikte önemli rakamlar kazanma hedefi var..

14 Kasım 2017 Salı

Emre Akbaba da Galatasaray'a gelmeden benimsediğimiz bir isim oldu


Asamoah'ı gelmeden benimsedik, kendisini Galatasaray'ın futbolcusu olarak görüyoruz. Neredeyse tüm Ağustos ayında Asamoah'la yattık kalktık, son ana kadar kovaladık bu işi. Asamoah üzerinden öyle yazılar yazdım ki, oluşabilecek her türlü formasyonun üzerinde durdum. Eksik kalan tek parça gibiydi ve Ocak ayı yaklaştıkça da Asamoah heyecanı yeniden yükselmeye başladı.

Emre Akbaba da böyle değil mi, Galatasaray'a gelmeden benimsediğimiz bir isim oldu. Üstelik Asamoah gibi Galatasaray üzerinden açıklaması da olmadı, hatta hiç transfer konuştuğuna şahit olmadım. İşini yapıyor, futboluna odaklı ve her geçen zaman üzerine koymaya devam ediyor. Ülkenin en yetenekli futbolcularından biri, ilk Milli maçı, kendisine gelen ilk top gol. Konuşulması gereken bu değil tabii, ilk maçının Arnavutluk karşısında olmasını gündem yapalım.

Başka takımlarla adı geçmiyor, medya da Emre Akbaba için Galatasaray'a odaklanmış durumda. Olası da bir hamle, çok büyük rakamlar konuşulmuyor. Mesela Deniz Türüç'ü alsak daha çılgın rakamlar karşımıza çıkıyor, ona kıyasla Emre Akbaba fazlasıyla makul. 2.5 milyon avro + takasla çözülebilecek bir iş gibi. Gidenin de kim olduğuna takılmıyorum, Sinan Gümüş dahi gidebilir. Ya da Yasin Öztekin, Donk, Koray Günter gibi herhangi bir isim veya isimler.

Şöyle futbolcu gibi konulara girmeyeyim, onu daha önce yazdım. Okumak isteyenler için tekrar paylaşayım;


Benimsedik, bu noktadan sonra transferinin gerçekleşmemesi benim adıma hayal kırıklığı olur. Galatasaray'da yapabileceğine, çok başarılı olacağına da inancım tam. Gerek Belhanda'ya, gerekse 8 numara adına iyi bir alternatif. Kenardan getirdiğimizde seyir değiştirecek futbolculara ihtiyacımız var, Emre Akbaba bu noktada olmazsa olmaz..

Eminim ki hiçbir Galatasaraylı Bilal Kısa'yı kötü hatırlamaz


Ülke futbolunun çok geç kazandığı bir futbolcu. Fenerbahçe altyapılıdır, o dönemde yeteneğinden de söz ettirmiştir ama Akhisarspor'da tanıdığımız bir isim oldu. Hamza Hamzaoğlu'nun en büyük kozlarından biriydi, onunla birlikte sağladığı gelişim büyüktü. O gelişimle 32 yaşında Galatasaray'a transfer olabildi, Milli Takım'a da yükseldi. 

Beğendiğim bir orta sahaydı, Galatasaray formasını da gayet iyi taşıdı, üstelik Melo gibi bir ismin yerine. Doğrudur, yanlıştır tartışırız, bu ayrı konu. Bilal Kısa özelinde bakıyorum olaya, gerçekten iyi bir performansı vardı. Hamza Hamzaoğlu'nun ayrılığının ardından unutuldu, Mustafa Denizli hiç düşünmedi bile. Bu Riekerink'le de devam etti, sonrasında Serdar Aziz takasında Bursaspor yolunu tuttu. 

Gidişi için de kötü bir hamle diyemem, 33 yaşına gelmişti, belli ki düşünülmeyecekti. Yazmak istediğim konu da burada başlıyor, Bursaspor'da öyle böyle düşmedi. Furkan Özçal, Sercan Yıldırım gibi isimlerin performans gösteremeyeceğine inanıyordum ama Bilal Kısa'dan kaynaklı beklentim vardı. Hamza Hamzaoğlu dahi çok fazla düşünmedi, asıl şaşırtıcı olan buydu.

Devamında sakatlık dönemi var, hala o sakatlıkların etkisinde. Geçtiğimiz günlerde U21'le oynanan hazırlık maçında yine sakatlandı. Le Guen de onu kullanmayacak gibi, bu noktadan sonra geri dönüşü de bir hayli zor olacak. 2 sezonda Bursaspor'da 18 maça çıktı ama ne gol ne de asisti var. Galatasaray'da ise 36 maçta 8 gol 5 asisti vardı ve bu 8 golün çoğu da jeneriklikti. İçinde Şampiyonlar Ligi performansları da var, böyle bir futbolcuydu.

Eminim ki hiçbir Galatasaraylı Bilal Kısa'yı kötü hatırlamaz. Hatta yanlış zamanda geldiğine inandığım bir isim, çok daha iyi kariyeri olabilirdi. Emre Akbaba'yı bugünlerde konuşuyoruz, Galatasaray'a gelmeli demem bu yüzden. Tarz olarak birbirine çok yakın iki futbolcu, hatta buna fiziksel özelliği de dahil edeyim. Emre Akbaba'yı da 2 senedir konuşuyoruz, Bilal Kısa'ya göre daha genç bir keşif ama o da 24-25 yaşına geldi. Bilal Kısa da bu yaşlarda gelmeliydi ya da sivrilmeliydi diyelim..

Gomis / Eren Derdiyok'un bir arada oynaması 3'lü savunma anlamını taşır


Başakşehir maçını yavaştan konuşmaya başlayabiliriz. Çıkan bir haber var, Tudor'un Gomis ve Eren Derdiyok'u hücum hattında birlikte kullanmak istediğine yönelik. Geçen sezona gittim ister istemez, Adanaspor karşısında aldığımız 4-0'lık bir sonuç vardı, 4-4-2 oynayarak. Ertesi maç Başakşehir'leydi ve 4 gollü bir mağlubiyet almıştık. 

Gençlerbirliği karşısında Gomis ve Eren Derdiyok'un birlikte gösterdiği performans gayet iyiydi. Eren Derdiyok'un oyun tarzının değiştiğini, daha Elmander gibi oynamaya çalıştığını söylemiştim. Bu değişimi yaşayabildiği kadar şansı olacak, belli ki bu yönde kullanılmak isteniyor. Başakşehir karşısında doğru hareket mi olacak, konuşmak gerekiyor.

Sürpriz değil çünkü, Tudor bunu 2. kez denemiş olacak ve Abdullah Avcı'nın buna göre bir planı mutlaka olur. Bu tarz maçları en iyi oynayan teknik direktör, genellikle de istediği sonucu alır. Tudor'un nasıl bir kadro çıkaracağını bu anlamda merak ediyorum. Sürpriz bir taktik mi yoksa Feghouli'nin yokluğunda bildiğimiz düzen olan 4-1-4-1'e dönüş mü?

Geçen sezona oranla büyük bir değişim yaşadık, çok daha iyi bir takımımız var. Biz de hamle yapabiliriz, Tudor'un da elinde önemli kozlar var ve eminim ki onun da rakibe göre dokunuşları olacak. 

Gomis / Eren Derdiyok'un bir arada oynaması 3'lü savunma anlamını taşır. 4-4-2 oynayamazsınız, o tarza uygun oyuncu yapımızın olduğunu düşünmüyorum. Bunu da Belhanda üzerinden yazdım, onu sola atarak bu formasyonu oynayamazsınız. Gençlerbirliği maçının formasyonuyla bu ikiliyi bir arada kullanmak mümkün, onda da Serdar Aziz'in yokluğu büyük handikap oldu.

Ahmet Çalık veya Koray Günter'e güvenildiğini düşünmüyorum. Koray Günter'i zaten orta saha gibi kullanıyor, Ahmet Çalık'ı ise hazırlık maçında dahi sonradan oyuna sürüyor. Ümraniyespor maçının Başakşehir maçının bir provası olduğunu düşünüyorum, o 11'de Ahmet Çalık yoktu. Fernando'yu direkt stopere yazmak ve Tolga Ciğerci / Badou Ndiaye ikilisini orta sahada bir arada kullanmak mümkün olabilir. Bu sürprizdir mesela, Abdullah Avcı'nın beklentisi arasında yoktur.

Eren Derdiyok'un forma önünde, Dünya Kupası önemli bir hedef


Badou Ndiaye ve Belhanda'yı yazdık, sıra Eren Derdiyok'un. İsviçre'nin Kuzey İrlanda ile oynadığı maçlarda kadroda yoktu ama son ana kadar Milli Takım'a çağrılan, yıllardır bu oyuncu havuzunun içinde. Galatasaray'da ağırlıklı olarak yedek kalması itibariyle kadronun dışında kalmış olabilir ama hala İsviçre'nin en önemli forvetlerinden biri ve Dünya Kupası için şansı var.

Bunu da şans olarak görüyorum, mutlaka form grafiğini yükseltmek için ekstra çabalayacak. Dünya Kupası önemli bir hedef, Gençlerbirliği maçı itibariyle de geri dönüyorum mesajını verdiğini düşünüyorum. Tudor'un onu değerlendirmemesini eleştirmiştim, bu kadar yabana atılacak forvet değildi ve son maçta ana planın parçası olması doğruydu.

Özellik itibariyle Gomis'in alternatifi değil, orada aynı düşünüyorum. Gomis'le farklı, Eren Derdiyok'la farklı bir oyun oynamak durumunda kalıyorsunuz. İyi olan şu, birlikte oynayabileceklerini görmek. Eren Derdiyok'un yaşaması gereken bir değişim var, biraz daha mücadeleye dönük bir forvete evrilmek durumunda. Elmander tarzı derim buna, Gençlerbirliği maçında bu tarza yakın bir oyundu.

Elmander'in yaşam biçimi mücadele, Eren Derdiyok'un 29 yaşında bu değişimi yaşaması gerekiyor. Galatasaray'ın hala bir forvet ihtiyacı var, mümkünse daha hızlı ve patlayıcı özelliği olan. Eren Derdiyok'la alakalı plan yapmaya başlayabiliriz, mümkünse bu planı da Gençlerbirliği maçı üzerinden döndüreceğiz. Ben bu noktadan sonra daha fazla şans bulacağını, onun da ana plan parçalarından biri olacağını düşünüyorum. 

Maç içinde Gomis / Eren Derdiyok değişikliği bir anlam ifade etmiyor, Trabzonspor maçında gördük bunu. Gençlerbirliği maçı önemli bir kıstas, en azından gelecek için hayal etme noktasında. Dediğim gibi, Eren Derdiyok için Dünya Kupası hedef olacaktır. Gomis'i dahi görüyoruz, Fransa Milli Takımı için yüzde 1'lik şansı belki var ama öyle bir şansı dahi sonuna kadar kovalar. Eren Derdiyok'un ise forma önünde, mutlaka form noktasında kendisini daha üst noktaya çıkaracaktır..

13 Kasım 2017 Pazartesi

Transfer tarzı "2018" #8; Luke Shaw


Manchester United için büyük bir yatırımdı. Şu an bile kolay vazgeçeceklerini düşünmüyorum ama yaşadığı büyük sakatlıkların ardından belini bir türlü doğrultamadı. Mourinho bu sezon için de Shaw'ı sol bekte ilk opsiyon olarak düşündüğünü söylemişti ama geri dönemiyor işte. Yaşı 22, potansiyeli malumunuz, bu anlamda girilebilir bir risk olarak durmakta.

Yine de şu durumunda dahi önceliği Türkiye olmaz. İngiliz basınında yazıyordu, devre arasında gelebilecek iyi bir teklife satmaya hazırlar diye. Sözleşme uzatmayacak gibi duruyorlar, oysa bir sezonluk opsiyonları daha vardı. Bu sezon ne Premier Lig ne de Şampiyonlar Ligi'nde hiç süre alamadı. Mourinho ısrarcıydı Shaw için, o bile vazgeçmiş görünüyor.

Southampton'un çıkardığı en büyük yeteneklerden biri, o dönem çok büyük paralar kazandılar. Şanssızlıkları bunu birkaç sezon önce yapmaları, aynı jenerasyondan bugün para kazanmaya başlasalar eminim ki çok daha çılgın kazançları konuşurduk. 37.5 milyon avro'ydu Shaw'ın bonservisi, değerlendirirken bir de Premier Lig altyapısı durumuna bakmak gerekiyor. Hala şansı var ama beklenti öyle büyüktü ki. 19 yaşındaydı geldiğinde, ilk sezonu tamam, sonrasında sürekli sakat.

İyi bir hücum bekiydi. Hızlı, dripling ve orta özelliği güçlü, savunma tarafı hücum kadar iyi olmayan ama yeterli seviye bir bek. Gelişim gösterecekti tabii, potansiyelinin sınırı yoktu. Yaşadığı sakatlıklar itibariyle düşüşte ve kim alırsa alsın transferi kumar olacak. Kilo da aldığını görüyoruz, fizik noktasında sıkıntı yaşıyor. Eylül ayından bu yana Manchester United U23 formasını giyiyor ama o da ayda 1 maça denk geliyor.

Galatasaray'ın olmazsa olmazı Asamoah, sol bek noktasında başka bir adım atılmaz. Ben olsam bir de Blind için şartları zorlar ve gönül rahatlığıyla 3'lü savunmaya dönerdim. Shaw'ın adı daha çok Fenerbahçe'yle geçiyor, onların da sol bek arayışı var. Bizim hedefimiz belli, onların ise adayları var. Her iki takımın da sol bekte yaşadığı sıkıntı belli, Ocak ayında bu pozisyona transferleri olmazsa olmazları..
 

Sportif Cümleler Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger